Neticede güzel bir haber var! Türkiye’nin artık bir dünya edebiyat kenti var. Kahramanmaraş! Anlatalım. Yüzyıllardır Türk edebiyatına yön ve...
Neticede güzel bir haber var! Türkiye’nin artık bir dünya edebiyat kenti var. Kahramanmaraş! Anlatalım. Yüzyıllardır Türk edebiyatına yön veren isimler yetiştiren Kahramanmaraş, sahip olduğu güçlü kültürel mirası uluslararası ölçekte tanıtmayı hedefliyor. Bu şehrin edebiyat geleneği, kültürel kimliği, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı sürecine dahil olma hikâyesi ve bu unvanın Türkiye'nin kültürel tanıtımına sağlayacağı katkılar da konuşulmalı. Biraz tartışacağım bu konuyu.
UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı ve Bizi Dünyaya Bağlayan Halka
Bir düşünce deneyi yapın benimle. Elinizde büyük bir dünya haritası var ve bu haritaya sadece edebiyatlarıyla öne çıkan şehirleri işaretliyorsunuz. Edinburgh. Dublin. Granada. Krakow. Beyrut. Bağdat. Lahor. Reykjavik. Noktalar birikirken bir şey dikkatinizi çekiyor: Bu şehirlerin hepsi birbirinden çok farklı. Kimi antik bir medeniyetin başkenti, kimi on bin nüfuslu bir Fin kasabası, kimi savaşın ortasında bile yazmayı bırakmamış bir Ukrayna kenti.
Ve sonra 2025'te o haritaya yeni bir nokta ekliyorsunuz: Kahramanmaraş. Türkiye'nin bu listede ilk ve tek şehri. O noktaya baktığımda içimde hem derin bir haklılık hem de büyük bir sorumluluk hissettim. İkisi birden, aynı anda.
Peki bu 20 hikâye bize ne anlatıyor? Bu 20 şehrin her biri neden seçildi, ne taşıyor, ve Kahramanmaraş bu tablonun neresine oturuyor? Bunları düşündükçe unvanın ne anlama geldiği de çok daha net görünüyor.
20 Farklı Ses, 20 Farklı Gerekçe
Bu şehirlere tek tek baktığımda her birinin aslında farklı bir "edebiyat şehri" modelini temsil ettiğini görüyorum. Edinburgh, dünyanın ilk Edebiyat Şehri. Sis ve kale değil; asıl hikâye o şehrin edebiyatı gündelik hayatın dokusuna nasıl işlediği. Unvan öncesinde dağınık etkinlikler vardı; sonrasında bağımsız bir kurum kuruldu, kitap festivali dünyanın en büyüklerinden biri oldu, turizm geliri yaklaşık yüzde otuz arttı. Bir zamanlar "mimari şehir" denen Edinburgh artık edebiyatın başkenti.
Dublin'de ise farklı, ilginç bir paradoks var: Joyce, Yeats, Beckett, Heaney... Bu büyük isimlerin önemli bir bölümü şehri terk etmiş, hatta ona karşı derin bir öfke taşımış. Ama tüm hayatları boyunca Dublin'i yazmışlar. Bir şehri terk edip gitmek, onu içinden çıkaramamak anlamına gelmiyor demek ki.
Öte yandan Reykjavik var — her on kişiden birinin hayatının bir döneminde kitap yayımladığı İzlanda'nın başkenti. Ve Iowa City var — yetmiş bin nüfuslu küçük bir üniversite kenti, ama bünyesindeki yazarlık programı onlarca büyük Amerikalı yazarı yetiştirmiş. Iowa City bize şunu söylüyor: Büyük geçmiş şart değil, güçlü bir üretim altyapısı da yeterli.
Bu şehirlerin hepsi birbirinden farklı. Ama hepsinde aynı inat: Ne olursa olsun söze devam.
Tarihin Ağırlığını Taşıyanlar
Bir de şehirler var ki edebiyatlarını en ağır koşullarda ayakta tutmuşlar.
Bağdat. Savaşların ve işgallerin üstüne yığıldığı, Binbir Gece Masalları'nın doğduğu şehir. Hâlâ yazıyor. Beyrut — "yaralı şehir" metaforunun soyut değil tam anlamıyla gerçek olduğu yer. Yıkılmış binaların arasından beliren kitabevleri; edebiyat burada bir lüks değil, direniş biçimi.
Lviv'i hiç unutamıyorum. 2022'deki Rusya işgalinin ortasında bu şehirde kitaplar tahliye edildi, kütüphaneler korundu, edebiyat etkinlikleri sürdürüldü. Kültür, bir şehrin son kalesi olabiliyor.
Durban ise apartheid sonrası Güney Afrika'nın iyileşme hikâyesini edebiyat aracılığıyla yazan bir şehir. Zulu sözlü geleneğinden çok dilli, çok sesli bir edebiyat ortamına uzanan bu dönüşüm; unvanın bir kültürel tescil değil, toplumsal bir iyileşmenin tanınması olduğunu gösteriyor.
Kahramanmaraş Bu Tabloda Nereye Oturuyor?
Bu 20 şehrin hiçbiriyle Kahramanmaraş tam örtüşmüyor. Ve bu, bence şehrimizin en özgün yanı. Granada ile benzer bir katmanlanma var bizde: divan şiiriyle âşık geleneği, tasavvuf edebiyatıyla halk türküsü iç içe. Karacaoğlan ile Necip Fazıl'ın aynı topraktan çıkması tesadüf değil, bir kültürel çeşitliliğin ürünü. Beyrut ve Lviv ise bize depremi hatırlatıyor — en zor anda "edebiyat iyileştirir" diyerek süreci durdurmamak, bu ağın tam da aradığı kararlılıktı. Kuhmo ise şunu öğretiyor: Büyük metropol olmak şart değil, kökün derinliği konuşuyor. Ama Edinburgh'dan farkımız şu: Bizde edebiyat henüz soğuk bir turizm markasına dönüşmedi. Hâlâ sıcak, hâlâ içeriden büyüyen bir şey. Iowa City'den farkımız da bu: Orada edebiyat bir okul meselesi, bizde bir miras meselesi — öğretilmeden aktarılan, kuşaktan kuşağa nefesle geçen bir şey.
Artık Aynı Halkadayız
O haritaya tekrar dönüyorum. Edinburgh, Dublin, Granada, Beyrut, Bağdat, Lviv, Lahor, Kuhmo... Ve 2025'te eklenen Kahramanmaraş. Bu 20 hikâyenin içinde biz de artık bir hikâyeyiz. UNESCO bu şehirleri seçerken mükemmeli değil, inadını kaybetmemişi arıyor. Ne olursa olsun söze devam edeni. Bağdat'ın, Beyrut'un, Lviv'in ve şimdi Kahramanmaraş'ın ortak paydası bu. Şehrimiz bu halkaya zaten bildiği, zaten taşıdığı bir şeyi götürerek girdi. Söz yeni değil; yükümlülük yeni. Ve şimdi sıra o sözü daha gür, daha geniş ve daha kalıcı kılmakta.
"UNESCO bir şehri seçerken ona armağan vermez; onu keşfeder. Ve bu keşif, o şehrin kendini de yeniden keşfetmesine kapı aralar."
Prof. Dr. Uğur Batı



Hiç yorum yok
Sizlerden yorumlarınızı ve bilgi paylaşımlarınızı bekliyoruz..