Ã?nizleme

17 Ekim 2019 Perşembe

Aşk, genlerimizde mi saklı?

Aşk, genlerimizde mi saklı?

İlk görüşte aşka kalbimiz, beynimiz ya da hormonlarımız karar vermiyor. Bilim dünyasına göre âşık olma durumu, genetik yapımızın kontrolünde. 

Âşık olma ya da ilk görüşte aşkta özellikle serotonin ve dopamin metabolizması etkili oluyor. Serotonini hücre içine taşımayı sağlayan proteini kodlayan geni kısa olan kişiler aşklarını daha ateşli ve daha şiddetli yaşıyor. Uzun form sahipleri ise duygularını belli etmeye yanaşmıyorlar.

14 Şubat Sevgililer Günü'nün yaklaştığı bu günlerde her yerde aşk, sevgi konuşuluyor. Bilim dünyası aşka ve aşkı yaşama şekline kalbimizin ya da beynimizin değil genlerimizin karar verdiğini söylüyor.

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Korkut Ulucan, insan genlerinin yaşadığı duygular üzerinde de önemli etkileri olduğuna dikkat çekti.

Gerçek aşk, genlerimizde mi saklı?

Her geçen gün hayatımıza yeni bilgilerin girdiğini, beyin dinamiğimizin biraz daha çözüldüğünü belirten Doç. Dr. Korkut Ulucan, "Anlamlandıramadığımız davranışların nedenlerini daha iyi anlar duruma geliyoruz. Yıllar boyunca aşk kelimesinin anlamı, biyolojisi ve fiziksel etkilerini sürekli araştırdık ancak neden aşık olduğumuzu, aşık olmanın altından yatan nedenleri net olarak ortaya çıkaramadık. Son olarak elde edilen veriler, genetik yapımızın aşık olmamızda önemli roller üstlendiğini gösteriyor" diye konuştu.

Kısa genliler ateşli aşk yaşıyor

Özellikle ilk görüşte aşk ve aşık olma gibi durumlarımızın da genetik yapımızın kontrolünde olduğunu belirten Doç. Dr. Korkut Ulucan, şunları söyledi:

"Özellikle serotonin ve dopamin metabolizması âşık olmamız konusunda çok etkili. Serotonin bu konuda bizlere ipuçları veriyor. Serotonini hücre içine taşımayı sağlayan proteini kodlayan genin iki formu var, uzun ve kısa. Kısa forma sahip olanların aşklarını daha ateşli, daha şiddetli yaşadığı, daha sık ve kolay âşık oldukları bulunmuş. Uzun form sahipleri ise daha oturaklı, elinden geldiğince duygularını belli etmeyen bir aşk durumunu seçmeye meyilli oldukları belirlenmiş."

Eş seçiminde bizi, genlerimiz yönlendiriyor

Duygu durumumuzu belirleyen biyolojik ve genetik faktörlerin belirlenmesinin, bilim insanlarının da oldukça ilgisini çeken konuların başında geldiğini ifade eden belirten Doç. Dr. Korkut Ulucan, "Özellikle beyin dinamiğinin daha da belirlenmesi, bizlerin birçok konuya daha ayrıntılı bakabilmemizi sağladı. Sevgi gibi, aşk gibi birçok özelliğimiz, eskiden sanıldığı gibi sadece bazı hormonlardan ibaret olmadığı, diğer tüm davranış kalıplarımızın belirlendiği oldukça kompleks bir mekanizma sonucunda ortaya çıktığı belirlendi. Kimi insanlar daha kolay ve daha çok âşık olurlar, kimileri ise daha az ve belki de daha zor âşık olurlar. Bazıları aşkını çok şiddetli dışa vurur, kimileri ise daha içinde yaşar, işte bunların altında yatan faktörler genetik. Daha önceden yapılan çalışmalar, insan bağışıklık sisteminde rol alan bazı genlerin, eş seçiminde ve doğru eşi bulma konusunda bizleri yönlendirdiği gözlemlenmiş" diye konuştu.

Kadınlar bağışlamada daha cesur!

Kadınlar bağışlamada daha cesur!

Böbrek hastalıkları konusunda dünya genelinde tablonun ciddi boyutlara ulaşması toplumsal farkındalığın artırılmasını da zorunlu kılıyor. 

Bu amaç doğrultusunda da 2006 yılından bu yana tüm dünyada ve ülkemizde her yıl mart ayının ikinci Perşembe günü 'Dünya Böbrek Günü' olarak kutlanıyor.  Acıbadem International Hastanesi Organ Nakli Merkezi Nefroloji Sorumlusu Prof. Dr. Ülkem Çakır, bu doğrultuda böbrek hastalıkları açısından kadın olmanın farkını anlattı.

Sağlıklı bir yaşam sürdürebilme konusunda böbreklerimizin çok büyük önemi olduğu biliniyor. Dolayısıyla böbrek hastalıklarının erken tanısı, yeterli tedavisi ve en önemlisi gelişmesinin önlenmesi, toplumun yaşam süresi ve kalitesinin arttırılması adına altı çizilmesi gereken bir konu olarak gündeme geliyor.

Öte yandan böbrek fonksiyonlarında geri dönüşsüz hasar gelişimiyle kendini belli eden kronik böbrek hastalığı, günümüzde adeta salgın halini almış olan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak kabul ediliyor. İstatistikler, dünya genelinde her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunduğunu gösteriyor. Hastalığın 'son dönem böbrek yetmezliği' evresinde olup, diyaliz tedavisine ihtiyaç gösteren hasta sayısı ise tüm dünyada yaklaşık 2.6 milyon. Bu sayının 2030 yılında ikiye katlanarak 5.4 milyona ulaşacağı öngörülüyor.

Böbrek hastalıkları konusunda tablonun bu denli ciddi boyutlara varması da toplumsal farkındalığın artırılmasını zorunlu kılıyor. Bu doğrultuda her yıl farklı bir konuya dikkat çekilen 'Dünya Böbrek Günü'nde, 2018 yılının temasında kadın olmanın böbrek sağlığı üzerindeki etkisinin altı çiziliyor. Böbrekler ve kadın sağlığı denildiğinde ilk akla gelen soru, iki cinsiyet arasında böbreklerin yapısında farklılık bulunup bulunmadığı oluyor. Acıbadem International Hastanesi Organ Nakli Merkezi Nefroloji Sorumlusu Prof. Dr. Ülkem Çakır'ın verdiği bilgiye göre, böbrekler kadınlarda 135 gram, erkeklere ise yaklaşık 150 gram. Ancak bu durum kadınlarda böbrek fonksiyonlarının yetersiz olacağı anlamına gelmiyor. Dolayısıyla bu farklılığın bir dezavantaj gibi değerlendirilmemesi gerekiyor. Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrekler ve kadın sağlığına ilişkin üzerinde durulması gereken 4 önemli başlığı ise şöyle sıralıyor...

Kronik böbrek yetmezliği erkeklerden daha fazla

Dünya genelinde 193 milyon kadın kronik böbrek hastalığından muzdarip. Kadınlarda 8. sıklıkta ölüm sebebi olan bu sorun, her yıl 600 bin kadının hayatına mal oluyor. Üstelik kadınlarda kronik böbrek hastalığı gelişme sıklığının erkeklerden daha yüksek olduğu gözleniyor. İstatistiklere göre, hastalık yaygınlığı kadınlarda yüzde 14, erkeklerde ise yüzde 12. Bunun en önemli nedeni, her iki cinste gözlenen kronik böbrek yetmezliği risk faktörlerine ek olarak, kadınlardaki gebelik, lupus ve tekrarlayan üriner sistem enfeksiyonları gösteriliyor.

Bazı böbrek hastalıkları kadınlarda daha sık görülüyor

Bazı böbrek hastalıklarına kadınlarda daha sık rastlanıyor ki bunların başında böbreklerin enfeksiyonu ve 'Lupus' tarafından tutulması geliyor. Özellikle gebelik döneminde riski artan enfeksiyonlarda tedaviden istenilen sonuca ulaşabilmek için zamanında tanı çok büyük önem taşıyor. Kadınların anatomik yapısı, üriner sistem enfeksiyonlarının gelişmesine ve yukarı doğru yayılarak böbreklerin tutulmasına (piyemonefrit) yol açıyor. Bu nedenle tekrarlayan sistit atakları yaşayan kadınların bu konuya dikkat etmesi önem taşıyor.

Gebelik böbrek hastalığı için önemli bir dönem

Gebelik ve kadınlardaki böbrek hastalıkları arasında çok yönlü bir ilişki olduğuna işaret eden Prof. Dr. Ülkem Çakır, şu bilgileri veriyor: "Kronik böbrek hastalığı olan kadınlarda, gebelikte anne ve bebek sağlığını olumsuz etkileyebilecek riskler, sağlıklı kadınlara göre artıyor. Diğer yandan gebeliğinin başlangıcında böbrek fonksiyonları normal olan kadınlarda, 'preeklampsi' (gebelik zehirlenmesi) denilen klinik tablonun gelişmesi durumunda, ilerleyen dönemde kronik böbrek hastalığı görülme olasılığının 4-5 kat arttığı biliniyor."

Böbrek hastası kadın çok, tedaviye ulaşan az!

Son dönem böbrek yetmezliği hasta grubunun tümünde, erkekler ile karşılaştırıldığında, artmış kronik böbrek hastalığı sıklığına rağmen diyaliz tedavisi gören kadınların oranının daha düşük olduğu görülüyor. Bu duruma yol açan nedenlerin başında kadınların, özellikle düşük sosyokültürel düzeye sahip bölgelerde, yeterli sağlık hizmetine ulaşmada karşılaştığı güçlükler yer alıyor. Ülkemizde, son dönem böbrek yetmezliği nedeniyle diyaliz tedavisi gören hastaların yüzde 57'si erkek, yüzde 43'ünün kadın olduğu biliniyor. Dünyanın gelişmiş bölgelerindeyse kadın ve erkekler başa baş giderken, geri kalmış bölgelerinde tedavi gören kadınların oranının yüzde 30'u bile bulmadığı görülüyor. İstatistikler, böbrek naklinde de durumun benzer olduğunu ortaya koyuyor. Sağlıklı kadınlar böbreklerinin bir tanesini sevdiklerine bağışlama konusunda çok cesur ve özverili olmalarına rağmen, ne yazık ki kendileri böbrek nakline gereksinim duyduklarında, erkeklerden aynı oranda destek bulamadıkları gözleniyor.

Türk Kızılay, “Yanında Ol” adıyla kampanya başlattı

Türk Kızılay, “Yanında Ol” adıyla kampanya başlattı

Barış Pınarı Harekâtı sonrası sınır ötesindeki yerleşim birimlerindeki sivillere insani yardım ulaştırmaya başlayan Kızılay, daha fazla ihtiyaç sahibine ulaşabilmek için “Yanında Ol” adıyla ulusal yardım kampanyası başlattı. Kızılay Türkiye’nin merhamet elini göstermek için başlattığı kampanyada iş dünyasından ve vatandaşlardan ayni ve nakdi bağış bekliyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yürüttüğü Barış Pınarı Harekâtı’nın başta Tel Abyad olmak üzere güvenliği sağlanan bölgelere insani yardım ulaştırmaya başlayan Kızılay, Türkiye içinde de gönüllü olarak sınır bölgesinden ayrılan vatandaşlara üç öğün yemek hizmeti veriyor. Gerek ülke içinde operasyondan etkilenenlere gerekse güvenliği sağlanan yerlerdeki ihtiyaç sahiplerine daha etkin yardım ulaştırabilmek ve Türkiye’nin merhamet elinin tüm ihtiyaç sahiplerine uzatıldığını göstermek isteyen Kızılay, çalışmalara milletimizi de dahil edebilmek için “Her Zaman Yanında Ol” sloganıyla ulusal yardım kampanyası başlattı.

Temel tüketim maddeleri konusunda iş dünyasından un, şeker, makarna, bakliyat, içecek, temizlik maddeleri gibi ayni bağışlar bekleyen Kızılay, doğabilecek diğer ihtiyaçlar için de nakdi bağışları kabul edecek.

Kızılay Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık, “ilk etapta yurdumuzun içinde ve dışında 50 bin kişiye yardım ulaştırabilecek bir planlama yaptık. Planlamalarımız dahilinde gönüllü olarak sınır bölgesindeki tehlikeden uzaklaşan vatandaşlarımıza yerleştirildikleri kamp alanlarında üç öğün sıcak yemek vermeye başladık. Aynı şekilde başta Tel Abyad olmak üzere güvenliği sağlanan bölgelerdeki ihtiyaç sahiplerine de yardım elimizi uzatmaya başladık. “Türk Beklenendir” şiarıyla girdiğimiz yerlerde gerçekten yıllardır beklendiğimizi gördü ekiplerimiz. Daha fazla yaraya merhem olabilmek, insani hizmetlerdeki milli duruşumuzu bir kez daha tüm dünyaya göstermek için milletimizi yardım kampanyamıza sahip çıkmaya davet ediyorum” dedi.

Ayni ve nakdi bağış yapabilecek olan vatandaşlar, www.kizilay.org.tr web adresinden, bankalardaki Kızılay hesaplarından ve şubeler aracılığıyla bağışlarını ulaştırabiliyor. 2868’e HİLAL yazıp SMS göndererek de 10 TL bağış yapılabiliyor. Ayrıca ücretsiz olan 168 çağrı merkezinden de kampanyaya hem bağış yapılabiliyor hem de kampanya hakkında bilgi alınabiliyor.

Modern ebeveynlerin karşılaştığı en büyük zorluk: İnternette Güvenlik

Modern ebeveynlerin karşılaştığı en büyük zorluk: İnternette Güvenlik

Modern ebeveynlerin karşılaştığı en büyük zorluklar arasında, çocuklarına internette ne zaman özgürlük vereceklerini belirlemek yer alıyor. 

Ebeveynler, tanımadıkları kişilerden siber zorbalığa kadar her türlü tehdit karşısında çocuklarının internette güvende olacağından emin olmak istiyor. Kaspersky tarafından yapılan yeni global araştırma, internet güvenliği söz konusu olduğunda bazı ebeveynlerin çocukların tercihlerine güvenmek yerine daha garanti bir yol tercih ettiğini ortaya koydu. Türkiye’de ebeveynlerin üçte ikisinden fazlası (%65) çocuklarının internetteki risklerin farkında olduğunu söylese de ebeveynlerin yaklaşık yarısı çocuklarını internette korumak için çeşitli araçlar ve yöntemler kullanıyor.

Günümüzde 7-12 yaş arası çocukların aileleriyle aynı dijital servisleri kullanabiliyor. Bunlar arasında video içerik siteleri ve diğer dijital hizmetler de yer alıyor. Böyle bir ortamda, çocukların internete bakış açısını etkileyebilecek birçok çevrim içi tehdit ve risk bulunuyor. Çoğu ebeveyn bu durumun farkında ve olası tehlikeleri azaltmak için çocuklarıyla iletişim kurmaya hevesli.

Ebeveynlerin, internette güvenli gezinti hakkında çocuklarıyla açıkça konuşmasının çok etkili olduğu yönünde kanıtlar bulunuyor. Türkiye’de ebeveynlerin %65’i çocuklarının internetteki risklerden haberdar olduğunu söylüyor. Ancak karşılıklı açık konuşmaya ek olarak ebeveynler, çocuklarının internette neler yaptığını görmek için daha etkin bir yaklaşım da sergileyebiliyor.

Örneğin, Türk anne babaların %54’ü, tarayıcı geçmişine göz atmak gibi yollarla çocuklarının cihazlarını düzenli olarak kontrol ediyor. Bunun nedeni, çocuğun daha önceden internette yaptıklarını gizlemesi veya verilen öğütleri dinlememesi olabiliyor. Bazı ebeveynler, hatalı davranışta bulunan çocuklarına cihazlarını kullanmayı yasaklayabiliyor. Türkiye’de anne babaların yarısı (%49), çocukların internet bağlantılı cihazları kullanmasına süre kısıtlaması getiriyor.

Araştırmaya Türkiye’den katılan ebeveynlerin üçte birinden fazlası (%37), internet kullanımını kısıtlamak veya hangi sitelere girildiğini görmek için çocukların cihazlarına ebeveyn kontrolü çözümleri kuruyor. %30’luk bir kesim ise çocuklarını korumak için cihazlardaki yerleşik ebeveyn kontrollerini kullanıyor. Bu tür çözümler oyun konsolları gibi cihazlarda bulunabiliyor. %33’ü ise evde kullanılan Wi-Fi router’daki ayarlardan yararlanarak internet erişimini belirli bir süre sonra kesebiliyor.

Kaspersky Tüketici Ürünleri Pazarlama Müdürü Marina Titova, “Artık neredeyse her çocukta internet bağlantılı bir cihaz var. Bu da çocukların uygunsuz içeriklere rastlama, kandırılma veya kimlik hırsızlığı gibi çevrim içi tehditlerle karşılaşma riskini artırıyor. Yaptığımız araştırmada, ebeveynlerin aile içi konuşmalar ve tavsiyelerin çocukları internetteki potansiyel risklere karşı korumaya yetmeyeceğini düşündüğünü gördük. Çoğu ebeveyn, cihazlarda geçirilen süreyi ve izlenen içerikleri kontrol etmek için çeşitli uygulamalar kullanıyor. Ebeveynlere, çocuklarının çevrim içi alışkanlıkları hakkında tüm varsayımlarını bir kenara bırakıp onlarla açık bir şekilde konuşarak zararlı içeriklere rastlamamaları için dijital faaliyetlerini kontrol etmeleri gerektiğini söylemeleri yönünde önerilerde bulunuyoruz.” dedi.

Kaspersky, çocukları ve ailenin geri kalanını çevrim içi tehditlere karşı korumak isteyenlere şunları öneriyor:


  • Çocuklarınızın bilgisayar, akıllı telefon veya tablette geçirdiği süreyi kontrol etmek için otomatik cihaz engelleme çözümlerini kullanın. Bu sayede, çocuklarınızın tüm boş vaktini ekran karşısında geçirmesini engelleyebilir ve uygun olduğunu düşündüğünüz bir süre belirleyebilirsiniz.
  • Sosyal medya, çocuğunuzun kendi kişisel alanıdır. Bu nedenle, özellikle büyük çocuklarda bu alandaki faaliyetleri takip etmek özel hayatın ihlal edilmesi olarak algılanabilir. Çocuğunuzla doğrudan iletişim kurarak sosyal ağına dahil olmak istediğinizi söyleyin. Böylece çocuğunuzun ilgi gösterdiği şeyleri daha iyi kavrayıp daha yakın bir ilişki kurabilirsiniz.
  • Çocuklar aileleriyle sosyal medyadaki içerikler hakkında konuşmayı pek sevmez. Yapılacak en iyi şey, eleştiri veya baskı yapmadan, sosyal medyayı nasıl kullandıklarını konuşmak ve yeni arkadaşlar veya çevre edinirken nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda tavsiyeler vermektir.
  • Kaspersky Security Cloud’un aile sürümüne üye olan ebeveynler, tüm aileyi internette koruma altına alacak özelliklerden yararlanabilir.Bu hizmete dahil olan Kaspersky Safe Kids çözümü de çocukların internet kullanımını ve özel verilerini güvende tutar.


16 Ekim 2019 Çarşamba

İşsizlik oranları belli oldu

İşsizlik oranları belli oldu

2019 yılı Temmuz ayı işsizlik istatistikleri belli olurken, işsiz sayısının 4 milyon 596 bin kişiye ulaştığı görüldü. 

Böylelikle 15 yaş üstü işsizlik oranının yüzde 13,9 olarak kaydedildiği saptandı.2019 yılının başından bugüne kadar işsizlik ile alakalı yazılı basına yansıyan haber adedi ise 39 bin 774 olarak kayıtlara geçti.

Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, işsizlik oranları ile alakalı basına yansıyan haber adetlerini inceledi. Ajans Press veITS Medya’nındijital basın arşivinden derlediği bilgilere göre 2019 yılının başından bugüne kadar çıkan işsizlik basın haber adedi 39 bin 774 olarak kayıtlara geçti. Böylelikle yükselen işsizlik rakamının medyanın da gündeminde yer aldığı saptandı. Özellikle köşe yazarları tarafından bu konunun ele alınması dikkat çekti.

Ajans Press’in, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden elde ettiği bilgilere göre işsizlik oranları belli oldu. Böylelikle 15 yaş üstü işsizlik oranı yüzde 13,9 olarak kaydedilirken, işsiz sayısının 4 milyon 596 bin kişiye ulaştığı saptandı. Bu yıl içinde işsizlik oranının en yüksek olduğu ay ise Şubat olarak gözlenirken 4 milyon 730 bin kişi olarak kayıtlara geçti. 2019 yılından önceki son 5 yıl içerisinde ise en yüksek işsizlik rakamı 2017 Ocak ayında görüldü.Burada ulaşılan sayı ise 3 milyon 985 bin olarak belirlendi.

15 Ekim 2019 Salı

Galata Kulesi neden pembe?

Galata Kulesi neden pembe?

Galata Kulesi, meme kanserine dikkat çekmek amacıyla 15 Ekim Dünya Meme Sağlığı Günü’nde pembe renk ile aydınlatıldı. Beyazıt Kulesi de bu akşam pembeye bürünecek ve iki tarihi eser gün geçtikçe daha sık görülen bu hastalığa karşı 20 Ekim’e kadar farkındalık oluşturacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Meme Sağlığı Derneği (MEMEDER), 15 Ekim Dünya Meme Sağlığı günü nedeniyle kadınları oldukça etkileyen meme kanserine görsel bir etkinlikle dikkat çekiyor.

Galata Kulesi, toplumda gittikçe daha yaygın hale gelen sağlık sorunlarından biri olan meme kanserine yönelik farkındalık oluşturmak amacıyla İBB tarafından dün akşam pembe renk ile aydınlatıldı.

İstanbul’un önemli tarihi eserlerinden Beyazıt Kulesi de bu akşamdan itibaren pembe renk ile aydınlatılacak. Her iki kule, gün geçtikçe daha sık görülen bu kanser türüne karşı farkındalık oluşturmak amacıyla 20 Ekim’e kadar geceleri pembeye bürünecek.

“Meme Kanserine Karşı Farkındalık Geliştirme Ayı” olan Ekim ayı boyunca, tüm dünyada çeşitli etkinliklerle hastalığa dikkat çekiliyor. “Pembe Kurdele” 1993 yılından beri meme kanserinin sembolü olarak kullanılıyor.

MEME KANSERİNDEN NASIL KORUNULUR?

MEMEDER, 2007 yılında ülkemizde meme kanserinin hızla artması nedeniyle kadınlardaki farkındalığın arttırılması amacıyla kuruldu. Meme kanseri tarama programını hayata geçiren dernek, 11 yıldır bilimsel kayıt tutarak bulgularını bilim dünyasıyla paylaşıyor.

MEMEDER’in verilerine göre; bu kanser türü sıklıkla sütü taşıyan kanallardan, daha az sıklıkla memedeki süt bezlerinden kaynaklanan bir tümördür. Kanser, genel olarak tek bir hücreden gelişir ve 1 cm çapına ulaşması 5 yıldan uzun sürer; yani yavaş yavaş büyür.

Meme kanseri ülkemizde de kadınlarda en sık görülen kanser olup, dünya genelinde yılda 2 milyon, Türkiye’de ise en az 25 bin kadını etkiliyor. Türkiye’de bu hastalığın son 25 yılda 3 kat arttığı tespit edildi.

Meme kanserinden korunmak için her gün 1 saat yürüyüş yapmak, dengeli beslenmek, bir yıldan daha fazla bebek emzirmek, alkol kullanmamak, hobiler edinerek stresle baş etmek ve aşırı kilo almamak tavsiye ediliyor.

Erken tanının çok önemli olduğu bu kanser türünden korunmak için, kadınların 20 yaşından sonra kadın doğum uzmanına veya aile hekimine yılda bir kez meme muayenesi yaptırması, 40 yaşından sonra mamografi çektirmesi öneriliyor.

Her yıl 1.5 milyar TL değerinde 2 milyar ekmek çöpe gidiyor

Her yıl 1.5 milyar TL değerinde 2 milyar ekmek çöpe gidiyor

Belçika’nın ünlü ekmek ve kruvasan markası La Lorraine, 16 Ekim Dünya Ekmek Günü’nde israfa karşı savaş çağrısı yaptı. 

Türkiye’de yılda 1,546 milyar TL değerinde 2.1 milyar ekmeğin çöpe gittiğine dikkat çeken La Lorraine Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Genel Müdürü Burak Deniz, “Bake-Off teknolojisiyle ürünleri taze tüketebilir ve ekmek israfını yok edebiliriz” dedi.

Dünyada en çok ekmek tüketen ülkelerin başında gelen Türkiye’de maalesef israf miktarı da korkutucu büyüklüklere ulaşıyor. Ekmek ve fırıncılık ürünleriyle ünlenen Belçika merkezli La Lorraine Türkiye’nin paylaştığı araştırmaya göre; ülkemizde bir yılda israf edilen ekmek ile 542 bin ton buğday çöpe atılıyor. Bu rakam 2.1 milyar ekmek ve yılda 1.5 milyar TL’nin israf edilmesi anlamına geliyor.

16 Ekim Dünya Ekmek Günü nedeniyle yayınlanan araştırma sonuçlarına göre; Türkiye’de günde 25 bin 295 adet, yılda ise 9.2 milyon ton üretiliyor. Bu rakam günde 101 milyon, yılda 37 milyar adet ekmeğe tekabül ediyor. Ekmek tüketimi ise günde 95 milyon adetken, israf edilen ekmek adedi 6 milyonlara ulaşıyor.

Gıda israfı en ciddi gündem maddelerinden

Günümüzde gıda israfı ve doğal kaynakları verimli kullanmanın çok daha önemli bir hale geldiğini belirten La Lorraine Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Genel Müdürü Burak Deniz, ‘Ekmeğimizi ve geleceğimizi israf etmeyelim’ çağrısında bulundu. Burak Deniz, “La Lorraine olarak Bake-Off dediğimiz teknolojiyi kullanarak tüketicilerimiz her daim taze ürün alabiliyor.

Satış ve servis noktalarına donuk gelen ve sadece ihtiyaç miktarı kadar pişirilip satışa sunulan ürünlerimizle artık kaynaklı israfı önlüyoruz, ekonomimize ve insanımıza değer katarken daima taze ve lezzetli ürünlerimizle tüketicimizin aklında yer ediyoruz. Diğer taraftan yüksek kaliteyi sürdürebilir kılan donuk üretim teknolojisi sayesinde ürünlerimiz gerektiği zaman, gerektiği kadar pişirilebildiği için gıda atıklarının azalmasında ciddi katkı sağlamaktadır” dedi.

Tüketicilerin yüzde 70’i ekmeği marketten alıyor

La Lorraine Türkiye verilerine göre; paketli ekmek Türkiye’de toplam pazarın sadece yüzde 1’ini oluşturuyor. Bu oran Kuzey Avrupa’da yüzde 75’leri bulurken, iklim, hayat tarzı ve beslenme alışkanlıkları olarak Türkiye’ye daha çok benzeyen Güney Avrupa’da ise yüzde 15’lerde yer alıyor.

Türkiye’de ekmek alışverişi en çok yüzde 70 ile marketler üzerinden gerçekleştiriliyor. Onu yüzde 18.5 ile toptancı/büyük marketler, yüzde 10.6 ile bakkallar izliyor. İnternetten ekmek alışverişleri ise yüzde 1.2’lik bir pay oluşturuyor.

Kış kabızlığına dikkat

Kış kabızlığına dikkat

En yaygın sindirim sorunları arasında başı çeken kabızlık şikayetlerinin duygusal motivasyonun, meyve – sebze tüketimi ve fiziksel aktivitenin azaldığı kış aylarında daha da yaygınlaştığına dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt, yeterli sıvı alımı, hareketli yaşam ve lif zengini beslenme tarzının benimsenmesi konusunda uyarıda bulundu. 

Günlük 20 – 30 dakika egzersiz yapılmasını, öğünlere mutlaka salataların dahil edilmesini, atıştırmalık olarak erik, dut, kayısı gibi kuru meyvelerle birlikte fındık, fıstık, badem gibi yağlı tohumların tercih edilmesini önerdi. Kışın kabızlığa iyi gelen meyve ve sebzeleri arasında ise, ıspanak, lahana, pırasa ve elmayı sıralayarak kabızlık şikayetinin kronikleşmesi durumunda altında yatan nedenin araştırılması için doktora başvurmalarını salık verdi.

Kışın neden daha fazla kabız olunduğu sorusuna fiziksel aktivitenin azalması, az su tüketimi, kış depresyonu ve meyve-sebze ağırlıklı beslenmenin azalmasını neden gösteren Dr. Sinan Akkurt, kabızlığın kronik hale gelmesi durumunda metabolik ve sindirim sistemi hastalıklarının, crohn, polip, hormonal dengesizlikler gibi problemlerin araştırılması gerektiğini kaydetti.

Giderek yaygınlaşan kış depresyonunun özellikle bu dönemde antidepresan kullanımını artırdığına dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt, bazı antidepresanların da kabızlığı tetikleyebildiğini açıkladı. Öte yandan kış aylarında günlerin kısa olması nedeniyle beslenme düzeninin bozulup öğün atlanması ve bunun sonucunda karbonhidrat tüketme isteğinin artması nedeniyle bağırsak hareketlerinin ve metabolizmanın yavaşlayabildiğine işaret eden Dr. Akkurt, kabızlıkla mücadelede beslenmenin en önemli unsurların başında geldiğini ifade etti.

Dr. Sinan Akkurt, kabızlığa iyi gelen yiyecekler arasında zeytinyağı, komposto, ıspanak, lahana, brokoli, keten tohumu, incir, üzüm, pırasa gibi seçeneklerin üzerinde dururken, kişinin ağırlığı doğrultusunda hesap yaparak sahip olduğu her kilogram başına günlük 40 cc su içmesi gerektiğini açıkladı. Elma, armut gibi kabuklu yenebilen yiyeceklerin kabuklarıyla birlikte yenmesinin önemine işaret eden Dr. Akkurt, kronikleşen kabızlık şikayetinde öncelikle altta yatan nedenin saptanması ve tedavisine yönelinmesi gerektiğini söyledi.