Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Uzm.Dr. Ayşe Gökçen Gündoğmuş, 2014 yılının ilk 10 ayında hastanenin poliklinik servisine müracaatta bulunan bin 738 kişiye depresyon tanısı konulduğunu belirti. Bunlardan 301’nin 1-18 yaş grubunda olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Gündoğmuş, aileleri çocukluk ve ergenlik dönemi depresyonu ve antidepresan kullanımı konusunda uyardı. 

Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Ayşe Gökçen Gündoğmuş, depresyon görülme sıklığının dünyada yüzde 5-10 arasında olduğunu söyleyerek ergenlik dönemi depresyonuna dikkat çekti. Uzman görüşü dışında gereksiz antidepresan kullanımı ile ilgili de ailelere uyarılarda bulunan Uzm. Dr. Gündoğmuş, "Antidepresanlar göreceli güvenli ilaçlar olmakla birlikte ciddi bir yan etkisini görmüyoruz veya bağımlılık riski taşımıyorlar, yine de kontrolsüz kullanımı doğru değil. Her gencin yaşamsal olarak karşılaşabileceği, derslerde problemler, akranlarla ilişkilerde sorunlar, ergenlik döneminde aile ile ilgili yaşanan çatışmaların hepsini depresyona atfetmek ve herhangi bir psikiyatrik danışma olmaksızın antidepresan kullanımına yönelmek sağlıklı bir hareket değildir. Bazen biraz psikiyatrik bir rahatsızlık varlığı diğer insanlardan destek sistemlerinin artması anlamına da gelebiliyor. Dolayısıyla bir tanı olmamasına rağmen ’Depresyondayım o yüzden ders çalışamadım. Yapamadım’ gibi gençlerin de aslında işlevselliğini bozacak bir durum oluşabiliyor" dedi.

AİLE MUTLAKA UZMANA BAŞVURMALI

Çocukluk ve ergenlik dönemi depresyonuna çok dikkat edilmesi gerektiğini de söyleyen Uzm. Dr. Gündoğmuş, "Eğer çocukta depresyon belirtileri varsa aile mutlaka bir uzmana başvurmalı. Süreç geçiştirilmemelidir. Mutlaka uzman yardımı alınmalıdır. 2014 yılının ilk 10 ayında hastanemizin poliklinik servisine müracaatta bulunan bin 738 kişiye depresyon tanısı konuldu. Bunlardan 301’i 1-18 yaş grubundaki çocuklar ve ergenlerdi" diye konuştu.

SON 10 YILDA ARTTI

Ergenlik çağında depresyonun son yıllarda polikliniklere sıklıkla yapılan başvuru nedenleri arasında olduğunu dile getiren Çocuk Psikiyatri Uzm. Dr. Melih Nuri Karakurt ise, bilimsel yayınlarda son 10 yılda ergenlik çağı depresyonunun giderek arttığının belirtildiğini hatırlattı. Uzm.Dr. Karakurt, depresyonun görülmesindeki artışa sosyo kültürel etkiler, çevresel etkileşim, genetik faktörlerin neden olduğunu kaydederek, "Ergenlik dönemindeki depresyon diğer depresif özeliklerden farklılık gösterir. Bu durumda en çok sinirlilik, agresiflik, mutsuzluk okulla ilgili sorunlar, ders başarısızlığı, konsantrasyon güçlükleri, arkadaş ilişkilerinde bozukluk, intihar, ölüm düşünceleri görülebiliyor. Bu noktada son dönemde ailelerinde depresyon konusundaki farkındalığı arttı. Buna paralel olarak da poliklinik başvurularında bir artış yaşandığını gözlemliyoruz" diyerek şöyle devam etti:

"Son dönemde antidepresan kullanımını sanki bireyin bir kişilik özelliği gibi, gencin bulunduğu gruptan farklı bir mertebeye ulaşması gibi bir farklılık olarak yansıtılabildiğini bu da çocuklar arasında sanki bu bir hevesmiş gibi algılayabiliyorlar. Ergenlik çağı depresyonu için 12-18 yaş bizim için kritik yaş seviyesi. Özellikle 8’nci sınıftaki sınav ve üniversite sınavı dönemi. Stres faktörlerinin artması çocuklarda depresyon riskini artırıyor. Ailelere önerim normal yaşantısından farklı bir şekilde çocuk içe kapandıysa, konuşmak istemiyorsa, odasında vakit geçirmek istiyorsa, kaygıları endişeleri arttıysa, ders başarısında bariz miktarda düşüş varsa, dikkatle ilgili sorunları varsa, ağlama atakları oluyorsa bir uzmandan yardım almaları gerekmektedir" dedi.

Uzmanlara göre, günümüzde yapılan evliliklerin yüzde 40 ila yüzde 50’si boşanma ile sonuçlanıyor. Peki, evliliği sağlıklı bir şekilde devam ettirmek için hangi noktalara dikkat etmek gerekiyor? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Uzman Klinik Psikolog Zeynep Zat, konu hakkında yapılan araştırmaları analiz ederek mutlu evliliğin sırlarını anlattı.

ABD’deki Clark Üniversitesi’nde yürütülen ve 18 - 29 yaş arası erken yetişkinlik dönemindeki 1000 kişinin katıldığı çalışmanın sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 86’sı evliliklerinin ömür boyu sürmesini bekliyor. Fakat istatistikler, bu iyimser gençlerin tam tersini söylüyor.

Amerika Birleşik Devletleri Sağlık İstatistikleri Ulusal Merkezi (NCHS) verileri, günümüzde bir çiftin 20. evlilik yıldönümlerini kutlama olasılığının, bozuk paranın yazı veya tura gelme olasılığından daha yüksek olmadığını gösteriyor.

Buna göre, kadınların yüzde 52’si, erkeklerin ise yüzde 56’sı 20. evlilik yıldönümünü kutlayabiliyor. Uzmanlara göre, günümüzde yapılan evliliklerin yüzde 40 ila yüzde 50’si boşanma ile sonuçlanıyor.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Zat, “Psikologlar uzun yıllardır, mutlu evlilikleri mutsuz evliliklerden ayıran; iyi ve mutlu bir ilişkinin sürekliliğini sağlayan noktaları araştırıyor” diyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2013 yılında 600 bin 138 çift evlenirken; aynı yıl 125 bin 305 çiftin de boşandığını belirten Zat, başarılı evliliğin temelinde ‘sadelik’ yattığının altını çiziyor.

Zeynep Zat, “Uzun yıllardır evliliğin sürekliliğini sağlayan unsurlar tartışılıyor. Çözüm ise sade ve basit davranışlardan geçiyor. Michigan ve Oakland Üniversiteleri’nde ders veren Terri Orbuch, 264 evli çift ile Evliliğin İlk Yılları Projesi adı altında bir araştırma yürüttü. Bu araştırmanın sonuçlarına göre, mutlu çiftlerin dörtte üçü, eşlerini ‘Benimle ilgilenir, beni sever, bana kendimi önemli hissettirir’ şeklinde tanımlıyor. Mutsuz hisseden çiftlerin ise yarısından daha azı bu hissi yaşıyor” diyor.

Erkekler olumlu ifadelere daha fazla ihtiyaç duyuyor…
Karşımızdaki kişiyi önemsediğimizi, sevdiğimizi ve onun önemli olduğunu hissettirmek için yapılması gerekenlerin olabildiğince yalın hareketlerden ibaret olduğunu anlatan Zat, “Güzel kelimeler, yorucu bir günün ardından dinlenmek ve keyifli geçirilen birkaç saat… Bunlar, çiftlerin mutlu bir ilişki sürmesini sağlayan ve boşanmayı önleyen önemli anlar olarak görülüyor. Orbuch’un analizlerine göre, erkekler bu olumlu ifadelere kadınlardan daha fazla ihtiyaç duyuyor. Eşleri tarafından olumlu karşılanmadığını düşünen erkeklerin boşanma oranının, diğerlerine kıyasla iki kat daha yüksek olması da bu analizi doğruluyor” diyor.

Evlilikte başarının iletişimden geçtiğini ancak üslubun çok önemli olduğunu farklı araştırmalardan verdiği örneklerle anlatan Zat, “Gottman Enstitüsü ve Washington Üniversitesi (Love Lab) Aşk Laboratuvarı kurucusu Gottman’a göre evliliklerde yaşanan sorunların yüzde 69’u asla çözümlenemiyor. Ancak araştırma sonuçları, asıl önemli olan hususun sorunların çözülmesinden ziyade, partnerler tarafından o sorunların nasıl ele alındığının önemli olduğunu gösteriyor. Yakın zamanda, UCLA Üniversitesi’nden Justin Lavner bir çiftin kavga etme şeklinin evliliği nasıl etkilediğini inceledi. Lavner, 10 yıl boyunca 136 çift ile yürüttüğü çalışmada, 10 yılın sonunda boşanan veya birlikteliğini sürdüren çiftler arasındaki en temel farkın, bu çiftlerin evliliklerinin ilk yılı boyunca yaşadıkları sorunları ele alış şekilleri olduğunu gördü. Lavner araştırma sonunda, evliliklerinin ilk yılında zor konulara öfke ve karamsarlıkla yaklaşan çiftlerin, 10 yıl sonra boşanma olasılıklarının daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Buna göre çiftlerin iletişim şekillerinin bir ilişkiyi; ait hissetme, kişilik özellikleri ve stresten daha çok yıprattığı ortaya çıktı” dedi.

Eşlerin iyi gün dostu olması önemli…
Söz konusu araştırmalara göre çiftlerin, günlük hayata dair görev listesi oluşturmak veya iş bölümü yapmak gibi konulardan bahsediyor olması da mutlu hissetmeleri için yeterli olmuyor. “En mutlu çiftler umutlarını, hayallerini ve korkularını birbirleriyle paylaşan çiftlerdir” diyen Zat, “Terapilerdeki deneyimlerimize göre mutlu çiftler birbirlerini daha iyi tanımak için zaman ayırıyor.

Yapılan araştırmalar iyi günlerde verilen desteğin, kötü günlerde verilen destekten çok daha anlamlı olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, işyerinde terfi aldıktan sonra partneri tarafından desteklendiğini hissedenler hem kendileri hem de ilişkileri ile ilgili daha olumlu davranışlar sergiliyor” diyor.

“Muhteşem Yüzyıl”ın yıldızı asla barışmayan iki hırçın sultanı Meryem Uzerli ve Selma Ergeç, ünlüler dünyasının “ayrılmaz ikili”si oldu.

Uzerli’nin Almanya’dan dönmesinden sonra sık sık görüşmeye başlayan iki oyuncu, giyim tarzı olarak bile birbirini etkilemeye başladı.

Meryem Uzerli önceki gün de beraber çektirdikleri bir fotoğrafı Instagram’da paylaşıp altına şöyle yazdı: “Bir zamanlar birbirimize hiç iyi davranmıyorduk, ama şimdi bir örnek giyiniyoruz, bakın! ”Yeni dizisi için Almanya’dan Türkiye’ye dönüş yapan Meryem Uzerli, geçtiğimiz gün Maslak Acıbadem Hastanesi’ndeydi. Grip olan 1,5 yaşındaki kızı Lara’yı hastaneye götüren oyuncu, geceyi orada geçirdi.

Türk Petrollerinin resepsiyonuna katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aniden başlayan müzikle bir anda irkildi, yanında duran Bakan Taner Yıldız'a bakan Cumhurbaşkanı, yaşadığı şaşkınlığı attıktan sonra gülümsedi ve gösteriyi izlemeye devam etti.

Heyecan kaldığı yerden devam edecek. Polat sahalara geri iniyor. Necati Şaşmaz yeni bölümde ve sahnelerde daha çok göründü ve iyileştiğinin sinyallerini verdi. İşte 240. yeni bölüm fragmanı ve dizi özeti (Video - izle). Kurtlar Vadisi Pusu 240. bölümüyle, 18 Aralık perşembe yani bu gece saat 20.00'da Kanal D'de ekrana gelecek. 

Bu gün günler'den Kurtlar Vadisi Pusu... Polat Alemdar ve ekibi, Hanedanlar'a savaş açmaya hazırlanıyor.

"Bütün bu coğrafyadaki sömürülen halklarla birlikte hanedanların tahtlarını yerle bir edeceğiz. Sokaklardan holdinglere kadar her alana hâkim olacağız. Milyonumuz hanedanları yok etmek. Vizyonumuz yeni bir hanedan kurmak." İşte Polat Alemdar'ın bu sözleriyle başlıyor Kurtlar Vadisi Pusu’nun 2 haftadır merakla beklenen 240. bölümü. Polat Alemdar ve ekip arkadaşları bundan böyle kendilerine seçtikleri misyonu ve vizyonu uygulamak için düğmeye basıyor. Dünya ve Türkiye üzerinde kurulu hanedanlıkları tahtlarından edecek olan Polat Alemdar, en büyük şirketlerden sokaklardaki her alana kadar her yere hakim olmayı kafasına koyuyor.

Geçtiğimiz sezonlarda da zaman zaman yeni bölümleri yayınlanmayan Kurtlar Vadisi'nde dizinin izleyicilerine hayal kırıklıkları yaşatmıştı.

KURTLAR VADİSİ 240. BÖLÜM FRAGMANI – 18 ARALIK PERŞEMBE



KURTLAR VADİSİ PUSU OYUNCULARI
Necati Şaşmaz, Çiğdem Batur, Ali Buhara Mete, Cahit Kayaoğlu, Erhan Ufak, Gaye Gürsel. Kurtlar Vadisi Pusu’nun yönetmen sandalyesinde Doğan Ümit Karaca oturuyor.

Türk Nöroloji Derneği Başkanı Şerefnur Öztürk, teknolojik cihazların çocukların gelişiminde şekillendirici role sahip olduğunu belirterek, "Sürekli oyun veya sohbet grupları içindeki gençler öğrenmeye zaman ayıramıyor, birbirinin tekrarı ve üretim hedefi olmayan aktivitelerle vakit geçiriyor" dedi.

Öztürk, akıllı telefon, bilgisayar, televizyon ve sanal oyunların birtakım sorunları beraberinde getirdiğini söyledi.

HER AKTİVİTE BİRBİRİNİN AYNI

Çağın gereksinimi bu cihazların beyni etkilediğine dikkati çeken Öztürk, şöyle konuştu:

"Gelişimini tamamlamakta olan çocuk beyni, yetişkin beynine göre bu cihazlardan daha fazla etkilenmektedir. Süreye bağlı bilinçsel fonksiyonlar farklı derecelerde olumsuz etkilenebilir. Sürekli oyun veya sohbet grupları içindeki gençler öğrenmeye zaman ayıramıyor, birbirinin tekrarı ve üretim hedefi olmayan aktivitelerle vakit geçiriyor. Bu nedenle çocuklar ve gençlerin kontrollü bir şekilde bu imkanlardan faydalanmaları sağlanmalıdır."

ÖĞRENMEYİ KÖTÜ ETKİLİYOR

Öztürk, elektronik cihazların, aşırı şekilde ve sadece zaman geçirme aracı olarak kullanılmasının öğrenme sürecini etkilediğini, beynin sadece kısıtlı alanlarının aktifleşmesine yol açabileceğini savundu.

Bilimsel çalışmaların bu cihazların davranış değişiklikleri ve beyin fonksiyonlarında uzun süreli değişimlere neden olduğunu gösterdiğini aktaran Öztürk, "Özellikle akıllı telefonlar, video, oyun, televizyon ve telefon özelliklerinin hepsini içinde barındırmaktadır. Bu etkenler, çocukların maruz kaldıkları uyarı çeşidine göre farklı şekillerde etkilenim gösterebilmektedir. Örneğin, oyunun ağırlıklı kullanımı dikkat, motor ve görsel becerileri artırabilirken, sözel yetenekleri olumsuz etkileyebilmektedir" diye konuştu.

KISA SÜRELİ KULLANIMLAR SADECE DUYGUSAL DEĞİŞİKLİKLER YARATIYOR

Öztürk, diğer önemli hususun da bu etkilere maruz kalınan süre olduğu bilgisini vererek, kısa süreli kullanımların sadece geçici duygusal değişiklikler yaratırken, uzun süreli kullanımların kalıcı etkiler yaratabildiğini ve asosyal bireylerin yetişmesine yol açabileceğini kaydetti.

Akıllı telefonların kullanıcılara büyük kolaylık sağlamasından dolayı yoğun ilgi gördüğüne işaret eden Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

AMACINA UYGUN KULLANILIRSA FAYDASI OLUR

"Telefonlar veya internet ortamının kullanılması elbette ki çağın en büyük ihtiyacıdır çünkü bireyler bu şekilde iş yükünü azaltarak birtakım avantajlar sağlamaktadır. Bu cihazlar sayesinde bilgiyi yakalamak, izlemek, araştırarak ve yorum yaparak daha da geliştirmek, paylaşmak mümkündür. Bugün birçok ülkede bu cihazlar eğitim aracı olarak yerini almaya başlamıştır. Amacına uygun kullanıldığında eğitim ve öğretimde, bireyin dünyayı izlemesinde büyük katkılar sunabilecektir."

Öztürk, teknolojik cihazlar yanlış kullanıldığında özellikle çocuk ve genç jenerasyonları olumsuz etkileme riski taşıdığını vurguladı.

İnternet ve akıllı telefon kullanımında bağımlılık riskinin yüzde 10 ile 20 arasında olduğunu anlatan Öztürk, aynı anda oyun, mesaj, konuşma ve film izleme gibi birden fazla işlevi yerine getirebilme çabasının dikkat bozukluğu, görsel hafıza, hayal gücü ve uykuda bozulmaya yol açabileceğini sözlerine ekledi.

Dünya genelinde yaşam süresi 1990'da 65,5 iken 2013'te 71,5'e uzadı. 

Sonuçları İngiliz "The Lancet" dergisinde yayımlanan, 188 ülkeden gelen verilere dayalı araştırma, erkeklerin ömrünün bu süre zarfında ortalama 5,8, kadınlarınkinin 6,6 uzadığını gösterdi.

AFRİKA'DA AIDS ÖMRÜ 5 YIL KISALTTI

Gelişmekte olan Nepal, Ruanda, Etiyopya, Nijer ve İran gibi ülkelerde ortalama yaşam süresinin 12 yıldan fazla uzadığı ancak AIDS nedeniyle Güney Afrika, Botswana ve Namibya'da ömrün 5 yıl kısaldığı belirlendi.

Bilim adamları, zengin ülkelerde ömrün bazı kanser türleri ve kalp-damar hastalıklarından ölümlerin azalması sayesinde, yoksul ülkelerde ise ömrün, yeni doğan ölümlerinin azalması, çocuklarda ishal ve solunum yolları hastalıklarındaki gerilemeyle uzadığı vurgulandı.

Araştırmaya imza atanlardan Dr. Christopher Murray, birçok hastalık ve yaralanma konusunda büyük gelişmeler kaydedildiğini ancak çok daha iyisinin yapılabileceğine ve yapılması gerektiğine dikkati çekti.

İshal, kızamık, verem, AIDS, sıtma gibi hastalıklarla ortak mücadele ve bunların önlenmesine daha fazla para harcanması sayesinde yaşam süresinin uzadığını belirten Murray, uyuşturucuya bağlı hastalıklar, siroz, diyabet ve böbrek yetmezliği konusunda ise çabaların yetersiz kaldığını ifade etti.

TÜRKİYE

Araştırmaya göre, Türkiye'de geçen yıl başlıca ölüm nedeni kalp-damar hastalıkları oldu. En fazla can alan kalp-damar hastalıklarını felç ve akciğer kanseri izledi. Ölüm nedenlerinin 4. sırasında konjenital (doğuştan gelen) hastalıklar yer aldı. Bunları kronik bronşit ve trafik kazalarından ölüm izledi. Yenidoğan ölümleri, diyabet, alt solunum yolu enfeksiyonları ve mide kanserinden ölümler de geçen yıl Türkiye'deki ölüm nedenleri arasında yer aldı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 17 Aralık’ın yıldönümünde Fethullah Gülen’e seslenerek, “Gazetelerden alınan kendi takımı için ‘Onların yerinde olmak isterdim’ diyor. Senin elini kolunu bağlayan yok ki, gel onların yanına. Çoktandır sana ‘Gel’ diyoruz zaten” dedi. Vatandaşlara, “17 Aralık’ta kimlerin yan yana durduğunu görün. Birbirlerine diyet ödüyorlar diyet. Kasetlerin diyetlerini ödüyorlar” diyen Erdoğan, Konya-İstanbul Yüksek Hızlı Tren hattı açılışında özetle şunları söyledi:

BOYUN EĞMEDİK
Her 17 Aralık’ta Konya’ya geliyorum. Yine geçen yıl Konya’ya gelmiştim. Yargı, emniyet ve medya el ele verdiler, o gün bir operasyon başlattılar. Bir yandan gözaltılar yapılıyor, bir yandan da medya üzerinden önceden hazırlanmış düzmece haberler servis ediliyordu. Adına ‘Yolsuzluk Operasyonu’ dediler. Ama çok kısa süre içinde, daha o gün meselenin yolsuzluk olmadığı ortaya çıktı. Çok açık bir şekilde hükümeti devirmeye yönelik bir adım atılmıştı. Emniyet, yargı içindeki, medyadaki, iş dünyasındaki, sivil toplum örgütlerindeki o karanlık güçler işbirliği yapmış, bir senaryo yazmış, uygulamaya başlamışlardı. Bizim o gün boyun eğeceğimizi, darbe girişimine razı olacağımızı zannettiler.

Oyunu anında fark ettik. Bunun bir yolsuzluk operasyonu olmadığını, bunun millete, ülkeye yönelik bir tuzak olduğunu gördük. ‘Onların bir tuzağı varsa Allah’ın da bir tuzağı vardır’ dedik. Allah’a hamdolsun o tuzak bozuldu. 25 Aralık’ta planlanan asıl tezgâh, polislerin bilgisayarlarından çıkarıldı. O kadar ki Başbakan’ı kesin devireceklerini düşünerek sonradan kullanacakları fezlekeye, ‘dönemin başbakanı’ ifadesini yazmışlar. Ben görevdeyim.

ŞAKLABANA BIRAKMAYIZ
Bu ülkeyi uluslararası çevrelerin taşeronu olan ihanet şebekelerine, paralel devlet yapılanmalarına, hoca görüntüsü altındaki şaklabanlara asla teslim etmeyeceğiz. ‘Basın özgürlüğü’ deyip timsah gözyaşı dökecekler, ‘Yolsuzluk’ deyip iftira atacaklar, darbelere kol kanat gerecekler, Türkiye düşmanlarıyla iş tutacaklar. Ama biz milletimize hizmete devam edeceğiz.

ÜST AKLIN TALİMATLARI
17-25 Aralık sonrasında bunların asıl niyetlerini, çirkin yüzlerini daha net olarak gördüm. Yapılan hukuksuzlukların hesabı sorulmaya başlandı. Gerek 17 Aralık’ta gerek bugün kimlerin yan yana durduğunu, ittifak yaptığını, kucaklaştığını görün. Düşman kardeşler seçimlerde birbirlerini destekliyorlar. Birbirlerine diyet ödüyorlar diyet. Kasetlerin diyetlerini ödüyorlar. Şantaja, tehditlere boyun eğerek, üst aklın talimatlarına boyun eğerek birbirlerine diyet ödüyorlar.

ELİNİ BAĞLAYAN MI VAR?
Pensilvanya açıklama yapıyor. Gazetelerden alınan, onun kendi takımı için ‘Onların yerinde olmak isterdim’ diyor. Senin elini, kolunu bağlayan yok ki gel onların yanına, gel onların yerine. Hiç kimse sana ‘gelme’ demiyor, gel. Pensilvanya’da koruma altında olanlar buraya gelemez.

DAHA DA SORACAĞIZ
‘Haşhaşilerden, uluslararası çevrelerin maşası olan bu paralel yapıdan hesap soracağız, inlerine gireceğiz’ dedik. Daha da fazlasını yapacağız. ‘Basın özgürlüğü kısıtlanıyor’ iftirasıyla Türkiye’yi karalamaya çalışanların oyunlarını da bozacağız. Emniyet’te oyunu bozduk, yargıda oyunu bozup yargıyı tehdit ve şantajdan da inşallah kurtacağız. Kurumlarımızı bunlardan temizledik ve temizliyoruz. Kaynaklarını kurutmaya devam ediyoruz.

BEYLER GEÇTİ O GÜNLER
Dünyada bazı ülkelerden, özellikle de AB içinden bazı kişiler Türkiye’de hukuk içinde yapılan bir operasyonla ilgili peşin hükümler veriyor. Beyler geçti o günler. İstediğiniz manşeti atın, istediğiniz yalan haberi yazın, istediğiniz tweet’i atın, istediğiniz kadar Türkiye aleyhine açıklama yapın, biz kendi istikametimizi kendimiz belirleriz, kendi rotamızı kendimizi çizeriz. Türkiye’ye özgürlük dersi vereceklermiş, sen önce git AB içinde yükselen ırkçılığın, İslamofobi’nin, ayrımcılığın hesabını ver. Avrupa’da, Sabancı cinayetini işleyen terörist elini kolunu sallayarak dolaşıyor. 7 Türk’ü öldürenlerin yargı sürecine, basın mensupları dahil edilmek istenmiyor. AB olarak önce aynaya bakmaları lazım.

KAPIKULU DEĞİLİZ
Bundan 55 yıl önce Türkiye AB’ye üyelik başvurusunda bulundu. 17 Aralık 2004’te müzakerelere başladı. 55 yıldır özellikle son 10 yıldır Avrupa Birliği Türkiye’yi oyalıyor. Hiç kusura bakmasınlar. Biz, AB’nin kapıkulu değiliz. Bizi bir defa millet olma şuuru ve idraki içerisinde alacaklarsa alırlar, almayacaklarsa almazlar.

TAVUSKUŞUYUM DİYENLER
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şeb-i Arus törenlerinde, Gülen’e destek verenleri Mevlana’nın sözleriyle uyardı. Mevlana’nın, sahte din rehberlerini, rengarenk boya küpüne düşüp arkadaşları arasında ‘ben renkli bir tavuskuşuyum’ diye böbürlenen çakallara benzettiğini belirten Erdoğan, “Öyle alim maskesi takmış olanlar vardır ki daha hayattayken, kendilerinin de kendilerine bel bağlayanların da foyası meydana çıkar” dedi. ?


REKLAMI KAPAT
| Copyright © 2013 NET GAZETE HABER
LOGO2

RSS