Ã?nizleme

18 Şubat 2019 Pazartesi

Zehir Olmasın Şifa Olsun

Zehir Olmasın Şifa Olsun

Sağlıklı bir yaşam sürmek için bitkisel ürünlere rağbet her geçen gün artıyor. Burada önemli olan ise uzman önerisi ile kontrollü tüketim. 

Cilde sürülen bitki yağları, zayıflamak için içilen bitki çayları ve bitkisel ilaçların bilinçsizce kullanımı sağlığımız için risk oluşturduğunu dile getiren Beslenme ve Fitoterapi uzmanı Başak İnsel " Bilinçsiz tüketilen her şey gibi bitkisel yöntemlerle tedavi de sağlığımızda kalıcı hasarlar bırakabilir. Nasıl yanlış ilaç kullanımı sağlığımız için problemler oluşturuyorsa bitkiler içinde aynı şeyler geçerlidir.

Bitkisel maddeleri vücudumuza alırken önemli olan ne zaman ne kadar ne içildiği ve dozudur. Amacımız bitkilerin zehir değil şifa olmasıdır. Örneğin; sivilce lekesi ve akne giderici olarak kullandığımız Sarı Kantaron'un içindeki etken maddeler güneş ışığına çıkıldığında yüzde yanıklara sebep oluyorken güneşten korunarak kullanıldığında cilt yanıkları ve her türlü cilt lekesine çözüm olmaktadır" dedi.

Halk arasında 'Geleneksel tedavi' olarak bilinen bitkisel karışımlarla tedaviye olan ilgi her geçen gün artıyor. Bu tür karışımları ya da bitkiyi aldığımız kişinin alanında uzman olması büyük önem taşıyor. Tedavi ile ilgili herhangi bir bilgisi olmayan aktarlardan, denetimsiz medya kanallarından ve internet ortamından temin edilen ürünler ölümlere dahi sebep olabiliyor.

Her şeyin fazlası gibi bitkinin de dozajının çok önemli olduğunu dile getiren Beslenme ve Fitoterapi Uzmanı Başak İnsel, gereğinden fazla kullanılan maddelerin vücudumuzda kalıcı hasar yapabileceğini söyledi. İnsel sözlerini söyle sürdürdü: "En çok tartışılan örneklerden biri Sinemaki yaprağı çayıdır. Form çaylarında sıkça karışımıza çıkan Sinemaki, özellikle kabızlık tedavisinde sıklıkla kullanılıyor. Ancak 3 haftadan fazla tüketilmesi durumunda bağırsakta kalıcı tembelliğe sebep olup kronik kabızlığı daha da fazla tetikleyebilir.

Zencefil ise soğuk algınlığı, mide ve bağırsak rahatsızlıkları ile diyabet üzerine olumlu etkileri biliniyor. Ancak bu şifalı bitki, safra salgısını artırdığı için safra kesesiyle ilgili rahatsızlığı olanların uzman kontrolünde tüketmesi şarttır. Ek olarak her türlü tedavi de bitkiyi analizleri yapılmış güvenilir kaynaklardan, bir uzmana danışarak tüketmek hem zararı yok etmek hemde yararı maksimuma çıkarmak açısından çok önemli."

Bitki Çayları Nasıl Tedavi Olur

Havaların soğuması ile kış mevsimi kendini iyice hissettirmeye başladı. Özellikle bu mevsimde hastalıklardan korunmak için bitki çayları tüketimi artıyor. Bu tür çayların düzenli kullanımının tedavi olabileceğini dile getiren Beslenme ve Fitoterapi Uzmanı Başak İnsel, "İnsanımızdaki büyük problemin hızlı çözüm vaad eden tedavi yöntemlerine yönelip sabırla düzenli bitki çayı tüketiminde başarılı olamamaları olduğunu ve hastalık başımıza gelmeden korunma yöntemi olarak bitki çaylarının öneminin farkında olmadığımızı" söyledi.

Kış aylarında ayakkabı seçimi doğru yapılmalı

Kış aylarında ayakkabı seçimi doğru yapılmalı

Kışın kapalı ayakkabılar içerisinde havasız kalarak kuruyan ayaklar, kötü kokulardan deri hastalıklarına kadar birçok rahatsızlığı beraberinde getiriyor. 

Özellikle kış aylarında gün boyu bot ve çizme içinde kalan ayakların, uzun vadede ayak sağlığına ciddi zararlar verebildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Dermatoloji Uzmanı Dr. Rukiye Kaymaz, "Ayakların bakıma en çok ihtiyacının olduğu dönem kış dönemidir. Ayak bakımının ihmal edilmesi, ayak sağlığına gereken önem verilmemesi ve bilinçsizce yapılan uygulamalar bu zararı ikiye katlıyor" açıklamasında bulundu. Dr. Rukiye Kaymaz, kış aylarında ayak bakımıyla ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:

Bakım günlük yapılmalı

Ayakta dermatolojik bir sorun yoksa her gün düzenli olarak besleyici bir kremle ayaklar nemlendirilmeli. Ölü deriyi temizlemek için ayaklar ılık suda 10-15 dakika kadar bekletilmeli sonrasında peeling işlemi yapılmalı.

Kişiye özel ürünler kullanılmalı

Ayak bakımı yaparken kesinlikle kişiye özel ürünler kullanılmalı. Başkasına ait tırnak bakım setleri ve aletleri kullanılmamalı. Kullanılan tüm ürünler temiz olmalı.

Ayakkabı tercihi doğru yapılmalı

Ayağı rahatsız edecek ve şeklini bozabilecek tüm ayakkabı modellerinden uzak durulmalı. Bu tarz ayakkabılar ayağın şekline zarar verdiği gibi kişinin bir süre sonra sağlık problemi yaşamasına da neden olabilir. Doğru ayakkabı seçiminde önü geniş, ayak parmaklarına yandan ve üstten baskı yapmayan, ortopedik taban özelliği içeren ayakkabı ve bot tercih edilmeli.

Ayakkabı 24 saat aralıkla giyilmeli

Ayak kokusunu engellemek için düzenli duş, duştan sonra ayak parmak aralarının kâğıt havlu ile kurulanması ve aynı ayakkabı ya da botun en erken 24 saat aralıkla giyilmesi önerilir.

Ayaklara masaj yapılmalı

Ayaklara yapılacak masaj kan dolaşımını hızlandırır. Gün içerisinde yorulan ve şişen ayaklara parmaklardan başlayarak ayak bileklerine hatta dizlere kadar masaj yapılmalı. Rahat bir yere oturarak herhangi bir nemlendirici yardımıyla ayaklar yumuşayana kadar ovulmalı.

Ayda bir kez pediküre gidilmeli

Ayda bir kez ayak sağlığı merkezlerinde podiyatrik bakım ya da pedikür uygulamalarından yararlanılmalı. Kişisel tırnak bakım aletleri ile pedikür uygulaması yapılmalı.

Ayak bakım kontrolü yapılmalı

Ayaklarda dermatolojik bir sağlık durumu varsa kesinlikle bir uzman gözetiminde tedavi olunmalı, kişi yanlış uygulamalar ile ayak sağlığını riske atmamalı.

Dünya sokaklarından eşsiz lezzetler

Dünya sokaklarından eşsiz lezzetler

Sokak yemekleri ve ayaküstü atıştırmalıklar, seyahat edenler için tam anlamıyla hayat kurtarıcı. Hem ziyaret edilen coğrafyanın yerel lezzetlerini tatmak, hem de gezerken günü bölmeden tatilin tadını çıkartmak isteyenler için dünyanın en ilginç sokak yiyecekleri.

Tatilcilerin ziyaret ettikleri yerlerin kendine has lezzetlerini deneyimlemesi, en az seyahatin kendisi kadar heyecan verici. Yalnızca yeni coğrafyaları değil yeni tatları keşfetmek de seyahatin önemli bir parçası. Sokak yiyecekleri ve ayaküstü atıştırmalıklar, uzun yemek molaları vermek istemeyen tatilciler için hayat kurtarıcı oluyor. Seyahat severler bir yandan ziyaret ettikleri yerin sokaklarını arşınlarken bir yandan da yerel sokak lezzetlerinin tadını çıkarabiliyorlar. Türkiye'nin önde gelen turizm portalı tatilsepeti.com, dünyanın en ilginç sokak yemeklerini farklı lezzetlerin peşinde koşan tatil severler için sıraladı:

Pastel de Nata – Portekiz


Portekiz'i ziyaret eden seyahat severler farklı bir lezzet arayışındaysa öncelikle şaraplarının, ardından sardalya gibi ülkeye özel balık çeşitlerinin tadına bakıyorlar. Oysa ki Portekizlilerin günlük hayatlarında atıştırmaktan vazgeçemedikleri meşhur tatlıları Pastel de Nata (diğer adıyla Pastel de Belem) çoğu zaman gözden kaçıyor. Sokak satıcılarında ya da hemen her pastanede bulabileceğiniz bu minik tatlı, Belem bölgesinden çıkıp tüm ülkenin sevgilisi olmuş. Dışında milföy katmanları içinde ise krema bulunan bu yerel lezzet, küçük bir muffin görünümünde.

Ceviche – Peru


Güney Amerika'nın en çok turist çeken ülkelerinden olan Peru, bir nevi deniz mahsulleri salatası olan Ceviche ile ünlü. Yöresel meyvelerin suyunda muhafaza edilmiş çiğ balık ya da deniz ürünlerinin limon, soğan, acı biber, baharatlar ve kişnişle harmanlandığı bu ferahlatıcı yemeği Peru sokaklarında hemen her köşe başında bulabilirsiniz. Ceviche ülkede öylesine seviliyor ki ona adanmış bir ulusal bayram bile var. Ceviche tüm Latin Amerika'da benimsenip sevildiğinden Meksika'dan El Salvador'a birçok farklı ülkede çeşitlerini tatmanız mümkün.

Arancini – İtalya


İtalyan mutfağı öylesine zengin ki, spagettinin, lazanyanın, pizzanın yanı sıra birçok sürpriz lezzetle dolu. Sokak satıcılarında ya da küçük lokantalarda tadabileceğiniz Arancini de bunlardan biri. İtalyanların çiğ köftesi olarak da adlandırılan Arancini, bezelyeden tavuğa, mantardan, ete kadar birçok farklı malzemeyle doldurulan kızartılmış risotto köftelerinden oluşuyor. Küçük bir kapta yanında domates sosuyla servis edilen Sicilya kökenli Arancini'nin içine mozarella peyniri doldurulmuş safranlı ve parmesanlı risotto ile yapılanı ise tam bir lezzet şöleni.

Poutine – Kanada


Kanada'nın Quebec bölgesinden gelen ancak tüm ülkede çok sevilen lezzeti Poutine, aslında bir patates kızartması. Poutine'i klasik patates kızartmalarından ayıran en önemli özellik ise kızarmış patateslerle karıştırılan taze lor peyniri parçalarının üzerine esmer gravy peynirinin eritilerek dökülmesi. Montreal gibi büyük şehirlerde gece eğlencelerinden çıktıktan sonra sokaktaki büfelere uğrayan yerel halk, Poutine yemeden evlerine dönmüyor.

Broodje haring – Hollanda


Hollandalıların balıkçı köylerinden çıkan, sonrasına Amsterdam gibi büyük şehirlerde de yaygınlaşan geleneksel sokak sandviçi Broodje haring. Seyyar satıcıların küçük arabalarında pek çok sokakta denk gelebileceğiniz Broodje haring, ekmek arasına yerleştirilen tuzlanmış çiğ ringa balığı, soğan, turşu ve yeşilliklerden oluşuyor. Bisiklet turuna mola vermek istediğinizde hızla ve keyifle tüketebileceğiniz bir lezzet.

Kottu Roti – Sri Lanka


Sri Lanka mutfağının en sevilen yiyeceklerinden olan Kottu Roti'ye en lüks restoranlardan sokak satıcılarına kadar hemen her yerde rastlamak mümkün. Bu geleneksel ve pratik yemek, roti adı verilen, doğranmış düz pide ekmeğine çok çeşitli sebzelerin ve köri soslu tavuk ya da et parçalarının karıştırılması ve birlikte pişirilmesiyle hazırlanıyor. Bunlara ilaveten ayrıca yumurta, soğan hatta modern versiyonunda peynir bile eklenebiliyor. Kottu Roti'nin hazırlanışında ise aşçının elindeki kaşıkla tencerenin kenarlarına vurarak sesler çıkarması ile adetten sayılıyor.

Halo Halo – Filipinler


Tropik coğrafyanın en keyifli tatil beldelerinden Filipinler'de seyahat ederken içinizi ferahlatacak, hararetinizi alacak bir şeyler arıyorsanız Halo Halo'yu mutlaka denemelisiniz. Yalnızca tadıyla değil rengarenk görüntüsüyle de keyif veren bu yerel lezzet, meyveli, buzlu, dondurmalı bir tatlı. Tatlandırılmış fasulye, Hindistan cevizi, Sago palmiyesinden yapılan nişasta ve Gulaman adı verilen deniz yosunu karışımından oluşan Halo-Halo, üzerindeki dondurmayla farklı tatlar arayanlar için kaçırılmaması gereken bir lezzet.

Buzdolabı bilgi mi sızdırıyor?

Buzdolabı bilgi mi sızdırıyor?

IoT cihazlarının siber saldırılarda giderek artan biçimde kullanılması Japonları harekete geçirdi. Antivirüs yazılım kuruluşu ESET’in edindiği bilgiye göre Japonlar, yeni nesil televizyon, buzdolabı ya da fırın gibi internet bağlantılı 200 milyon cihazın güvenliğini test etmeye karar verdi.

Özellikle IoT cihazları, siber suçlular için ne yazık ki kolay lokma olarak değerlendiriliyor. Varsayılan, değişmeyen ve zayıf şifreler; savunmasız gömülü firmware (ürün yazılımı), ayrıca güncelleme yamalarının olmaması, internet bağlantılı bu cihazları riske açık hale getiriyor.

Avrupa merkezli bilgi güvenliği kuruluşu ESET’in edindiği bilgiye göre Japonya’da 2017'de gerçekleştirilen siber saldırıların yarısından fazlasında akıllı cihazlar hedeflendi veya kullanıldı. Bu durum yetkilileri harekete geçirdi. Ülkenin ulusal yayın kuruluşu NHK World’in yaptığı duyuruya göre Japonya, ülkede bulunan yaklaşık 200 milyon nesnelerin interneti (IoT) cihazının güvenliğini test etme amaçlı bir planı onayladı.

Denetim nasıl işleyecek?

Varsayılan ve yaygın olarak kullanılan şifrelerin listeleriyle donatılmış olan Japonya Ulusal Bilgi ve İletişim Teknolojisi Enstitüsü (NICT) çalışanları, rastgele seçilen akıllı cihazlara giriş yapmaya çalışacaklar. Hem ev hem de iş ağlarındaki router cihazlar ve web kameraları, Şubat ayı içinde başlayacak olan bu büyük ölçekli penetrasyon testi kapsamında öncelikle incelenecek. Bu kurum daha sonra internet servis sağlayıcıları ve yerel yetkililerle çalışacak; böylece güvenli olmayan cihazların sahipleri bilgilendirilebilecek ve akıllı teknolojilerin kontrol altına alınması sağlanacak.

ESET router güvenliğine dikkat çekmişti

Savunmasız IoT cihazlarıyla ilişkili tehditler, geçen yıl VPNFilter olarak bilinen kötü amaçlı bir yazılımla yakın zamanda tecrübe edildi. Yarım milyon router cihazı tehlikeye atılmış, ve ABD Federal Araştırma Bürosu (FBI) konuyla ilgili uyarıda bulunmuştu. ESET de “modeminizi kapatıp açın“ diyerek, geçici bellekte saklanan bu tehditin silinmesine yönelik ilk önlemi paylaşmıştı.

Beş yıl boyunca devam edecek

Kasım 2018’de kabul edilen bu büyük ölçekli testin önünü açan yasa, beş yıllık bir süreyi kapsayacak. Tokyo, 2020’de Yaz Olimpiyatları'na ev sahipliği yapacak ve şüphesiz, her büyük uluslararası etkinlikte olduğu gibi burada da tehdit aktörleri yine etkin olmaya çalışacak. Japonya Ulusal Bilgi ve İletişim Teknolojisi Enstitüsü, IoT cihazlarının 2017'de Japonya'da tespit edilen siber saldırıların yüzde 54'ü tarafından hedeflendiğini açıkladı.

Gizlilik kaygısı var

Proje sırasında toplanan verilerin güvenliği, veri kayıplarıyla ilgili konuların giderek sıklaştığı bir süreçte ayrı bir endişe kaynağı haline geldi. Gelişmeler üzerine NICT araştırmacısı Daisuke Inoue, NHK World'e yaptığı açıklamada, kurumun herhangi bir veri sızıntısını önlemek için elinden geleni yapacağını ifade ederek endişeleri gidermeye çalıştı.

15 Şubat 2019 Cuma

Sosyal Medya Son Dakikacıların Kurtarıcısı Oldu

Sosyal Medya Son Dakikacıların Kurtarıcısı Oldu

Sosyal medyanın lider ödeme şirketi Paymes, sosyal ticaretin Sevgililer Günü karnesini açıkladı. 

Paymes’in yaptığı analizlerde hediye alışverişlerinde sosyal medya kanalları son dakikacıların tercihi olurken sepet ortalamalarının 203 TL’yi geçtiği görülüyor. Araştırmada Sevgililer Günü’nün 11-14 Şubat tarihleri arasında sosyal ticarette doping etkisi yarattığı ortaya çıkıyor. Bu günlerde Paymes ile alınan ödemelerde diğer haftalara göre %30’luk bir artış yaşandığı da vurgulanıyor.

Her yıl Sevgililer Günü’nde; mağaza, online alışveriş siteleri, e-ticaret siteleri ve hediyelik eşya dükkanlarından yapılan alışveriş hacimlerinin normal günlere oranla agresif bir şekilde arttığı biliniyor. Sosyal ticaretin lider ödeme şirketi Paymes’in analizlerine göre son dönemlerde hayatımıza hızla giren sosyal medya platformlarından yapılan satışlarda da durum farksız. Paymes’in yaptığı araştırmada 11- 14 Şubat tarihleri arasında sosyal ticaretin sepet ortalamasında ve ödemelerde büyük bir hareketlilik yaşandığı görülüyor. Sepet ortalamaları %18 artarken Paymes ile alınan ödemelerin %32 oranında yükseldiği göze çarpıyor.

Sorunlu İlişkilere Aşk Ve İlişkiler Workshopu Deva Oldu

Dünyanın chatbot tabanlı tek ödeme sistemi Paymes’in açıkladığı Sevgililer Günü karnesine göre 11-14 Şubat tarihleri arasında Instagram başta olmak üzere sosyal medya platformlarından en çok kadın giyim ürünleri satıldı. E ticaret sitelerinde bu hafta için çiçek, takı, parfüm gibi ürünler satılırken sosyal ticaret sitelerinde etkinlik bileti satışı gerçekleşti. Bu hafta içerisinde satılan en ilginç ürün ise Aşk ve İlişkiler Workshop’u oldu. Normal haftalarda dakikada 1.2 Paymes linki oluşturulup paylaşılırken bu tarihlerde oran 1.5’e yükseldi. Paymes linkiyle ödeme alınan ilk 5 il ise İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir ve Antalya oldu.

Yabancılar Türkiye’den alacakları hediyeleri iki hafta önce aldı

Türkiye’de Sevgililer Günü’nde hediye almayı son saatlere bırakanlar göze çarparken yabancıların Türk satıcılardan bu güne özel hediyelerini 2 hafta önceden sipariş ettikleri ortaya çıkıyor. Paymes’in Türk satıcıların yurtdışı satışlarını kolaylaştıran Etsy entegrasyonu üzerinden alınan ödemelerde ise %32 artış gözleniyor. Bu süreçte en çok satış yapılan ülkeler ise Amerika ve Kanada oldu.

Organik Gıdada Şampiyon Yumurta

Organik Gıdada Şampiyon Yumurta

Boğaziçi Üniversitesi Analitik ve İçgörü Araştırma Merkezi (AIM), Türkiye’de organik gıda sektörünü masaya yatırdı. 

Merkezin kurucu direktörü Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Sami Karaca, Doç. Dr. Özlem Hesapçı ve araştırmacı Gözde Baycur’dan oluşan ekibin yürüttüğü araştırma sonuçlarına göre; Türkiye’de en çok tüketilen organik gıda, araştırmaya katılanların yüzde 76’sının tükettiğini belirttiği yumurta oldu. Organik yumurtayı %63 ile meyve-sebze, yüzde 54 ile bal, yüzde 47 ile süt ve süt ürünleri ve yüzde 37 ile tavuk izledi.

Boğaziçi Üniversitesi Analitik ve İçgörü Araştırma Merkezi (AIM) tarafından ülke genelinde 14 üretici ve satıcıdan derinlemesine mülakatlar, 207 tüketiciden ise anket yoluyla veri toplanan araştırma sonuçlarına göre, organik ve doğal kavramları arasındaki farkın iyi anlaşılamamış oluşu, organik pazarının büyümesi önündeki en büyük engellerden biri olarak belirdi. Bir ürünün organik olması için yetiştiği araziden, tohuma, gübresinden, sulamasına kadar birçok konuda sağlanması gereken şartlar olduğuna dikkat çeken, Merkezin kurucu direktörü Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Sami Karaca; “Pazarda, çarşıda doğal denilerek satılan ürünler, organik muadillerine göre daha uygun fiyat ve kolay erişilebilirliğe sahipken, tüketiciyi daha fazla ödeyip organik almaya ikna etmek, kavramlar arasındaki bu farkı anlatmadan oldukça zor. Üstelik doğal sözcüğü organiğe göre kulağa çok daha sıcak geliyor” şeklinde konuştu.

Pazarın Türkiye ekonomisinde yarattığı büyüklüğü net bir şekilde ölçmek istediklerini belirten Karaca, Türkiye’de bu pazarın henüz emekleme döneminde olduğunu ifade ederek; “Pazarın emekleme döneminden olgunluğa ulaşması için, sektörün sorunlarını çözecek hem güven hem de erişilebilirlik sorunlarını aşarak pastayı büyütecek büyük bir markanın pazara girişi yapması gerekli. Normal tohumlara göre çok daha hassas olan organik tohumların maliyeti, yetiştirme sürecinin çok daha fazla özen gerektirmesi ve organik tarıma uygun toprak yani arazi kıtlığı organik gıdadaki pahalı maliyetlerin başlıca nedenleri. Organik olanın lüks olduğu algısı var, tüketici organik ürünleri sadece bu yüzden pahalı gibi düşünüyor. Bu ürünlerin neden pahalı olduklarına ve maliyetlerine dair bir bilinç de oluşmuş değil. Bu noktada tüketicilere doğrudan ya da dolaylı yollarla maliyetlerin neden yüksek olduğunun anlatılması lazım. Etiketlerin üstüne maliyetler yazılsa belki bu fiyat algısı kırılabilir” dedi.

Merkezin kurucu direktörü Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Sami Karaca, Doç. Dr. Özlem Hesapçı ve araştırmacı Gözde Baycur’dan oluşan ekibin yürüttüğü araştırma sonuçlarına göre; Türkiye’de en çok tüketilen organik gıda, araştırmaya katılanların yüzde 76’sının tükettiğini belirttiği yumurta oldu. Organik yumurtayı %63 ile meyve-sebze, yüzde 54 ile bal, yüzde 47 ile süt ve süt ürünleri ve yüzde 37 ile tavuk izledi. Karaca’ya göre; “Gerek yumurtaların üzerine işlenen kodlarla organik mi soru işaretini kaldırarak güven vermesi, gerek kamuoyundaki gezen tavuk vurgusuyla, organik sektöründe tüketim lideri oldu yumurta. Balda ise korku faktörü etkili oldu, sahte bal korkusu tüketiciyi bal alırken organik tercih etmeye yöneltti”.

Araştırmanın ortaya koyduğu bir başka veri ise, organik sertifikaların tüketicinin kafasını karıştırdığı yönünde. Sertifikalarda birden fazla kuruluş olması soru işaretleri yaratıyor ve tüketicilerin %15’i sertifikaya rağmen bir ürünün gerçekten organik olduğundan şüphelendiğini belirtiyor. Boğaziçi Üniversitesi Analitik ve İçgörü Araştırma Merkezi kurucu direktörü Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Sami Karaca, büyük bir markanın hem sertifikasyon hem de satışı birleştirip, bu boşluğu doldurması gerektiğine işaret ederek, şunları kaydetti; “Tanıtım da sektörün önemli sorunlarından. Tüm marka ve üreticilerin birleşerek, organik ürünler hakkında bilinçlendiren, tüketimi teşvik edecek tanıtımlar yapması gerekli. Burada doktorlar, sağlıklı yaşam koçları, sektörle algısı örtüşen ünlüler gibi fikir liderlerini de sürece entegre etmek faydalı olacaktır”.

14 Şubat 2019 Perşembe

Dr. Ümit Aktaş'tan 14 Günlük Mikrobiyom Kürü

Dr. Ümit Aktaş'tan 14 Günlük Mikrobiyom Kürü

İlaçsız Yaşam, Bitkisel Kürlerle İlaçsız Tedavi, Mutluluk Kürleri, Diyabet ve Zayıflama Kürleri kitaplarının yazarı Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş’ın, “Mutluluk için Sağlıklı Yaşam Planı” sunduğu beşinci kitabı Mutluluk Kürleri 2, yayınlandı.

Dr. Ümit Aktaş'ın genç, yaşlı, kadın, erkek herkes için mutluluğun ve sağlığın başucu kitabı olarak kaleme aldığı Mutluluk Kürleri 2, çaresiz olunmadığını, çözümün mutfağımızda, doğada, çözümün insanların elinde olduğunu vurguluyor.

"Bağışıklık sistemi güçlü olan mutlu olur! Mutluluğu vücudun kendisi üretir! Vücut, fiziki olarak dinç, enerjik ve hastalıklara karşı dirençli olduğunda, insan manen de huzurlu ve mutlu hisseder. Ben fiziki ve manevi dengenin doğru kurulmasını 'Sağlıklı Yaşam Sanatı' olarak adlandırıyorum” diyen Dr. Ümit Aktaş, bu sanatın bir plan halinde icra edilmesi gerektiğini belirtiyor.

14 günde bağırsak floranız yenilensin

Yeni kitabı Mutluluk Kürleri 2’de mutluluğun doğada, mutfağımızda olduğunu belirten Dr. Ümit Aktaş, “Artık herkes biliyor, sağlık bağırsakta başlar. Sağlıklı bir bağırsak florası için de nasıl beslendiğimiz önemli. Mikrobiyom, bağırsakların ekosistemidir. Probiyotik kolonilerin zenginliği ve sayıca üstünlüğü tüm sistemin mükemmel bir şekilde işlemesini sağlar. Bağırsak floranızı yeniden şekillendirmek için, mor kitabımızda yer verdiğim 14 günlük Mikrobiyom Kürü’nü uygulayın, bağırsak floranız yenilensin” dedi. Kitap da ayrıca Mikrobiyom İçeceği’nin de tarifi yer alıyor.

Sağlıklı yaşam planının adımlarının ve inceliklerinin basit, anlaşılır bir dille anlatıldığı Mutluluk Kürleri 2 kitabı; “Neden Hasta Oluyoruz?”, “Şifa Mutfağınızda”, “Sağlıklı Yaşam Stratejileri”, “Kronik Hatalıklara Doğal Çözümler” ve “Sağlığını Takviyelerle Destekle” başlıklarında beş ana bölümden oluşuyor. Hastalıklara yönelik şifa odaklı öneriler sunmanın yanı sıra koruyucu hekimliğin başucu kitabı olan kitapta, herkesin kolaylıkla uygulayabileceği, hızlı ve sonuç odaklı kürler ve tavsiyeler yer alıyor. Kitapta ayrıca, “Mutlu Bağırsak İçin 14 Günlük Mikrobiyom Kürü” ve “Kalıcı Sağlık İçin 24 Saatlik Günlük Kılavuz” başlıklı özel iki bölüm de bulunuyor.

“Kendimi çok iyi hissediyorum” demeniz için...

Beşinci kitabı Mutluluk Kürleri 2 ile ilgili Dr. Ümit Aktaş; “Artık sağlığınızın bozulduğunu gördükçe karamsarlığa kapılmanıza gerek yok. Biz bu kitabı sizi mutlu etmek için yazdık. Çaresiz değilsiniz. Çözüm mutfağınızda, doğada, çözüm sizde! Çözüm bu mor kitabın sayfalarında... Kitaptaki önerilerimi uyguladığınızda, 'kendimi çok iyi hissediyorum' diyebiliyorsanız, ne mutlu bana... On binlerce kişinin okuyup uygulayarak mutluluk ve şifa bulduğu Mutluluk Kürleri kitabımdan sonra şimdi Mutluluk Kürleri 2 ile karşınızdayım. Okuyucularımın sağlıklı ve mutlu olması tek gayemdir” dedi.

Mutluluk Kürleri 2, modern yaşamla birlikte maruz kalınan ağır metal zehirlenmesinden, çalışan nüfusta yaygın olarak görülen fibromiyalji hastalığına kadar birçok sorun için öneriler sunuyor. Mutfaklarda olması gereken 10 süper besin, 7 şifalı bitki, baharat yolu başlığında 9 baharat, içerikleri ve sundukları faydalar ile kitapta yer alıyor. “Sağlıklı çocuklar yetiştirmenin 8 altın kuralı” ve “Ekmeksiz hayatta kalma kılavuzu” ise kitabın üstlendiği misyon ile içeriğinde yer alan alt başlıklardan sadece bir kaçı.

Dr. Ümit Aktaş’tan mutluluk kürü:

Malzemeler: 1 tatlı kaşığı biberiye, 1 tatlı kaşığı yeşil çay, 1 tatlı kaşığı lavanta

Bitkileri porselen ya da cam bir bardağa koyun. Üstüne kaynar su ekledikten sonra ağzını kapatın.

5-10 dakika demlendikten sonra için. Günde 3 bardak içebilirsiniz.

Önsöz'den:

Zehir yerseniz zehirlenirsiniz.

Genetiği ile oynanmış, zirai ilaçlarla kirlenmiş, içine katkı maddeleri, boyalar, şeker eklenmiş, işlenmiş yiyecekler bizi zehirliyor, hasta ediyor!

Bu yadsınamaz bir gerçek.

Adı üstünde besin.

Besin sizi beslemeli, vitamin, minerallerle dolu olmalı.

Bizim yediklerimiz ise, âdeta bizi öldürmek için tasarlanmış!

Laboratuvarlarda yaratılmış, haftalarca, aylarca bozulmadan duran, kimyasallarla dolu ‘yiyecekler’, genetiğine müdahale edilerek yaratılan ‘süper gıdalar’ ve toksik tarımla kirlenen besin zinciri...

İşte “Neden kanserler bu kadar arttı? Otoimmün hastalıklar neden patladı? Bağışıklık sistemim neden bozuldu?” gibi soruların cevabı!

Bu kitapla birlikte çıktığımız şifa dolu yolculuğun ilk ve en önemli adımı bunları hayatınızdan tamamen çıkarmak olacaktır.

Hadi başlayalım...

Geçen yıl 73 bin 861 hırsızlık olayı yaşandı

Geçen yıl 73 bin 861 hırsızlık olayı yaşandı

2018 yılında yaşanan hırsızlık sayısı belli olurken, bu tür olayların en çok İstanbul, Ankara ve İzmir’de yaşandığı görüldü.

Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, ülkemizde yaşanan hırsızlık olaylarına karşı yapılan araştırmayı inceledi. Ajans Press’in İçişleri Bakanlığı verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, 2018 yılında 73 bin 861 hırsızlık olayı yaşandığı görüldü. Bu rakam 2017 yılı ile kıyasladığında düşüş yaşandığı gözlenirken, 2017 yılında yaşanan olay sayısının 102 bin 743 olduğu saptandı.

Bununla birlikte hırsızlık olaylarının en çok yaşandığı şehir İstanbul olarak kayıtlara geçti. İstanbul’da 2017 yılında 28 bin 970 hırsızlık olayı yaşanırken, geçen yıl 19 bin 993 olay yaşandığı kaydedildi. Bu tür olayların en çok yaşandığı diğer şehirler ise Ankara ve İzmir olarak belirlendi. Türkiye’de yaşanan günlük ortalama hırsızlık sayısı ise 202 olarak görüldü.

PRNet ve Ajans Press’in gerçekleştirdiği medya araştırmasında, konu ile ilgili yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. Geçtiğimiz son 2 yılda hırsızlık başlığı altında 87 bin 110 haber yansıması tespit edilirken, sadece İstanbul’da yaşanan hırsızlık olayları ile ilgili 5 bin 178 haber çıkışı olduğu gözlendi.