Ã?nizleme

17 Ocak 2019 Perşembe

Hukuk Bürolarında Ofis Tasarımı Nasıl Olmalıdır?

Hukuk Bürolarında Ofis Tasarımı Nasıl Olmalıdır?

Avukatlar ve hukukçular mesleklerinin işleyiş süreci gereği ofislerine önem gösterir ve müşterilerinin kendilerini ofislerinde ziyaret etmelerini sağlarlar. Günümüzde dışarıdan müşteri alan ofisler arasında avukatlık ofisleri üst sıralarda yer almaktadır. Bu nedenle hukuk bürolarının ve avukatlık ofislerinin müşterileri etkilemesi ve güven havası oluşturması gerekmektedir. Şık, aydınlık ve dekorasyonu üzerinde çalışıldığı anlaşılan hukuk büroları müşteriler üzerinde olumlu bir etki bırakacak ve müşterilerin avukat ve hukukçulara güvenmesinde önemli bir rol oynayacaktır.

Hukuk büroları ve avukatların şahsi ofisleri için farklı tasarımlarda mobilyalar seçilmelidir. Çünkü hukuk büroları genellikle pek çok kişinin ofiste bulunduğu büyük ofislerden oluşurken avukatların şahsi büroları 2-3 avukattan ve onların sekreterlerinden oluşmaktadır. Bu durum da ofislerin boyutlarının ve kullanım alanlarının değişkenlik göstermesine sebep olmaktadır. Peki, bu hukuk büroları ve avukatlık ofislerinde mobilya tercih ederken nelere dikkat edilmesi gerekir? Gelin birlikte inceleyelim!

• Avukat ve hukukçuların tercih edeceği ofis mobilyalarının mutlaka güven verici ve profesyonel tasarımlı ofis mobilyaları sahip olması gerekmektedir. Böylelikle müşteriler ile kişi arasında bir güven duygusu oluşturulabilir. Bunun için de açık tonda ve modern çizgilere sahip ofis mobilyaları tercih edilebilmektedir.

• Ofis mobilyalarının müşteriler üzerindeki etkisi kaçınılmaz. Bu yüzden müşterilerilerimiz ile görüşmeden önce ofiste bulundukları alanları konforlu tasarlamak önemlidir. Rahat bekleme üniteleri müşteri ile ilk tanışma için daha kolay bir iletişim başlatır ve kişi kendini konfor alanı içinde hisseder.

• Ofis mobilyaları, müşterilere sağladığı güven duygusunun yanında ergonomik ve rahatta olmalıdır. Rahatsız koltuk ve masalar hem müşterileri hem avukatları hem de avukatların yanında çalışan kişileri oldukça rahatsız eder. Ofis koltukları özellikle çalışanlar için oldukça önemlidir. Bu da ofisin verimini etkiler. Bu nedenle avukatların tercih edeceği ofis mobilyalarının mutlaka rahat mobilyalar olması gerekmektedir.

• Ofis mobilyaları ve ofis dekoru her meslekte olduğu gibi avukatlık mesleğinde de kişinin ve firmanın imajını yansıtır. Müşterilerine olumlu bir imaj yansıtmak isteyen avukatlar ofislerini bu doğrultuda dizayn etmelidir. Kişiler kurumsal kimlik unsurlarını ofislerinde kullanarak müşterilerine kurumsal bir imaj yansıtabilir. Böylelikle yukarıda bahsettiğimiz güven duygusu da sağlanmış olacaktır.

• Eğer ofisiniz küçük bir ofis ise mutlaka açık renklerde ve daha ergonomik mobilyalar tercih etmelisiniz. Çünkü açık renkli mobilyalar ofisleri olduğundan daha aydınlık göstermektedir.

• Eğer geniş ve ferah bir ofise sahipseniz koyu renkli ve büyük mobilyalar ile ofisinizde şık bir atmosfer elde edebilirsiniz. Özellikle son yıllarda oldukça moda olan ahşap görünümlü ofis mobilyaları ile bu görünümü elde etmek mümkündür.

• Ofisinizin olabildiğince sade ve kalabalıktan uzak olması hem sizin hem de müşterilerinizin göz zevki açısından önemlidir. Sade ve ferah bir ofiste çalışmak son derece verimli olacaktır.

• Ofisinizde doğal bir görünüm yaratmak için ofisinizi çiçekler ile dekore edebilirsiniz. Çiçekler ve yeşil bitkiler ofisinizi ferahlatacak ve ofisinizde doğal bir ortam olmasını sağlayacaktır.

Eğer siz de hukuk bürolarınızda müşterilerinizi etkileyecek ve rahat olmanızı sağlayacak bir ofis dizaynı elde etmek istiyorsanız tavsiyelerimizi dikkate almalısınız. Bu doğrultuda yaptığınız ofis dizaynları ile çalışmalarınız için verimli ve şık bir ofis elde edebilirsiniz.

16 Ocak 2019 Çarşamba

İstanbul'daki yeşil alan oranı; yüzde 2,2

İstanbul'daki yeşil alan oranı; yüzde 2,2

Dünya üzerinde farklı şehirler sahip olduğu yeşil alana göre sıralanırken, İstanbul’un yüzde 2,2 oranla son sırada yer aldığı saptandı.

Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, şehirlerin yeşil alana sahip olma oranlarını konu alan araştırmayı inceledi. Ajans Press’in World Cities Culture Forum verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, İstanbul’un yeşil alan sıralamasında 34 şehir arasında son sırada yer aldığı görüldü.

Yeşil alana sahip olma oranı sadece yüzde 2,2 olan İstanbul’u bir ön sıradan takip eden şehir ise Tayvan’ın başkenti Taipei olarak kaydedildi. Buna karşın yeşil alana en çok sahip olan şehir Oslo olarak saptandı. Oslo yüzde 68 gibi bir oranla açık ara birinciliği elinde bulundururken, Oslo’yu ikinci sıradan yüzde 47 yeşil alan ile Singapur, yüzde 46 yeşil alan ile de Sidney’in izlediği gözlendi.Yeşil alan oranının ise park ve bahçeler baz alınarak hazırlandığı tespit edildi.

SON YILLARIN EN ÇOK KONUŞULAN BAŞLIKLARI ARASINDA

ITS Medya ve Ajans Press’in gerçekleştirdiği medya araştırmasında, konuyla ilgili yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. Gerçekleştirilen yazılı basın incelemesinde, yeşil alanlarla ilgili son yıllarda medyaya yansıyan haber adetlerindeki artış gözlerden kaçmadı.

2016 yılında yeşil alanlar 15 bin 747 habere konu olurken, 2017 yılında 20 bin 50, 2018 yılında ise 21 bin 276 habere konu olarak medyanın önem verdiği başlıklar arasında yer aldı.

Gergedan virüsü diye bir şey yok!

Gergedan virüsü diye bir şey yok!

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, “Son günlerde pek çok insanı hastanelik eden üst solunum yolu enfeksiyonlarına ‘Gergedan Virüsü’nün sebep olduğu söyleniyor, böyle bir virüs ismi yok. 

‘Rhinovirüs’ ismi son zamanlarda medyada görüldüğü üzere gergedandan değil virüsün doğası gereği yerleşmeyi sevdiğinden dolayı ‘burun’ anlamına gelen ‘Rhino’ kelimesinden geliyor” dedi

Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, üst solunum yolu enfeksiyonları hakkında bilgi verdi…

‘GERGEDAN’ DEĞİL ‘BURUN’ ANLAMINDA

“Üst solunum yolu enfeksiyonları (soğuk algınlığı); çeşitli virüsler tarafından oluşturulan, üst solunum yollarına ait hafif seyirli semptomlar ile seyreden hastalık tablosuna verilen addır. Hastalığa 200’den çok virüs türü neden olur. En sık etken rhinovirüslerdir. Birkaç aydır çok sık görülen ‘Rhinovirüs’ ismi, medyada görüldüğü üzere ‘gergedan’dan değil virüsün doğası gereği yerleşmeyi sevdiğinden dolayı burun anlamına gelen ‘Rhino’ kelimesinden gelir. Yani ‘Gergedan Virüsü’ isminde bir virüs türü bulunmamaktadır.

GRİP ÖLÜMCÜL OLABİLİR

“Parainfluenza virüs, respiratuar sinsityal virüs, enterovirüs gibi virüsler birbirinden ayırt edilemeyen hastalık tablosu oluşturabilirler” diyen Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, “İnfluenza virüs ise grip olarak da adlandırılan, epidemi ve pandemilere yol açan ve komplikasyonları ile ölümcül seyredebilen daha ağır bir klinik tablo oluşturur” dedi.

BOL SU İÇİLMELİ VE DİNLENİLMELİ

“Soğuk algınlığında etken virüslerin aktiviteleri için uygun ısı ve nem ihtiyacı, hastalığın mevsimsel dağılımını oluşturur. Genel olarak olgular sonbaharda ortaya çıkar” diyen KBB Uzmanı Dr. Denizhan Dizdar, “Rhinovirüs enfeksiyonları sonbahar ve ilkbaharda, coronavirüs enfeksiyonları ise kışın daha sık görülür. Bol su içilmesi, istirahat ve semptomların kontrolü; bu hastalıkların çoğunda tedavi sağlamaktadır. Ancak yeni doğanlar, yaşlılar, kronik hastalığı olanlarda bu hastalıklarla beraber gelişen ek hastalıklar problem yaratabilir. O yüzden yakın takibi gerekmektedir” diyerek uyardı.

15 Ocak 2019 Salı

Kemik erimesine karşı, zıplayabildiğin kadar zıpla!

Kemik erimesine karşı, zıplayabildiğin kadar zıpla!

Kemik erimesi; akrabalarında kemik erimesi olan, zayıf vücut tipine sahip, açık renk tenli, hareketsiz yaşam süren ve erken menopoza giren kişilerde sıkça görülüyor. Sigara, aşırı alkol ve kafein tüketiminin de kemik erimesi riskini artırdığını belirten uzmanlar, menopoz öncesi dönemde yapılan zıplama egzersizlerinin, menopozda meydana gelebilecek kalça kırığını riskini azalttığının altını çizdi.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Defne Kaya, kemik erimesi (osteoporoz) hakkında önemli bilgiler verdi.

"Osteoporoz, yani kemik erimesi, kemiğin eriyip gitmesi değil, kemik kütlesinde azalma ve kemik yapısının zayıflaması sonucunda, kemik kırılganlığında ve kırık ihtimalinde artışla kendini gösteren sinsi bir iskelet hastalığıdır" diyen Prof. Dr. Kaya, menopoz dönemi öncesinde yapılan egzersizlerin önemine dikkat çekti.

Kuvvetlendirme ve germe egzersizleri, kemik erimesi riskini azaltıyor

"Akrabalarında kemik erimesi olan, zayıf vücut tipine sahip, açık renk tenli kişiler ile hareketsiz yaşam süren ve erken menopoza giren kişilerde osteoporoz sıkça görülür" diyen Prof. Dr. Defne Kaya, "Düşük kalsiyum alımı, sigara kullanımı, aşırı alkol ve kafein tüketimi, kortizon ve tiroid ilaçlarının kullanımı da kemik erimesi riskini artırmaktadır. Duruşu düzelten kuvvetlendirme ve germe egzersizleri, kalsiyum alımı, kaliteli uyku, iyi beslenme önerilen koruyucu yaklaşımlarındandır" dedi.

Kemik erimesi, kırık riskini beraberinde getiriyor

Prof. Dr. Defne Kaya, "Menopozla birlikte azalan östrojen seviyesinin olumsuz etkilerinden birisi de kemik erimesidir. Kemik erimesi, 50 yaşından sonra %50 oranında kırık riski oluşturmaktadır. Kalça kırığı, osteoporozda en sık görülen kırık tipidir. Kalça kırığı ise ağır cerrahilerden ölüme kadar ilerleyen bir sürece neden olmaktadır" diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

Zıplama egzersizleriyle kırık riskini azaltın!

"Sizlerle güzel bir bilimsel çalışmanın sonucunu paylaşmak isterim. Menopoz öncesi dönemde yapacağınız zıplama egzersizleri ile kalça kemiğinizin kemik yoğunluğunu arttırabilir, menopozda kırık riskini azaltabilirsiniz. Kalça ve bel bölgesinde sürekli ağrı hissedenlerin, bu egzersizleri özelikle fizyoterapistine danışarak yapmasını öneriyorum.

Zıplamak, kalça kemiği yoğunluğunu artırıyor!

5 cm kalınlığındaki halının üzerine çıkın. Ayağınızın kaymayacağı ve güvenli bir yerde bu egzersizi yaptığınıza emin olun. Ayağınızın kaymasına neden olacak çorap, ayakkabı ve terlik kullanmayın. Dik olarak yapabildiğiniz kadar yukarıya zıplayın. Her zıplamanızın arasında 30 saniye halının üzerinde bekleyerek dinlenin. Bunu günde iki kez, her yaptığınızda da 10 ilâ 20 kez tekrarlarsanız, 8 hafta içinde kalça kemiğinizin yoğunluğunu artırabilirsiniz. Bu sıçrama egzersizlerine 16 hafta devam ederseniz kemik yoğunluğunun artışını neredeyse ikiye katlarsınız.

Menopoza girmeden yaşam tarzı değişikliği yaparak menopozu daha sağlıklı ve konforlu geçirebilirsiniz. Hem menopoz öncesi hem de menopoz süresince fizyoterapistinizin vereceği farklı egzersiz reçeteleri ile kas-iskelet sisteminizi güçlendirin."

Aşkın sağlığımıza olumlu etkilerini biliyor musunuz?

Aşkın sağlığımıza olumlu etkilerini biliyor musunuz?

Aşk kişiye göre değişen kavram; kimine göre süresi, kimine göre şekli önemlidir.

Bazılarına göre aşkın organı kalp, kimine göre ise beyin. "Aşk olmazsa meşk olsun" söyleyen de var, aşkın platoniğini seçen de.

Peki bu aşk denilen şey nedir? Bilim adamlarına göre beyin aktivitesi. Beyinde artan hormanlarla duygu değişimleri; dopamin, norepinefrin, feniletilamin gibi çeşitli beyin içindeki hormanların aktivasyonları. Memorial Suadiye Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü'nden Uz. Dr. İsmail Yağız, "aşkın sağlığa olumlu etkileri" hakkında bilgi verdi.

Aşk sadece bir duygu mudur? Gösterilebilir mi?
Aşık bireylerin beyin MR görüntüleri incelendiğinde özellikle dopamin içeren bölgelerin, yani beyin sağ bölgesinin yoğun bir biçimde aktivitesinin arttığı gözleniyor. Dopamin vücuda enerji veriyor, iştahı azaltıyor, ilgiyi artırıyor, uykusuzluk, sürekli karşı tarafa odaklanma, onu düşünmeyi sağlıyor. Aşkın 3 fazının ilk dönemi bu şekilde gösteriliyor. Aşkın 2. ve 3. döneminde ise biraz daha sakinlik, sevgi, iletişim, koku duyguları, alışkanlık ve güven hissi ön planda. Bu dönemlerde ise serotonin ve diğer mutluluk sağlayan endorfinler etkili.

Peki "aşk olmazsa meşk olsun" diyebiliyor muyuz?
Yapılan bilimsel çalışmalarda intihar girişiminde bulunan gençlerde kalp kırıklığı, terk edilme, aşkın kabul görmemesi gibi nedenler var. Aşk problemleri özellikle genç bireylerde toplum dışına itilme, yalnızlık ve depresyonu tetikleyerek yaşam isteğini azaltıyor. Kırık kalpli gençlerin hayatları incelendiğinde aile ilişkilerinde problemler, şefkat ve ilgi eksiklikleri gözleniyor. Hükümetler gençlerin üzerine daha fazla durulması, sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi, gençlik cesaretinin olumsuz bir sonuca yol açmaması için önlemler alınması üzerinde duruyorlar.

Aşık olmak kilo vermede büyük bir etken
Aşk hem psikolojik hem de fizyolojik etkileri ile sağlığa iyi geliyor. Fiziksel etkilerde iştahsızlık ve metabolizma hızının artması başı çekiyor.

Aşkın fiziksel etkileri:

1.Kan akımının düzenlenmesi

Dopamin ve norepinefrin kan akımını artırır.

2.İştah azalması

Tokluk merkezinin uyarılmasıyla açlık hissi kaybolur

3.Kalp ritminin hızlanması

Noradrenalin kalp atım hızını artırır.

4.Yağ yakımı

Stres hormonları olarak bilinen noradrenalin yağ yıkımını sağlar.

5.Metabolizmanın hızlanması

Kilo kontoru ve zayıflık sağlar

6.Hafıza ve becerilerin artması

Artan kan beyin kan akımı hafıza ve becerilerin artmasını sağlar.

7.Ağrıyı daha az hissetme

Güçlü vücut içi morfin olan endorfinler hem ağrı algısını azaltır hem de mutluluk sağlar.

8.Bağışıklık sisteminin güçlenmesi

Endorfin ve serotonin yüksekliği bağışıklık sistemini güçlendirir.

9.Cilt sağlığının artması

Kan akımı değişiklikleri ve seks hormonlarının artması ciltte duruluk ve canlılık sağlar.

10.Östrojen ve testosteron artması

Üreme isteğini artırır.

Aşkın psikolojik etkileri arasında motivasyonu artırma yönü ön plana çıkıyor. Kişinin kendisine olan güveninin artması da hem sosyal hayatta hem de iş yaşamında başarıyı getirebiliyor.

Psikolojik etkiler:

1.Motivasyonun artması

Kendine güvenen ve enerjik bir bünye, konsantrasyon yoğunluğunu sağlar.

2.Anti depresan etkiler

Kullanılan antidepresanlar serotonin ve noradrenalin türevi maddeler içerir.

3.Özgüven ve başarı

Mesleksel başarılara imza atılır.

4.Dışa dönük, sosyal kişilik yapısı

Mutlu ve sosyal bir kişilik yapısı sağlar.

Aşk sağlıklı bir biçimde yaşandığında bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileri sayesinde hastalıklardan koruyabiliyor. Kişinin tüm güzellikleri ile yaşadığı aşka dengeli ve sağlıklı bir yaşam şeklini de eklemesi gerekiyor.

Bacaktan gelen ölümcül tehlike

Bacaktan gelen ölümcül tehlike

Akciğer embolisi, ölüme dek uzanabilecek tehlikeli sonuçlara sebep oluyor.

Akciğer Embolisi (Pulmoner Emboli), derin bacak toplardamarlarında oluşan pıhtının(trombüs), oluştuğu yerden koparak akciğer atardamarını tıkamasıyla oluşan bir hastalıktır. Ani başlangıçlı göğüs ağrısı ve nefes darlığı ile belirti veren Akciğer Embolisi, bacaktaki pıhtıdan kopan parça ya da parçaların, boyutuna göre akciğer atardamarının ana gövdesinde, dallarının bir veya birkaçında tıkanmaya sebep olarak ani ölümlere sebep olabiliyor. Ana damarlardan biri tıkandığında ise gelişen durum "Masif Pulmoner Emboli" olarak adlandırılıyor ve hastalar için durum oldukça ciddi boyutlara ulaşabiliyor.

Akciğer Embolisi'nin, başta akciğerler ve kalp olmak üzere birçok organın çalışmasını etkilediğini ve hayati riskin çok yüksek olduğunu belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk, "Hastalığın kaynağı hemen tüm vakalarda Derin Ven Trombozu(DVT)'dur. Bacak derin toplardamarlarında oluşan kan pıhtısı, olduğu yerden koparak akciğer atardamarını tıkar ve Akciğer Embolisi'ne sebep olur. Bu yüzden DVT geçirmiş kişiler, Akciğer Embolisi açısından da risk altındadırlar. Bunlar haricinde kırık kemiğin iliğinde bulunan yağlı madde, hamilelik, doğumda amniyotik sıvı ve madde kullanımı nadir de olsa hastalığa sebep olabilen durumlardır" dedi.

Dr. Cem Arıtürk, gelişen Akciğer Embolisi'nin yaygınlığına ve ciddiyetine göre belirtilerin değişmekte olduğunun altını çizdi: "Nefes almada zorluk, batıcı göğüs ağrısı, öksürük, öksürükle birlikte kan gelmesi, çarpıntı, tansiyon düşüklüğü, ani kalp durması gibi şikayetlerden biri veya birkaçı meydana gelebilir."

Gözlüğünüzü kimseye vermeyin

Gözlüğünüzü kimseye vermeyin

Göz doktoru tarafından verilen gözlükler kişiye özeldir. Gözün bozukluk derecesi doktor tarafından saptanır ve tedavi için en uygun numaralı cam verilir. Gözlük kullanımında en çok yapılan hataların başında başkasının gözlüğünü kullanmak geliyor. 

Aile içinde numarası birbirine yakın bireyler, birbirlerinin gözlüklerini kullanabiliyor. Bu durum göz sağlığı açısından son derece sakıncalıdır. Gözlük camları ve çerçeve proporsiyonları kişiye özeldir.

Aynı zamanda gözlük kullanımı doktor kontrolünde olmalıdır. Zaman içinde göz problemleri artabilir, göz numaraları büyüyebilir veya başka rahatsızlıklar çıkabilir. Aynı gözlüğü çok uzun yıllar kullanmak doğru değildir. Kişiler düzenli göz muayenesi olmalı ve muayene sonucuna göre gözlük camlarını değiştirmeli. Seiko Optik Türkiye Göz Sağlığı Danışmanı Op. Dr. Özgür Gözpınar, numaralı gözlüklerin kişiye özel olduğunun altını çiziyor; düzenli göz muayenesi, doğru cam ve çerçeve seçimi konularında tavsiyelerde bulunuyor.

Gözlük Kişiye Özeldir
Gözlük camları ve çerçeve proporsiyonları kullanıcılara özeldir; numarası aynı olsa bile bireyler birbirlerinin gözlüklerini kullanmaktan kaçınmalıdır. Üstün teknolojisi ile mükemmel görüş ve uyuma sahip Seiko Optik'in camları kişiye özeldir ve her çerçeve ile uyumludur. Seiko Prime Xceed, gelişmiş asiferik tasarımı ile daha az göz yorgunluğu ve mükemmel görüş sağlıyor. Yüksek estetik ve performans beklentisi olan gözlük kullanıcıları için titizlikle tasarlanıyor. Her koşula ve duruma uygun, kişiye özel ısmarlama gözlük camları bireysel gereksinimler dikkate alınarak üretiliyor. Seiko Prime Xceed, kullanıcılarına rahatlayan gözler, görüş berraklığı ve gündelik kullanım konforu sağlıyor.

Numaralı Gözlük Alırken Nelere Dikkat Etmeli?
Numaralı gözlük alırken, öncelikle uzman bir hekime göz muayenesi olunması ve tespit edilen sorunlara yönelik yazılan bir reçeteye sahip olmak gerekir. Eski bir muayene sonucunda yazılan reçeteye göre cam taktırmak yanlıştır ve yaşantınızda bir takım sıkıntılara sebep olabilir. Seiko Optik Türkiye Göz Sağlığı Danışmanı Op. Dr. Özgür Gözpınar, 'Yüzünüzün şekline uygun bir çerçeve seçmeniz ve bu çerçevede camların uygun yerleştirilmesi için pupil mesafesinin doğru ölçülmesi gerekir.

Çerçeve seçiminde optisyeniniz size yardımcı olacaktır ama siz de kişisel amaçlarınıza uygun olarak, ihtiyaçlarınız doğrultusunda çerçevenin şekil ve büyüklüğü konusunda yönlendirmelerde bulunmalısınız. Ayrıca uygulanacak camların da çerçeve yapısına uygun olması gerekir. Cam ve çerçeve uyumu önemlidir. Sırf görsel olarak beğenilen bir çerçeveye, kişinin kullanımına uygun olmayan cam takılamaz.' diyor. Yetişkinlerde yanlış numaralı gözlük kullanımının çok kalıcı hasar yapmayacağını ama kesinlikle baskıya sebep olabileceğini belirten Gözpınar, 'Yanlış kullanılan gözlük camları yaşam kalitesini önemli ölçüde bozabilir. Bulanık görme günlük yaşamda sıkıntılara sebep olurken, araba kullanımı gibi faaliyetlerde de tehlikelere neden olur.

Vücudunuzda gerginlik, boyun ve baş ağrılarına, baş dönmelerine, çift görmeye, yanma ve kaşıntıya sebep olabilir. Bu nedenle uygun gözlük kullanımı sadece daha iyi görmek için değil, yaşam kalitenizi artırması açısından da önemlidir.' diyerek ekliyor.

13 Ocak 2019 Pazar

Ağız kokusuna 10 doğal çözüm

Ağız kokusuna 10 doğal çözüm

"Ağız kokusu yaşayan insanlar bırakın gülümsemeyi, konuşmak dahi istemezler" diyen Diş Hekimi Pertev Kökdemir, "Çözüm aslında çok basit. Hemen mutfağınıza gidin ve bu besinlerden birisi ile ağız kokunuzu çözün" diyor!

Dişlerinizi fırçalayamayacağınız bir ortamdaysanız veya dişlerinizi fırçalamanıza rağmen koku bir türlü azalmıyorsa, işte size basit ve etkili doğal çözümler… Diş Hekimi Pertev Kökdemir, ağız kokusuna çare olabilecekler hakkında bilgi verdi:

Peynir: Yapılan araştırmalar yemekten hemen sonra yenilen peynirin, ağız ortamındaki asit düzeyini azalttığını ve bu sayede çürük oluşumunu engellediğini gösteriyor. Ayrıca peynir yemek, koku oluşumunun da önüne geçiyor.

Elma, armut, havuç: Bu besinler, içerdikleri lif sayesinde tükürüğü temizler, nefesi tazelerler.

Limon: Sade sodanın içine limon dilimleri atıp sodanız bitince bu limon dilimlerini yiyebilirsiniz. Ayrıca mentollü veya limon aromalı şekerlerden de tüketebilirsiniz.

Nane-maydanoz: Çiğ olarak tüketeceğiniz birkaç yaprak nane veya birkaç dal maydanoz, nefesinizi doğal olarak temizlemede etkilidir.

Kahve: Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Kahve çekirdeği çiğnemek ise sülfür bileşenlerini ortadan kaldırır. Yemeklerden sonra Türk Kahvesi içmek de kokuya karşı etkilidir.

Karanfil: Karanfil çiğnemek, herkesin bildiği en etkili ve en ucuz ağız kokusu giderme yöntemlerinden birisidir.

Yoğurt: Probiyotiklerden zengin her türlü yiyecek ve içecek (özellikle de yoğurt) düzenli tüketildiğinde ağız kokusunu azaltmada önemli bir yer tutar.

Çinkolu sakız: Çinkolu diş macunu, çinkolu sakız gibi çinko içeren ürünler ağız kokusunu yok eder. Dişlerinizi fırçalayamadığınız anlarda çinkolu sakızdan faydalanın.

Tarçın: Tarçın çiğnemenin veya tarçınlı içecekler tüketmenin ağızdaki bakterilerle mücadelede işe yarayabileceği biliniyor.

Bol su içmek: Sık ve bol su içmek, ağız kokusunu azaltmada etkilidir. Bol su içmek, özellikle tükürüksel ağız kokusunu önlemeye yardımcı olur.