Ã?nizleme

10 Aralık 2018 Pazartesi

İşte 2019’un beslenme trendleri

İşte 2019’un beslenme trendleri

Tüm canlılar için en temel ihtiyaçlardan biri olan beslenme ihtiyacı, yıllar içinde değişen koşullarla birlikte birçok farklı tarz yarattı. Özellikle sosyal medyanın hayatımızda kapladığı yer arttıkça trendlerden de çok kolay etkilenir olduk. 

Birçok insan “sağlıklı beslenme” kaygısı taşımaya başladı ve birçok yeni yöntem gün yüzüne çıktı. Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, yeni dönem beslenme trendlerini anlattı.

Yaşam tarzımızdaki değişikliklerle birlikte en temel ihtiyaçlarımızdan biri olan beslenme alışkanlıklarımızda da köklü değişimler oldu. Zorlu ve stresli iş hayatı, trafik, kirli hava, genel olarak hayat şartlarının zorluğu bu değişimde büyük rol oynuyor. Hızlı dijitalleşme ve sosyal medyanın da yaygın iletişim ve etkileşim sebebiyle trendlerin belirlenmesinde önemli etkisi var. Günümüzde birçok beslenme trendi olsa da yapılan çalışmalar hep aynı noktada birleşiyor. En iyi beslenme şekli, kişinin yaşam tarzına en uygun ve sürdürülebilir beslenme şeklidir. İşte 2019’un beslenme trendleri…

Organik beslenme her dönemin trendi

Organik beslenme aslında yeni bir trend değil, çok uzun zamandır çoğumuzun hayatında. Ve organik beslenmeye özen gösteriyoruz. Bu tarz beslenme yine ilk sıradaki yerini koruyor. Ancak günümüzde organik gıda bulmak ve bulduklarımıza güvenmek oldukça zor. Bu gıdaları satın alırken organik gıda sertifikalarının olmasına dikkat etmemiz gerekiyor. Organik gıdalar, hiçbir kimyasal madde, sentetik ve iyonlayıcı radyasyon gübre kullanılmamış, genetiği değiştirilmemiş gıdalardır. Organik gıdaların yetiştiği topraklar günümüzde uygulanan metotlardan %50 daha fazla vitamin, mineral ve diğer besin öğelerini içeriyor. Ayrıca organik gıdalar daha yüksek antioksidan kapasitesine sahip. Dolayısıyla bu gıdalar çağımızın vebası kansere karşı koruyucu etki gösteriyor ve hastalık oluşma riskini azaltıyor.

Intermittent fasting

Intermittent fasting, son dönemlerde kilo vermek ve sağlıklı yaşamak için birçok kişi tarafından uygulanan bir yöntem haline geldi. Bu yöntemde bilinçli ve planlı olarak öğünler atlanıyor ve oruç pencereleri oluşturuluyor. En çok tercih edilen iki modeli; “belirli aralıklarda beslenme” ve “2 öğün atlayarak 24 saat aç kalmak”. İlk yöntemde 4,6 ya da 8 saatlik tokluk periyotları var. Yani 24 saat içinde 16 saat aç kalıp 8 saat yemek yenilebilir. Diğer yöntemde ise bir gün normal beslenip diğer gün aç kalınır. Ancak yapılan çalışmalar bu beslenme tarzının diğer kalori kısıtlı diyetlerden daha etkili olduğunu ya da daha fazla ağırlık kaybı sağladığını göstermiyor. Ya da sporcular için performans artırıcı olduğu kanıtlanmamış. Intermittent Fasting’de en uygun yöntem 16/8 yöntemi ancak bu beslenme tarzı hakkında daha çok bilimsel çalışmaya ihtiyaç var.

Ketojenik diyet

Ketojenik diyet ilk olarak 1920’li yıllarda epilepsi tedavisi için kullanıldı. Günde 50 gr.’dan daha az karbonhidrat tüketimini gerektiren bir beslenme şekli. Bu diyette karbonhidratın yerini yağlar alıyor ve yüksek yağ, düşük karbonhidrat, orta derecede protein içeriyor. Yani aslında bu diyet bilinenin aksine yüksek proteinli bir diyet değil. Kanda uzun süre keton cisimciklerinin bulunması ketozis durumuna, bu durum ilerlerse de ketoasidoza neden olabilir. Ayrıca yüksek protein ve yağ içeren diyetler kalp, böbrek ve kemik sağlığı için risk oluşturuyor. Yani ketojenik diyet bir zayıflama yöntemi olarak kesinlikle kullanılmamalı.

Glutensiz beslenme trendine dikkat

Son dönemde birçok kişi gluten hassasiyeti olmasa bile glutensiz beslenme tarzını benimsemiş durumda. Hatta bu tarz beslenme bir dönem ciddi bir artış gösterince araştırmacılar çölyak hastalığı (gluten alerjisi) olmayan bireylerde glutensiz beslenmenin teşvik edilmemesi gerektiğini açıklamak durumunda kaldılar. Gluten, buğday, arpa, çavdar gibi bazı tahıllarda doğal olarak bulunan bir proteindir. Doktorlar tarafından glutensiz beslenmeyi yaşam tarzı haline getirmesi gereken kişiler dışında diyet yaparken glüteni hayatından çıkaran kişilerde, kalp hastalıkları riskinin arttığı gözlenmiştir. Nedeni ise tam tahıllı gıdaların gluten dışında lif, vitamin ve mineral gibi birçok besin öğesini de içermesidir. Diyette bu besin öğelerinin yetersiz kalması da kalp hastalıkları riskini artırıyor. O nedenle vücudumuzu tanımadan ve doktor görüşü almadan sadece trend olduğu için beslenme şeklimizi değiştirmemiz gerekiyor.

Vegan ve vejetaryen beslenme

Ülkemizde vejetaryen beslenme oldukça yaygın. Son dönemlerde buna vegan beslenme de eklendi. Peki bunlar ne demek? Vejetaryen beslenme tarzını benimseyen kişiler, hayvansal kaynaklı (et, balık, kümes hayvanları vb.) gıdaları tüketmiyorlar. Ancak yumurta, süt ve süt ürünleri gibi hayvansal bazı gıdaları tüketiyorlar. Vegan beslenme tarzındaysa, hayvansal hiçbir gıda tüketilmiyor. Et dışında yumurta, bal, süt ve ürünleri gibi hayvansal hiçbir gıdanın diyette yeri yok. Bu iki beslenme şeklinde de meyve, sebze, tam tahıllar ve bitkisel proteinler yoğun olarak tüketildiği için bağışıklık sistemi güçleniyor. Genellikle kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, obezite ve bazı kanser türleri vejetaryen veya vegan beslenenlerde vejetaryen/vegan olmayanlara göre daha az rastlanıyor. Ancak bu beslenme tarzı her zaman çok sağlıklı bir beslenme tarzı anlamına gelmiyor. Bu kişiler dönem dönem kan tahlili yaptırmalı ve besin öğelerinin yeterli alımına dikkat etmeliler.

Instagram kullanımında Dünya beşincisiyiz

Instagram kullanımında Dünya beşincisiyiz

Dünyadaki aktif Instagram kullanıcı sayısının yaklaşık 1 milyara ulaştığı görülürken, Türkiye’nin 37 milyon aktif Instagram kullanıcı sayısı ile beşinci sıraya yerleştiği görüldü.

Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, sosyal medya platformu Instagram’ın takipçi sayısına yönelik araştırmayı inceledi Ajans Press’in Statista verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin 37 milyon aktif Instagram kullanıcı sayısı ile beşinci sıraya yerleştiği görüldü. Dünya üzerindeki bütün ülkeler baz alınırken, listenin birinci sırasına 121 milyon aktif kullanıcı sayısı ile ABD’nin yerleştiği saptandı.

ABD’yi de ikinci sıradan 71 milyon kullanıcı ile Hindistan, 64 milyon ile Brezilya, 59 milyon ile de Endonezya takip etti. İlk 10’da yer alan diğer ülkeler ise; Rusya, Japonya, İran, Birleşik Krallık ve Meksika olarak kaydedildi.

ITS Medya ve Ajans Press’in gerçekleştirdiği medya araştırmasında, yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. 2018 yılı içerisinde sosyal medya ve platformların medyada ne kadar konuşulduğuna yönelik yapılan incelemede, araştırmaya konu olan Instagram’ın 16 bin 158 haberle konuşulduğu görüldü. Sosyal medya başlığında ise 150 binin üzerinden haber yansıması olduğu tespit edildi.

8 Aralık 2018 Cumartesi

İshal ve bağırsak enfeksiyonlarından koruyor

İshal ve bağırsak enfeksiyonlarından koruyor

Türk mutfağının vazgeçilmez lezzetlerinden biri olan turşu, doğru hazırlandığında hem sağlıklı hem de iştah açıcı özelliği ile öne çıkıyor. 

Turşu kurarken dikkat edilmesi gereken en önemli faktör ise hijyen. Turşuya eklenecek sebze ve meyvelerin çok iyi yıkanması gerekiyor. Aksi halde sağlıklı ve lezzetli bir yiyecek tüketmek isterken besin zehirlenmelerine maruz kalmak kaçınılmaz olabiliyor.

Memorial Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü'nden Uz. Dr. Asiye Yir, turşu hazırlarken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Tuz-su oranı çok önemli

Turşuya eklenecek sebze ve meyveler çok iyi yıkanmalıdır. İyi yıkanmadığı takdirde vücut için zararlı bakteriler tuzlu ve asidik ortamda ölse dahi toksinlerden kaynaklanan besin zehirlenmeleri yaşanabilmektedir. Bu nedenle turşunun hijyenik koşullarda hazırlanması önem taşımaktadır. Bir diğer önemli husus ise vücut için faydalı bakteri ve küflerin çoğalıp etkin mayalanmanın sağlanabileceği tuz/su oranının yüzde 5-8 aralığında olmasıdır. Örneğin yüzde 7 oranında karışım hazırlanmak isteniyorsa 1 litre su için 70 gram tuz kullanılmalıdır. Sirke oranı ise yaklaşık yüzde 2,5-3 olarak ayarlanmalıdır.

Turşu tüketimi sonrası karın ağrısı, bulantı, kusma ve ishale dikkat!

Doğru hazırlanmayan turşu tüketimi sonrası nadiren toksin kaynaklı karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal gibi klasik besin zehirlenmesi bulguları bildirilmiştir. Tuz ya da sirke oranının doğru ayarlanmamasından dolayı turşularda yumuşama olabilmektedir. Turşunun yumuşaması küflerin çoğaldığının belirtisidir. Bu küfler bağışıklığı baskılanmış hastalarda mantar enfeksiyonlarına neden olabilir.

Belirtiler başladığında hızlıca en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak eksik sıvı-elektrolit dengesinin tamamlanması gerekmektedir. Besin zehirlenmesinde bulantı-kusma olabilir ve kusma refleksi baskılanmaya çalışılmamalıdır. Destek tedavisi uygulanarak kusma ya da ishal ile kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konması sağlanmaktadır. Ancak her hastada buna ihtiyaç olmayabilir. Ağızdan sıvı alımını artırarak da mevcut tabloyu düzeltebilecek tedavi yolu çizilebilir.

Turşunuzun üzerinde beyazlıklar oluştuysa tüketmeyin!

Turşu suyunun üzerinde oluşan beyazlıklar küf tabakasıdır. Bu beyazlıklar sağlığa faydalı bakteri oranının bozulduğu anlamına gelmektedir. Turşu suyu üzerinde beyazlıklar oluştuğunda tüketmekten kaçınılmalıdır.

Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar için riskli

Akut olarak toksinler aracılığı ile oluşabilecek besin zehirlenmeleri de görülebilmektedir. Özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda turşu içeriğinde maya olduğundan risk oluşturabilmektedir.

Turşu içerisindeki mikroorganizmalar florayı değiştirebilmektedir. Bunun sonucunda;

• Mide ya da üriner sistem pH oranı değişikliği ile oluşan Helikobakter Pilori bakterisi

• Tekrarlayan üriner sistem enfeksiyonları

• Vajinitlere yatkınlık gibi daha kronik sorunlar oluşabilmektedir.

Doğru turşu ishal ve bağırsak enfeksiyonlarından koruyor

Hijyenik koşullarda ve doğru oranlarda su ve sirke ile hazırlanmış turşu ile besin zehirlenmelerinden korunmak mümkündür. Aksine doğru hazırlanan turşu içerdiği faydalı mikroorganizmalar ile ishal ve bağırsak enfeksiyonlarından korunmaya yardımcı olur.

Stres saç yolduruyor

Stres saç yolduruyor

Günümüzün en çok şikayet edilen ve pek çok sağlık sorunlarına yol açan stres, sadece yetişkinleri değil, çocuk ve ergenleri de derinden etkiliyor. 

Tıpta "tikotilomani" olarak adlandırılan saç ve kıl koparma hastalığının altında stres başta olmak üzere çeşitli psikiyatrik sorunlar yatıyor. Saç ya da kıl koparma davranışı, sınava çalışmak gibi stresli durumlarda, endişe verici anlarda ya da öfkeli zamanlarda artabiliyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mine Elagöz Yüksel, saç ve kıl koparma hastalığının çocuk ve ergenlerde de görülebildiğine dikkat çekti.

Trikotillomaninin çocuğun saç, kirpik, kaş ya da vücüdunda bulunan başka kıllarını yolması ile kendini gösteren bir rahatsızlık olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Mine Elagöz Yüksel, "Koparma davranışı öncesi saç ya da kıl yolma dürtüsü oluşur. Tekrarlayıcıdır, çocuk sürekli saç kopartmaz ancak dönem dönem bu davranışı tekrarlar. Nadiren yolunan kılların yendiği de görülebilir" dedi.

Saç dökülmesi ile karıştırılabilir

Çocuğun saçını, kirpiğini ya da kaşını çekerek kopardığını belirten Yrd. Doç. Dr. Mine Elagöz Yüksel, "Öncesinde o bölgede bir kaşıntı hissi hissedebileceği gibi çektikten sonra bir rahatlama sağlar. Kişi istemsiz yapsa da farkında olmasa da bunu yaptığını bilir. Kimi zamanlarda çocuk bunu ailesinden gizliyor olabilir. Bu durumda aile saç dökülmesi ile saç kopartma arasındaki farkı anlamakta zorlanabilir" uyarısında bulundu.

En önemli neden ruhsal sıkıntılar

Trikotillomani hastalığının genetik bir temelinin olduğuna dair çalışmalar bulunduğuna dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Mine Elagöz Yüksel, "Ancak bu davranışın altta yatan en önemli nedeni ruhsal sıkıntılardır. Sınava çalışmak gibi stresli durumlarda, endişe verici anlarda ya da öfkelendiklerinde artabilir. Hasta stresini azaltmak amaçlı farkında olarak da saçını çekebilir, otomatik adını verdiğimiz farkında olmadan alışkanlık şeklinde de bu davranışı sürdürebilir" dedi.

Trikotilomani hastalığına sahip çocuk ve ergenlerin genellikle görüntülerinden hoşnut olmazlar ve başkalarının durumu fark etmesini istemediklerini belirten Yüksel, dökülen saçı örneğin bere ya da örtü benzeri kıyafetlerle saklamak isteyebileceklerini ifade etti.

Saç ve kıl koparma hastalığının her yaşta görülmekle beraber en sık görüldüğü dönemin çocukluk ve ergenlik dönemleri olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Mine Elagöz Yüksel, "Çocukluk döneminde hem erkeklerde hem kızlarda aynı oranda görülebilir. Küçük çocuklarda da görülebildiği gibi en sık başlangıç dönemi erken ergenlik dönemi olan 10-13 yaşları arasındaki yıllardır" dedi.

Başka psikiyatrik rahatsızlıklarla beraber görülebilir

Trikotillomaninin başlı başına bir rahatsızlık olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Mine Elagöz Yüksel, "Ancak depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, internet bağımlılığı gibi başka psikiyatrik rahatsızlıklarla birlikte görülme ihtimali vardır. Bununla beraber bu davranış televizyon, bilgisayar karşısında artıyor olabilir" uyarısında bulundu.

Trikotillomani rahatsızlığında karşı konulamayan bir saç yolma dürtüsü oluştuğunu, bu nedenle çocuğun saç ya da kıl yolma isteğini durdurmakta zorlandığına dikkat çeken Yüksel, "Ailenin çocuğun bu davranışı bilerek yaptığını düşünmemesi, bunun bir rahatsızlık olduğunu bilmesi ve tedavi için yönelmesi gereklidir" diye konuştu.

Mutlaka çocuk psikiyatristi muayene etmeli

Trikotillomani rahatsızlığı bulunan çocuğun mutlaka bir çocuk ergen psikiyatristi tarafından muayene edilmesi gerektiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Mine Elagöz Yüksel , "Tedavi ettirilmediği takdirde çocuklarda altta yatan stres etkeni ile baş edememe hali kronik olarak devam edeceği gibi; saç, kirpik, kaş kaybı sonucu bu durumdan rahatsızlık duydukları için sosyal izolasyon, özgüven eksikliği, mutsuzluk gibi ek ruhsal problemler de meydana gelebilir. Eğer çekilen saç yutuluyorsa sindirim sisteminde tıkanıklıklara yol açabilir" dedi..

Tedavi edilebilir

Trikotillomaninin tedavi edilebilir bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Mine Elagöz Yüksel, tedavi süreci hakkında da şu bilgileri verdi:

"Çocuk-ergen psikiyatri uzmanı tarafından öncelikle tanı konur, varsa eşlik eden diğer psikiyatrik rahatsızlıklar tespit edilir, altta yatan neden ortaya çıkartılır. Hastanın medikal tedavisi yanında psikoterapi alması da hastalığın gidişatında önemlidir. Psikoterapi seanslarında hastalığı başlatan, arttıran nedenler tespit edilir ve üzerinde çalışılır. Tedavi esnasında aile tutumları da ele alınmalıdır."

Soğuk kış ayları için beslenme

Soğuk kış ayları için beslenme

Kış aylarının gelmesiyle beraber sert mevsim geçişlerinden dolayı bağışıklık sistemimiz zayıflıyor. Çok sık nezle ve grip olmakla birlikte, halsizlik, yorgunluk ve stres gibi belirtiler artıyor. Bu nedenle, özellikle bahar aylarında bağışıklık sistemini güçlendiren gıdalar tüketmek son derece önemli. 

Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, yaklaşan soğuk kış ayları için bağışıklığımızı güçlendiren gıdalar hakkında ipuçları verdi.

Bağışıklık sistemi vücudu mikroplara, bakterilere ve virüslere karşı koruyan en önemli savunma sistemidir. Hastalıklara yakalanmamak ya da daha az hasarla atlatmak için sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku ve stresten uzak durabilmek çok önemli. Günümüzde değişen iklim koşulları ve zor yaşam şartları nedeniyle bağışıklık sistemini güçlü tutmak da oldukça zorlaşıyor. Ancak yaşam kalitesini artırmak için, tüketilen gıdalara dikkat etmek şart. Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, mevsim geçişlerinde vücut direncinin güçlendirmek için sağlıklı bir yaşam tarzının yanında dikkatli beslenmenin de önemine dikkat çekiyor.

Antioksidan içeren sebze ve meyve tüketimi çok önemli

Bağışıklık sistemini güçlendiren besinlerin sahip olması gereken en önemli özellik antioksidan kapasitenin yüksek olmasıdır. Antioksidan içeriği yüksek olan besinlerin başında meyve ve sebzeler geliyor. Bu dönemde beslenmenizde özellikle elma, armut, nar, portakal, mandalina, kivi gibi meyveler ile ıspanak, karnabahar, brokoli, pazı, roka, maydonoz, soğan, sarımsak, kereviz gibi sebzelere mutlaka yer verin.

Bol bol C vitamini alınmalı

Turunçgiller iyi bir C vitamini kaynağı olmasının yanı sıra potasyum, folik asit ve flavonoid kaynağıdır. Ayrıca turunçgillerde bulunan naringenin ve hesperidin narenciyelere acımsı tadı veren bileşikler olup, kan yağlarının ve kan şekerinin normal sınırlarda seyretmesinde faydalıdır. Nar, mandalina, portakal, kivi gibi meyveler ve maydonoz, brokoli, roka gibi sebzeler antioksidan

özelliği olan C vitaminini bol miktarda içerir. Bu sayede bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı direncimizi artırır.

Doğal antibiyotik soğan ve sarımsak

Yüzyıllardır soğan ve sarımsağın ünü devam ediyor. Hem çok iyi bir antioksidan hem de mükemmel bir antibiyotik olarak vücudu enfeksiyonlara karşı koruyorlar.

Probiyotik olmazsa olmaz

Bilim insanları yıllar sonra bağırsağın ikinci beyin olduğunu ilan ettiler. Bağışıklık sistemini direk ilgilendiren organın bağırsak olduğu ortada. Dolayısıyla vücut direncini arttırmak adına bol bol probiyotik içeren gıdalar tüketilmesi gerekiyor. Kefir ve yoğurt bunların başında geliyor. İçerdikleri dost bakteriler sayesinde bağırsak sağlığını koruyarak bağışıklık sistemini güçlendiriyorlar.

Vitamin ve mineral deposu zencefil ve zerdeçal

Zencefil ve zerdeçal kış aylarının vazgeçilmezleri olarak beslenmemizde mutlaka yer almalı. Zencefil B3, B6 vitaminleri, demir, kalsiyum, fosfor, potasyum, magnezyum gibi zengin vitamin ve mineral içeriği sayesinde birçok hastalığa iyi geliyor ve bağışıklığı güçlendiriyor. Zerdeçal da bol miktarda A ve E vitamininin yanında demir, manganez, potasyum, bakır, B6 vitamini gibi vitamin ve mineraller açısından oldukça zengin. Bu sayede serbest radikallerin oluşmasını engelleyerek, vücut direncinin düşmesini önlüyor.

Yulafı sık tüketmeli

Olmazsa olmazlardan biri de yulaf. Yulaf, içerdiği beta-glukan sayesinde antimikrobiyal ve antioksidan özellik gösterir. Beta-glukan bağışıklığı güçlendirir ve yara iyileşmesini hızlandırır.

Su içmeyi ihmal etmeyin

Son olarak unutmamamız gereken bir nokta, su tüketimi. Kuru ve soğuk havalar vücuttan su kaybına neden olabiliyor. Ayrıca kış aylarında su içme isteğimiz de azalabilir. Bu nedenle su içmeye özen göstermeli ve günde en az 8-10 bardak su tüketilmeli.

6 Aralık 2018 Perşembe

Kuzey yarım kürenin acımasız soğuğunda nasıl ılık, güvenli ve yeşil kalınır?

Kuzey yarım kürenin acımasız soğuğunda nasıl ılık, güvenli ve yeşil kalınır?

Kış mevsimi geldi, havalar soğudu… Kış, kar ve buz denince çoğu kişinin aklına Eskimolar ve onların buzdan evleri olan iglolar geliyor. Eskimolar, bölgelerindeki zorlu yaşam şartlarında hayatta kalma tekniklerini geliştirerek kendilerini dondurucu kış ortamına başarıyla hazırlıyor. Tüm kutup yaşamının en sembolik parçası olan iglolar, geçen onca zamana rağmen bugün hala kullanılıyor.

Şiddetli kış aylarında hayatta kalmak için tasarlanan bu sağlam yapının bugün hepimize hitap eden başka bir faydası da çevre dostu olması. Tamamen yenilenebilir kaynaklardan üretildiği için hiçbir atık yaratmayan bir iglo, aslında bugünün ısıtma, soğutma, havalandırma ve üreticilerinin yeni nesil ısıtma çözümlerinin mühendisliğini yaparken ihtiyaç duyduğu şeydir.

İglo inşasının mümkün olmadığı alanlarda, Havadan Suya Isı Pompası (AWHP), ısınma için kullanılabilecek çevre dostu teknolojilerden biridir. Bu son teknoloji ısıtma çözümü, içeride sıcak ve kuru bir ortam yaratmak için dışarıdan gelen havayı ısıtır ve diğer teknolojiler ile karşılaştırıldığında elektrik tüketimini de önemli ölçüde azaltır.

LG THERMA V monoblok ile enerji verimliliği dört katına çıkıyor

Piyasadaki en iyi AWHP çözümlerinden biri olan LG Electronics’in (LG) THERMA V monoblok ısı pompası, benzersiz bir enerji verimliliği sağlıyor. Geleneksel ısıtma sistemleri tarafından tüketilen elektriğin yüzde 23-25'i gibi oldukça düşük bir oranda elektrik tüketen LG monoblok ile enerji verimliliği dört katına çıkıyor. THERMA V monoblok, katkı sağladığı enerji tasarrufunun yanı sıra, kullandığı R32 soğutucu akışkan ile çevreyi korumaya da yardımcı oluyor.

Bir iglonun katı buz duvarları içeridekilere sıcaklık sağlarken LGTHERMA V, modern konutları ve sakinlerini rahatça muhafaza edebilmek için üstün bir ısıtma sunuyor. LG'nin AWHP çözümleri dış ortam havasını ortam sıcaklığında ısıtarak elektrikle tükettiklerinden daha fazla enerji üretirken, aynı miktarda elektrik kullanan geleneksel bir çözümle karşılaştırıldığında, LG THERMA V ısıyı yaklaşık üç kat artırır. Ek olarak, LG tarafından yürütülen araştırma geniş kondenser kanatçığı ve ısı eşanjörü tasarımının daha fazla enerji tasarrufu sağlanmasına ve değişim hızının iyileştirilmesine yardımcı olduğunu gösteriyor. THERMA V modellerine ayrıca enerji tüketimini daha da azaltan dayanıklı invertör su pompaları da uygulanmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde LG tarafından yapılan maliyet etkinliği analizine göre, Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nde AWHP sistemi kullanıcıları, kullanımdan sonraki üçüncü yılda geleneksel çözümlerin kullanıldığı durumlara kıyasla tasarruf etmeye başladı. AWHP'nin aksine, bir elektrikli ısıtıcı, bir gaz veya yakıt kazanı çalıştırmanın kurulum masrafları dahil toplam maliyeti her geçen yıl daha fazla artarak kullanıcıları daha fazla ödeme yapmaya zorlar.

Yukarıda belirtilen bulgulara ek olarak LG analizi de hala çekimser kalanlara yardımcı olabilir. Şirketin bulguları, THERMA V'in enerji verimliliğiyle sağladığı maliyet tasarrufu göstermekte. Bu açık kanıtlar göz önüne alındığında, şimdi hangi tip ısıtma ürününün tercih edileceğinin seçimi aslında oldukça açık.

* Analiz, LG Klima Teknik Çözümleri (LAT) kullanılarak, on yıllık bir süre boyunca kurulum ve işletme maliyetlerini dikkate alarak yapılmıştır. Simülasyon her yıl aynı hava koşullarını kullandı. Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nde yapılan simülasyonlar için, her ülkedeki standart oranlara göre kurulum ve malzeme maliyetleri uygulanmıştır. Simülasyon sonuçları, teşvik koşullarına, kurulum maliyetlerine, malzeme maliyetlerine vb. Bağlı olarak değişebilir.

5 Aralık 2018 Çarşamba

‘Kıraç topraklarda verimliliği arttırmak için çalışıyoruz’

‘Kıraç topraklarda verimliliği arttırmak için çalışıyoruz’

5 Aralık Dünya Toprak Günü dolayısıyla Duru Bulgur’dan yapılan açıklamada, Duru Bulgur ve Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi işbirliği ile yürütülen çalışmalarla ülkemizdeki kıraç topraklara dayanıklı yerli buğday türünün geliştirilmesine hız verildiği, yaygınlaştırıldığı takdirde buğday üretiminde verimliliğin artırılacağı bilgisine yer verildi.

Türkiye’nin kıraç arazilerinde daha yüksek verimli ve hastalıklara dayanıklı buğday türü üretimi için önemli bir proje yürüten Duru Bulgur ile Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi, Anadolu'da yüzlerce yıldır ekilen fakat sertifikalı olmadığı için son yıllarda ekiminden vazgeçilen yerli buğday çeşitlerini koruma altına alıyor. Bu çalışmalar kapsamında sera ortamında yılda 4-6 kez üretim yapılabilen onlarca çeşit elde edildi. En iyi örnekler gelecek yıl açık arazide ekilip çoğaltılarak, 2021’de sertifikalı olarak üreticinin hizmetine sunulacak.

5 Aralık Dünya Toprak Günü dolayısıyla bir açıklama yapan Duru Bulgur Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Duru, çalışmalarla ülkemizdeki kıraç topraklara uygun yerli buğday türünün geliştirilmesine hız verildiği, yaygınlaştırıldığı takdirde buğday üretiminde verimliliğin artırılacağını açıkladı. Duru, buğday ekim alanlarının yüzde 33'ünü oluşturan İç Anadolu ve İç Batı Anadolu’da yerli buğday türünün yüzde 70 oranında yaygınlaştırıldığı takdirde durum buğdayı üretiminde 150 bin ton artış beklendiğini ifade etti.

Tarım alanlarını kıraç, taban ve sulu olarak üçe ayırdıklarını belirten İhsan Duru sözlerini şöyle sürdürdü; “Kıraç alanlar bunların içerisinde en az verimli, genellikle eğimi fazla ve sulama imkanı bulunmayan topraklar. Sulama imkanı bulunan ova arazilerine kıyasla kıraç alanlarda rüzgar daha etkili, kış şartları daha ağır geçer. Bu nedenle buğdayın soğuğa ve kurağa karşı dirençli olması gerekir. Biz de dirençli yerli buğdayın yeniden ülkemiz topraklarına kazandırılması için bilimsel çalışmalar yürütüyoruz. Türkiye’de 1.240.000 hektarlık alanın 66%’sı kuru yani kıraç ekimdir. 34% ekim alanı ise sulu veya taban arazidir.

Kıraç alanda ortalama verim dekar başına 253 kg olarak gerçekleşmektedir. Hedefimiz bu verimi 280 kg’a çıkarmaktır. İç Anadolu ve İç Batı Anadolu’da bu buğdayı 70% oranında yaygınlaştırabildiğimiz takdirde buğday üretimi 150 bin ton daha artacak. Sadece bu rakamın ülke ekonomisine katkısı yıllık yaklaşık 165 milyon TL. olacak” dedi.

“Teknoloji gelecek için umut veriyor”

“Teknoloji gelecek için umut veriyor”

Merdiven çıkan tekerlekli sandalyeden yazıyı sese dönüştüren giyilebilir teknolojilere engellerin hayatını kolaylaştıran birçok inovasyon “Engelsiz Yaşam Teknolojileri” konferansında tanıtıldı. 

Konferansın açılış konuşmasını yapan Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, “Teknoloji daha eşit, adil ve demokratik bir dünya hayaline destek olduğunda daha da anlam ve daha da değer kazanıyor. Teknoloji, bugün hepimize gelecek için umut veriyor” dedi.

Sabancı Vakfı’nın 11 yıldır sivil toplum alanındaki gelişmeleri tartışmaya açmak amacıyla düzenlediği Filantropi Semineri“Engelsiz Yaşam Teknolojileri” başlığıyla Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı’nın ev sahipliğinde gerçekleşti. Teknolojinin engelli bireylerin hayatına etkisinin konuşulduğu seminerin ana konuşmacısı görme engelliler için etrafındaki dünyayı betimleyen; insanları, nesneleri ve metinleri anlatan bir yapay zeka uygulaması geliştiren ve kendisi de görme engelli olan Saqib Shaikh oldu.

Seminerin açılış konuşmasını yapan Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, teknolojinin eğitimden sanayiye hayatın her alanının ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirtti. Sabancı“Her geçen gün yeni gelişmeler gündeme geliyor ve hepimizin hayatını her an etkiliyor. Ancak önemli olan bu gelişmeleri hangi alanlarda nasıl hayatımıza kattığımız. Bu noktada belirtmeliyim ki, teknoloji daha eşit, adil ve demokratik bir dünya hayaline destek olduğunda daha da anlam ve daha da değer kazanıyor. Her birimizin hayatını ve alışkanlıklarını değiştiren teknoloji, kapsayıcı bir bakış açısıyla hepimize yepyeni fırsatlar sunuyor. Teknolojinin engelli bireyler için önemli fırsatlar sunuyor ve bağımsız yaşama destek sunuyor. ‘Engelsiz Yaşam Teknolojileri’ konferansımızda tanıştığımız teknolojiler, erişilebilir bir toplum hayalimizin uzak olmadığını gösteriyor. Teknoloji bugün hepimize gelecek için umut veriyor” dedi.

Saqib Shaikh: “Geleceğin getirecekleri için çok heyecanlıyım”
Konferansın ana konuşmacısı olan Saqib Shaikh de, teknolojinin hayatını değiştirdiğini belirttiği konuşmasında “Teknoloji, engelli bireylerin hayatla aralarındaki mesafeyi kapatıyor. Özellikle yapay zekanın gelişimi bu anlamda bizlere çok çeşitli ve yeni fırsatlar sunuyor. Ben de hem görme engelli bir birey hem de bir yazılımcı olarak sürekli herkes için bariyerleri kaldıracak çözümleri nasıl bulabileceğimiz sorusuna yanıt arıyorum. Seeing AI uygulaması da bu arayışın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Uygulamanın Türkiye dahil dünyanın her yerinde evde, işte ve daha pek çok alanda görme engellilerin hayatını kolaylaştırıyor. Ve biz uygulamayı her geçen gün geliştirmeyi sürdürüyoruz, çünkü geldiğimiz noktanın henüz başlangıç olduğunun farkındayım” dedi.
Bugün hayatımızda olan pek çok teknolojinin engelli bireylerin sorunlarına çözüm üretmek amacıyla hayata geçirildiğini belirten Shaikh“Hepimizin cep telefonlarında kullanılan dokunmatik ekran teknolojisi bundan yıllar önce aslında engelli bir bireyin yaşadığı sorunlara çözüm üretmek için geliştirildi ve bugün hepimizin hayatının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Dolayısıyla bugün engelliler için geliştirilen teknolojilerin de giderek yaygınlaşacağına inanıyorum. Her gün yeni bir teknoloji öğreniyorum ve geleceğin getirecekleri için çok heyecanlıyım” ifadelerini kullandı.

Teknoloji ile engelleri kaldıran uygulamalar tanıtıldı
“Engelsiz Yaşam Teknolojileri” semineri engellilerin hayat kalitesini etkilemeyi amaçlayan inovasyonların tanıtıldığı etkinliğe de ev sahipliği yaptı. Katılımcılar farklı engel gruplarına yönelik olarak geliştirilen teknolojileri deneyimleme fırsatı yakaladı.
Engellilerin hayatını kolaylaştıracak pek çok uygulama ve teknolojinin tanıtıldığı etkinlikte görme engellilere yönelik Saqib Shaikh’in geliştirdiği nesneleri ve kişileri betimleyen Seeing AI uygulaması ve gözlüğe takılan okuyucu aparat Orcam yoğun ilgi gördü. Retina ile bilgisayar ve telefon kullanmaya imkan tanıyan EyeNavigator Göz Takip Sistemi ve akıllı baston WeWalk da sergilenen uygulamalar arasındaydı.
Çevredeki sesleri işitme engellilerin anlayacağı görsel uyarılara çeviren Abilisense ve işitme engelliler için çevredeki konuşmaları yazıya çeviren Trelens uygulamaları da en çok dikkat çeken teknolojiler arasında yer aldı. Tübitak ödüllü genç yazılımcı Arda Mavi tarafından geliştirilen Sesgoritma da Türkiye’den etkinliğe katılan teknolojiler arasında öne çıktı. Sesgoritma, işaret dilini konuşma diline çevirerek duyma engelli bireylerin iletişimini kolaylaştırıyor.

Engelli erişimini artıran teknolojilere ilgi
Seminerde tanıtılan teknolojilerin odaklandığı alanlardan biri de mekanların erişilebilirliği oldu. Online harita uygulaması AXS Map, engelli bireyler için yaşamı kolaylaştırmasıyla öne çıktı. Uygulama, bina ve mekanların engelli erişimine uygunluğu üzerinden oylanmasına olanak sağlıyor ve bu bilgileri herkesin erişimine açıyor. Topchair isimli merdiven çıkan tekerlekli sandalye ise engelli erişimine uygun düzenlenmemiş mekanlarda da erişim sağlayabilmesiyle ilgi gördü.
Engelli bireylerin karşıdan karşıya geçmesini kolaylaştıran Neatebox da katılımcıların ilgisini çekti. Engelli bireyin ışıklara geldiğini algılayarak karşıdan karşıya geçme butonuna otomatik olarak basılmasını sağlayan uygulama, aynı zamanda bireylerin sosyalleşmesini sağlamak amacıyla mekanların erişilebilirliğini de değerlendiriyor.
Etkinlikte çalışmalarını tanıtanlar arasında Engelsiz Yaşam Çözümleri Laboratuvarı (EyLAB) da yer aldı.EyLAB, erişilebilirlik, mobilite, kullanılabilirlik ve herkes için tasarım konusundaki uzmanlığıyla engellilere yönelik Ar-Ge çalışmalarını sürdürüyor.

Engelli bireylerin eğitiminde teknolojinin rolü artıyor
Seminerde tanıtılan uygulamalar arasında engelli bireylerin eğitimine yönelik çözümlere de yer verildi. Panelde kendi hikayesini de paylaşan Melissa Malzkuhn, etkinlikte geliştirdiği iki dilli hikaye kitabı uygulamasını da tanıttı. VL2 Storybook isimli uygulama işitme engelli çocukların hikayeleri hem izlemesine hem de okumasına olanak tanırken, aynı zamanda işaret dilini öğrenmelerini de sağlıyor.
Tohum Otizm Vakfı da otizmli çocuklar için geliştirdiği mobil uygulaması ile seminerdeydi. Çocuklar için eğitici içerik ve oyunlar içeren uygulama, onların eğitimine katkıda bulunuyor ve okul dışı öğrenme süreçlerini destekliyor.

Fark Yaratanlar da konferanstaydı
Sabancı Vakfı’nın iki Fark Yaratan’ı da “Engelsiz Yaşam Teknolojileri” konferansında yer aldı. Başta çocuklar olmak üzere el ve parmak kaybı veya deformasyonu olan bireyler için mekanik el yapımıyla ilgilenen Robotel ile işaret diliyle kahve siparişi deneyimi yaşatan ve kazandıkları kahve ücretiyle işitme engelli bireylere yönelik projelere destek olan DemGood Coffee katılımcılardan yoğun ilgi gördü.