Ã?nizleme

15 Haziran 2019 Cumartesi

Sabah spora gitmenin formülleri

Sabah spora gitmenin formülleri

Eğitmen Muratcan Demirbay, spor alışkanlığı kazanmak isteyen birinin sabah saatlerinde spor salonuna gitmesi gerektiğini söyledi. 

Muratcan Demirbay, ''Sabah uykusu vazgeçilmez olabilir. Ama yoğun bir çalışmanın ardından birçok kişiyi akşam saatlerinde spora gitmek zorlayabilir. Spor yapmayı bir alışkanlık haline getirmek istiyorsanız, sabah saatlerinde spora gitmeniz çok daha iyi olacaktır'' dedi.

Herkesin hayalidir vücudunun formda olması… Fit bir vücuda kavuşmak için sporu alışkanlık haline getirmek gerekiyor. Peki spor alışkanlığı kazanmak için ne zaman spor salonlarına gitmek gerekir? MACFit Biz Cevahir Eğitmeni AVM Muratcan Demirbay, sabah saatlerinde spor yapmanın akşam saatlerine göre çok daha yararlı olduğunu söyledi.

Sporun insan vücuduna her saatte yararı olacağını vurgulayan Muratcan Demirbay ''Sabah uykusu vazgeçilmez olabilir. Ama yoğun bir çalışmanın ardından birçok kişiyi akşam saatlerinde spora gitmek zorlayabilir. Spor yapmayı bir alışkanlık haline getirmek istiyorsanız, sabah saatlerinde spora gitmeniz çok daha iyi olacaktır'' dedi.

Muratcan Demirbay, sabah spora gitmenin formüllerini sıraladı:

Özel ders al: 
Para ödediğimiz herhangi bir şeyi tam olarak değerlendiremediğimizde psikolojik olarak suçluluk duyuyoruz. Aynı şey spor için de geçerli. Spor için para ödeyenlerde devamlılığın daha çok olduğu gözlemleniyor.

Erken uyu: 
Gece yarısından sonra uyuduğunda, ''Sabah 6'da kalkıp koşuya gideceğim'' sözünü tutamayacaksın. Zinde olmak ve spor yapmak için yeterli enerjiye sahip olmak istiyorsan ortalama 7 saat uyumalısın.

Spor kıyafetlerini akşamdan hazırla: 
Sabahları spor için daha motive olmak istiyorsan kıyafetlerini akşamdan hazırlayabilirsin. Hem de bu, zaman kazanmanı sağlayacak.

Koş: 
Kondisyonsuz maraton koşman elbette mantıklı değil. Herkese açık koşulara kayıt olup o güne kadar kendini hazırlayabilirsin. Bu senin için iyi bir motivasyon kaynağı olacak.

Perdelerin açık uyu: 
Perdelerin açık uyursan güneş ışığı doğal alarmın olacak. Güneş ışığı odanı doldururken uyanmaman mümkün değil. Bir diğer alternatif olarak uyanır uyanmaz odanın ışıklarını açabilirsin.

Hedef belirle: 
Kollarını mı şekillendirmek istiyorsun? 5 km'lik bir koşu hedefin mi var? Hedefini net bir şekilde belirle ve sonra onu gerçekleştir.

Sabah rutinini basitleştir: 
Sabah uyanır uyanmaz kahve tüketmeye çalış. Öğle yemeğini ise bir gece önceden hazırla. Böylece sabah zaman kazanmış olacaksın.

Birden fazla alarm kur ve telefonu yatağından uzak bir yerde bırak: 
İlk alarmla yataktan kalkmak epey zor değil mi? Sık aralıklarla çalan birden fazla alarm seni rahatsız edecek ve hemen ulaşamayacağın telefonunu susturmak için yataktan kalkmak zorunda kalacaksın.

Uyumadan önce ağır yemekler yemekten kaçın: 
Uyumadan önce tükettiğin ağır öğünler uyku kaliteni düşürür. Zinde uyanmak istiyorsan buna da dikkat etmelisin.

7'den 70'e herkesi tehdit ediyor

7'den 70'e herkesi tehdit ediyor

Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen ve görülme sıklığı giderek artan diyabet, her yaş grubundan insanı tehdit ediyor. 

Değişen yaşam koşulları ve beslenme alışkanlıkları diyabeti çağımızın hastalığı haline getiriyor. Diyabetle yaşamak ve diyabete bağlı organ hasarlarını en aza indirebilmek için toplumda farkındalık oluşmasının çok önemli olduğunu dile getiren Memorial Ankara Hastanesi Endokrinoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Şafak Akın, "14 Kasım Dünya Diyabet Günü" öncesinde hastalıkla ilgili önemli bilgiler verdi.

7'den 70'e herkesi tehdit ediyor

Diyabet, pankreasın kan şekerini düzenleyen bir hormon olan insülini yeterli miktarda üretememesi ya da üretilen insülinin vücuttu etkili bir şekilde kullanılamaması sonucu oluşan kan şekeri düzeyinin yükselmesiyle seyreden bir hastalıktır. Diyabet yeni doğmuş bir çocukta da 90 yaşındaki bir bireyde de görülebilmektedir. Sık idrara çıkma, yorgunluk, aşırı susama, kilo kaybı, bulanık görme, tekrarlayan enfeksiyonlar, yaralarda geç iyileşme, ellerde veya ayaklarda karıncalanma hissi ya da uyuşmanın yanı sıra kusma ve karın ağrısı gibi belirtiler de diyabet hastalığının sık görülen belirtilerindendir. Bu gibi şikayetlerin varlığında her yaşta görülebilen diyabetten şüphelenilmelidir.

Geleceğin hastalıkları arasında sayılıyor

Ciddi bir halk sağlığı sorunu olan diyabetin, 2040 yılında tüm dünyada 642 milyon kişiyi etkileyeceği tahmin edilmektedir. Ülkemizde diyabet görülme sıklığının %13.7 olduğu bilinmektedir. Bunda en önemli etkenlerden birinin kentleşme ile birlikte gelen beslenme ve hareketsizlik gibi yaşam tarzı değişiklikleri olduğu bilinmektedir. Obezitenin çocukluk çağından itibaren görülmeye başlaması da diyabet başlama yaşını öne çekmektedir. Bununla beraber gizli şeker (prediyabet) ve obezite sıklığının da ülkemizde %30'larda olduğu tespit edilmiştir.

Beraberinde birçok hastalık getiriyor

Diyabetli hastaların yarısının bugün bile tanı alamadığı bu sebeple de uygun tedavi olamadıkları bilinmektedir. Dünyada her altı saniyede bir kişi diyabete bağlı sorunlar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Erişkin nüfusta en sık görme kaybının altında yatan hastalık olup ayrıca; böbrek yetmezliği, kalp krizi, ayakta gangren ve ampütasyonların en sık nedeni diyabettir. Uygun tedavi edilmediğinde beklenen yaşam süresi 8 yıl kısalmaktadır.

İdeal kiloyu korumak ve fiziksel aktivite önemli

Diyabet tedavisinde amaç kan şekerini kontrol altında tutmak diğer bir ifade ile kan şekeri yükselmelerini ve kan şekeri düşmelerini önlemektir. Kan şekerinin kontrol altında tutulması ile komplikasyonların gelişimi önlenebilmekte veya gelişmiş komplikasyonların seyri yavaşlatılabilmektedir.

Yenilen besinlerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin vücudun ihtiyacından fazla tüketilmesi kan şekeri seviyelerini yükseltmektedir. Diyabetli hastaya kişiye özgü bir beslenme planı verilmelidir. Diyabetli kişilerde de sağlıklı beslenmenin anahtarı dengedir. Önemli olan vücudun enerji, karbonhidrat, protein, yağ, lif, vitamin, mineral gereksinimini dengeli bir şekilde karşılamaktır. Kan şekerinizin hızlı bir şekilde yükselmesine neden olan şeker ve şeker içeren yiyecekler ile kilo almanıza neden olacak yağ ve yağlı yiyecekleri azaltmak, az az ama sık sık yemek de diyabetli kişilere önerilmektedir.

Fiziksel aktivite vücudunuzun glikozu etkili bir şekilde kullanmasını ve kan şekeri kontrolünü sağlaması açısından önem taşımaktadır. Bir egzersiz programına başlamadan önce yapmayı planladığınız egzersiz çeşidi ve süresi ile ilişkili olarak bir uzmana danışmak unutulmaması gereken bir noktadır.

Diyet hakkında doğrular yanlışlar

Diyet hakkında doğrular yanlışlar

Yanlış inançlar, fikirler, kavramlar ve hatta fenomenler sizi kilo vermekten uzaklaştırmak dışında pek bir işe yaramıyor.

Kilo vermekle ilgili duyduğunuz her şey doğru olmuyor. Yanlış inançlar, fikirler, kavramlar ve hatta fenomenler, tam tersi sizi kilo vermekten uzaklaştırmak dışında pek bir işe yaramıyor. İşte en genel yanılgılardan bazıları:

Sıkı bir diyette olmalısınız. 
Havva'yı ve elma ile yaşadığı problemi hatırlayın. Birisine sevdiği bir şeyi yasaklamak başkaldırıya sebep olur ki diyet söz konusu olduğunda bunun ne kadar zararlı olacağını tahmin edebilirsiniz. Yasaklar koymak yerine, bazen hoşgörülü davranabileceğiniz kısıtlamaları deneyin.

Karbonhidratları unutun. 
Sürekli kötü bir ruh hali yaşamanıza sebep olması yanında, düşük karbonhidratlı diyetlerin uzun dönem etkileri artık biliniyor. Karbonhidratlar yerine konulan et ve peynir gibi yüksek proteinli yiyecekler kolesterolünüzü yükseltip, kalp hastalıklarına yol açabilir. Ya da 130 gramdan az karbonhidrat gut hastalığına sebep olabilir, çünkü böbrek hasatlıkları özellikle hamile kadılar için risklidir. Tatlı patates, kahverengi pirinç ve yulaf iyi karbonhidratlara iyi örneklerdir.

Öğünler arası yemeyin. 
Ara derken? Bir sebepten dolayı iki öğün arasında verilebilecek uzun aralar açlık çekmenize sebep olabilir. Bu durumdayken vücudunuz kilonuzu korumaya çalışır ki bu da metabolizmanızın yavaşlamasına sebep olur. Öğünler arası sağlıklı atıştırmalıklar faydalıdır.

Akşam yemeğini unutun. 
Etkili olmaktan çok zararlı olabilir. Vücudunuzun günlük kalori ihtiyacını karşılamamış olursunuz; sindirim kalori yakar ve yememek aslında kilo almanızı sağlar.

Yağı kesin. 
Her yağ kötü değildir. Tekli-doymamış yağlar her gramda 9 kalori içerir, ama bunlar sağlıklı kalorilerdir. Zeytinyağı, susam yağı, avokado, fıstık yağı bu yağlardan olduğu gibi aynı zamanda yüksek antioksidan ve E vitamini de içerir ki bunlar da kötü kolesterolü ve kalp hastalıklarını önlemek için faydalıdır.

Sadece daha fazla su için. 
Sadece su içmek kilo vermenize yardım etmeyecektir. Yüksek kalorili, bol şekerli meyve suları ve diyet kolalar yerine su içmek kilo vermenize yardım edecektir. Üstelik aynı zamanda deri kırışıklıkları ve yaşlanmayı da geciktirecektir.

Moda diyetler. 
Moda diyetler genelde kısa sürer ve kısa süren her şey genelde geri döner, bu kiloyu da kapsıyor hatta çoğu zaman verilenden fazlası alınıyor. Bu diyetler vücudunuzun ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktır ve yeme düzensizliklerine sebep olur.

Meyveler şekerlidir ve şeker de kötü. 
Meyveler liflidir ve lif de çok iyidir. Meyveler aynı zamanda temel vitamin ve mineral kaynaklarıdır. Meyve suyunu, meyvenin yerine koymamalısınız çünkü meyve suyu lif içermez ve daha fazla şekerlidir. En sağlıklı meyveler mango, kivi, elma ve kirazdır.

Ağırlık kaldırırsanız kaslanırsınız. 
Kaslar, yağlardan fazla kalori yakar ve düzenli olarak ağırlık kaldırmak da- hatta arada kaldırmadığınız günlerde bile. Sadece özel bir egzersiz programı geniş kaslara sebep olur.

Kabuklu yemişler kilo aldırır. 
Öğün atlamak ve çikolata gibi atıştırmalarla açlığı bastırmaya göre kuru yemişler sağlıklı yağlar içerdikleri gibi, protein, lif, magnezyum ve bakır yönünden de tercih edilmesi gereken kaynaklardır. Küçük porsiyonlarda yendiği sürece vücudunuza kesinlikle zararları değil, yararları olacaklardır.

14 Haziran 2019 Cuma

En çok 'Yılmaz' soyadını kullanıyoruz

En çok 'Yılmaz' soyadını kullanıyoruz


Türkiye’de nüfus kütüklerine kayıtlı en çok kullanılan 50 soyadı belli olurken, birinci sıraya Yılmaz soyadının yerleştiği görüldü.

Medya takip ve raporlama ajansı PRNet, soyadı istatistiklerini konu alan araştırmayı inceledi. PRNet’in İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünden elde ettiği verilere göre, Türkiye’de en çok kullanılan soyadı Yılmaz oldu. En çok kullanılan ikinci soyadı ise Kaya olurken, üçüncü sıraya Demir soyadının yerleştiği görüldü.

Bunun yansı sıra ilk 10’da yer alan diğer soy isimleri sırasıyla Çelik, Şahin, Yıldız, Yıldırım, Öztürk, Aydın ve Özdemir olarak sıralandı. Listenin 50. sırasında yer alan soy ismi ise Aksoy olarak kayıtlara geçti.

PRNet ve Ajans Press’in gerçekleştirdiği medya incelemesinde, konuyla ilgili yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. 2018 yılından bugüne kadar soyadları ile alakalı 3 bin 722 haber çıkışı tespit edilirken, en çok 35 ile 60 yaş arası insanların soyadını değiştirmek istemesi medyanın da gündeminde yer aldı.

13 Haziran 2019 Perşembe

Türkiye domatesten 1 milyar dolar döviz hedefliyor

Türkiye domatesten 1 milyar dolar döviz hedefliyor

Domates ihracatından 603 milyon dolarlık gelir

Mutfaklarda her yemekte ve salatada kullanılan, peynir ve zeytin ile kahvaltıların muhteşem üçlüsünden biri olan domates ve domates türevi ürünler ihracatında yıldızları arasında yer alıyor.

Türkiye, domates ve domates türevi ürünlerin ihracatından 2018 yılında 603 milyon 660 bin dolarlık döviz geliri elde etti.

Domatesi taze, salça, kurutulmuş, donmuş her türlü ihraç ettik

Domatesi taze, salça, kurutulmuş, donmuş her türlü ihraç ettik. Taze domates ihracatı 292 milyon dolarlık tutarla aslan payını alırken, domates salçası ihracatı 164 milyon dolarlık tutarla zirve ortağı oldu. Türkiye kuru domates ihracatından ise; 88 milyon dolar döviz kazandı. Dondurulmuş domates ihracatı 39,4 milyon dolar olurken, ketçap ve domates sosları ihracatı 16,3 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.

Domates ve domates türevi ürünlerin yaş meyve sebze ve mamulleri sektöründe ihracatın yıldızı ürünlerin başında geldiğini belirten Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, domates ve türevleri ihracatında 1 milyar dolarlık ihracat hedeflediklerini kaydetti.

Türkiye’de seracılığın gelişmesiyle birlikte 12 ay domates üretimi ve ihracatı yapar konuma gelindiğinin altını çizen Uçak, “Taze domates ihracatımızın yanında; domates türevlerini salça, kuru domates, dondurulmuş domates, ketçap, domates sosları ve domates suyu olarak daha katma değerli mamul haline getirerek ihraç ediyoruz” şeklinde konuştu.

2018 yılında Romanya 43,7 milyon dolarlık tutarla Türk domatesini en çok tercih eden ülke olurken, Rusya 30,6 milyon dolarlık tutarla ikinci, Ukrayna 25,6 milyon dolar ile üçüncü sırada yer aldı. Türkiye’nin taze domates ihraç ettiği ülke sayısı 55 olarak kayıtlara geçti.

Türkiye’den salça ihracatında Irak 111 milyon dolarlık tutarla açık ara zirvede yer alırken, Suudi Arabistan’a 8,6 milyon dolarlık, Almanya’ya ise; 8,2 milyon dolarlık salça ihraç ettik. 103 ülkenin sofralarında yemek yaparken Türk salçası kullanıldı.

Kuru domates ihracatında Amerika Birleşik Devletleri 19,5 milyon dolarlık tutarla zirvede yer alırken, İtalya 13,3 milyon dolarlık, Almanya ise; 9,5 milyon dolarlık Türk kuru domatesi tercih etti. Kuru domates ihraç ettiğimiz ülke sayısı 86 oldu.

Ebeveynler çocuklarından daha çok internette vakit harcıyor

Ebeveynler çocuklarından daha çok internette vakit harcıyor

2019 yılı içerisinde gerçekleştirilen araştırmaya göre, internette vakit geçiren ebeveyn oranı yüzde 52 olurken, gençlerde bu rakam yüzde 39 olarak belirlendi.

Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, internette vakit geçirme oranlarını konu alan araştırmayı inceledi.Ajans Press’in Common Sense verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, internette vakit geçiren ebeveyn oranı yüzde 52 oldu. Bu ortalama ile ebeveynlerin gençleri gerisinde bıraktığı görülürken, internette vakit geçiren gençlerin oranı yüzde 39 olarak belirlendi.

Araştırma 2016 yılı ile kıyasladığında ise 3 yıl önce internette vakit geçiren ebeveyn oranı yüzde 29 iken 2019 yılında büyük artış yaşanması dikkat çekti. Buna karşın 2016 yılında internette zaman geçiren gençlerin oranı yüzde 61 iken şu an yüzde 39’a düştüğü görüldü. Araştırma sadece 2 Şubat ile 1 Mart arasını kapsarken,bin aile ve onların çocukları baz alınarak hazırlandı.

ITS Medya ve Ajans Press’in gerçekleştirdiği medya araştırmasında, konuyla alakalı yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. 2018 yılında internet başlığı altında 91 bin 934 haber çıkışı tespit edildi. 2019 yılı başından bugüne ise 92 bin 896 haber yansıması görülürken, sadece internet kullanımıyla alakalı 2 bin 2880 haber adedi olduğu kaydedildi.

Karne Stresine Karşı Önemli Öneriler

Karne Stresine Karşı Önemli Öneriler

Yaz tatili yaklaşırken öğrenciler ve veliler karne heyecanı yaşıyor. Notları iyi olmayan öğrencilerde ise karne heyecanı, karne stresine dönüşebiliyor. 

Karnedeki notlar karşısında ailelerin verdiği olumsuz ve abartılı tepkiler de çocukların stresini iyice artırıyor. Çocuğun başarısızlığının altında yatan sebebi bulmak burada büyük önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzman Klinik Psikolog Gizem Mine Çölümlü, ailelerin karne notları karşısında çocuklara nasıl davranılması gerektiği ve yaz tatilini verimli geçirmenin yolları hakkında bilgi verdi.

Karne; okul tarafından velilere verilen, öğrencinin derslerine ne kadar çalıştığını gösteren bir rehberdir. Bu genel bir başarı belgesi ya da zeka puanı değildir. Her ne kadar üzerinde anne babanın ismi yazmasa da karne; okulun verdiği eğitimin yanında, anne babanın verdiği eğitimin de karnesidir. Bu noktada karneyi yorumlarken ailenin, çocuğun ihtiyaçları yetenekleri doğrultusunda mı bir okul tercihi yaptıklarını, yoksa kendi hırs ve isteklerine yenik düşerek mi okul tercihi yaptıklarını sorgulamaları gerekmektedir. Anne babaların çocuğun değil de kendi ihtiyaçları çerçevesinde tercihler yapması beraberinde başarısızlığı getirebilmektedir. Birinci olarak ebeveynlerin sorması gereken soru okul tercihinin doğru yapılıp yapılmadığı olmalıdır.

Aşağılayıcı tepkiler çocuğu olumsuz etkiliyor

Kötü karne karşısındaki aşağılayıcı, sözel şiddetle sergilenen tepkiler ve tutumlar çocuğu olumsuz olarak etkilemektedir. Bu noktada aileler kötü notlara sebep olan sorunu tespit ederek, hangi derslerin üzerine daha fazla gidilmesi gerektiğine karar vermelidir. Çocukla duyguları, ne hissettikleri hakkında konuşarak yeni döneme uygun bir planlama yapmaya başlanmalıdır. Çocuğun çalışma stili yönlendirilebilir, ek ders veya uzman bir rehber öğretmenden destek alınabilir. Çocuğun dikkat problemi varsa öğretmenler eşliğinde tespit edilip, tedavi edilmelidir. Çocuğun okul dışında kaygı problemi, uyum sorunu var mı tespit edilmelidir. Çünkü bunlar da çocuğun okula karşı tutumunu, başarısını, arkadaş ilişkilerini direk olarak etkileyen noktalardır. Öğretmen, ebeveyn ilişkisi ve işbirliği çok önemlidir.

Aşırı övgü de çocuğa zarar veriyor

İyi notlar karşısında ailelerin aşırı övgüleri ve pahalı hediyeler almaları da çocuğun başarı ve sorumluluk bilincini olumsuz etkilemektedir. Çocuk bu çalışma sistemini hayatına genellemeye başlayarak dışarıdan ilgi bekleyen bir profil haline gelmektedir. İş hayatına girdiğinde sürekli bu tavrı bekler ve bu beklenti karşılanmadığı zaman da mutsuz bir birey olmaktadır. Hediye tabi ki alınabilir ancak bir süreklilik haline gelmemelidir.Bu dengenin sağlanabilmesi çok önemlidir.

Cezalandırıcı tutum çocukta kaygıyı büyütüyor

Cezalandırıcı tutum içinde olmak, sözel olarak şiddet uygulamak, çocuğun yetersizlik duygusunu besleyen, özgüvenini ve bununla birlikte özdenetimini olumsuz etkileyen davranış şekilleridir. Cezalandırıcı tutum çocuğa bir şeyler başardığı için sevildiğini düşündürür ve çocuk sürekli kaygı içinde büyür. “Ben, ben olduğum için değerliyim” mesajını çocuğa vermek gerekmektedir. Çocukla birlikte öncelikle ne hissettiği üzerine, neler yapılabilir üzerine konuşulup,ona göreyönlendirilmelidir. Verilen cezanın çocuğa hiçbir faydası olmayacaktır ve ruhsal gelişimi açısından olumsuz yaralar açacaktır.

Başarısızlığın altında yatan birçok sebep olabiliyor

• Çocuğun aile ve okul hayatında yaşadığı, başarısını etkileyen bir faktör var mı?

• Kendini ifade edebiliyor mu?

• Huzurlu bir aile ortamı var mı?

Anne babanın sürekli çatışması, gergin olması çocuğun derslerine ve okul başarısına yansıyabilir. Her çocuğun özel ilgi alanları ve yetenekleri bulunmaktadır. Çocuk çalışmasına rağmen anne ve babanın beklediği başarıyı yakalayamayabilir. Anne baba çok fazla başarı odaklı olduğunda, evde sürekli puanlar konuşulduğunda çocuğun ruhunda, tercihlerinde olumsuz etki oluşturmaktadır. Bazı anne babalar kendi beklentilerini çocuğa yansıtır ve bu da çocukta sınav kaygısına dönüşmektedir. Bu noktada çocuğu iyi tanımak ve gözlemlemek gerekir. Ergenlik döneminde çocukların daha fazla desteğe ihtiyacı olmaktadır. Anne baba aşırı koruyucu bir tutum içerisinde olduğu zaman ergenlik dönemindeki genç daha fazla tepki verebilmektedir. Okul öncesi dönemden itibaren anne ve babayla kurulan iletişim çok önemlidir. Anne baba sürekli yargılayıcı, eleştirel bir tutum içerisindeyse ergenlik döneminde bunu kırabilmek zor olmaktadır. Okul öncesi dönemden itibaren çocuğa gününün nasıl geçtiğini sormak, çocuğu anlayan ve önemseyen bir tutum sergilemek ilerleyen dönemlerde sağlıklı bir iletişimin temelini atmaktadır.

En güzel hediye birlikte vakit geçirmek

Çocuğa verilebilecek en güzel hediye birlikte vakit geçirmektir. En azından hafta sonları birlikte kaliteli vakit geçirilebilecek ortamlar oluşturmak, çocuğu iyi tanımak ve gözlemlemek çok önemlidir. Okul öncesi dönemde çocuğa sorumluluk bilincinin mutlaka aşılanması gerekir. Çocuk okul hayatına başladığı zaman, sorumluluklarla karşılaştığında ciddi uyum problemleri yaşayabilmektedir. Ailenin çocukla okul ve notlar dışındaki konularla ilgili konuşması ve destekleyici olması gerekmektedir. Yine ailenin, öğretmenlerle kuracağı iletişim çocuğun başarısını olumlu etkilemektedir.

12 Haziran 2019 Çarşamba

 Siber Saldırılara Ne Kadar Hazırsınız?

Siber Saldırılara Ne Kadar Hazırsınız?


Siber saldırılara ne kadar hazırsınız? Bir siber saldırıya uğradığınızı anlayabilir misiniz? Ya da siber bir tuzağa düşürülmeye çalışıldığınızı? Siber saldırılar her zaman kötü amaçlı yazılım ile gerçekleşmezler. Sosyal mühendislik ile yapılan siber saldırılarda hedef alınan asıl şey internet kullanıcısı bilinçsizliğidir. Bir internet kullanıcısı olarak ne kadar bilinçli olduğunuzu hiç düşündünüz mü?

Sağladığı avantajlarla günlük yaşantımızı hızlandıran ve zamanı etkin bir şekilde kullanmamızı sağlayan internetin de tabii ki dezavantajları var.  World Wide Web’in hayatlarımıza girişinden kısa bir süre sonra spam e-postalar ve virüsler ortaya çıkmaya başladı. Spam e-postaların ortaya çıkışından neredeyse 40 yıl geçmiş olsa da spam e-postalar hala var ve e-postalar üzerinden siber saldırıya uğrayan insan sayısı çok fazla.

Siber saldırılardan korunabilmek için internette paylaşılan kişisel veri ve bilgilere dikkat edilmelidir. Bu sebepten ötürü internette anonim olmak bireysel kullanıcıların son yıllarda daha çok tercih ettiği bir seçim olmuştur. İnternetteanonim olmak ve IP adresini gizlemek için VPN kullanılmaktadır. VPN yani sanal özel ağ teknolojisi yaklaşık olarak 25 yıldır var olan fakat bireysel kullanıcıların son yıllarda erişime engellenen web sitelere erişmek için kullanmasıyla popülerleşmiş bir teknolojidir. 

VPN programları aktifleştirildikleri andan itibaren cihaz ve internet arasında tünel olarak hayal edebileceğimiz bir sanal özel ağ oluştururlar. Kullanılan tünel protokolleri cihazın internet ağını ortak kullanılan internet ağından ayırırken, kullanılan şifreleme algoritmaları ise bu ağın güvenliğini sağlar. Bir internet kullanıcısı VPN kullanarak internette anonim olabilir ve de ağına karşı yapılabilecek saldırılardan gizli kalarak korunabilir.

Siber saldırılarda ağlara gerçekleştirilen saldırılar haricinde sosyal mühendisliğin ve malware olarak bilinen kötü amaçlı yazılımların birleşimi sonucunda birçok saldırı gerçekleşmektedir. Bu siber saldırı türlerinde internet kullanıcıları; bireysel ya da kurumsal; bir ödüllendirme vaadi ya da şüphe ve korku üzerine manipüle edilmektedirler.

En yaygın olan siber saldırı çeşitlerinden biri olan phishing ile birçok insanın kimlik bilgileri gibi hassas bilgileri çalınabilirken cihazlarına kötü amaçlı yazılım indirilip ücret de talep edilebiliyor.

Phishing adı verilen e-dolandırıcılık yönteminde bireysel ya da kurumsal internet kullanıcıları e-posta üzerinden hedef alınıyor. E-posta üzerinden gerçekleştirilen bu yöntem her ne kadar siber saldırı jenerasyonlarının eskilerinde kalsa da, internet kullanıcılarının siber saldırılara karşı bilinçsizliğinden dolayı bu yöntem hem bireyler de hem de kurumlar da işe yarıyor ve birçok insan maddi ve/veya manevi zarara maruz kalıyor.

Siber saldırganlar bu e-posta üzerinden gerçekleştirilen kimlik avı saldırılarında bazen hedeflerini belirleyip, hedefleri hakkında internet üzerinde araştırma yaptıktan sonra saldırıyı gerçekleştirebiliyor. Buna ‘’spear-phishing’’ adı veriliyor ve ‘’spear-phishing’’ yönteminde genellikle bir şirketin üst yöneticileri hedefleniyor. ‘’Whale-phishing’’ adı verilen yöntemde ise şirketlerin CEO gibi en üst yönetici profilleri hedefleniyor ve saldırı uluslararası casusluğa dâhi dönüşebiliyor.

Phishing Örneği - Apple
Yukarıdaki görselde siber saldırganlar Apple olduklarını iddia ediyor ve hesabı doğrulamak için linke tıklamanızı istiyorlar. Tıklanan link yine siber saldırganlar tarafından hazırlanmış ve Apple’ı taklit eden sahte bir web siteye yönlendiriyor ve sözde doğrulanamayan hesabı doğrulamak için kimlik bilgilerini istiyor.

Her e-postanın gönderici adresi kontrol edilmeli ve hatta söz konusu e-posta adresi herhangi bir işlem gerçekleştirmeden önce internette aratılmalıdır. Bu şekilde gelen e-postalar içindeki linkler kesinlikle tıklanmamalıdır. Bahsi geçen kurumun resmi web sitesine arama motorları üzerinden giriş yapılmalı ve gerçekten bir kimlik doğrulama gerekliliği olup olmadığı görülmelidir.