Ã?nizleme

31 Mart 2020 Salı

Koronavirüs'te doğru bilinen yanlışlar açıklandı!

Koronavirüs'te doğru bilinen yanlışlar açıklandı!

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nail Özgüneş, koronavirüs (Covid-19) ile alakalı doğru bilinen yanlışları açıkladı!

*Koronavirüs yeni çıkan en tehlikeli virüs! (Yanlış)

Öncelikle bu virüs, yeni değildir. Koronavirüs, 2003 SARS (Şiddetli Akut Solunum Yolu Sendromu) ve 2012'de önce Ürdün sonra Suudi Arabistan'da görülen MERS (Orta Doğu Solunum Sendromu) olaylarından sorumlu olan virüstür. Koronavirüs tehlikeli bir hastalıktır ancak dünya üzerindeki en tehlikeli hastalıktır diyemeyiz.

*Koronavirüse yakalananlar mutlaka hayatını kaybeder! (Yanlış)

Her koronavirüs hastası, hayatını kaybetmemektedir. Bu oran, sanıldığı kadar yüksek değildir. Normal grip hastalığından ölen kişiler, koronavirüsten ölenlerden 60 kat daha fazladır. Koronavirüsün ölümcül seyrettiği hastalar genellikle; bir hastalık nedeniyle bünyesi zayıf olan kişiler ve yaşlı hastalardır. Bu kişilerin, virüsten korunmaya daha çok dikkat etmeleri ve bağışıklık sistemlerini güçlendirmeleri gerekmektedir.

*Hasta birisinden biraz uzak dursam yeter! (Yanlış)

Dünya Sağlık Örgütü'nden ilk olarak; hastalık belirtileri (öksürmek, hapşırmak, burun akıntısı, yüksek ateş) olan kişilerden 1 metre uzak kalınması gerektiğini açıklamıştı. Ancak şu anda hastalığın yayılmasına bağlı olarak uygun olan, hastalık belirtisi olan kişiden en az 2 metre uzaklıkta kalınmasıdır. Buna ek olarak, mutlaka hijyen kurallarına uymak gerekir.

*Koronavirüsten korunabilmek mümkün değil! (Yanlış)

Gerekli tedbirleri aldığınız zaman korunabilmek mümkündür. Hastalığın başlıca bulaşma yolu öksürük-aksırık esnasında solunum yolu ile ortama saçılan damlacık enfeksiyonu ile olduğundan, bulaşmayı engellemek için solunum yolu enfeksiyonlarından korunma önlemlerine uyulması önerilir. Bunun ilk şartı; insandan-insana yakın temastan kaçınılmasıdır. Yakın temasın anlamı, hasta bireye yaklaşık 2 metre mesafede bulunmak,öksürük-aksırık esnasında solunum yolu ile saçtığı damlacıklara maruz kalmak, öpüşmek, sarılmak gibi durumlardır. Çünkü böylelikle virüs; yakındaki kişinin ağız, burun, göz mukozasına ulaşabilir. El hijyeni, tüm hastalıklarda olduğu gibi koronavirüste de önem taşımaktadır. Eller yıkanamıyorsa alkol bazlı dezenfektan tercih edilmelidir. Öksürürken veya hapşırırken, ağzınızı ve burnunuzu dirseğinizle veya bir kağıt mendille kapatın, ardından mendili kapalı bir çöpe atın ve ellerinizi yıkayın. Soğuk algınlığı, ateş veya öksürük gibi grip semptomları olan kişilerle yakın temastan kaçının. Ateş, öksürük, solunum güçlüğü gibi belirtiler gösterirseniz en yakın sağlık kurumuna veya doktorunuza hemen gidin.

*Korunabilmenin tek yolu özel maske ve kıyafetler! (Yanlış)

Maske ve özel kıyafetler genellikle hastalığın kesin olarak görüldüğü alanlarda uygulanmaktadır. Bunun dışında günlük hayatta, bunlara gerek yoktur. Ancak kişiler yine de önlem olarak toplu alanlarda maske kullanabilir. Yukarıdaki korunma yöntemlerine dikkat edilirse, koronavirüsten korunabilmek mümkündür.

*Elimi yıkamam yeterli olur! (Yanlış)

El hijyeni, koronavirüsten korunmada önemlidir ancak tek başına yetersizdir. Diğer korunma önerilerine de dikkat etmek gerekir.

*Maskeyi birkaç defa kullansam bir şey olmaz! (Yanlış)

Maskeler genellikle tek kullanımlıktır. 2 kere dahi kullanılmamalıdır.

*Çin'den gelen malzemeleri kullanmayalım! (Yanlış)

Uzun süre yolda kalmış kuru ürünlerde koronavirüsün taşınması mümkün değildir. Virüs bahsettiğimiz gibi, kişiden kişiye yakın temas halinde bulaşmaktadır.

*Hayvanlardan uzak duralım! (Yanlış)

Koronavirüsün yarasa ve karıncayiyen üzerinden bulaşıldığı düşünülmektedir. Virüs ilk etapta hayvanlardan bulaşmış olsa bile, özellikle evcil hayvanlar için şu anda böyle bir durum söz konusu değildir.

*Şu besinler koronavirüsten koruyor! (Yanlış)

Herhangi bir besinin şu an için koronavirüsten koruması mümkün değildir. Kişiler tek bir besine odaklanmak yerine, genel olarak sağlıklı beslenerek bağışıklık sistemlerini güçlü tutmalıdırlar.

Hava kirliliği virüslerin etkisini de böyle artırıyor

Hava kirliliği virüslerin etkisini de böyle artırıyor

Sağlık ve çevre alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşundan oluşan Temiz Hava Hakkı Platformu uzmanları, kirli hava solumanın solunum sisteminin savunma mekanizmalarını bozarak bireylerin, korona virüsü gibi zararlı mikroorganizmalardan daha fazla etkilenmesine sebep olduğuna dikkat çekti. 

Bireyler ve hükümetlerin aldığı koruyucu önlemler içerisinde ilk başta akla gelmese de; yetkililer tarafından virüsle mücadele için hava kirliliğini azaltacak önlemlerin ihmal edilmemesi çağrısı yapıldı.

Hava kirliliği virüslerin etkisini artırıyor

Tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını koruyucu hekimlik ve halk sağlığının önemini bir kez daha gündeme getirdi.

Temiz Hava Hakkı Platformu üyelerinden Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) temsilcisi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan hava kirliliğinin sadece ölümlere ve kanser gibi hastalıklara neden olmadığını aynı zamanda solunum sistemi enfeksiyonları üzerinde de etkili olduğunu vurguladı:

'Kirli hava solumak, korona virüsü de dahil olmak üzere solunum yoluyla bulaşan tüm hastalıkların etkisinin artmasına sebep olan çok önemli bir faktör. Hava kirliliği hem kronik hastalıklara neden oluyor hem de var olan kronik hastalıkları alevlendirerek virüsün daha ölümcül seyretmesine neden olabiliyor. Ayrıca, kirli hava solumak bireylerde solunum sisteminin savunma mekanizmasını bozarak, virüsün vücuda alınmasını ve yerleşmesini de kolaylaştırıyor. Dolayısıyla, havası kirli olan bir yerde yaşamak korona virüsünün yol açtığı hastalıklar gibi solunum yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlıyor. Bu nedenle virüsün bireylerde yol açacağı hasarı azaltabilmek için; hava kirliliğinin azaltılmasını sağlayacak önlemlerin ihmal edilmemesi gerekir.' dedi.

Türkiye'de hava kirliliği ömürden 2 yıl çalıyor

IQAir isimli İsveçli kuruluş tarafından Şubat ayında açıklanan Dünya Hava Kalitesi Raporu 2019, dünya nüfusunun yüzde 90'ının sağlık açısından güvenli olmayan hava soluduğunu gözler önüne serdi (1). Raporda açıklanan ince partikül madde (PM2,5) kirliliği sıralamasında Avrupa'daki en kirli 10 istasyonun yarısını Türkiye'deki istasyonlar oluşturuyor. Almanya'nın Max Planck Kimya Enstitüsü ve Mainz Merkez Tıp Fakültesinden araştırmacıların geçtiğimiz hafta yayınladıkları makale ise, hava kirliliğinin doğuşta beklenen yaşam süresini dünya genelinde yaklaşık 3 yıl, Türkiye'de ise 2 yıl kısalttığını ortaya koydu (2).

Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Buket Atlı da hava kirliliğinin azaltılması için yapılabilecek önerilere dikkat çekti:

'Temiz Hava Hakkı Platformu olarak yaptığımız Kara Rapor çalışması, 2017 yılında hava kirliliğini Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği seviyelere indirebilseydik; Türkiye genelinde trafik kazalarının 7 katı kadar (yaklaşık 52 bin kişi) ölümün engellenebileceğini gösterdi (3). Şimdi, hava kirliliğinin korona virüsünün etkisini artırarak daha fazla can almasını engelleyebiliriz. Alınabilecek önlemlerin başında, hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği PM10 limitlerinin üzerinde olan illerde Valilik koordinasyonunda kirliliği azaltacak acil önlemler geliyor. Ayrıca saç telinin 1/30'u kadar küçük olan ve solunum yolundan geçerek direk kana karışan PM2,5 kirliliğini düzenleyen bir mevzuatın hazırlanması da azami önem taşıyor. Bununla birlikte,uluslararası uygulamalarla uyumlu sınır değerlerin acilen kabul edilmesi ve her ilde ölçüm yapılmaya başlanması gerekiyor. Ayrıca hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği PM10 limitlerinin üzerinde olan illerde de, Valilik koordinasyonunda kirliliği azaltacak acil önlemler alınmalı.'

Temiz Hava Hakkı Platformu Hakkında:

Temiz Hava Hakkı Platformu (THH) doğa koruma ve sağlık alanında çalışan 16 Sivil Toplum Kuruluşu'nun bir araya gelmesiyle 2015 Haziran ayında çalışmalarına başlamış ve aynı yıl Ekim ayında kuruluşunu ilan etmiştir. Öncelikle işletmede ve inşaat aşamasında olan kömürlü termik santrallerin yarattığı hava kirliliği ve çevre sorunlarına bağlı olarak halk sağlığını, temiz hava ve çevre hakkını savunmak üzere kurulan Platform'un bileşenleri: Çevre için Hekimler Derneği, Greenpeace Akdeniz, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanları Derneği (İMUD), Pratisyen Hekimlik Derneği, Türk Nöroloji Derneği, TEMA Vakfı, Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Yeşil Barış Hukuk Derneği, Yeşil Düşünce Derneği, Yuva Derneği, 350.org, Avrupa İklim Ağı (CAN Europe), WWF-Türkiye.

Referanslar:

(1) IQAir, (2020). World Air Quality Report. https://www.iqair.com/world-most-polluted-cities

(2) Lelieveld et al, (2020). Loss of life expectancy from air pollution compared to other risk factors: a worldwide perspective. Cardiovascular Research, 03.03.2020. https://doi.org/10.1093/cvr/cvaa025

(3) Temiz Hava Hakkı Platformu, (2019). Hava Kirliliği ve Sağlık Etkileri: Kara Rapor. https://www.temizhavahakki.com/kara-rapor/

Kuzey Ege'nin huzur dolu cennet köşesi Assos

Kuzey Ege'nin huzur dolu cennet köşesi Assos

Tatilini sakinlik ve doğa ile iç içe geçirmek isteyenlerin sıklıkla tercih ettiği bir rota Assos. Çanakkale’nin Ayvalık ilçesinde bulunması ve Midilli Adası’na oldukça yakın bir mesafede yer alması sayesinde İstanbul ve İzmir’den birçok ziyaretçi ağırlıyor. Fakat güzelliği, tarihi dokusu ve sakinliği ile gün geçtikçe artan bir ziyaretçiye sahip.

Arkeolojik çalışmalara göre Tunç Çağı’na kadar giden bir tarihe ev sahipliği yapıyor. Anadolu’nun önemli medeniyetlerinin kalıntılarına sahip bu yerde Atina, Roma ve Bergama Krallığı’nın izleri hala mevcut. Aristo’nun felsefe okulu kurduğu Assos’ta antik kent gezisi yaparken kendinizi yüzyıllar öncesine gitmiş gibi hissedebilirsiniz. Üstelik Assos’ta yer alan antik kentin en önemli yapısı bir tepede yer alan Athena Tapınağı’dır.

Bu yapı binlerce yıllık mimari bir sanat eserinin az bulunur örneklerinden biri. Ayrıca agora tapınağı, hamam, tiyatro ve lahitlerin varlığı antik dönemin günlük yaşamını gösteren farklı bir yüzü. Assos Antik Liman ise görmeniz gereken rotalardan bir başkası. Antik dönemlerin en önemli ticaret noktalarından biri olan bu limanı gezi planınıza ekleyebilirsiniz.

Ayrıca Behramkale Köyü’nün eski yapıları, arnavut kaldırımları ve kendine özgü havası görülebilecek diğer noktalar arasında yer alıyor. Ayrıca Assos’un deniz kıyısında yer alması sayesinde balık yemekleri konusunda gelişmiş bir mutfak kültürü bulunuyor.

Tatiliniz sırasında bölgeye özgü lezzetleri balık restaurantlarında denemelisiniz. Assos otelleri ise dolu dolu bir tatil geçirmeniz için eksiksiz hizmet kalitesi ile bölgede yeriniz alıyor. Daha fazla bilgi almak ve otel seçeneklerine göz gezdirmek isteyenler için Türkiye’nin tatil arama motoru neredekal.com ayrıntılı bir tatil planı yapmanızı sağlayan bilgileri kendisinde topluyor.

İşte yaşlı nüfusun en yüksek olduğu ülkeler

İşte yaşlı nüfusun en yüksek olduğu ülkeler

2019 yılı verilerine göre Avrupa’daki yaşlı nüfus ortalaması yüzde 20 olurken, Avrupa ülkeleri içinde Türkiye’deki yaşlı nüfus oranının yüzde 8,8 olduğu görüldü. Böylelikle Türkiye’nin 41 ülke içinde 40’ıncı sıraya yerleştiği saptandı.

Medya takip kurumu Ajans Press, yaşlı nüfusu ile alakalı basına yansıyan haber adetlerini inceledi. Ajans Press vePRNet’in dijital basın arşivinden derlediği bilgilere göre yaşlı nüfusu ile alakalı 2019 yılında basına yansıyan haber adedi 73 bin 884 olarak kayıtlara geçti. Son zamanlarda Koronavirüsün etkisini yaşlılarda daha çok göstermesi ve 65 yaş üzerine sokağa çıkma yasağı getirilmesiyle birlikte yaşlı nüfusuyla alakalı çıkan haber adetlerinin de arttığı gözlendi. Böylelikle sadece 3 ayda yaşlı nüfus çıkan basın haber adedi 24 bin 715 oldu.

EN FAZLA YAŞLI NÜFUS İTALYA’DA

Ajans Press’in,AB İstatistik Ofisi(EUROSTAT) verilerinden elde ettiği bilgilere göre, Avrupa’daki yaşlı nüfus ortalaması yüzde 20 oldu. Araştırma 2019 yılı verilerine kapsarken, yine Avrupa ülkelerinde içinde Türkiye’deki yaşlı nüfus oranının yüzde 8,8 olduğu görüldü. Böylelikle Türkiye’nin 41 ülke içinden 40’ıncı Sıraya yerleştiği saptandı. 41’inci sırada ise yüzde 8,8 ile Ermenistan yer alırken, en fazla yaşlı nüfusuna sahip ülkenin İtalya olduğu gözlendi. Buna bağlı olarak İtalya’da 65 yaş üstü nüfus oranının yüzde 22 olduğu gözlendi. İtalya’yı Yunanistan ve Portekiz takip ederken, Almanya, Fransa, İspanya, Belçika ve İngiltere yaşlı nüfus oranının yüksek olduğu diğer ülkeler oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine bakıldığında ise geçen yıl Türkiye’deki 65 yaş üstü nüfusunun 7 milyon 550 bin 727 kişi olduğu, bununda toplam nüfusa oranının yüzde 9,1 olduğu kaydedildi.

Çevre için şimdi değişme zamanı

Çevre için şimdi değişme zamanı

Dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs (Covid-19) salgınıyla insanlığın doğaya verdiği zararın da ortaya çıktığını kaydeden uzmanlar, doğanın bu sayede verdiği mesajın iyi okunması ve bu doğrultuda önlem alınması gerektiğine dikkat çekiyor. 

Daha geç olmadan çocuklarımızı ve gelecek nesilleri düşünmek zorunda olduğumuzu kaydeden uzmanlar, “İçinde yaşadığımız toplumu, insanları, hayvanları ve çevreyi birlikte bir bütün olarak düşünmek zorundayız. Yaşam tarzımız diğer insanlara, canlılara ve tabiata zarar vermemeli. Suyu, toprağı, havası ve ormanları ile tabiatın bir sınırı var. Bu sınırı zorlamadan bir yaşam tarzı geliştirmek zorundayız” dedi.

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Koronavirüs salgınıyla beraber insanın doğaya verdiği tahribatın gün yüzüne çıktığına dikkat çekti.

“Dünyanın dengesini bozduk…”

İnsanlığın uzun bir süredir çevreyi ihmal ettiğini belirten Prof. Dr. İbrahim Özdemir, dünyanın dengesinin bozulduğunu belirterek şunları söyledi:

“Veba deyince aklımıza hep Orta Çağlar geliyordu. Bilim ve teknolojiye olan inancımız, gerçeği görmeyi engelledi. Hayat tarzımız ve ekonomik sistemimiz sebebi ile tabiat bozuluyordu. Çevrecilerin 1960’tan bu yana feryatlarına birçok yönetici ve insan kulaklarını tıkadı. Bunlara göre bilim insanları her şeye çözüm bulacaklardı. Endişelenmeye gerek yoktu. Ölüme bile çare bulunması an meselesi idi. Bazı insanlar çok pahalı estetik ameliyatlarla gençleştiğini sanıp, kendisini kandırmaya devam ettiler. Bir gün öleceklerini düşünmediler.

“Sulara sahip çıkmadık”

Ünlü filozof Sokrates’in ‘sorgulanmayan bir hayat yaşanmaya değmez’ sözünü duymazlıktan geldiler. Kendilerini ve yaşam tarzlarını sorgulamayı; sürdürülebilir olup olmadığını sorgulamadılar. Ekonomik sistemin ve bize dayattığı yaşam tarzının sürdürülemez olduğunu bir türlü anlayamadık. Sınırsız ve sorumsuz büyümenin mümkün olmadığını; kâinatın çok hassas denge ve ayarlarla çalıştığını ısrarla göz ardı ettik. Allah’ın ‘her şeyi sudan yarattık’ sözünün derinliğini kavrayamadık. Sulara sahip çıkmadık. Kullandığımız kimyasal ilaçlarla dereleri, nehirleri, gölleri deniz ve okyanusları kirlettik. Buralarda yaşayan hayvanların bir bir tükenmesi bile çoğumuzu ikna etmedi. Daha çok üretim, daha çok kar ve daha müreffeh bir hayat. Geldiğimiz nokta düşündürücü.”

Değişmek zorundayız!

Daha geç olmadan çocuklarımızı ve gelecek nesilleri düşünmek zorunda olduğumuzu kaydeden Prof. Dr. İbrahim Özdemir, “Bu krizin bize gösterdiği gerçek açık ve net: Böyle devam edemeyiz. Değişmek zorundayız. İçinde yaşadığımız toplumu, insanları, hayvanları ve çevreyi birlikte bir bütün olarak düşünmek zorundayız. Yaşam tarzımız diğer insanlara, canlılara ve tabiata zarar vermemeli. Suyu, toprağı, havası ve ormanları ile tabiatın bir sınırı var. Bu sınırı zorlamadan bir yaşam tarzı geliştirmek zorundayız” dedi.

“Evde kal” ile hava kirliliği azaldı

Salgının yayılmasını engellemek için alınan tedbirler kapsamında “Evde kalın” mesajı ile birlikte hava kirliliğinin azaldığını belirten Prof. Dr. İbrahim Özdemir, “Başta Çin olmak üzere her yerde hava ve suyun kirlenmesi azalmış; küresel ısınma yavaşlamış. İstanbul’da bile bu gözlemlendi. Aslında BM Uluslararası İklim Değişikliği Paneline tarafsız bilim insanlarınca sunulan raporlarla tüm bunlar öngörülmüştü. Başta ABD olmak üzere bazı ülkeler gerekli tedbirleri almayı reddettiler. Ekonomimizi etkiler diye geri durdular. Bugün bu ülkelerin ekonomileri kumdan kaleler gibi yıkılıyor; hastaneleri kendi insanına bakamayacak duruma gelmiş” dedi.

Şimdi düşünme zamanı!

İçerisinde bulunduğumuz bu zamanın tüm bu olumsuzlukları düşünüp değerlendirmek için bir fırsat olduğunu kaydeden Prof. Dr. İbrahim Özdemir, şunları söyledi:

“Evlerimize kapatıldığımız ve dışarı çıkamadığımız şu günlerde kendi kendimizi hesaba çekme zamanı: Çevre için ne yaptım? Nesli tükenen hayvanlar için ne yaptım? Çevreyi kirleten firmalara karşı ne yaptım? Çevre ve sağlığımız için zararlı ürünleri üretenlere ve satanlara karşı ne yaptım? Çevre, ormanlar, nehirler, göller ve denizlerin kirlenmesi konusunda sessiz kalan politikacılarla ilgili ne yaptım? Kendimizden başlayarak değişim zamanı. Suyun, havanın, toprağın değerini yeniden keşfetme zamanı. El- yüz temizliği kadar gönül ve kafa temizliğinin de değerini anlama zamanı. Sadece kendimizi önceleyen bencil bir tavrı terk ederek, yaşlılarımız, çocuklarımızı, torunlarımızı düşünme zamanı. Onlar için değişme zamanı. Çevreyi kirleten, tahrip eden kim olursa olsun uyarma ve engelleme zamanı.”

“Koronavirüs insanlığa ders verdi”

İsveçli Greta Thunberg’in Ağustos 2019’da bir oturma eylemi başlatarak küresel ısınma ve iklim değişikliğine dikkat çektiğini hatırlatarak“Bugün bizlerin de harekete geçmesi gerekiyor. Korona bize ne kadar duyarlı olmamız gerektiğini öğretmiş olmalı. Kullandığımız her damla suyun kıymetini keşfetmiş olmamız lazım. Dünyanın her yerindeki uzmanlar ‘temizlik, temizlik, temizlik’ diyor. Ne ile? Temiz su ile. Ya sularımız tükenirse ya da kirlenirse temizliği ne ile yapacağız? Düşünmesi bile dehşet verici. Benzin, motorin ya da doğal gaz olmadan yaşayabiliriz. Su olmadan yaşayamayız. Aynı şekilde her karış toprağa sahip çıkmak ve onu korumak zorundayız. Her ağacın, ağaca yuva yapan ve öten her kuşun değerini keşfetmek ve onları korumak zorundayız. Korona salgını tüm insanlığa önemli bir ders verdi” dedi.

29 Mart 2020 Pazar

Paranızı değil, kilolarınızı eriten bahar diyeti!

Paranızı değil, kilolarınızı eriten bahar diyeti!

Bahar geliyor, kış kilolarından kurtulmanın tam zamanı! Diyet listelerindeki bazı besinler fiyatlarıyla gözünüzü mü korkutuyor? 

Medical Park Gebze Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hatice Sultan Kirişci, her keseye uygun alternatifleri önerdi.

Kışın sona erdiği ve henüz yaz ürünlerinin yetişmediği bahar döneminde diyet yapmak da pek ucuza mal olmuyor. Fakat ufak ipuçları ve dokunuşlarla hem sağlıklı hem de ekonomik beslenmek mümkün. Mesela bahar döneminde artık sona yaklaşan kış ürünlerine yönelebiliriz. Haftalık alışveriş için mutlaka liste hazırlamalı alışverişte bu listenin dışına çıkmamalıyız. Ayrıca sebze ve meyve ihtiyacımızı semt pazarından haftalık olarak yapmamız da ekonomik beslenmemize büyük katkı sağlayacaktır. Peki diyet listelerinden eksik olmayan kinoa, avokado, somon yerine ne tüketebiliriz? İşte Medical Park Gebze Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hatice Sultan Kirişci her mutfakta yer alan o alternatifler…

KIRMIZI ET ŞART DEĞİL, BARBUNYA DA OLUR

En yüksek protein kaynağı anne sütünden sonra yumurtadır. Kırmızı ete alternatif olarak protein ihtiyacınızı daha uygun fiyatlı yumurta ile sağlayabilirsiniz. Kırmızı ete diğer alternatif ise kurubaklagiller… İçerik açısında protein değerleri neredeyse kırmızı etle aynı değerdedir. Ayrıca kırmızı etten farklı olarak kurubaklagiller (kuru fasulye, nohut, bezelye, barbunya) yüksek oranda lif içeriği nedeniyle özellikle kabızlık şikayeti yaşayan bireylerin bağırsak florasını düzenlemeye yardımcıdır.

Alternatif olarak beyaz ete yönelirsek bütün tavuk almak daha hesaplı olacaktır. Hem sağlıklı bir tavuk yemeği yapabilir hem de bahara yeni girdiğimiz bu soğuk dönemde bağışıklığımız çöktüğünde tavuk suyu ile çorba yaparak gribe meydan okuyabiliriz. Ayrıca bahar döneminde yüzünü göstermeye başlayan erik ve çilek de hem lif hem de C vitamini açısından zengin olması sebebiyle bağışıklığımızı güçlendirir.

BALIK YERİNE KETEN TOHUMU, KİNOA YERİNE YEŞİL MERCİMEK

Diyetlerde sık kullanılan ve protein, demir, potasyum ve lif yönünden zengin olan kinoa yerine öğünlerde yemek olarak veya salatanıza ekleyerek yeşil mercimeği alternatif yapabilirsiniz. Balık mevsiminin sona erdiği bu günlerde Omega-3 ihtiyacımızı karşılamak için yine diyetinize balık yerine, keten tohumu ve ceviz ekleyebilirsiniz. Aynı şekilde semizotu da en kaliteli Omega-3 kaynaklarından birisidir. İlave olarak keten tohumu eklenmiş bir semizotu salatası ile hem sağlıklı bir öğün oluşturup hem de Omega-3 ihtiyacımızı giderebiliriz. Avokado; potasyum, magnezyum, A ve E vitamini içerir. Börülce de avokado gibi potasyum ve A vitamini içerir. Kolesterole, tansiyona ve kabızlığa iyi gelir.

KARPUZ ÇEKİRDEĞİ HEM UCUZ HEM DE FAYDALI

Ara öğünlerde atıştırmalık olarak kabak çekirdeği yerine besin değeri yüksek, fiyatı ucuz olan karpuz çekirdeği tüketilebilir. 100 gramında yaklaşık 30 gr gibi zengin bir protein içeriği vardır. Fakat yağlı tohumlar sınıfına girdiği için aynı zamanda yüksek enerji içermektedir. Bu yüzden porsiyon miktarına mutlaka dikkat edilmelidir. Hiçbir besin tek başına mucize değildir. Fakat günlük diyetinizi renklendirmek adına ceviz, badem de güzel bir alternatif olabilir. Bu kuruyemişleri kabuklu olarak alırsanız hem daha ekonomik olur hem de kaç adet yiyeceğinizi daha kolay hesaplayabilirsiniz.

ESMER EKMEK DAHA EKONOMİK, NEDENİ İSE…

Bütçeniz korumak istiyorsanız beyaz ekmek yerine, esmer ekmek tüketin. Ekmek her öğünde olmazsa olmaz dediğimiz karbonhidratlar arasında yer almaktadır. Dört kişilik bir aile her gün muhakkak fırından en az 2 beyaz ekmek almaktadır. Eğer aile kalabalıksa bu sayı daha fazla artıyor. Esmer ekmek ise yüksek oran da lif içerdiği için beyaz ekmeğe göre çok daha hızlı doygunluk hissi uyandırıyor. Bu yüzden beyaz ekmek ile 4-5 dilim tüketerek doyan bir birey, esmer ekmek ile 2 dilim ile doygunluk hissi ulaşıyor. Bu sayede mutfak bütçenizi nispeten azaltmış olursunuz. Aynı zaman da beyaz ekmeğe nazaran esmer ekmeğin glisemik indeksi (yediğimiz besinlerin kan şekerine etkisi) çok düşük olduğu için kilo korumanızda da destek sağlayacaktır.

Covid-19 genelde beşinci kuluçka gününde ortaya çıkıyor

Covid-19 genelde beşinci kuluçka gününde ortaya çıkıyor

Çin'den başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan corona virüs can almaya devam ediyor. Yapılan çalışmalar, corona virüslerin yüzey tipi ve ortam sıcaklığına göre birkaç saat veya birkaç güne kadar etkisini sürdürdüğünü gösteriyor. 

Bu tür virüslerin zarf veya paket gibi nesnelerde uzun süre hayatta kalmadığının tespit edildiğini belirten Türkiye İş Bankası iştiraki Bayındır Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Uzm. Dr. Fatma Nur Özdoğan "Bugüne kadar yapılan çalışmalar, COVID-19'a neden olan virüsün, esas olarak hava vasıtasından çok, temas yoluyla bulaştığını göstermektedir. İnsanların birbiri ile temastan kaçınması ve yoğun temasta olacağı yerlerden uzak durması gerekir" dedi.

Dünyanın gündemine oturan 2020'nin en çok konuşulan hastalığı corona virüsler, hayvanlarda veya insanlarda hastalığa neden olabilecek büyük bir virüs ailesi olarak dünya gündeminde büyük yankı uyandırıyor. Corona virüsün insanlarda, soğuk algınlığından Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) ve Şiddetli Akut Solunum Sendromu'na (SARS) kadar şiddetli solunum yolu enfeksiyonlarına neden oluyor. Aralık 2019'da, Çin'in Wuhan kentinde başlayan salgın öncesine kadar keşfedilemeyen corona virüs ise corona virüs hastalığına (COVID-19 ) neden oluyor. Uzmanlar ateş, öksürük ve nefes almada zorluk çeken insanların mutlaka tıbbi yardım almaları gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.

Hastalığın, kişiden kişiye, COVID-19'lu bir kişi öksürdüğünde veya nefes verdiğinde ortama yayılan küçük damlacıklardan veya ağızdan yayılabildiğini belirten Bayındır İçerenköy Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatma Nur Özdoğan; "Bu damlacıklar kişinin etrafındaki nesnelere ve yüzeylere düşer. Diğer insanlar bu nesnelere veya yüzeylere temas ettikten sonra gözüne, burnuna veya ağzına dokunduğunda virüse yakalanırlar. İnsanlar ayrıca, COVID-19'lu damlacıkları öksüren veya nefes veren bir kişiden damlacıklar halinde nefes alırlarsa COVID-19 hastalığına yakalanabilirler. Bu yüzden hasta olan bir kişiden 1 metreden daha uzak mesafede durmak önemlidir. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, COVID-19'a neden olan virüsün, esas olarak hava vasıtasından çok temas yoluyla bulaştığını göstermektedir" dedi.

COVID-19 Hastalığının Belirtileri

COVID-19 bazı hastalarda burun tıkanıklığı, burun akıntısı, boğaz ağrısı ve ishal olarak da gözlemlenebilirken, hastalığın en yaygın semptomları ise;


  • Ateş
  • Yorgunluk
  • Kuru öksürüktür.


Hastalıktan Korunma Yolları

Dünya Sağlık Örgütü'nün COVID-19'un yayılmasını önlemek için verdiği standart önerileri arasında;

Düzenli ve doğru el yıkamak,
Öksürme ve hapşırma sırasında ağız ve burnu tek kullanımlık bir mendil ya da dirsek içi ile kapatmak,
Ellerin göz, burun ve ağıza temasından kaçınmak yer alıyor.

Öksürme ve hapşırma gibi solunum yolu rahatsızlığı belirtileri gösteren kişiler ile yakın temastan kaçınmak gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Fatma Nur Özdoğan; "Ateş, öksürük ve nefes darlığı olan kişiler erken tıbbi yardım almalı ve önceki seyahat geçmişi sağlık uzmanıyla paylaşılmalıdır. Yerel sağlık kurumunun talimatları izlenmelidir. COVID-19'un yaygın olarak yayıldığı şehirler veya yerel bölgelerden haberdar olunmalıdır. Mümkünse bu yerlere seyahat etmekten kaçınılmalıdır "diye konuştu.

COVID-19'lu Hastaların Yüzde 80'i Özel Tedaviye İhtiyaç Duymuyor

Şu ana kadar görünen vakalarda, COVID-19 görülen insanların bazılarında herhangi bir semptoma rastlanmazken, her 6 kişiden yaklaşık 1'inin ağır hastalanarak nefes almakta güçlük çektiğini belirten Uzm. Dr. Fatma Nur Özdoğan; "İnsanların yaklaşık yüzde 80'inin özel tedaviye ihtiyaç duymadan hastalıktan iyileştiği gözlemlenirken, yaşlı insanlar ve yüksek tansiyon, kalp problemleri veya diyabet gibi sorunları olanların ciddi hastalık geçirme olasılığının daha yüksek olduğu tespit ediliyor. COVID-19 için kuluçka döneminin tahmini 1-14 gün arasında, en yaygın olarak 5 gün görüldüğü tespit edildi" dedi.

Maske Tek Başına Virüsten Korumuyor

2019-nCoV enfeksiyonu için aşı veya spesifik tedavinin mevcut olmadığını paylaşan Uzm. Dr. Fatma Nur Özdoğan antibiyotiklerin hastalığın önlenmesinde ya da tedavisinde yeri olmadığını, uygulanan tedavilerin hastanın şikayetlerine yönelik olarak destek tedavisi olduğunu vurguladı.

Tıbbi maske takmanın bazı solunum yolu hastalıklarının yayılmasını sınırlamaya yardımcı olduğu biliniyor. Bununla birlikte, tek başına maske kullanmak enfeksiyondan korunmayı garantilemiyor. Uzmanlar el hijyeni başta olmak üzere diğer tüm tedbirlere dikkatle uyulması ve şüpheli ya da kesin tanı almış kişiler ile en az 1 metre mesafe konulması gerektiğinin altını çizerken, maskelerin yalnızca solunum semptomu (öksürme veya hapşırma) olan kişilerin veya COVID-19 enfeksiyonundan şüphelenilen birine bakım veren kişilerin takması gerektiğini vurguladı.

Evcil Hayvanlardan Virüs Bulaşmıyor

Uzm. Dr. Fatma Nur Özdoğan; "2019-nCoV'nin hayvan kaynağı henüz tanımlanmadı. Ancak bu, herhangi bir hayvandan veya evcil hayvanlardan 2019-nCoV bulaşabileceği anlamına gelmez. Kediler ve köpekler gibi evcil hayvanların 2019-nCoV ile enfekte olduğuna veya virüsün bu hayvanlar arasında yayıldığına dair hiçbir kanıt yoktur."

Virüse Karşı Korumada Yapılmaması Gerekenler


Aşağıdaki önlemler COVID-2019'a karşı etkili DEĞİLDİR ve zararlı olabilir:

• Sigara içmek

• Birden fazla maske takmak

• Antibiyotik almak

Her durumda, ateş, öksürük ve nefes alma zorluğunuz varsa, daha şiddetli bir enfeksiyon geliştirme riskini azaltmak için erken tıbbi yardım alınmalı ve son seyahat geçmişi, sağlık uzmanıyla paylaşılmalıdır.

“Dışarıda giyilen kıyafet ve ayakkabılar...”

“Dışarıda giyilen kıyafet ve ayakkabılar...”

Prof. Dr. Haydar Sur: "Virüsün karakterini tanıyoruz, kontrol altına almak için tedbirli olmalıyız"

Koronavirüs'ün %3 öldürücülük oranına bakıldığında hastalığı küçümsemeyip tedbir almak gerektiğini belirten Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, herkesin üzerine düşen görevi yapması gerektiğini vurguluyor.

Bir kişinin öksürdüğü odada partiküllerin birkaç saat havada asılı kalabildiğini kaydeden Prof. Dr. Haydar Sur, kapalı ortamların sık sık havalandırılmasının önemine işaret ediyor ve dışarıda giyilen kıyafetlerin ve ayakkabıların havalandırılması gerektiğini söylüyor.

Koronavirüs'ün karakterini tanıdıklarını vurgulayan Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, şunları söyledi:

"Koronavirüs bir metre mesafeden insandan insana bulaşıyor ya da dolaylı yoldan insanın öksürdüğü, aksırdığı yerden temasla vücudun giriş noktalarından bulaşıyor. Bunlara dikkat etmek gerekiyor. Bir metre mesafeyi tedbir olarak iki metreye çıkarırsak, genel hijyen tedbirlerini de alırsak bize bulaşmasının önüne geçmiş oluruz. Bakanlıklar tarafından sosyal hayatı düzenleyen çok isabetli ve öngörülü tedbirler alındı. Yayınlanan makalelere baktığımızda okulların hastalık ülkeye yayılmadan tatil edilmesi %66 etki ediyor. Yani %60 -70 etkili olacak kararı ülkemizdeki yetkililer aldılar. Cuma namazlarının evden kılınması da önemli bir karar çünkü kalabalık ve yakın temas olan yerlerde risksiz grupların da birbirine virüs bulaştırma ihtimali bulunuyor. Yetkililer gerekli tedbirleri alıyorlar. Bunlar toplumsal olarak bizi koruyacak önlemlerdir. Öldürücülük oranının %3 olduğuna bakarsak hastalığı küçümsemeyelim. Kendimizi koruyalım."

Bulunduğunuz ortamın havalandırılması önemli

"Bir kişi öksürdü, artık o odaya hiç girmeyecek miyiz?" sorularına karşın havada partiküllerin birkaç saat asılı kaldığını vurgulayan Prof. Dr. Haydar Sur, "Diyelim ki bir kişi öksürdü etrafa yaydığı partiküller birkaç saat havada asılı kalabiliyor. Sonra yavaş yavaş zemine doğru düşüyor. Yani havada asılı partikülleri yok etmek için hafif havalandırma, cereyanlı ortamda bir iki saat odaları havalandırma çok faydalı olduğunu vurgulayabiliriz. Açık havaya da başkalarıyla temas olmayacak şekilde çıkmanın da yine faydalı bir şey olduğunu söyleyebiliriz. Eve gittiğimiz zaman dış kıyafetlerimizi, ayakkabılarımızı bir askıya asarak açık havada sabaha kadar havalandırmak, böylelikle virüs giysilerimize bulaşmış olsa bile sabaha kadar havalandırınca canlı kalmayacağını bilmeliyiz. Bazıları kıyafetlerimizi silelim diyor. Virüs nemli ortamlarda kuru ortamlardan daha uzun süre yaşayabiliyor. Silme işlemini yeterince başarılı yapmazsanız ki bu ihtimal vardır o zaman ona daha fazladan yaşama şansı vermek gibi bir riski de beraberinde getiriyorsunuz. Havalandırmak bu açıdan çok önemlidir" dedi.

Doğru bilgi sahibi olmak çok önemli

Etrafta söylenenlere, doğruluk kaynağı olmayan bilgileri dikkate almak yerine doğru bilgileri edinmek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Haydar Sur,"Normal zamanda ihmal ettiğimiz tedbirleri almaya başlayacağız. Sakin olmak önemli, herkes üstüne düşen görevi yapmalı. Birinci ağızdan en doğru bilgileri edinmeye çalışın. Sosyal medyada özellikle toplumu paniğe sevk edip bundan çıkar sağlayan yüzlerce insan olduğunu unutmayın. Özellikle yanlış bilgiyle panik yaratıp onun altından fahiş fiyatlarla malzeme satışlarından tutun çok daha başka maksatla bazı şeylerin önünü kesmek isteyenlere kadar herkesin açık olduğu bir mecradan hangi bilginin nereden geldiğine çok dikkat etmek gerekiyor. Sağlık Bakanlığımız bu açıdan çok iyi çalışmalar yapıyor. Hiçbir gelişmeyi gizlemedi, vakalar çıktıkça bizimle paylaşıyor. Resmi site en temizidir, en doğrulanmış bilgidir" dedi.

Paniğe kapılmayın!

Öksüren veya başı ağrıyan bazı kişilerin hemen paniğe kapıldığını ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur, "Öncelikle her öksürme ve baş ağrısında hemen panik olmamak lazım. Bütün virüs enfeksiyonları gibi Koronavirüs enfeksiyon belirtileri de diğerlerini taklit edebilir niteliktedir. Ancak Koronavirüs'ten en fazla şüphe çeken 3 belirti olarak; 38 derecenin üstündeki ateşi, baştan kuru balgamsız ama sonra balgamlıya dönen öksürüğü ve solunum sıkıntısını söyleyebiliriz" dedi.

Doğru beslenme ile bağışıklık sistemi güçlenir

Vitaminlerin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Sur, "A,B,C,D,E vitaminleri konusunda bir eksiğimizin olmaması lazım. Her bir vitaminin bağışıklık sisteminde ayrı bir yeri vardır. Toplumda sadece C vitamini biliniyor. Özellikle kış aylarında D vitaminin çok ayrı bir yeri var. Yediğimiz gıdalarda yeterince vitamin yoksa bağışıklık sistemimiz bundan çok çabuk etkileniyor. Bu dönemlerde takviye vitaminler tavsiye ediyorum. Öte yandan sigaradan da bahsedersek, sigaranın kişinin bağışıklık ve solunum sistemini ve vücudun her türlü savunma sistemini göçerttiğini biliyoruz. Koronavirüste de maalesef sigara içenlerin riskinin 14 kat daha fazla olduğu ifade ediliyor. Sigara içenlerin daha fazla olduğuna dair makaleler var. Hekim olarak sigara içenlerin bırakmalarını da önemle tavsiye ediyorum" dedi.