Ã?nizleme

22 Mart 2019 Cuma

Egzersiz aç mı, tok mu yapılmalı?

Egzersiz aç mı, tok mu yapılmalı?

Birçok kişi daha çok yağ yakacağı düşüncesi ile egzersizi aç karnına yapıyor. Bir bakıma doğru fakat kilo verme çabasında olanlar için de yanlış! Çünkü daha çok yağ yakılması vücuttaki depo yağların azalacağı anlamına gelmiyor! 

Aç karnına yapılan egzersizin kilo vermede etkin bir metot olmadığını söyleyen Liv Hospital Diyet ve Beslenme Uzmanı Orçun Kürüm "Antrenman öncesi bir öğün ile daha uzun süre ve etkili antrenman yaparak daha fazla kalori harcayabilirsiniz. Ayrıca aç karna olduğunuzda ve egzersiz uzun sürdüğünde kas yıkımı da artacaktır ve istenmeyen sonuçlar olacaktır" diyor.

Egzersiz öncesi beslenmenin amacı:

  • Hipoglisemiyi önler. Yani hissedilen hafif sersemlik, enerji düşüklüğü, yorgunluk ve göz kararması gibi belirtiler düşük kan şekeri ile alakalıdır!
  • Açlığınızı giderir ve midede biriken sıvıyı azaltır.
  • Kaslara enerji verir.
  • Vücudunuzun spora hazır olduğunu bilir mental olarak da bunun rahatlığıyla daha iyi egzersiz yaparsınız.


Antrenman öncesi ne yemeli?


  • Antrenman öncesi ne yenileceği kişiden kişiye, egzersizin türüne, amacına, süreye ve hatta ortamın ısısına göre bile değişkenlik gösterir.
  • Eğer bir saat içinde antrenman yapılacaksa daha önceden denenip bilinen, sindirimi kolay olan muz, granola bar, küçük bir kase müsli gibi karbonhidratı yüksek ama yağ miktarı az olan gıdalar tercih edilmelidir.
  • Antrenmana bir saatten daha uzun bir süre varsa ve öncesinden bir şey yenilmeyecekse önceki öğünde karbonhidrattan zengin bir yemek yenilmelidir.


Sabah egzersizinden önce mutlaka kahvaltı yapın

Sabah egzersiz yapmadan önce kahvaltıyı es geçenlerden misiniz? Bu konuda yapılmış araştırmalar, egzersiz öncesi yapılan öğün sayesinde daha iyi ve daha uzun süre performans sergilendiğini gösteriyor. Sporcular üzerinde yapılmış birçok çalışma bunu destekliyor. Yapılan bir araştırmanın sonucunda kahvaltı yapanların, sadece öncesinden su içerek egzersize başlayanlardan daha uzun süre bisiklet sürdüklerini ortaya koymuş. Bunun sebebi gece boyunca kan şekerini düzenlemeye yardımcı olan glikojen depolarının boşalması ve düşük kan şekeri seviyesi ile yapılan egzersizde yorgunlukların daha erken başlamasıdır. Akşam yemeğinden sonra bir şey tüketilmediyse egzersiz öncesi kan şekerini normal seviyeye getirmek gerekir.

Egzersiz öncesi tüketilen ara öğün güne ve saatine göre bile değişkenlik gösterebilir. Fakat sabah erken saatte spor yapanlar için zaman da kısıtlı ise bu bazen taze sıkılmış bir meyve-sebze suyu karışımı bile olabilir.

Türkiye dünyanın en mutlu 79'uncu ülkesi oldu

Türkiye dünyanın en mutlu 79'uncu ülkesi oldu

2019 Dünya Mutluluk raporuna göre, dünyanın en mutlu ülkesi Finlandiya olurken, Türkiye’nin bu listeye 79’uncu sıradan giriş yaptığı görüldü.

Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, dünya mutluluk oranını konu alan araştırmayı inceledi. Ajans Press’in Birleşmiş Milletler (BM) verilerinin yanı sıra medya yansımalarından da derlediği bilgilere göre,Türkiye dünyanın en mutlu 79’uncu ülkesi oldu. Rapor, ülkelerin gelir, sağlıklı yaşam beklentisi, sosyal destek, özgürlük, güven ve cömertlik değişkenleri baz alınarak hazırlanırken, listenin en başına Finlandiya’nın yerleştiği görüldü.

Finlandiya’dan sonra ilk 10’da yer alan diğer ülkeler ise; Danimarka, Norveç, İzlanda, Hollanda, İsviçre, İsveç, Yeni Zelanda, Kanada ve Avusturya olarak sıralandı. Buna karşın 156 ülkenin yer aldığı listenin en sonuna Orta Afrika ülkesi Güney Sudan’ın yerleştiği kaydedildi.

PRNet ve Ajans Press’in gerçekleştirdiği medya araştırmasında konuyla ilgili yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. 2018 yılı içerisinde gerçekleştirilen medya incelemesinde, mutluluk endeksi ile ilgili 6 bin 984 haber çıkışı tespit edildi. 2019 yılının sadece ilk 3 ayında ise 3 bin 394 haber yansıması olduğu kaydedildi.

En Çok Konserve Mısır ve Domates Salçası Tükettik!

En Çok Konserve Mısır ve Domates Salçası Tükettik!

Tüm Türkiye'deki markalar için fiyat/rekabet araştırma hizmetleri sunan BrandZone, gıda ürünlerinde yaşanan son kampanyaları inceledi. BrandZone verilerine göre 2019’un ilk 3 ayında konserve mısır, domates salçası, salatalık turşusu ve elma sirkesi öne çıkan ürünler oldu.

Tüm basılı ve online fiyat verilerini araştırıp takip eden, en güncel pazar araştırma hizmetleri sunan BrandZone, 2019’un Ocak-Şubat-Mart aylarında gıda sektöründe düzenlenen kampanyaları ele aldı. Ulusal, yerel, indirim, parfümeri ve toptan kanalların insert ve reklamlarını ele alan BrandZone verilerine göre 2019’un ilk 3 ayında konserve kategorisinde toplamda 707 kampanya düzenlendi. Yüzde 21’lik kampanya oranı ve 151 kampanyayla Tat bu kategorideki en aktif marka olurken; yüzde 15’lik kampanya oranı ve 109 kampanyayla Superfresh ikinci; yüzde 13’lük kampanya oranı ve 92 kampanyayla Burcu üçüncü sırada yer aldı. Yüzde 12’lik kampanya oranı ve 88 kampanyayla Tukaş dördüncü; yüzde 11’lik kampanya oranı ve 81 kampanyayla Tamek beşinci sırada yer buldu.

Konserve mısır öne çıktı

Konserve kategorisinde en fazla kampanyası yapılan ürün 103 kampanyayla ortalama fiyatı 7,17 TL olan Superfresh 3x220 G Mısır olurken; 27 kampanyayla ortalama fiyatı 4,26 TL olan Tamek 535 G Garnitür ikinci; 26 kampanyayla ortalama fiyatı 8,40 TL olan Tat 3x220 G Konserve Mısır üçüncü sırada yer aldı.

Salçaya Tat imzası

BrandZone verilerine göre 2019’un ilk 3 ayında salça kategorisinde toplamda 673 kampanya düzenlendi. Yüzde 24’lük kampanya oranı ve 166 kampanyayla Tat bu kategorideki en aktif marka olurken; yüzde 22’lik kampanya oranı ve 148 kampanyayla Öncü ikinci; yüzde 12’lik kampanya oranı ve 84 kampanyayla İpek Salça üçüncü sırada yer aldı. Yüzde 10’luk kampanya oranı ve 72 kampanyayla Tukaş dördüncü; yüzde 7’lik kampanya oranı ve 52 kampanyayla Burcu beşinci sırada yer buldu.

Salça kategorisinde en fazla kampanyası yapılan ürün 68 kampanyayla ortalama fiyatı 8,33 TL olan Tat 830 G Domates Salçası olurken; 61 kampanyayla ortalama fiyatı 20,57 TL olan Öncü 1650 G Domates Salçası ikinci; 39 kampanyayla ortalama fiyatı 7,97 TL olan Tamek 830 G Domates Salçası üçüncü sırada yer aldı.

Turşuda Kühne lider

2019’un ilk 3 ayında turşu kategorisinde toplamda 401 kampanya düzenlendi. Yüzde 13’lük kampanya oranı ve 55 kampanyayla Kühne bu kategorideki en aktif marka olurken; yüzde 12’lik kampanya oranı ve 48 kampanyayla Tat ikinci; yüzde 9’luk kampanya oranı ve 37 kampanyayla Kemal Kükrer üçüncü sırada yer aldı. Yüzde 6’lık kampanya oranı ve 27 kampanyayla Tamtad dördüncü; yüzde 5’lik kampanya oranı ve 21 kampanyayla Mevsim Turşu beşinci sırada yer buldu.

Turşu kategorisinde en fazla kampanyası yapılan ürün 8 kampanyayla ortalama fiyatı 6,83 TL olan Tat 680 G Salatalık Turşusu olurken; 7 kampanyayla ortalama fiyatı 6,93 TL olan Tat 680 G Korişon Turşu ve ortalama fiyatı 12,83 TL olan Kemal Kükrer 3 KG Karışık Turşu ikinci sırada yer aldı.

Sirkede Kemal Kükrer ilk sırada

BrandZone verilerine göre 2019’un ilk 3 ayında sirke kategorisinde toplamda 272 kampanya düzenlendi. Yüzde 22’lik kampanya oranı ve 62 kampanyayla Kemal Kükrer bu kategorideki en aktif marka olurken; yüzde 21’lik kampanya oranı ve 57 kampanyayla Fersan ikinci; yüzde 13’lük kampanya oranı ve 37 kampanyayla Kühne üçüncü sırada yer aldı. Yüzde 10’luk kampanya oranı ve 29 kampanyayla Doğanay dördüncü; yüzde 7’lik kampanya oranı ve 21 kampanyayla Ferfresh beşinci sırada yer buldu.

Sirke kategorisinde en fazla kampanyası yapılan ürünler 14 kampanyayla ortalama fiyatı 4,73 TL olan Kemal Kükrer 500 ML Cam Elma Sirkesi ve ortalama fiyatı 3,03 TL olan Ferfresh 1 L Beyaz Sirke olurken; 13 kampanyayla ortalama fiyatı 5,54 TL olan Kemal Kükrer 1,5 L Beyaz Sirke ikinci sırada yer aldı.

20 Mart 2019 Çarşamba

Online ikinci el pazarında en az jean ve ceket satılıyor

Online ikinci el pazarında en az jean ve ceket satılıyor

Türkiye fintech sektörünün en büyük yerli şirketlerinden iyzico, son dönemlerin popüler trendlerinden ikinci el e-ticaretle ilgili dikkat çeken veriler paylaştı: En çok kadınlar alışveriş yapıyor, en fazla ayakkabı ve aksesuar; en az jean ve ceket satılıyor.

İkinci el satış pazarı, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de internet kullanımının artmasıyla beraber online platformlarda da popülerlik kazanmaya ve büyümeye başladı. Kullanıcıların daha uygun fiyatlarla tekstil ürünlerinden mobilyaya ve elektronik cihazlara kadar uzanan geniş bir yelpazede ihtiyaçlarını ulaşmasını sağlayan ikinci el e-ticaret, güvenli ödeme yöntemleri sayesinde kullanılmayan eşyaların yeniden değerlendirilerek satıcılara kazanç olarak dönmesini sağlıyor.

İkinci el alışverişte tutumluyuz: Ortalama sepet tutarı 49 TL

Türkiye’de 30 binden fazla online sitenin ödeme alt yapısını sağlayan yerli finansal teknolojiler pazarındaki en önemli oyunculardan iyzico, kendi üye işyerleri üzerinden gerçekleştirilen ikinci el e-ticaret satışlarına dair ilginç veriler paylaştı. Ocak 2018 – Şubat 2019 arasındaki işlemlere dair verilere göre ortalama sepet tutarı 49 TL.

Aynı dönemde gerçekleştirilen tüm ikinci el e-ticaret işlemlerinde ödeme türü genelde tek çekim olarak karşımıza çıkıyor. Toplam harcama tutarı 60 liranın üstüne çıktığında taksitlendirmeler çoğalıyor; rakam büyüdükçe taksit sayısı da artıyor.

Kadınlar ikinci el alışverişlerde öncü

İkinci el satışlarda alıcı profilleri incelendiğinde alışveriş yapan kullanıcıların yüzde 70 oranında kadınlardan oluştuğu; erkek kullanıcıların ise yüzde 9 seviyesinde kaldığı görülüyor.

İkinci el alışverişinin en az olduğu il: Sakarya

İkinci el e-ticaret alışverişinin en fazla yapıldığı il, yüzde 30 ile İstanbul olurken; Ankara (%10), İzmir (%8), Antalya (%4), Bursa (%4) ve Kocaeli (%3) diğer öne çıkan şehirler arasında yer alıyor. İkinci el satışların en düşük olduğu şehirler ise Gaziantep (%1,22), Manisa (%1,15), Denizli (%1,12), Hatay (%1,08) ve Sakarya (%1,03).

İkinci el alışverişlerde en popüler ürün ayakkabı

iyzico üzerinden gerçekleştirilen ikinci el satışlarda yüzde 12’lik oran ile en çok satılan ürün ayakkabı olurken, ilk üç sırada karşımıza çıkan diğer ürüner aksesuar (%9,46) ve elbise (%7,06) oluyor. Çanta satışları ise ortalama 87,09 TL ile en yüksek sepet tutarına sahip. En az satılan ürünler ise jean (%1,35) ve ceket/blazer (%1,32) olurken; sepet tutarı en düşük ürünler ise bluz (29,14 TL), gömlek (30,99 TL) ve tişört (31,20 TL) olarak karşımıza çıkıyor.

19 Mart 2019 Salı

Kıymalı kol böreği siparişlerin favorisi

Kıymalı kol böreği siparişlerin favorisi

Dünyada her yıl 20 Mart’ta kutlanan Dünya Börek Günü’ne özel olarak Yemeksepeti, kullanıcılarının börek sipariş trendlerini araştırdı. 2018’de tam 2 milyon porsiyon börek siparişi veren kullanıcılar, en çok kıymalı kol böreğini tercih ederken sırasıyla peynirli börek, su böreği ve patatesli börek en sevilenlerden oldu.

Sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi olan börek, en çok 10.00-12.00 arasında sipariş edilirken, hafta sonları siparişlerde %45 artış yaşanıyor. Kentlerin toplam siparişlerindeki börek oranına göre; börek aşığı kentlerin ilk sırasında Batman yer alırken onu Adana, Karabük ve Yalova izledi.

Börek şüphesiz ki en sevdiğimiz hamur işlerinden biri. İncecik açılmış yufkanın içine koyulan çeşitli malzemeleriyle asla hayır diyemediğimiz bir lezzet.

Hamurun belki de en sevdiğimiz hali olan böreğe özel de bir gün var: 20 Mart. Yemeksepeti, bu özel günde kullanıcılarının börek siparişlerini inceleyerek Türkiye’nin börek sevgisini ortaya çıkardı.

Klasikten şaşmıyor, en çok kıymalı seviyoruz

2018 yılında ortalama 3.500 tekil restorandan toplam 2 milyon börek siparişi veren kullanıcılar, en çok içinde kıyma olan börekleri tercih ettiler. Kıymadan sonra en sevilen malzemeler ise peynir, patates ve ıspanak oldu.

Kullanıcıların siparişlerinin ilk sırasına açık ara farkla yerleştirdiği börek ise kıymalı kol böreği. En çok sipariş verilen diğer çeşitler ise sırasıyla peynirli börek, su böreği ve patatesli börek oldu.

Değişik tatlar arıyoruz

Kullanıcılar klasik tercihlere yönelse de aynı zamanda farklı tatlara da açıklar. Restoranların sunduğu farklı çeşitleri denemeyi sevenler bu lezzetleri klasik çeşitlerle kıyasıya bir rekabete sokuyorlar. Son 3 ayda geçen senenin aynı dönemine göre;


  • Patlıcanlı börek 6 kat daha fazla sipariş edildi.
  • Pırasalı börek 5 kat artışla börekte farklı tat arayanların tercihi oldu.
  • Kavurmalı böreğin sipariş sayısında 3 kat artış yaşandı.
  • Haşhaşlı börek ve sosisli börek sipariş sayısını 2 kat arttırdı.


Eskisi kadar tercih edilmeyenler de var

Kullanıcılar bazı börek çeşitlerini ise bir önceki yıla kıyasla daha az tercih etti. Yine son 3 ayda bir önceki yılın aynı dönemine göre; sucuklu börek siparişleri %44, sebzeli börek siparişleri %34 azalırken, paçanga böreği siparişlerinde ise %10 düşüş yaşadı.

Börek zamanı: Kahvaltı

Biz Türkler için en önemli öğün olan kahvaltı, aynı zamanda böreğin en sevildiği öğün. Kullanıcılar en çok 10.00-12.00 saatleri arasında börek siparişi verirken, akşam saatlerinde börek siparişlerinde ortalama %80 düşüş yaşanıyor.

Hafta sonları %45 artış yaşanıyor

Ofis ve ev kahvaltılarının sevileni börek, en çok hafta sonu kahvaltılarında gözde. Evde hazırlanan kahvaltı sofralarındaki börekler artık online siparişlerle yerini alıyor. Kullanıcılar hafta sonları börek siparişlerini %45 arttırıyorlar.

Böreğe ortalama 15 TL harcıyoruz

23 ve 24, böreği en çok seven yaş olurken; böreğe diğer yaşlara göre mesafeli olan yaş ise 47.

Restoranların cirolarında %35 artış

Artan siparişlerle birlikte restoranların cirolarında da 2018 yılında bir önceki seneye göre %35’e yakın artış yaşandı. Kullanıcılar ise 2018’de böreğe sepet başına 15 TL ayırdılar.

En çok böreği Batman yiyor

Her gün 69 ilden börek siparişi alan Yemeksepeti, Türkiye’de böreği en çok seven kentleri de araştırmasına ekledi.

Her kentin toplam siparişlerindeki börek oranına göre; ilk sırada Batman yer alırken onu sırasıyla Adana, Karabük ve Yalova izledi.

Türkiye'de yaşlı nüfus 5 yılda yüzde 16 arttı

Türkiye'de yaşlı nüfus 5 yılda yüzde 16 arttı

2014 yılında 6 milyon 192 bin 962 olan yaşlı nüfusu son 5 yılda yüzde 16 artış gösterirken, 2018 yılında 7 milyon 186 bin 204 kişiye ulaştığı saptandı.

Medya takip ve raporlama ajansı PRNet, Türkiye’deki yaşlı nüfusunu konu alan araştırmayı inceledi. PRNet’in Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, 2018 yılındaki toplam yaşlı nüfusu 7 milyon 186 bin 204 olarak saptandı. Böylelikle 65 yaş ve üstü olarak kabul edilen yaşlı nüfusunun 2014 yılından bu yana yüzde 16 artış gösterdiği kaydedildi.

Güncel yaşlı nüfusunun da yüzde 44,1’ini erkek nüfus oluştururken, yüzde 55,9’unu kadın nüfusunun oluşturduğu belirlendi. Türkiye’de doğuştan beklenen yaşam süresi ise genel için ortalama 78 olarak görülürken, erkekler için 75,3 yıl, kadınlar için de 80,8 yıl olarak tespit edildi.

PRNet ve Ajans Press’in gerçekleştirdiği medya incelemesinde, konuyla ilgili yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. 2014 yılından bu yana araştırmaya konu olan dilimde “yaşlı nüfusu” ile ilgili 2 bin 371 haber yansıması tespit edildi. Yine aynı zaman diliminde demografik yapıyla ilgili çıkan haber adedi ise 11 bin 579 olarak gözlendi.

Deprem korkusunu belirsizlik tetikliyor

Deprem korkusunu belirsizlik tetikliyor

Depremin kendisinin değil, olası sonuçlarının kişide korku oluşturduğunu belirten uzmanlar, deprem korkusu “Seismophobia”nın en çok belirsizlikle tetiklendiğine dikkat çekiyor. 

Deprem gibi ağır sonuçlara yol açan olaylarda birkaç hafta içinde yeni duruma alışılıp hayata devam edildiğini belirten uzmanlar, bu sürecin uzun sürmesinin Akut Stres Bozukluğu’na ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu’na yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Deprem bölgesinde bulunan ülkemizde olası depremlere karşı alınması gereken önlemler konusunda farkındalık oluşturulması amaçlanıyor.

Depremin kendisi değil, olası sonuçları korkutuyor
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nden Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Seismophobia” olarak adlandırılan deprem korkusu ile ilgili bilgiler verdi.

Deprem korkusunun, Yunanca kökenli ‘seismo’ (deprem) ve "phobia" (fobi) kelimelerinin birleşimi ile oluşan‘Deprem fobisi’ olarak Türkçe’ye çevirebileceğimiz ‘seismophobia’ kelimesi ile ifade edildiğini belirten Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Deprem fobisi, diğer fobilerin tersi olarak kişinin kendisinin tehlikeyle karşı karşıya olduğu bir meseleyle değil; ailesi, yakın çevresi, hatta dünyayı içerisine alan felaket senaryolarıyla tetiklenir. Başka bir anlamda ölüm ve kaybetme korkusu da denebilir. Depremin kendisinden değil potansiyel sonuçlarından, ölmekten ve sevdiklerimizi kaybetme ihtimalinden dehşete kapılıyoruz. ‘Seismophobia’ en çok da belirsizlikle tetikleniyor. Zira depremin ne zaman, nerede ve ne şiddetle olacağını kestiremiyoruz ve sonuçları kaçınılmaz” dedi.

İnsan beyni, savaş ya da kaç tepkisi veriyor
Depremin beklenmedik ve ani bir olay olduğunu hatırlatan Merve Umay Candaş Demir, “Deprem insan hayatını tehdit eder. Bunun gibiolaylar karşısında, insan beyni, iki tür tepki verir: Savaş ya da kaç. Tehlikeden kurtulmak için kalp atımı ve soluk alıp verme hızının artması, kas gerginliği, korku, şaşkınlık içinde olanlara inanamama hali, uyuşma hissi, terleme, titreme ve bulantı bulguları ortaya çıkabilir. Tehdit ortadan kalktıktan sonra ise, yaşanan sıkıntılı sürecin, insanın duygu, düşünce dünyasına baş edebilme sorunu ortaya çıkar” dedi.

Deprem sonrası uyku ve konsantrasyon sorunları ortaya çıkıyor
Deprem sonrası psikolojik tepkiler arasında korku, konfüzyon, keder, suçluluk ve öfke gibi pek çok güçlü zihinsel ve duygusal durumlara rastlandığını belirten Merve Umay Candaş Demir,“Devam eden süreçte uyku ve konsantrasyon sorunları ortaya çıkabilir. Yaşananlar zihinde sürekli olarak canlanabilir. İnsanların büyük çoğunluğu, deprem deneyiminden önce dünyayı güvenli bir yer olarak kabul eder ve yakınlarındaki insanların birdenbire ölebileceği düşüncesini taşımazlar. Bu çok sarsıcı bir travmayla karşılaşmamış olmalarından kaynaklanır. Bu güven, ömür boyunca yavaş yavaş inşa edildiğinden, ortaya çıkan ani değişime aynı hızla uyum gösterebilmek insan ruh sağlığı için çok zordur. Deprem sonrası ortaya çıkan bu yeni gerçeklik, bilinçte birbiriyle zıt duygu durumları yaratır. Her zaman yapılması gereken, ilk yaraların sarılmasından sonra, yaşanan trajik olayın kabullenilmesi, yaşamın yeniden anlamlandırılması ve yaşamsal sorumluluklara kalınan yerden devam edilebilmesidir” diye konuştu.

Psikolojik destek önemli
İnsanların travmayla başa çıkmalarına yardımcı olacak pek çok farklı, kişiden kişiye değişen yöntem olduğunu belirten Merve Umay Candaş Demir, şunları söyledi:

“Depremin hemen sonrasında yapılacak psikolojik destekte kişiye, yaşadıklarını ve duygularını rahatça ifade olanağı vermek, zihinsel ve bedensel rahatlığa imkan sağlamak birincil konudur. Sonrasında travmanın yaratabileceği duygusal sorunlar konusunda aydınlatıcı bilgiler sunmak önemli yer tutar. Depremi yaşayan kişi eğer bu deneyimi ile ilgili konuşmak istemezse buna zorlanmamalıdır. Kendisinin istediği, hazır olduğunu düşündüğü bir zamanda duygu ve deneyimini paylaşabileceğini bildirmek, kişiyi rahatlatacaktır.

Kişinin yaşadıkları değersizleştirilmemeli
Konuşulduğunda ise kişinin yaşadıklarını değersizleştiren, duyguları bastırmaya yönelten yorumlardan kesinlikle kaçınılmalıdır. Bu noktada travma, kişinin yaşamına yeniden devam etme konusundaki motivasyonunu kırmış olsa da çabalamanın öneminin kavranması, psikolojik iyilik hali açısından çok önemlidir. Deprem sonrası yas kaçınılmaz olabilir. Fakat her travmatik olay gibi, bu olayın da giderek etkisini kaybetmeye başlayacağı gerçeği vurgulanmalıdır.”

Duygu durum düzenlemesi için bu önerilere kulak verin
Travma sonrası stresin yol açabileceği dikkat sorunları sebebiyle kaza yapma olasılığı artmış olabileceğinden, motorlu araç kullanma, yemek pişirme veya başka dikkat gereken aktivitelere bir süre ara verilebileceğini ifade eden Demir, tavsiyelerini şöyle sıraladı:

“Dengeli beslenme, uyuyabilme ve beynin oksijen kaynağını arttırmayı hedefleyen hafif egzersizler, duygu durum düzelmesinde büyük önem taşır. Travma etkisiyle psikolojik durumda meydana gelen kaygıyı daha da arttıracak olan çay, kahve, kola ve sigara tüketimi kısıtlanmalıdır. Alkol ve uyuşturucu kullanımı ise, kısa ve uzun vadede yeni sorunlara yol açabileceğinden, bunlardan olabildiğince kaçınılmalıdır. Rahatlatıcı müzik dinleme, nefes egzersizleri ve gevşeme çalışmaları, anksiyete ve depresyonu hafifletmede başvurulabilecek yararlı yöntemlerdir. Günlük yaşamı düzene koyulmalıdır. Yoğun ve rutin çalışma yaşamına dönülemese bile, günlük aktivitelere küçük küçük başlamak yararlıdır. Kendisinden daha zor durumdaki insanlara yardımcı olması önerilebilir. Bu durumda psikolojik olarak kişide rahatlama olacaktır. Bir günlük tutmak, duygu ve düşünceleri dışa vurmak açısından önemlidir. Olay anına zihinsel geri dönüşler yaşamak ve uykuda kâbuslar görmek sık karşılaşılan durumlardandır ancak zamanla bu belirtilerin azalması beklenir. Bahsedilen yöntemlerin denenmesine rağmen kişi, iki haftayı geçen bir süreden sonra hâlâ çok yoğun korku ve keder yaşıyorsa, günlük yaşama geri dönmekte zorlanıyorsa, kendisine veya etrafa zarar verme riski taşıyorsa, profesyonel destek alması önerilmektedir.”

Birkaç haftada normal hayata dönülemiyorsa dikkat!
“Birkaç hafta içinde yeni duruma alışılıp hayata devam edilemezse, Akut Stres Bozukluğu ; sıkıntılı süreç, aylar ve bazen yıllar boyu devam ederse Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) adı verilen psikiyatrik rahatsızlıklar ortaya çıkabilir” uyarısında bulunan Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Travma Sonrası Stres Bozukluğu tablosunda, travmatik olayın zihinde ve rüyalarda canlanması, travmayı anımsatan uyaranlardan kaçınma, duygusal küntleşme, umutsuzluk, uyku bozuklukları, öfke ve huzursuzluk semptomlarına rastlanır. Akut Stres Bozukluğu için bu semptomların 1 aydan kısa, TSSB için 1 aydan daha uzun süre devam ediyor olması, sosyal yaşam, iş yaşamı ve diğer uğraşılarda ciddi bozulmalara yol açması kriterleri aranır” diye konuştu.

Tedavinin amacı başa çıkma becerisini kazandırmaktır
Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, doktorlar ve akıl sağlığı uzmanlarının (psikiyatristler, psikologlar ve sosyal hizmet uzmanları), destek için başvurulacak profesyoneller olduğunu hatırlatarak “Tedavinin amacı kişiye, stresle ve söz konusu olduğu takdirde yasla başa çıkma becerilerini kazandırmaktır. Uygun görülen durumlarda, ilaç tedavisi gerekebilir” diye konuştu.

Dijital uygulamalar dişlerimizi de koruyor!

Dijital uygulamalar dişlerimizi de koruyor!

Mars’ın yörüngesine gönderilen spor arabalar, kendi kendini idare eden otonom araçlar, buzdolabındaki sütün bittiğini mesajla haber veren iletişim sistemleri. Bütün bunlar dijitalleşme ile hayatımıza giren yeni gerçeklikler. Peki dünyayı yeniden dizayn eden bu eğilim sağlığa nasıl yansıyor? 

Örneğin küçük büyük hemen hemen herkesin korktuğu diş hekimi koltuğunda dijitalleşmenin yeri var mı? “Dijitalleşme bizde 1990’larda başladı ama o zaman kullanılan ekipmanlar 1950’lerin devasa bilgisayarları büyüklüğündeydi. Şimdi ise dijitalleşme sayesinde hasta daha koltukta otururken implantını, porselen dolgusunu tasarlayabiliyor ve 25 dakika içerisinde takabiliyoruz” diyen Acıbadem Altunizade Hastanesi Diş Hekimleri Dr. Hatice Ağan ve Dt. Mete Dalbeler, bu alandaki heyecan verici gelişmeler hakkında detaylı bilgiler paylaştı.

Beyazlatmadan implantlara kadar dijital uygulamalar

2017 yılında Çin’de bir kadına ilk kez tamamen başından sonuna bir robot tarafından gerçekleştirilen bir diş ameliyatı yapıldı. Ameliyatı yapan otonom robot, 3 boyutlu olarak tasarlanıp yazdırılmış 2 adet dişi hastanın ağzına yerleştirdi ve bunu yaparken insanlardan yardım almadı. Ameliyatta hazır bulunan iki uzman, robota yardımcı olmak için değil yalnızca gözlem yapmak için oradaydı.

Diş hekimliği uygulamalarında 1990’lı yıllarda başlayan dijitalleşme elbette yalnızca robotlardan ibaret değil. Hem teşhisin doğruluğunu hem de hastanın diş hekimi koltuğundaki konforunu artıran ve ciddi ölçüde zaman tasarrufu sağlayan dijital diş hekimliği uygulamalarında “ağız içinden 3 boyutlu görüntü alınması” kilit noktayı oluşturuyor. Bu uygulamanın getirdiği en büyük özelliklerden biri hastanın ağzına, öğürme ya da bulantı refleksi gibi sorunlara yol açan kalıp hamurlarını yerleştirme zorunluluğunu ortadan kaldırması. Hata oranını minimuma indiren bu modelleme sayesinde ayrıca daha önce günler süren yeni implant, protez ya da dolgular daha hasta diş hekimi koltuğundan kalkmadan üretilebiliyor, üstelik hastanın tedavisi de hızla yapılarak implant veya dolgu hemen yerleştirilebiliyor.

Dijitalleşmenin getirileri saymakla bitmiyor

Klasik diş hekimliği uygulamalarında hastanın sorununa tam olarak teşhis konulması ve tedavi ihtiyaçlarının belirlenmesi en az birkaç seans alırken hekime çok geniş bir hareket yetisi kazandıran 3 boyutlu görüntüleme sayesinde hastanın şikayetine daha ilk seansta büyük oranda teşhis konulabiliyor, üstelik tedavi protokolü de belirleniyor. “Böylece hasta hem röntgenden ve tomografiden daha az şuaya maruz kalıyor hem de daha tedaviye başlamadan tüm planımızı ve yol haritamızı kendisine aktarabiliyoruz. Örneğin implant gerekiyorsa hangi çapta, hangi uzunlukta implant koyacağımızı kendisiyle paylaşıyor ve böylece bir sürprizle karşılaşmıyoruz” diyen Diş Hekimi Hatice Ağan, bu yöntem sayesinde daha az sarf maddesi kullanarak daha az atık ürettiklerini, böylece doğaya etkilerinin de çok daha az olduğunu vurguluyor.

Hastaya özel tedavi mümkün hale geliyor

Dijital teşhis imkanı ağız diş sağlığıyla ilgili neredeyse tüm sorunların tespitinde artık mümkün hale gelmiş durumda. Tek bir tedavi protokolü değil hastanın ihtiyacına özel tedavileri mümkün kılan bu uygulamalar mevcut sağlıklı dişlerdeki kayıpları da en aza indiriyor. Örneğin ağız içinde eksik bir diş varsa ve bu bölgeye protez yapılması söz konusuysa artık yandaki dişlerin kesilmesine ve onların da ömrünün azaltılmasına gerek olmadan implantlardan faydalanarak, 3 boyutlu görüntüleme sayesinde eksik boşluğun genişliğine uygun kişiye özel implant dayanakları ve protezler yapılıyor.

“Estetik gülüş dizaynı 25 sene önce hayal gibiydi”

Yeni teknolojiler estetik diş hekimliği uygulamalarında da yeni ufuklar açıyor. “Bundan 25 sene önce biz daha öğrenciyken hocalarımız estetik amaçlı başlanan bir tedavinin başarılı olma şansı olmadığını söylerlerdi. Halbuki gelişen teknoloji ile porselen restorasyonu da yapıştırma maddeleri de gelişti ve değişti. Şimdi dişlere hiç zarar vermeden ya da çok az dokunarak, kişinin mevcut dokularında bir kayba neden olmadan çok estetik görünümler yakalamaya başladık” diyen Diş Hekimi Mete Dalbeler, böylece “gülüş dizaynı”nın gelişmeye başladığının altını çiziyor. Hastanın görüntüsünü güzelleştirmek için yapılan “gülüş dizaynı” renk problemlerinden beyazlatmaya, şekil bozukluklarından aralık dişlerin düzeltilmesine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayabiliyor. Ayrıca dişlere tel takılmasını gerektiren ortodontik bir tedavi söz konusu ise bu da şeffaf plaklar veya görünmeyen braketler ile estetik bir biçimde çözümlenebiliyor.

Hangi uygulamalar dijitalde?


Dijital diş hekimliği sayesinde aşağıdaki tüm uygulamalar hatasız bir şekilde ve çok kısa sürede gerçekleştirilebiliyor:


  • Porselen dolgular (inlay-onlayler), kaplamalar, köprüler
  • Porselen kron
  • Lamina denilen yaprak porselenler
  • Zirkonyum kronlar
  • İmplant destekli protezler
  • Dijital röntgenler
  • Bilgisayarlı tomografi görüntüleri