Ã?nizleme

8 Ağustos 2020 Cumartesi

“Geleceğin Şehri”ne dev yeraltı su arıtma tesisi kuruluyor

“Geleceğin Şehri”ne dev yeraltı su arıtma tesisi kuruluyor

Yeraltında bir kullanılmış su geri dönüşüm fabrikasının inşasına, 7 Ağustos Cuma günü, Yeni Xiongan Bölgesi’nde başlandığı bildirildi. Bu ekolojik tesis, Hebei eyaletinde bulunan bu bölgede gerçekleştirilecek olan çevre kalkınmasının çok önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Söz konusu projenin inşaatçı şirket olan Beijing Municipal Construction’ın yöneticisi Ge Qingli, beş hektarlık bir alana yayılacak tesisin, kullanılmış suların işlenip dönüştürülmesi için 25 cm kalınlığındaki betonla kaplanmış 29 birim havuzdan oluşacağını belirtti. Pis suyun dönüştürme işleminin böylece kapalı bir ortamda gerçekleşeceği ve işletmenin üzerini kaplayan alanda bir ekolojik park yapılacağı ve bu parkın en az üçte ikisinin yeşil alanla kaplanmış olacağı açıklandı.

“Geleceğin Şehri”ne dev yeraltı su arıtma tesisi kuruluyor

Yapımcı şirketin Xiongan işletme müdürü Wang Naiyi, Xiongan'ın yüksek hızlı tren garını da kapsayan yaklaşık beş kilometre karelik bir bölgede yerleşik 152 bin nüfusa hizmet edeceğini duyurdu.

Çin, Beijing'in 100 km kadar güneybatısında bir Yeni Xiongan Bölgesi oluşturma niyetini, 1  Nisan 2017’de açıklamıştı.  Sıklıkla Çin’de ‘geleceğin kenti’ olarak takdim edilen Xiongan’ın, 2035 yılına değin modern, yeşil, akıllı ve içinde mutlulukla yaşanabilir; ayrıca görece yüksek bir rekabet gücüne sahip ve insan-çevre etkileşiminde uyuma örnek bir kent olması öngörülüyor.

Çin Uluslararası Radyosu


7 Ağustos 2020 Cuma

Glifosat ile zehirlenmek zorunda değiliz

Glifosat ile zehirlenmek zorunda değiliz

Glifosat ile zehirlenmek zorunda değiliz

Muhtemel kanserojen olduğu ve hormonal sisteme zarar verdiği uluslararası kuruluşlar tarafından kabul edilmesine ve alternatif pek çok yöntem ve tekniği olmasına rağmen glifosat kullanımı sürüyor.


Glifosat, endüstriyel tarımda en çok kullanılan tarım zehiri (pestisit) etken maddelerinden biri. Yabancı otlara karşı kullanılan glifosat için Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu 2015 yılında “muhtemel kanserojen” uyarısında bulundu. Ayrıca Uluslararası Pestisit Eylem Ağı (PAN International), glifosatın hormonal sistem bozucu olduğuna dikkat çekiyor. Solunduğunda, ağız yoluyla alındığında veya deriye nüfuz ettiğinde hormonal sistemin işleyişinde bozulmalar meydana getiren maddeler için “hormonal sistem bozucu” tanımı kullanılıyor.



Hormonal sistem bozucu pestisitler için güvenli bir maruz kalma düzeyi ya da güvenli bir doz söz konusu değil. Çok düşük dozlarda bile maruz kalındığında aynı zararlara yol açabiliyor.


Çiftçiler ve tarım işçileri için çok tehlikeli


Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin öncülüğünde bir araya gelen Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı tarafından hazırlanan “En Tehlikeli Pestisitler” raporuna göre glifosat, sadece tüketiciler için değil, üreticiler açısından da ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor. Rapora göre glifosat, çiftçilerde, tarım işçilerinde ve onların çocuklarında kanser riskini artıran pestisitler arasında yer alıyor.


Çocuklar daha fazla etkileniyor


Kuzey Amerika Pestisit Eylem Ağı (PAN North America) tarafından hazırlanan “Risk Altında Bir Nesil” adlı rapora göre çocuklarda, ana rahminden ilk gençliğe kadar yaşanan hızlı fizyolojik değişimler sırasında, çok düşük seviyede olsa bile pestisitlere maruz kalmak, ileride çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor.


Söz konusu rapor, glifosatın da dahil olduğu herbisitlerin (ot öldürücü tarım zehirleri) çocuklarda kanser, doğum kusurları, bağışıklık sistemi bozuklukları ve astıma neden olabileceği gibi, beyin ve sinir sistemine, üreme ve gelişim sistemlerine zarar verebildiği belirtiliyor.


Toprağa faydadan çok, zarar veriyor


Glifosat kullanımı, toprağın daha sağlıklı ve verimli olmasını sağlayan doğal süreçlere zarar vererek, topraktaki canlılığı yok ediyor.


Örneğin, topraktaki organik maddeyi parçalayarak etrafa yayan, açtıkları boşluklar sayesinde bitki köklerinin toprağa nüfuz etmesini kolaylaştıran ve toprağın bereketini artıran solucanların üremesini engelleyerek azalmasına neden oluyor. Aynı şekilde topraktaki mikroorganizmalar, bitkilerin kendi savunma mekanizmaları ve tozlaştırıcılar (arılar vb) glifosat nedeniyle zarar gördükleri için, bitkiler ve toprak canlılığını yitiriyor.


Şirketlere en çok kazandıran etken madde, şimdi kaybettiriyor


Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın Mart 2020’de yayımladığı “Dünyayı Zehirleyerek Milyarlarca Dolar Kazanıyorlar” adlı basın bültenine göre, dünya genelinde pestisit piyasasına hakim olan beş şirket (Bayer, BASF, Syngenta, FMC ve Corteva), 2018 yılındaki 37,2 milyar dolarlık ürün satışlarının %35’ini glifosat gibi yüksek seviyede zararlı pestisitlerden elde ettiler. Adı geçen beş şirketin sadece glifosat etken maddesinden 2018 yılında elde ettikleri gelir yaklaşık 1 milyar dolar.


Round Up adlı herbisitin içeriğinde glifosat bulunması nedeniyle, Bayer firması, çiftçilerin açtığı yüksek tazminat davaları ile uğraşıyor.. Kansere yol açması gerekçesiyle, ABD’de firmaya açılan 125 bin dava bulunuyor. Haziran 2020’de New York merkezli hukuk firması Weitz & Luxenberg, Bayer'le 95 bin kişi adına anlaşmaya vardığını açıkladı. Söz konusu anlaşmaya göre Bayer davacılara 10,9 milyar dolar ödemeyi kabul etti.


Türkiye neden hala yasaklamıyor?


Türkiye’de glifosat kullanımının giderek arttığı tahmin ediliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın en son pestisit kullanım verilerini paylaştığı 2013 yılında, glifosat kullanımının 4 bin 500 ton olduğu belirtiliyordu. Gıda Mühendisi Bülent Şık’ın araştırmaları sonucunda yaptığı tahminlere göre bu rakam 2018 yılında yaklaşık 8 bin tona yükseldi.


Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, Kasım 2019’da başlattığı imza kampanyası ile aralarında glifosatın da bulunduğu, Türkiye’de kullanılan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlenen 13 tarım zehrinin yasaklanmasını talep etti. Kampanyanın kısa zamanda kamuoyu ve karar vericilerin gündemine oturmasının ardından Tarım ve Orman Bakanlığı, aralarında kampanyada geçen 4 tarım zehirinin de bulunduğu 16 pestisit etken maddesi için yasaklama kararı aldı. Ama yasaklananlar arasında ne yazık ki glifosat bulunmuyor.


Çiftçinin glifosata ihtiyacı yok!


Glifosat ya da başka bir herbisit kullanmadan istenmeyen otlarla mücadele edebilmek mümkün. Çevre ve insan sağlığının yanı sıra, uzun vadede toprağın bereketini ve ekosistemin canlılığını yeniden kazanması için, glifosat ve diğer pestisitleri ortadan kaldırmak gerekiyor. Çözüm, herbisitler ve pestisitlerin verdiği zararı bertaraf ederek, sağlıklı toprak ve suya yeniden kavuşacağımız, sürdürülebilir tarım sistemlerine yatırım yapmak, ekolojik ve ekonomik geçerliliği olan bir tarımsal üretim modeli yaratmak.


Malçlama, ekim nöbeti, yoğun ekim, sığ sürme gibi pek çok teknik ya da organik tarım, agroekoloji gibi pek çok yöntem ile glifosat kullanmadan istenmeyen otlarla mücadele edebilmek mümkün. Örneğin 2018 yılı verilerine göre dünya genelinde 2.8 milyon üretici 71.5 milyon hektar alanda organik tarım yapıyor ve glifosat benzeri herhangi bir herbisit kullanmadan üretimlerini sürdürebiliyor.


Sağlıklı bir toprak, sağlıklı bir toplum ve ekosistem için alternatif yöntem ve tekniklerin geliştirilmesi, bu tip yöntem ve teknikleri kullanan üreticilerin desteklenmesi, glifosat ve diğer yüksek seviyede zararlı pestisitlerin acilen yasaklanması gerekiyor.


Vakit kaybetmeden #ZehirsizSofralar


Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Avrupa Pestisit Eylem Ağı tarafından yürütülen Zehirsiz Sofralar Projesi kapsamında kurulan Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, Tarım ve Orman Bakanlığı’na yönelik başlattığı imza kampanyasıyla #ZehirsizSofralar için adım atılmasını istiyor. Covid-19 nedeniyle sağlıkla ilgili kaygıların arttığı ve sağlıklı gıdanın öneminin her zamankinden daha çok hissedildiği bu kritik dönemde, tarım zehirleri kullanımına son verilmesi, alternatif tarım yöntem ve tekniklerinin desteklenmesi için vakit kaybetmeden gereken kararların alınmasını istiyor.


Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, Kasım 2019’da başlattığı Zehirsiz Kampanya ile Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan şu taleplerde bulunuyor:


1-Dünya Sağlık Örgütü tarafından “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlenen ve tarımda kullanılan 9 etken madde (ethoprophos, beta-cyfluthrin, zeta-cypermethrin, fenamiphos, formetanate X formetanate hydrochloride, tefluthrin, zinc phosphide, glyphosate, malathion) öncelikle ve acilen yasaklansın.


2-Pestisitlerin tamamının 2030 yılına kadar yasaklanması, doğa dostu, zehirsiz yöntemlerle tarımsal üretim yapılması için Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından gerekli adımlar atılsın; doğa dostu tarım yöntemleri ve bu yöntemlerle tarım yapan küçük üreticiler desteklensin; üreticileri doğa dostu, zehirsiz yöntemler kullanmaya teşvik edecek politikalar uygulansın.


3-Türkiye’de tarım ve gıda ürünlerinde kullanılan pestisitlerle ilgili denetimler artırılsın, elde edilen denetim sonuçlarıyla ilgili şeffaflık sağlansın.


Pandemi bayram alışkanlıklarını değiştirdi!

Pandemi bayram alışkanlıklarını değiştirdi!

Pandemi bayram alışkanlıklarını değiştirdi!

Türk halkı bayramı evde geçirmeyi tercih etti

Türk halkının pandemi döneminde bayramı nasıl idrak ettiğini ve bulaş riskini azaltan önlemlere uyup uymadıklarını incelemek amacıyla anket çalışması yapıldı. Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı öncülüğünde yürütülen çalışmaya göre, katılımcıların yüzde 73.6’sı bayramı evde geçirdiklerini söyledi. Katılmcıların yüzde 13.8’i bayramda akrabaları ile yüz yüze görüşmeyi tercih ettiklerini; yüzde 53.2’si ise akrabaları ile online olarak görüşmeyi tercih ettiklerini kaydetti. Araştırmaya katılan katılımcılardan yüzde 35.9’u pandeminin kurban kesim şeklini etkilediğini belirtirken; yüzde 46.8’i kurban kestiğini, yüzde 25.1’i vekalet vererek kestirdiğini ve yüzde 28’i kurban kesmediğini ifade etti.

Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü, ‘Pandemi Sürecinde Kurban Bayramı’ başlıklı anket çalışması gerçekleştirdi.



44 ilden katılım gerçekleşti

Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, bayramın 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü gününde gerçekleştirdikleri anket çalışmasına Türkiye’nin 44 ilinden yaşları 18- 70 arası değişen 760 katılımcının ilgi gösterdiğini ve oldukça ilginç bulgular ortaya çıktığını söyledi.

Pandemide bayram ziyareti sınırlı kaldı

Katılımcıların yüzde 26.4’ünün bayramı tamamen evde izole olarak geçirdiklerini belirten Süleymanlı, “Yüzde 54.3’ü kısmen izole geçirdiklerini kaydetti. Aynı şekilde katılımcıların yüzde 13.8’i bayramda akrabaları ile yüz yüze görüşmeyi tercih ettiklerini söylerken, yüzde 53.2’si akrabaları ile online olarak görüşmeyi tercih ettiklerini dile getirdi” dedi.

Sadece %8.9’u tatil olarak değerlendirdi

Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı sözlerini şöyle sürdürdü: “Bayramı tatil olarak değerlendirip değerlendirmedikleri yönündeki soruya katılımcıların yalnız yüzde 8.9’u tatil olarak değerlendirdiklerini, yüzde 10.3’ü kısmı bir tatil yaptıklarını belirtti. Katılımcıların yüzde 73.6’sı bayramı evde geçirdiklerini ifade ederken ‘Pandemiden önceki dönemde bayramları nerede geçirirdiniz?’ sorusuna katılımcıların yüzde 43.8’i yakın akrabalarımın yanında, yüzde 38.2’si kendi evimde, yüzde 8.7’si tatil beldesinde, yüzde 6.9’u yakın arkadaşlarımın yanında yanıtını verdi. Bayramı tatil olarak değerlendiren kesimin davranışı yine aynı kalırken, özellikle yakın akraba ve arkadaş ziyaretlerinde önemli bir düşüş gözlendi.”

Bayram pandemiden olumsuz etkilendi

Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “katılımcıların yüzde 55’i pandeminin bayram üzerinde olumsuz etkisinin olduğunu düşünüyor” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Yüzde 11.6 oranında katılımcı bayramın pandemiden olumsuz etkilenmediğini ifade etti. Pandemi, katılımcıların yüzde 45’inin bayram planlarını değiştirdi. Katılımcıların yüzde 16.3’ü pandemi dönemindeki bayramın beklentilerini karşıladığını belirtirken, yüzde 46.3’ü ise beklentilerinin karşılanmadığını belirtti. Sonuçlar, pandeminin bayram üzerinde olumsuz bir etkiye neden olduğunu gösteriyor.”

Dijital bayram görüşmesi tercih edilmeyecek

Katılımcılara pandemi dönemi ile şekillenen dijital bayram görüşmelerine gelecek bayramlarda da devam etmeyi tercih edip etmedikleri sorusunu yönelttiklerini ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Katılımcıların yüzde 21.4’ü gelecek bayramlarda da online bayramlaşmayı tercih edeceklerini, yüzde 47.2’si bayramlaşma için online platformları kullanmayacaklarını, yüzde 37.4’ü ise kısmen tercih edebileceklerini belirtti. Katılımcıların yüzde 42.2’si pandemi dönemindeki bayramda vakit geçirebilecekleri daha tenha mekanlar bulmak için ek bir çaba gösterdiklerini belirtirken, yüzde 23.9’u pandemi dönemindeki bayramın yalnız hissettirdiğini dile getirdi” dedi.

Kurban kesimleri de etkilendi

Pandeminin katılımcıların yüzde 35.9’unun kurban kesim şeklini etkilediğini kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Katılımcıların yüzde 46.8’i kurban kestiğini, yüzde 25.1’i vekalet vererek kestirdiğini ve yüzde 28’i kurban kesmediğini ifade etti. Yüzde 69.6 oranında katılımcı ise Kurban Bayramında yakınlarına ve komşularına kestiği kurban etinden pay gönderdiğini dile getirdi” dedi.

Bayrama özel kıyafet alınmadı

“Bu bayramda bayramlık olarak yeni kıyafet aldınız mı?” sorusuna katılımcıların yüzde 82.6’sının olumsuz yanıt verdiğini belirten Süleymanlı, “Yüzde 14.7’si aldıklarını, yüzde 2’si ise kendilerine hediye olarak yeni kıyafet geldiğini ifade etti. ‘Evinizde bayram temizliği, bayram alış verişi yapıldı mı?’ sorusuna katılımcıların yüzde 43.3’ü ‘evet yapıldı’, yüzde 18.6’sı ‘hayır yapılmadı’, yüzde 38,2’si ise ‘Her zamanki alışveriş ve temizlik devam etti, özel olarak yapılmadı’ cevap şıkkını işaretledi. Pandemi dönemindeki bayramda alışverişini online olarak yapmayı tercih eden katılımcıların oranı yüzde 25 iken, bayram alışverişini market veya bakkala giderek yapmayı tercih eden katılımcıların oranı yüzde 50.1 olarak ortaya çıktı” dedi.

Tatile gidenlerin oranı düştü

Yüzde 73.6 oranında katılımcıdan pandemi dönemindeki bu bayramı kendi evlerinde geçirdikleri yanıtını aldıklarını söyleyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Katılımcıların yüzde 16.3’ü bayramı akrabalarının yanında ve yüzde 1.3’ü yakın arkadaşlarının yanında geçirmiş. Pandemi öncesinde bayramı tatil beldesinde geçirenlerin oranı yüzde 8.9 iken pandemi döneminde bu oran yüzde 3.6’ya geriledi. Ayrıca katılımcıların yüzde 43’ü bayramı anne, baba ve kardeşleriyle birlikte geçirirken, yüzde 41.6’sı eşi ve çocuklarıyla, yüzde 6.4’ü yalnız ve yüzde 1.2’si arkadaşlarıyla birlikte geçirmiş” dedi.

Yalnızlık hissi ve hüzün etkili oldu

Katılımcıların yüzde 23.9’unun bayramda kendisini yalnız hissettiği sonucuna ulaştıklarını söyleyen Süleymanlı, “Bu bayram döneminde kendinizi nasıl hissettiniz?” sorusuna katılmcıların yüzde 49.3’ü mutluluk duyduklarını yanıtını verirken, yüzde 39.1’i hüzünlü, yüzde 11.6’sı ise gergin, telaşlı ve endişeli olduklarını belirtti” diye konuştu.

Bayramda sosyal mesafeye dikkat edildi

Sonuçlara göre katılımcıların yüzde 12.1’i “Bayram ziyaretlerinde isteseler de fiziksel mesafe kurallarına uyamadıklarını’ belirtirken, yüzde 56.4’ünün fiziksel mesafe kurallarına tamamen uydukları yönünde yanıt verdiğini söyleyen Süleymanlı, sözlerine şöyle devam etti:

“Bayramlaşmak için bu bayramda sarılma, el öpme, tokalaşma gibi eylemlerden hangisini yaptınız?” sorusuna katılımcıların yüzde 65.3’ü bayramlaşmak için fiziksel temas içeren herhangi bir eylemde bulunmadığını belirtirken, yüzde 18.3’ü dirsek dirseğe temas gibi özel bir selamlaşma yöntemi kullandığını, yüzde 6.7’si büyüklerinin elini öptüğünü, yüzde 5.5’i insanlarla tokalaştığını, yüzde 3.2’si insanlarla sarıldığını ve yüzde 1.1’i insanlarla yanak yanağa öpüştüğünü dile getirdi. Yanak yanağa öpüşen katılımcıların yaş ortalaması 34.5 iken insanlarla sarılan katılımcıların ortalaması yüzde 28.6 olarak tespit edildi.”

Bayram kolektif toplumsal ritüeldir

Dini ya da milli bayramların, kendilerine has niteliklerinin ötesinde kolektif bir kültürel ritüel, birliktelik ve duygudaşlık sahası oluşturma bağlamında oldukça önem arz ettiğini söyleyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı “Bu ortak kültürel alanın varlığı, bireysel ile toplumsalı da birleştirmekte ve bu anlamda toplumsal açıdan özgün bir role sahip olmaktadır. Bu bağlamda Kurban Bayramı dini bir bayram olsa da aslında kamusal ve özel alanda çeşitli duygular ve eylemler eşliğinde insanları bir araya getiren ve bu nedenle kendine özgü niteliğini aşarak kültürel alanda önem kazanan kolektif bir toplumsal ritüeldir” dedi.

Değişen koşullar aynı tatmini sağlamıyor

Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, bayramın koşullar değişse de bir şekilde kutlanabildiğini fakat aynı tatmini sağlamadığı gibi aynı ve toplumsal alanı oluşturmadığı anlaşılıyor dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Bu da bizi, diğer pek çok konuda da olduğu gibi, pandemi sürecinde tanıştığımız geçiş süreci düzenine ve sonrasına dair sorular sormaya ve sosyolojik öngörü çabalarına götürüyor. İletişim, etkileşim ve birliktelik gibi kavramların nasıl deneyimlendiğinin ne denli önemli olduğunu görmekteyiz. Fakat bu faktörlerin etkili olduğu bayram gibi olguların kültürel alana ait, duygular ve tekrarlarla kalıcı hale dönüşen toplumsal pratikler ve ritüeller olmaları, özel ve kamusal alanın ve bu alanların potansiyellerinin pandemiyle birlikte dönüşüm geçirmesi durumunda, tekrar edilen pratikler ve pekişen duygularla zamanla yine yeni ritüellere dönüşeceğini öngörebiliriz.”


6 Ağustos 2020 Perşembe

Alfa kuşağının gözde mesleği: “Gamer”

Alfa kuşağının gözde mesleği: “Gamer”

Alfa kuşağının gözde mesleği: “Gamer”
Geçmişte gaming yalnızca bir hobi olarak görülürken, bugün gamer olmak ve espor organizasyonlarında profesyonel olarak yer almak günümüzün gözde mesleklerinden biri sayılıyor. 

Gaming konusundaki yaklaşımıyla Türkiye’de esporun gelişmesine öncülük eden İncehesap.com, gerçekleştirdiği organizasyonlar ve sponsorluklarla bu alanda kariyer yapmak isteyen esporculara tam destek veriyor. İncehesap.com, diğer nesillere oranla daha ufak yaşlarda teknolojiyle etkileşime giren Alfa kuşağının gelişiyle, meslek olarak “gamer” olmayı seçenlerin daha da fazlalaşacağına dikkat çekiyor.

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla gelişmekte olan gaming sektörü, günümüz gençleri ve gelecek nesiller için önemli bir kariyer fırsatı olarak dikkat çekiyor. 2019 yılı itibariyle dünyada 140 milyar dolar, Türkiye’de ise tahmini olarak 1 milyar dolarlık hacme ulaşan sektör, tüketicilerin evlerinde kaldığı pandemi sürecinde ise küresel olarak yüzde 200’ler seviyesinde büyüme gösterdi.

Gaming sektörü gelişmeye devam ederken, şimdiden esporcular milyonlarca dolar kazanıyor. Pek çoğu 14-17 yaş aralığındaki esporcular, tüm dünyada yaklaşık 600 milyonluk bir seyirci kitlesi tarafından izleniyor. Yapılan araştırmalar, esporcular kadar onları takip eden izleyicilerin de sektörün gelişmesine önemli katkıları olduğunu ortaya koyuyor. Geçmişte espor yalnızca bir hobi olarak görülürken, gamer olmak artık günümüzün gözde mesleklerinden biri sayılıyor. Gaming konusundaki yaklaşımıyla Türkiye’de esporun gelişmesinde öncü rol oynayan İncehesap.com’un geçtiğimiz Mayıs ayında düzenlediği PUBG DUO Turnuvası da espora ülkemizde gösterilen yoğun ilgiye ışık tutuyor. Bir ay boyunca devam eden ve 384 takımın katıldığı bu turnuvanın sadece final maçını 13 bin tekil izleyicinin takip etmişti.

Gözler Alfa kuşağında

Esporcu olmanın dünyada olduğu gibi ülkemizde de yepyeni bir meslek olarak öne çıktığını ifade eden İncehesap.com Kurucu Ortağı Nurettin Erzen, bu yepyeni alanı desteklemek üzere marka olarak Beşiktaş Esports’un ana sponsorluğunu üstlendiklerini, espor alanında bugüne dek 100’e yakın sponsorluğa imza attıklarını hatırlattı. Erzen, “Bugün ülkemizdeki aktif esporcular, ağırlıklı olarak 1995 yılı sonrasında doğan Z kuşağından oluşuyor. Ancak arkalarından esporculuğa çok uygun, yepyeni bir nesil geliyor: Alfa kuşağı. Bu kuşak gamer olarak sahne almaya başladıkça gaming sektörünün dinamikleri daha da gelişecek. Yalnızca espocuların değil, sektör etrafında yepyeni meslekler edinenlerin de yükselmesine tanıklık edeceğiz” dedi.

Yeni neslin gaminge olan ilgisini İncehesap.com’un site trafiğinde de net bir şekilde gördüklerini kaydeden Nurettin Erzen, sözlerine şöyle devam etti: “18-24 yaş arasındaki ziyaretçi sayımız, geçen seneye kıyasla yüzde 40’ın üzerinde, 2019’un ilk 6 ayına kıyasla ise yüzde 90 artış gösterdi. Bu oranlar yeni neslin espor ve gaming teknolojileriyle nasıl uyumlandıklarını net bir şekilde ortaya koyuyor”

Teknolojiyle en uyumlu nesil

İncehesap.com’un verdiği bilgilere göre Alfa kuşağı, diğer nesillere oranla daha ufak yaşlarda teknolojiyle etkileşime girdiğinden gaming dünyası ve espor için en uygun nesil. İlk tanımını Avusturalyalı fütürist Mark McCrindle’ın yaptığı bu kuşak, 2010 ile 2030 yılları arasında doğanlardan oluşuyor. Bilgiye erişme gücü açısından diğer kuşaklara göre daha çok şanslı olduğu belirtilen Alfa’lar, hayatlarına entegre ettikleri tüm teknolojileri kişiselleştirebilme yeteneğiyle öne çıkıyor. Ekranlara bağlanma oranı daha yüksek olan, Z kuşağına göre çok daha dikkatli olduğu belirtilen Alfa kuşağı, iletişim kurarken yazmaktan çok, görsel ifadeleri ve ses kayıtlarını tercih ediyor.

Yeni gaming profesyonelleri geliyor

Türkiye’de gaming dünyası için şimdiden eleman yetiştirme hareketinin başladığına dikkat çeken Nurettin Erzen, İncehesap.com olarak düzenledikleri turnuvalar ve Gaming Geceleri ile esporcuları desteklemeye, yeni nesil oyuncuları sektöre kazandırmaya devam ettiklerini de söyledi. Erzen, “İncehesap olarak Türkiye’de gaming dünyası için profesyoneller yetiştirme hareketinin öncülüğünü üstleniyoruz. Espor organizasyonlarının yaygınlaşması, gaming alanında çalışacak başka mesleklerden profesyonellere olan ihtiyacı da doğuruyor. Yeni nesil gazeteciler, oyun yazılımı geliştiriciler, analistler gibi… Dolayısıyla gamer olmak, tek başına yükselen bir meslek olmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni mesleklerin doğması ya da mevcutların dönüşmesine de yardımcı oluyor” dedi.

En uzun eğitim alan, en girişimci kuşak

Erzen ayrıca, araştırmaların Alfa kuşağının en girişimci nesillerden biri olacağını gösterdiğini de belirtti. Erzen, sözlerini şöyle tamamladı: “Alfa kuşağı hayatının daha erken dönemlerinde bilgiye ve teknolojiye erişim sağlarken, bir yandan da diğer kuşaklara göre daha uzun süre eğitim alacak. Pek çoğu, henüz okuldan mezun olmadan yüksek kazanç sağlayan, işini keyifle yapan birer esporcu olurken, bazıları da birer Elon Musk olacak. Yapılan araştırmalara göre 2025 yılına kadar dünyada 2 milyar Alfa nesli olması bekleniyor. Bunların yüzde 55’inin video içeriği üretmesi, yüzde 47’sinin elektronik üzerine yoğunlaşması, yüzde 43’ünün robotik alana ilgi duyması, yüzde 36’sının ise bilgisayar programcılığına yönelmesi bekleniyor.”

Online iş görüşmelerinde 5 önemli nokta

Online iş görüşmelerinde 5 önemli nokta

Online İş Görüşmelerinde Dikkat Edilmesi Gereken 5 Önemli Nokta

Uzmanlar, online iş görüşmelerinde tıpkı birebir iş görüşmelerindeki gibi özenli ve dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor.

Tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisi birçok alanda dijitalleşmeye geçilmesine ön ayak oldu. Salgının etkisiyle, çeşitli sektörlerde yüz yüze yapılan iş görüşmeleri, yerini online platformlarda birebir yapılan görüşmelere bıraktı. Beyaz yaka çalışanlarda önceki dönemlerde az da olsa kullanılan bu yöntem, COVID-19 ile birlikte mavi yaka çalışanlar tarafından da kullanılmaya başlandı.

Özellikle daha çok tanıdıklar vasıtasıyla, birebir görüşerek iş bulunabilen inşaat sektörü de dijitalleşmeden payını aldı. İŞKUR’un resmi istihdam merkezi konumunda olan, yapı-inşaat sektörüne özel kariyer platformu Workindo.com CEO’su Erhan Kocabaş, yeni dönemde projelere insan kaynağı sağlama konusunda dijital platformların kullanılmasının daha da artacağına değinerek, “Dijitalleşmenin kullanılmaya başlandığı her alanda, koronavirüs etkisiyle bu süreç daha da hızlandı. Pandemiden önce işimizin online kariyer sitesi olmasından kaynaklı iş görüşmelerini online olarak yapıyorduk. Pandemi sırası ve sonrasında bu görüşmeler çok daha fazla artış gösterdi. Birçok sektörde kariyer anlamında da gerek şirketler gerekse de çalışanlar yine online platformlardan iş başvuruları ve görüşmeleri gerçekleştirmeye devam edeceklerdir.” dedi.

Mavi yakalıların ağılıkta olduğu inşaat sektöründe online iş görüşmesi yaparken birtakım kriterlere dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Erhan Kocabaş, 5 önemli maddeyi şöyle sıraladı:

1) Konforlu ve sakin bir ortam seçmelisiniz

İş görüşmeleri genelde heyecanın yüksek olduğu anlardır ve kişi kendisini her anlamda rahat hissetmelidir. Bu yüzden de bulunulan ortam sizi rahat ettirecek bir yer olmalı. Her iki tarafında birbirinin sesini rahatça duyabileceği sessiz ve tek başınıza olabileceğiniz bir ortam verimli bir görüşme gerçekleştirmenizi sağlayacaktır.

2) İnternet bağlantısına dikkat

En öncelikli konuların başında kesintisiz bir internet bağlantınızın olması geliyor. Görüşme esnasında kopan internet, hem işe başvuru yapanın hem de görüşmeyi yapanın dikkatinin dağılmasına yol açar ve kişileri strese sokabilir. Bu durum tarafların kendisini ifade edememesini de sağlayacağı için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden online görüşme yapmadan önce internet bağlantısını garantiye almanın yolu aranmalı ve her ihtimale karşı bir B planı oluşturulmalıdır.

3) Sade bir arka plan ve omuz hizası kamera açısı tercih edilmeli

Görüşme esnasında arka planınızın sade ve dikkati dağıtmayan bir lokasyon olmasına dikkat etmelisiniz. Görüşme yapan kişiler tamamen birbirine odaklanmalı ve görüntü kirliliği oluşmamalıdır. Kameranızın konumunu görüşme öncesinde ayarlayıp, ciddi bir görüntü yakalamanız gerekir. Bunun için de omuz planda bir kamera açısı tercih edilmelidir.

4) Giyiminize özen göstermelisiniz

İş görüşmelerinin en önemli konularından birisi de karşınızdaki kişiye ilk izlenimi veren görüntünüzdür. Online görüşmelerde de prezentabl bir görünüme sahip olmak size avantaj sağlayacaktır. Koyu tonlarda ve ciddi bir giyim ile bunu sağlayabilirsiniz. Bakımlı ve dikkatli görünmeniz karşınızdaki kişiye ve işe verdiğiniz önemin de göstergesidir.

5) İş odaklı ve net olmalısınız

İş görüşmeniz sırasında kelimeleri tane tane ve vurgulu bir şekilde kullanarak kendinizi net ifade etmelisiniz. Önceden ayna karşısında bir prova yapmanız faydalı olacaktır. Konunun tamamen iş olduğunu unutmadan, alakasız konulara ve özel hayatınıza dair detaylara girmeden deneyimlerinizi anlatmalısınız. Ne çok samimi ne de çok soğuk ve sert bir imaj çizin.

İngilizce Öğrenmek İçin Yaş Önemli Mi ?

İngilizce Öğrenmek İçin Yaş Önemli Mi ?

İngilizce bilmek birçok alanda kişilere kolaylık sağlıyor. Kariyer hedefi olsun veya olmasın, gündelik hayatta da yabancı dil bilmek zaman zaman önem taşıyor. Özellikle de İngilizce evrensel dillerden biri olarak görülüyor. Dolayısı ile yaş kaç olursa olsun, yabancı dil kolaylıkla öğrenilebilir. Üstelik her yetişkin birey İngilizceyi ana dil seviyesinde konuşabilir. 
 
Bunun yanı çocuklarda İngilizceyi küçük yaşlardan itibaren öğrenebilir. Okullarda verilen İngilizce eğitiminin yanı sıra, öğrenciler daha kapsamlı eğitim alabilir. Her birey kendi seviyesine ve hedefine yönelik programa katılıp, İngilizce diline hakim olabilir.
 
Çok Yönlü Eğitim Programı
 
İngilizce öğrenmek için herkesin kendine göre farklı bir amaç olabilir. Kimisi sadece konuşma programı talep ederken, kimisi genel İngilizce programına katılmak ister. Çalışanlar, çalışmayanlar, öğrenciler veya sadece kendini geliştirmek isteyen bireyler seviyelerine ve hedeflerine yönelik program tercih edebiliyor. Farklı programlar sunan Bakırköy İngilizce kursu her kitleye hitap etmektedir. Çok yönlü eğitim programı ile kişiler vakit kaybı yaşamdan eğitimlerini hemen başlayabilir. 
 
Konuşma İngilizcesi, gramer ağırlıklı eğitim programları, eğitim veya mesleki İngilizce gibi birden fazla seçenek sunulmaktadır.
 
Bakırköy İngilizce Kursları İle Herkes İngilizce Konuşabilir
 
Zaman kaybetmeden İngilizce öğrenmek büyük bir avantajdır. Donanımlı ve dolu dolu eğitim programları sayesinde herkes İngilizce konuşabilir. Eğitmen kadrosunun bu noktada önemi oldukça büyüktür. Deneyimli ve yenilikleri takip eden eğitmenler ile yapılan dersler, öğrencilere daha fazla katkıda bulunmayı sağlayacaktır.
 
Son yıllarda online eğitimler de devreye girmeye başladı. Çalışan ve zaman sorunu olan kişiler için bu seçenek oldukça caziptir. Eğitimde kaliteye önem veren Bakırköy İngilizce kursları İngilizce öğrenmek isteyenler için fırsatlar sunuyor. Talep edilen programlara yönelik açılan sınıflar sayesinde her kişi kendine uygun yöntem ile eğitim görebiliyor. 
 
İngilizce Öğrenmek
 
İngilizce konuşabilmek ve anlamak için pratik yapmak gerekir. Yabancı diller konuşulmadığı taktirde, zaman içerisinde unutulabilir. Dolayısı ile bu ayrıntıyı da göz önünde bulundurarak, pratik de yapılmaktadır. 
 
Yabancı dil eğitiminde her kişi farklı şekillerde öğrenebiliyor. Kişinin bilgileri, deneyimi, seviyesini tespit ettikten sonra uygun olan sınıfa yerleştirmek gerekir. Yapılan ön görüşmeler sayesinde kişilerin beklentilerini ve hedeflerini göz önünde tutmak önemli. 
 
Artık doğru eğitim kursunu seçerek İngilizceyi daha kısa süre içerisinde öğrenmek mümkün. Bunun için doğru adres tercih etmek gerek. Eğitim sektöründe pek çok detay göz ardı edilmemeli. Eğitmen kadrosu, öğretme seçenekleri, kalite ve güven gibi seçeneklere dikkat edilmeli. Bakırköy kurs merkezi her detayı ile ön plana çıkmayı başarmıştır. 

Çin: Yeni bir ‘Soğuk Savaş’ istemiyoruz

Çin: Yeni bir ‘Soğuk Savaş’ istemiyoruz

Çin: Yeni bir ‘Soğuk Savaş’ istemiyoruz
Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi, yeni bir Soğuk Savaş’a kararlılıkla karşı çıktıklarını açıkladı. Wang Yi basına verdiği demeçte, yeni bir Soğuk Savaş’ın hem Çin hem de Amerika Birleşik Devletleri halklarının temel çıkarlarına aykırı olduğu gibi, dünyanın ilerleme eğilimine de engel oluşturduğunu ifade etti.
 
Bazı Amerikalı siyasi güçlerin Çin’i karalamaya çalıştıklarına ve çeşitli bahanelerle Çin ile ABD arasındaki rasyonel değişimi engellediklerine dikkat çeken Wang Yi, bu girişimlerin iki ülkeyi yeniden çatışmaya, dünyayı da karmaşaya sürükleyebileceğini, Çin’in bu tür girişimlere asla ve asla müsamaha göstermeyeceğini kaydetti.
 
Çin’in ABD’nin yerine geçme niyetinin bulunmadığını vurgulayan Bakan Wang, dünyanın en büyük gelişmekte olan ülkesi olarak Çin’in barışçı kalkınma yolunda ilerleyerek dünya barışı ile uluslararası düzenin koruyucusu ve küresel kalkınmanın en büyük katkıcısı olmaya devam edeceğini belirtti.
Çin: Yeni bir ‘Soğuk Savaş’ istemiyoruz
ABD’nin Çin’in Houston Başkonsolosluğu’nu kapatmasını da değerlendiren Wang Yi, “diplomasi savaşı” başlatmanın ABD’nin gücünü kanıtlamayacağını, aksine ABD’nin öz güven sıkıntısını yaşadığını gösterdiğini belirtti. Bakan Wang, ABD’nin yanlış yolda ilerlemeye devam etmesi halinde Çin’in gereken karşılığı güçlü şekilde vereceğini söyledi.
 

Çin Uluslararası Radyosu

5 Ağustos 2020 Çarşamba

Emlakçılıkta yeni dönem geliyor

Emlakçılıkta yeni dönem geliyor

Emlakçılıkta yeni dönem geliyor

Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeye göre Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik için verilen son tarih 31 Ağustos 2020 olarak duyurulmuştu. Yeni bir erteleme kararı çıkmadığı takdirde taşınmaz ticareti yetki belgesi resmi olarak yürürlüğe girmiş olarak kabul edilecek.

Buna göre emlak işletmelerinin 31 Ağustos 2020’ye kadar yetki belgelerini almaları gerekecek. Yetki belgesi olmayanlar ise emlakçılık yapamayacak.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği (TÜGEM) Başkanı Hakan Akdoğan “İlk yayımlanan yönetmeliğimizdeki eksiklere ilişkin sektör temsilcileri olarak yoğun temaslarda bulunmuştuk. Buna göre revize edilen gayrimenkul yönetmelik taslağı görüşe sunuldu. Yönetmelik değişikliğinin en kısa sürede, herhangi bir süre uzatımı olmadan yayımlanmasını bekliyoruz. Süre uzatımı olmaz ise emlak işletmelerinin 31 Ağustos 2020 tarihine kadar yetki belgelerini almaları gerekecek” dedi.

‘İşi bilenler yapacak’

Özellikle son yıllarda boşta kalan, kendine ek iş bulmak isteyen insanların vergi levhası olmadan bu emlakçılık yapmaya çalışmasının birçok sorunu da beraberinde getirdiğini belirten Akdoğan, “Bu en başta haksız kazanç yaratıyor. Onun dışında ise işi bilmedikleri için hem alıcı hem de satıcılar emlakçıdan kaynaklı sorunlar yaşıyor. İnternet üzerinden verilen ilanlarda da dolandırıcılıklar yapılabiliyor. Bu düzenleme ile sadece yetki belgesi olanların, emlakçılık yapabileceğin 'güveni' sağlanmış olacak” dedi

‘Kalite yükselecek’

Düzenleme ile emlakçılık mesleğinin kalitesinin de yükseleceğini aktaran Hakan Akdoğan, “Mesleğimizi kayıt dışı yapanlar nedeniyle biz gayrimenkul danışmanları da zorluk yaşıyorduk. Bu düzenleme ile bu da ortadan kalkacak” diye konuştu.

‘Cezalar caydırıcı olmalı’

Taslakta yer almayan lakin TÜGEM olarak yönetmelikte yer almasını istedikleri başka düzenlemeler de olduğunu belirten Başkan Hakan Akdoğan şunları söyledi: “Bunlara ilişkin görüş ve önerilerimiz de Bakanlığımıza ilettik. Örneğin Emlak işletmeleri olarak belge ve bilgiye erişimimizin kolaylaşması, ilanın yetkilisi olmayan kişilerin ilan yayınlayamaması, etkin denetim sağlanması ve cezaların caydırıcılığının artırılması, bazı sözleşmelerde damga vergisi muafiyeti, ilanlarda işletmelerin tüm bilgilerinin yer alması, iş sahibinin aynı gayrimenkulün satış veya kiralaması için birden fazla yetkilendirme sözleşmesi yapmamasının engellenmesi, hizmet bedellerinde azami şartın asgari olarak düzenlenmesi, site yönetimlerinin ve proje satış ofislerinin aracılık faaliyetlerinin engellenmesi gibi görüşlerimizi de sunduk”