16 Ağustos 2018 Perşembe

Trafikte “çevrimiçi” olmayın

Trafikte “çevrimiçi” olmayın

9 günlük Kurban Bayramı tatili Cuma akşamı itibariyle başlıyor, milyonlarca kişi kara yoluyla aile veya tatil sebebiyle şehirlerarası yola çıkmaya hazırlanıyor. 

Trafik kazalarına neden olan etmenlerden biri de direksiyon başında cep telefonu kullanımı. Bayram tatili öncesinde araç kullanırken telefonlarını ellerinden bırakmayanlara uyarıda bulunan Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Selin Karabulut, “Araç kullanırken telefonla ilgilenmek el, göz ve bacaklardaki koordinasyonun bozulmasına, dikkatin dağılmasına, dikkati sürdürmede güçlüğe, karar verme yetisinde zayıflamaya ve tereddüt gibi riski oldukça artıran etkilere neden olabilir” uyarısında bulundu.

Bayram tatili için tatile ya da akraba ziyaretine gitmek için karayolunu tercih edenlerin aynı tarihlerde yolculuğa çıkması bu dönemlerde trafik kazalarının artmasına neden oluyor. Son yıllarda artan cep telefonu kullanımı trafikte de etkilerini hissettiriyor. Teknolojinin hayatın her anında vazgeçilmez oluşu ve sosyal medya alışkanlıklarının trafik kazalarının nedenleri arasında yer aldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Selin Karabulut, “Yaptıklarımızı an be an sosyal medyada paylaşıyoruz. Anlık mesajlaşma uygulamaları ile sürekli yazışıyoruz. Bu gibi alışkanlıkları araç kullanırken de sürdürüyor ve güvenliğimizi tehlikeye atıyoruz” dedi.

Yol tarifi almak dikkat dağıtıyor

İnsanların işlerini cep telefonlarından yazışarak çözmeye çalıştıklarını belirten Selin Karabulut, “Yol tarifi almak veya acil bir konuşma için dikkatin dağılmasını göze almak o anda mantıklı gelse de oldukça tehlikelidir” dedi. İnsanların her yerden ulaşılabilir konumda olduğuna dikkat çeken Karabulut, “Her zaman çevrimiçiyiz, mesajlarımıza cevap alamadığımızda kızıyoruz çünkü karşımızdakinden de aynı ulaşılabilirliği sürdürmesini bekliyoruz. Bu nedenle araç kullanırken de telefonlarımızı elimizden düşürmüyoruz” dedi.

Cep telefonunun elden bırakılmama sebebi ‘Hakimiyet bende’ duygusu

Sosyal medyadan uzak kalamama, trafikte sıkılma ve telefonun bir eğlence aracı olarak görülmesinin oldukça tehlikeli olduğunu vurgulayan Karabulut, “Hayatı tehlikeye atma noktasında bile sürdürülen bu davranışlar aslında narsisizm dediğimiz, temelde kendini aşırı beğenme duygusunun bir sonucu. Sosyal medya insanların kendini güçlü ve mutlu hissetmesini sağlayabiliyor. Sürekli ulaşılabilir olma arzusu da ‘hakimiyet bende’ ve ‘neyi nasıl istersem öyle yaparım’ gibi duyguları körüklüyor. Sonuç olarak insanların gerçek hayatta olmadığı gibi güçlü hissetmesini sağlayabilen sosyal medya birçok kişi için vazgeçilmez hale gelebiliyor” açıklamasında bulundu.

Yapılarımız Ne Kadar Güvenli?

Yapılarımız Ne Kadar Güvenli?

17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümünde akıllara yine “yapılarımız ne kadar güvenli?” sorusu geliyor. 

Türkiye’nin lokomotif sektörleri arasında yer alan inşaat sektörü, son yıllarda ürettiği kaliteli ve güvenli konutlarla dikkat çekerken dönüşümünü tamamlamamış farklı bölgelerdeki birçok yapı depremde yıkılma riski taşımaya devam ediyor. Uzmanlar, Türkiye’nin deprem kuşağında yer alan bir ülke olmasından dolayı her zaman olası depremlere hazırlıklı olmamız gerektiğini belirtirken inşaat sektörü temsilcileri ise konut satın alacaklara uyarılarda bulunuyor.

Gündemde dikkat çeken sel felaketlerinin dahi Türkiye’de yaşanan afetlerdeki can kaybında % 1’den az bir payı bulunuyor. Ülkemizde en fazla can kaybı yaşanan doğal afetlerin başında % 97,1 ile deprem gelirken, binalarda kullanılan malzemeler, özellikle de beton kalitesi daha da önemli hale geliyor. Türkiye’de konut satışlarının her dönem olduğu gibi, bundan sonraki dönemde de artacağı öngörülürken, ülkemizin deprem riski bölgesinde yer alması, yapılan konutların kalitesini daha da önemli hale getiriyor. Türkiye’de küçük ve büyük çaplı depremlerin her zaman yaşanma riskine karşın, yapılarda kullanılan beton standartlarının ve bu konuda gelişen teknolojilerin önemi artıyor.

Kalite ve güvenlik birinci unsurlar

Tüm yapıların deprem yönetmenliklerine uygun, maksimum güven ve kalite düzeyinde üretilmesi gerektiğinin altını çizen Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TÇMB) Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir, “Yapı ve gayrimenkul sektörü Türkiye ekonomisinin lokomotifleri arasında yer alıyor. Türk insanı için ev almak da hayatlarındaki en önemli kararlardan bir tanesi. Deprem kuşağında yer alan Türkiye’de, hem inşaatı yapanlar, hem de alanlar için ‘kalite ve güvenlik’ unsuru öncelikli oluyor. Bunlardan yola çıkarak, müteahhitlerimize standartlarına uygun yapı malzemeleri kullanmalarını; tüketicilerin de alırken yapı malzemeleri kalitesi hakkında mutlaka bilgi edinmelerini öneriyoruz” diye konuştu.

Konut alırken deprem gerçeğini unutmamak gerekiyor

Konut satışlarında artan rakamlar doğrultusunda alıcılar için önemli açıklamalarda bulunan Nihat Özdemir, şöyle devam etti: “Konut alımlarında konfor, lokasyon gibi özeliklerden daha önce depreme dayanaklı binalara odaklanılması gerekiyor. Yapılan araştırmalarda konut alıcısı tüketicilerin inşaatlarda kullanılan yapı malzemeleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığını görüyoruz. Özellikleinşaatlarda beton kalitesine büyük önem verilmesi gerekir. Yapı denetim yasasında belirtilen gerekliliklere firmalar uymak zorunda. Tüketicilerin de bu konuda daha bilinçli olması gerekiyor. Tüketicilerimizin bilinçlendirilmesi içinse bizim gibi Birliklere büyük iş düşüyor.”

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Şifre unutma derdini sona erdirecek 5 teknoloji

Şifre unutma derdini sona erdirecek 5 teknoloji

Güncel bir araştırma, kullanıcıların ortalama 90 çevrimiçi hesabı bulunmasına rağmen %89’unun bütün hesapları için aynı şifreyi ya da iki şifreden birini kullandığını ortaya koyuyor. 

Bilişim güvenliği alanındaki dağıtım ve çözümleriyle pazarda lider konumda bulunan Komtera Teknoloji’nin güvenlik uzmanları, yakın gelecekte şifre kullanımını ortadan kaldıracak 5 teknolojiyi sıralıyor.

Hepimiz çevrimiçi hesaplarımıza erişmeye çalışırken kullandığımız karmaşık kullanıcı isimleri ve şifre kombinasyonlarını hatırlamakta zorlanıyoruz. Dashline tarafından yapılan güncel bir araştırmaya göre bir kullanıcının ortalama olarak 90 çevrimiçi hesabı bulunuyor ve her bir hesap hatırlanması gereken yeni bir şifre anlamına geliyor. Kullanıcıların %89’u ise dijital hayatlarını basitleştirmek adına her hesabı için sürekli aynı şifreyi ya da iki şifreden birini kullanıyor.

Her bir hesap için kullanıcı ismi ve şifre belirleme gerekliliği, bu hesapları yönetmekte zorlanmak istemeyen kullanıcıları aynı şifreyi tekrar tekrar kullanmaya itebiliyor ancak bu durum, aynı zamanda büyük bir güvenlik tehdidi de oluşturuyor. Zira veri sızıntılarının %80’inin kaynağı da zayıf şifreler olarak görülüyor.

Dijital çağda şifrelerin, en iyi kimlik doğrulama yöntemi olmadığı su götürmez bir gerçek. Peki yeni teknolojiler, kimlik doğrulamasını en iyi şekilde sağlarken şifre hatırlama problemini nasıl çözebilir? Özellikle biyometrik teknolojilerdeki büyük adımlar, şifrelerin sonunu getirebilir mi? Bilişim güvenliği alanındaki dağıtım ve çözümleriyle pazarda lider konumda bulunan Komtera Teknoloji’nin güvenlik uzmanları, şifrelerin sonunu getirecek 5 teknolojiyi sıralıyor.

1. Fizyolojik Biyometri

Fiziksel özellikleri temel alan fizyolojik biyometri, benzersiz bir kimlik yaratmak için karşılaşılan tüm sorunları çözmede şimdiden oldukça yardımcı oluyor. Fizyolojik biyometrinin kullanıcı ismi ve şifre kombinasyonu yerine yüz, parmak izi, iris veya DNA taraması gibi kullanıcıların eşsiz fizyolojik özelliklerini kullanmasıyla, kimlik tespiti basit ve güvenli bir şekilde gerçekleşiyor.

Bu yöntemin akıllı telefon, akıllı hoparlör ya da tablet gibi cihazlarda kullanıcı erişimi için kullanılması artık norm haline geldi. Bunun yanında Fizyolojik biyometri, vatandaşlık hizmetleri de olmak üzere pek çok çevrimiçi serviste, finansal işlemlerde ve ev kapılarında da kullanılıyor.

2. Davranışsal Biyometri

Diğer kimlik doğrulama yöntemleri ile birleştirildiğinde, davranışsal biyometri güvenli kimlik doğrulaması için çok iyi bir alternatif haline geliyor. Günlük aktivitelerimizi karakterize eden davranışsal biyometri, bu sayede nasıl yazı yazdığımız, nasıl yürüdüğümüz gibi davranışlarımızdan veya kalp atışlarımız, beyin dalgalarımız gibi özelliklerimizden faydalanarak kişiye özel dijital imzalar yaratıyor.

Makine öğrenme algoritmalarına dayalı olarak çalışacak teknolojiler, her bir kullanıcı için çok boyutlu bir profilin üretilmesine yardımcı oluyor. Bu teknolojiler, coğrafi lokasyon verileri gibi bazı diğer bilgilerin de yardımıyla oldukça kişiselleştirilmiş bir kimlik sunuyor ve şu anda ülkelerin sınır kontrolü gibi işlemleri veya yargı süreçleri için de kullanılıyor.

3. Yapay Zeka Teknolojileri

Sigorta şirketlerinin veriler aracılığıyla en çok oluşabilecek kazaları öngörmesi ya da satış uzmanlarının bir promosyon için en uygun zamanı verileri inceleyerek belirlemesi gibi, kimlik doğrulama işlemleri de benzer veri analizlerine dayalı olarak gerçekleştirilebiliyor.

Yapay zeka teknolojileri, çevrimiçi hesaplara giriş zamanı, lokasyon ve cihaz bilgisi gibi özelliklerle belli bir kullanıcı profili oluşturabiliyor. Böylece anormal davranışları, asıl kimliğe uyumsuzluklardan yola çıkarak tespit ediyor. Ardından gerçek kullanıcıyı taklit etmeye çalışan kişilerin erişim izinlerini değiştiriyor ya da kaldırıyor. Henüz gelişiminin ilk evrelerinde bulunsa da yapay zekanın kimlik doğrulama için kullanılması fikri oldukça konuşuluyor.

4. İki Faktörlü ya da Çok Faktörlü Kimlik Doğrulama

İki faktörlü ya da çok faktörlü kimlik doğrulama metotları, son kullanıcılar için ek bir güvenlik katmanı sağlıyor. Önceden kabul edilmiş mail adresi, SMS ya da mobil uygulamalarda tek kullanımlık kod oluşturma aracılığıyla iki veya çok faktörlü kimlik doğrulama yöntemi bir süredir kullanılıyor.

Bu yöntem ile değişik servis sağlayıcıları, kaydedilmiş telefon numarasına örneğin kısa mesaj yolu ile tek kullanımlık bir şifre gönderiyor. Bu şifre ile hesaba giriş ya da başka bir dijital işlem yapılabiliyor. Buna rağmen, barındırdığı riskler nedeniyle tek kullanımlık şifrelerin biyometrik teknolojlerle beraber kullanılması en iyi seçeneği oluşturuyor.

5. Mobil Kimlik

Pek çok kişinin iletişim kurmak ya da verilere erişim sağlamak için mobil cihazları kullanması nedeniyle dijital dünyanın başarısı, kullanıcının kiminle işlem yaptığından emin olması ile belirleniyor. Mobil kimlikler; fiziksel ve davranışsal biyometri, kullanılan cihaza ait bilgiler ve coğrafi konum gibi bilgilerin bir kombinasyonu ile oluşturuluyor.

Kullanıcı isimleri ve şifreler, kimlik tespiti için 2018 boyunca da kullanılmaya devam edecek ancak bu beş teknolojinin uygulanması ile kimlik doğrulamanın hem tek adımda hem de güvenlik ve gizliliği sağlayacak şekilde yapılması yaygınlaşacak. Bu sayede şifreler ve yarattığı sıkıntılar gitgide daha da azalarak önümüzdeki yıllar içerisinde yok olacak.

Yolculuk da tatil kadar önemli

Yolculuk da tatil kadar önemli

Tatiller pek çoğumuz için uzun seyahatler, farklı taşıtlarla yolculuklar anlamına geliyor. Sağlıklı bir yolculuk tatilin kabusa dönüşmemesi için oldukça önem taşıyor. 

Liv Hospital Sağlıklı Yaşam ve Check up Kliniği’nden Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Öğr. Gör. Eren Eroğlu seyahat sırasında alınabilecek önlemleri ve seyahatin keyifle geçmesini sağlayacak püf noktalarını anlattı…

Çok uzun süreli araba kullananlar, hareketsizlikten dolayı sırt ve boyun ağrısı yaşayabilirler. Oturma şekli düzeltilerek olası bel kemiği, sırt ve boyun problemleri önlenebilir. Yolculuğa ara verip esneme hareketleri yaparak rahatlama sağlanabilir.

Yolculuk esnasında kan şekerini hızlı yükselten ve hızlı düşüren besinler tercih edilmemelidir. Şekerli besinler yerine kuru üzüm, erik ya da A ve C vitaminlerinden zengin taze meyve ve sebzeler tercih edilmelidir.

Uçakla yolculuk yapacaksanız jet-lag etkisini azaltmak için uçuş öncesinde uykunuzu alarak yolculuğa hazırlanın. Uçuş sırasında yine de çok uzun olmamak kaydıyla kısa süreli uyuyun. Basınç nedeniyle vücut kuruyacağı için hem yolculuk öncesinde hem de uçuş sırasında bol bol su içilmelidir.

Vücudu uyaran çay, kahve ve alkolden uzak durun. Bu tür içecekler aynı zamanda dehidrasyon yani vücuttaki su oranının düşmesine de neden olur.

Mecbur kalırsanız, kulaklarınızda basınç hissettiğiniz an yutkunmaya, esnemeye çalışın. Sakız çiğnemek de basıncın dengelenmesine yardımcı olacaktır. Uçak yolculuklarında basınç değişikliği ile kulaklarında sorun yaşayanlar yolculuktan önce doktorlarının önerdiği ilaçları kullanmalıdır.

Arabayla veya otobüsle yaptığınız yolculuklarda da mutlaka 1-2 saatte bir durup yürümeye özen gösterilmelidir.

Otomobille yolculuk yapacaklar özellikle klimanın olumsuz yan etkilerine karşı dikkatli olmalıdır.

Hem hava hem de karayolu için yolculuğa çıkmadan önce en önemli etken, uykuyu almış olmaktır. Yolculuğa çıkmadan önce mutlaka sıkı bir kahvaltı yapılmalı, yolculuk esnasında fazla yemekten kaçınılmalıdır.

Karayolu yolculuğu yapanların, özellikle güneşe karşı hassasiyet yaşayanların mutlaka koruyucu güneş gözlüğünü takması gerekir.

Ciddi bir operasyon geçiren hastalar iki haftadan önce uçakla yolculuk yapmamalıdır. Ciddi koroner arter sorunu olan, doğumsal kalp hastalığı bulunanlara uçuş için doktor raporu gerekebilir; basınç değişikliği ciddi sorunlara yol açabilir.

Yaşanan kur artışı, oynanan kirli oyunun göstergesidir

Yaşanan kur artışı, oynanan kirli oyunun göstergesidir

Dış kaynaklardan dolayı artan kur artışı, tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. 

Konuyla ilgili açıklama yapan, Dünya Erdemli Sanayici ve İş Adamları Derneği (DERSİAD) Genel Başkanı Mustafa Çınar,“Türkiye’nin son 16 yılda göstermiş olduğu ekonomik ve siyasi gelişimin ABD ve AB ülkelerini rahatsız etmesi ile tekrar pranga altına alınmak istenmesi yönünde özellikle 15 Temmuz hain darbe girişiminden bu yana yürüttükleri soğuk savaşın yeni bir modeli ile karşı karşıyayız. Buna karşı her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğimizi korumalıyız” açıklamasında bulundu.

15 Temmuz Hain Darbe Girişimi’nin başarısızlığı ve Türk Milleti’nin darbeye karşı kahramanca direnmesi, ülkemiz üzerinde kirli emelleri olan karanlık odakları rahatsız ettiğini belirten Çınar; uluslararası ekonomik politikaların olumsuzluğunu fırsat bilen dış güçler, bu kez de ekonomik saldırı başlatmış durumda. Özellikle ABD’de yönetim değişikliği ile birlikte izlenmekte olan ekonomik politikalar ve tüm dünyayı etkisine alacağı düşünülen ticaret savaşlarının ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkileyeceği öngörülmekte idi. ABD Merkez Bankası’nın faiz artırımları ile uluslararası mecralarda bulunan doları kendi ülkesine geri davet etmesi de bu politikanın parçası olup olumsuzluğu artırdığı da bilinmekte idi. Gelişmekte olan ülkelerin yatırımcılar açısından kırılgan yapıları ve sürdürülebilir üretim politikalarının yetersizliği de bu artışın nedenlerinden biri olarak görülmektedir” dedi.

Ekonomik Veriler Kurların Tam Tersini Söylüyor

Türkiye Ekonomisinin, 2018 ilk çeyrekte bile yüzde 7,4 oranında büyümesi, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ve rezervleri, finansal kuruluşların yapılarındaki güçlülük ile siyasi iradenin istikrarı koruması gibi bileşenleri düşündüğümüzde kur üzerindeki baskının ekonomik nedenlere bağlanamayacağı apaçık ortadır diyen Çınar; “Fırat Kalkanı, Hendek Operasyonları ve Zeytindalı Harekâtları ile on yıllarca ülkemize zarar veren terör örgütlerinin zayıflaması, FETÖ gibi hain ve karaktersiz örgütlerin de artık yurt içinde hareket kabiliyetinin kalmaması istikrarın ve güvenliğin sağlanmakta olduğunu göstermektedir. 10. BRICS zirvesine katılım, Şanghay Beşlisi ile olan iyi diyaloglar yanında İslam İşbirliği Teşkilatı’nda etkin rol alınması gibi uluslararası siyasette alternatif argümanların artırılması da ülkemiz açısından iyi gelişmeler olarak izlenmektedir.” şeklinde konuştu.

Baskılara Boyun Eğmeyeceğiz

Milli ve yerli olmak gibi bir düsturu benimsemiş Devlet Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Hükümetimiz ile Devletimizin kurum ve kuruluşlarına tam güven duymakla alınacak tüm kararlara destek olacağını belirten Çınar; üyelerimize hâlihazırda tüm mevduatlarını yabancı para birimlerinden TL’ye dönüştürmelerini, İşgücü ve üretimlerini artıracak çalışmalar yapmasını, kur üzerindeki baskıyı kırarak ihracata yönelecek politikalar üretmelerini, özellikle cari açığı besleyen ithalat kalemlerini tespit ile bu kalemleri üreterek rekabeti artırmalarını tavsiye ederiz” dedi.

“Ekonomik savaşı kazanan Türkiye olacak”

“Ekonomik savaşı kazanan Türkiye olacak”

“Yaş meyve sebze ihracatçıları TL ile ihracat yapmak istiyoruz”

Amerikan dolarının Türk lirası karşısında son dönemde aşırı değer kazanmasının, dünya genelinde yaşanan ekonomik savaşların yansıması olduğuna işaret eden Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, “Gezi olaylarında kazanan Türkiye oldu, 15 Temmuz’da kazanan Türkiye oldu, bugünde kazanan Türkiye olacak” diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dirayetli yönetimi ile bu krizi de soğukkanlı bir şekilde yönettiğini ve fırtınalı denizden gemiyi sağ salim limana ulaştıracağına inandıklarını ve desteklediklerini anlatan Uçak, şöyle konuştu;

“Hazine ve Maliye Bakanımız Berat Albayrak tarafından açıklanan Yeni Ekonomi modeline ihracat dünyası olarak tam destek veriyoruz. 2018-2019 ekonomik dengeleme dönemi olacak. Hükümetimiz enflasyonla güçlü mücadele edecek, özellikle mali disiplin, cari açığın düşürülmesi ve güven ortamının iyileştirilmesi için Hükümetimizin atacağı adımları destekliyoruz. Türkiye, 2023 yılı hedeflerine ulaşacak.”

Türk Lirası ile ihracat yapmak istiyoruz

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump döneminde Türkiye ile ABD ilişkilerinin iki müttefik ülkenin ilişkileri şeklinde seyretmeyeceğinin çok net bir şekilde belli olduğunu dile getiren Uçak, “Trump yönetimi müttefiki Türkiye’de seçimle işbaşına gelmiş hükümetle ilişkileri geliştirme yerine, terör örgütleri ile işbirliğini tercih ettiğini defalarca ortaya koydu.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi bizim yeni müttefiklerle yürüme zamanımız geldi. Yeni müttefiklerimizle Türk Lirası ile ticaret yapmak istiyoruz. Türk ihracatçısı olarak Türk lirası ile ihracat yapmaya hazırız” diyerek sözlerini noktaladı.

13 Ağustos 2018 Pazartesi

İşkoliklerin kasları ağrıyor!

İşkoliklerin kasları ağrıyor!

Günlük hayatın içindeki stres, yoğun iş temposu, kronik yorgunluğa vücuttaki inatçı kas ağrısı ve tutulmalar de eklenince hayat giderek zorlaşıyor. 

Kulunç olarak da bilinen, yumuşak doku romatizması anlamına gelen “fibromiyalji” günümüzde pek çok kişiyi etkisi altına alıyor. Kesin tanı konulmasının oldukça zor olduğunu belirten Liv Hospital Algoloji (Ağrı) Uzmanı Prof. Dr. Kader Keskinbora, fibromiyaljinin daha çok işkoliklerde görüldüğüne dikkat çekiyor…

Kadınlarda daha sık görülüyor

Fibromiyalji; boyun, sırt, boyun, omuz ve kalçalarda bir türlü geçmek bilmeyen tutulmalar, kas ağrılarına neden oluyor. 3 aydan uzun süren yaygın kas-eklem ağrısı, vücutta bazı hassas ağrılı noktalar, yorgunluk, sabah tutukluğu ile karakterize kronik bir hastalık olan fibromiyalji her yaşta ve her iki cinste de görülebiliyor. Ancak sıklıkla 25-60 arası ve kadınlarda, erkeklerden daha fazla rastlanıyor. Özellikle mükemmeliyetçi kadınlar ve işkolikler risk altında!

Stres ve endişe de neden oluyor

Strese bağlı olarak gelişen tutulmalar, beyin ve çevre sinirler arasındaki iletimde görev alan serotonin ve adrenalin gibi bazı kimyasal maddelerde eksiklik veya bozukluğa neden olabiliyor. Vücutta ağrı algılanmasında önemli olan bu maddelerin eksikliği üzerine eklenen, aşırı stres ve endişe ise durumu daha karmaşık bir hale getiriyor. Son çalışmalar depresyon, uyku bozukluğu ve çevresel faktörlerin fibromiyalji yakınmalarını kısır döngüye çevirdiğine dikkat çekiyor.

Tek seanslık radyofrekans tedavisi!

Tedavide öncelikle serotonin ve adrenalin maddelerini yerine koyan antidepresanların kullanımı büyük önem taşıyor. Beraberinde yapılması gereken boyun, omuz ve sırttaki ağrılı tetik noktalara radyofrekans tedavisi uygulamasıdır. Radyofrekans akımı üreten özel bir jeneratör ve bu akımı dokuya ileten bir radyofrekans iğnesi ile ağrılı tetik noktalara girilerek radyofrekans akımı pulsed modunda 10 dakika uygulanır.

Yapılan çalışmalarda başarı yüzde 70 oranındadır. Hastaya uygulama bir kez yapılır ve ortalama 6 ay ila 2 yıl süresi boyunca hastaların boyun ve sırt ağrıları azalır. Pulsed radyofrekans akımı uyguladığı bölgede doku hasarı yapmadan ağrı sağaltımı sağlar, bu nedenle bu işlem hastaya tekrar tekrar uygulanabilir.

Gece yarısı ile sabah 6 arasında yola çıkmayın!

Gece yarısı ile sabah 6 arasında yola çıkmayın!

Kurban Bayramı yaklaşırken 9 günlük tatilden yararlanmak isteyenler yola çıkmaya hazırlanıyor. Gece yarısı ile sabah saat 06:00 arasında uyku baskısının daha fazla olduğuna dikkat çeken uzmanlar, “Bu saatler arasında yola çıkmamak gerekir” uyarısında bulunuyor. 

Uzmanlara göre mola zamanlarında 20 dakikayı aşmayacak şekilde uyumak ve molalarda kan şekerini yükselterek uyku getirecek olan karbonhidrat tüketiminden kaçınmak gerekiyor.

Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Fatma Duygu Kaya Yertutanol, sağlıklı bir zihin işlevi için uykunun kritik önemde olduğunu söyledi.

Uykusuzluk beynin işlevlerini yavaşlatıyor
Yertutanol, uyku süresinin ya da uyku kalitesinin azalması, uyku ihtiyacının karşılanamaması yani uykusuzluk anlamına geldiğini belirterek şunları söyledi:

“Uykusuzluk kısa süreli (3 aydan kısa) ya da uzun süreli (3 aydan uzun) olabilir. Her ne şekilde olursa olsun uykusuzluk yaşayan kişilerin zihinsel işlevleri olumsuz şekilde etkilenir. Uykusuzluk yaşayan kişiler yorgun, uykulu, kaygılı, huzursuz ve çökkün hissederler.Bunun yanı sıra dikkat eksikliği yaşarlar ve tepki zamanları yavaşlar yani vermeleri gereken tepkiyi istedikleri kadar hızlı veremezler. Problem çözme, bellek, dikkat, odaklanma ve karar verme gibi günlük hayatı sürdürmeyi sağlayan çok önemli beyin işlevlerinde zayıflama olur. Bütün bu nedenlerle uykusuzluk yaşayan kişilerin günlük hayatta hata yapma olasılıkları artar ve karar verme işlevleri bozulur. Bu kişilerin risk alma ve yanlış karar verme olasılıkları uykusuzluk şikâyeti olmayan kişilere göre anlamlı derecede artar.”

Kazaların dörtte biri uykusuzluktan
Yapılan araştırmaların, motorlu araç kazalarının yaklaşık dörtte birinin uykusuzluğa bağlı olduğunu gösterdiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Fatma Duygu Kaya Yertutanol, “Uyku ihtiyacı tam olarak karşılanmamış bir kişinin beyni, bir an önce uykuya geçişi sağlayacak şekilde bir ‘uyku baskısı’ altında kalır. Uyanık kalınan süre arttıkça uykuya geçişi hızlandıracak bu baskı da artar ve kişinin uykuya direnme gücü azalır. Böylece kişi daha kolay uykuya dalar. Her ne kadar kişiler uykularının geldiğini hissettiklerinde “uyanık kalabilirim” diye düşünseler de uyku çok güçlü bir biyolojik dürtüdür. Dolayısıyla uyanıklığın çok kritik olduğu motorlu araç, kesici-delici alet kullanımı gibi durumlar için uykusuzluk büyük bir tehlike arz eder” uyarısında bulundu.

Yola çıkmadan önceki gece iyi uyuyun
Yrd. Doç. Dr. Fatma Duygu Kaya Yertutanol, uykusuz bir şekilde trafiğe çıkmamak için alınabilecek önlemleri de şöyle sıraladı:

“Eğer özellikle uzun yol olmak üzere trafiğe çıkacağımız önceden belliyse, yola çıkmadan önceki süreçte bazı önlemler alabiliriz. Yola çıkmadan önceki gece 6-8 saatlik bir uyku uyunması, kaza riskini aza indiren en değerli önlemdir.

Gece yarısı ile sabah saat 6 arasında yola çıkmamak gerekir çünkü bu saatler arasında uyku baskısı daha fazla olur.

İlaç alınmalı mı?
Düzenli kullanılan uyku getirici ve dikkat dağınıklığı yapıcı ilaçların doktora sorularak yolculuktan önceki gece ve yolculuğun yapılacağı gündeki dozlarının atlanması uygun olacaktır. Diğer yandan düzenli kullanılmadığı halde uyku getirici özelliği olduğu bilinen soğuk algınlığı ilaçları gibi ilaçların da yolculuk gününde alınmaması gerekir. Yolculuktan önceki gece ve yolculukta alkol kesinlikle alınmamalıdır.”

İdeal olanın kişinin uyku ihtiyacını yeterince karşıladıktan sonra motorlu araç kullanması olduğunu belirten Yertutanol, “Ancak herhangi bir nedenle uykusuz halde trafiğe çıkılması durumunda, kaza riskini en aza indirmek için bazı önlemler alınabilir” dedi.

Uykusuzluk belirtilerine dikkat!
Öncelikle sürücülerin, bazı durumların “uykusuzluk” belirtisi olduğunu ve tehlike sinyallerinin çaldığını anlayarak hızlı önlemler almaları gerektiğini bilmeleri gerektiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Fatma Duygu Kaya Yertutanol, bu işaretleri şöyle sıraladı:

“Sık sık esnemek,
Göz kapaklarında ağırlık hissi,
Sık sık göz kırpmak,
Yorgun ve huzursuz hissetmek,
Yol çizgilerinin dışına çıkmak, belirlenmiş yol şeridinin içinde kalamamak,
Trafik işaretlerini kaçırmak,
Yolculuğun son birkaç dakikasını hatırlamıyor olmak.

Cam veya radyonun sesini açmak uykusuzluğu gidermiyor!
Sıklıkla sürücüler camı açmak, radyonun sesini artırmak gibi yollarla uykularını açmaya çalışırlar ancak çoğu kez bunlar işe yaramaz. Peki, uyanık kalmak için neler yapılabilir?

Yola çıkmadan önce veya yolculukta bir mola verip kısa bir uyku uyumak dikkatin toparlanmasına yardımcı olur. Bu kısa uykunun 20 dakikayı geçmemesi gerekir. Yolculuk sırasında veya molalarda kafein içeren kahve gibi içeceklerin tüketilmesi uyanıklık sağlamak için iyi olabilir ancak kafein etkisini yaklaşık 30 dakika sonra gösterecektir. Yine kafeinin etkisinin kısa süreceğini akılda tutmak gerekir. O nedenle tek başına kafeinli içecek tüketmek bir önlem niteliği taşımaz.

Tek başına yerine yedek sürücü olabilecek birisiyle yolculuk etmek ve iki saatte bir sürücü değiştirip diğerinin dinlenmesine izin vermek faydalı olur.”

Kaç saatte bir mola verilmeli?
Sürücülerin en az 2 saate bir mola vermeleri gerektiğini ifade eden Yertutanol, “Sürücülerin mola zamanlarını dinlenerek mümkünse 20 dakikayı aşmayacak şekilde uyuyarak geçirmesi gerekir. Önce kafeinli bir içecek içip, onun etkisi başlayana kadar kısa süre uyumak kişinin dikkatini toplamasına yardımcı olur. Molada yemek yenilecekse ağır olmayan hafif ve az miktarda yemek yenilmesi önemlidir. Kan şekerini hızlı yükselten karbonhidrat içeriği yüksek olan gıdalar uyku halini artıracağı için bu tür yiyeceklerden uzak kalmak gerekir” uyarısında bulundu.