Önizleme

21 Ocak 2018 Pazar

Kalbinizin sesine kulak verin

Kalbinizin sesine kulak verin

Kalp kapak hastalıkları, kalp kapaklarının doğumsal veya sonradan kazanılmış bozuklukları sonucu ortaya çıkan; kalp yetersizliği ve kalp ritm bozukluklarına yol açabilen bir hastalıktır. 

Kalbimizde ikisi karıncık ve kulakçıklar arasındaki kan geçişini sağlayan mitral ve triküspit kapaklar; diğer ikisi ise kalpten çıkan büyük damarların kalp ile birleştikleri yerde bulunan pulmoner ve aort kapaklar olmak üzere dört adet kalp kapağımız bulunur. Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yelda Tayyareci ve Liv Hospital Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Özkara kalp kapak hastalıklarının tedavisini anlattı.

Çabuk yoruluyorsanız dikkat!

Kalp kapak hastalıklarında en sık görülen yakınmalar, özellikle efor sırasında meydana gelen nefes darlığı ve çabuk yorulmadır. Bu yakınmalara çarpıntı da eşik edebilir. Kalp kapak hastalıklarının ileri dönemlerinde ise, bacaklarda şişlik, istirahatte ve gece uykuda meydana gelen nefes darlığı ile karında şişlik görülebilir.

Tanı için deneyimli merkez önemli

Kapak hastalıklarının tanısı, ekokardiyografi adı verilen gelişmiş bir kalp ultrason görüntülemesi ile mümkün. Ekokardiyografik incelemeyi yapan kalp uzmanının kapak hastalıkları konusunda deneyimli olması, tedavi yaklaşımının belirlenmesi açısından oldukça önem taşıyor. Bunun yanında günümüzde yeni gelişmiş teknolojiler olan üç ve dört boyutlu ekokardiyografi cihazları kullanılarak, bu konuda deneyimli merkezlerde kalp kapaklarını gerçeğine çok yakın bir kalitede görüntülemek ve incelemek mümkün olabiliyor.

Tedavi nasıl yapılıyor?

Kalp kapak hastalıkları; kapak darlıkları veya yetersizlikleri olmak üzere iki grupta incelenir. Yapılan ekokardiyografi inceleme ve kişinin şikayetleri göz önüne alınarak hastalığın hafif, orta veya ciddi şiddette olduğuna karar verildikten sonra, tedavi yaklaşımı belirlenir. Günümüzde hastanın kişisel özelliklerine bağlı olarak değişebilmekle birlikte hafif ve orta şiddetteki kapak hastalıklarında ilaç tedavisi ile hastalığın seyri yavaşlatmaya çalışılırken, ciddi kapak problemlerinde genellikle operasyon tercih edilir.

TAVİ yöntemi ile ameliyatsız tedavi mümkün

Son yıllarda tıbbi teknolojideki gelişmeler ile bazı kalp kapaklarının ameliyatsız tamiri mümkün olabiliyor. Günümüzde artık TAVİ denilen yöntem ile aort kapağı kasıktan kateterler yolu ile anjiyografiye benzer şekilde değiştirilebiliyor. Yine mitral kapağın da kateter yolu ile ameliyatsız tamiri mümkün. Ancak bu yaklaşımlar şimdilik ameliyat olması yüksek riskli olan kişilerde tercih ediliyor.

Kalp Kapağı Ameliyatları Göğüs Kafesi Açılmadan Yapılabiliyor

Kalp kapak hastalıkları, özellikle mitral ve aort kalp kapak hastalıklarını kapsıyor. Günümüzde bu kapak hastalıkları, kapak değiştirilmeden protez konularak da tedavi edilebiliyor.

Mitral kapak ameliyatları, özellikle son yıllarda gelişen teknoloji sayesinde hastanın göğüs kemiği açılmadan, koltuk altına yakın bir bölgeden küçük kesilerle girilerek başarılı bir şekilde gerçekleştirilebiliyor. Hastanın kapak yapısı uygun değilse ya da daha önceden kalp kapağına müdahale edilmişse o zaman kapağı değiştirmek gerekiyor. Bu tedavide özellikle ileri yaştaki hastalarda hayvanlardan elde edilen biyolojik kapaklar tercih ediliyor. Zira kapak değiştirme ameliyatları oldukça başarılı sonuçlar veriyor. Son beş sene içerisinde hızla gelişen kapalı yöntemlerle kasıktan girilerek kapak yerleştirmesi de başarıyla sonuçlanıyor. Günümüzde bu tedavi yöntemi de ameliyat şansı olmayan hastalara uygulanıyor.

Kapalı ameliyat yöntemleri ile hastanede kalış süreleri nispeten daha az olmakla birlikte bu hastaların sosyal hayata geri dönme süreleri de kısalıyor. Aort kapak cerrahisinde ise sadece aort kapağa müdahale edilecekse ameliyat yine küçük kesilerle yapılıyor. Bu şekilde hastalar kozmetik ve yaraların çabuk iyileşmesine bağlı olarak ayağa çabuk kalkma açısından büyük fayda görüyor.

Karanlık hava depresyonu tetikler mi?

Karanlık hava depresyonu tetikler mi?

Kışın erken kararan havalar, gün ışığından az yararlanmak, soğuyan havalar ile fiziksel etkinlik alanlarımızın azalması yatkınlığı olan kişilerde kış depresyonuna neden olabiliyor. 

Okan Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sercan kış depresyonu hakkında en çok merak edilenleri cevapladı.

Kış depresyonu neden olur?
Sonbahar ve kış aylarında günışığının azalmasına beynin verdiği tepki ile tetiklendiğini düşünülmektedir. Kış depresyonunun serotonin ve melatonin'in kan düzeylerindeki değişikliklerle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu iki kimyasal madde insanda uyku ve uyanıklık döngüsünün, enerjisinin ve ruh halinin düzenlenmesinde etkilidir. Sonbahar ve kış mevsimlerinde günlerin kısalmasıyla günışığında geçen sürenin azalması ve karanlık saatlerin uzamasıyla melatonin düzeylerinde artış ve serotonin düzeylerinde azalma olmaktadır. Bu da depresyonun oluşması için gereken biyolojik koşulları yaratabilir.

Kış depresyonu kapıda mı? Grip gibi herkes risk altında mı?
Grip virüsü bile herkeste değil, bağışıklığı zayıf olanda hastalık yapar. Mevsimsel depresyon da öyle, yatkın olan kişilerde risk yüksektir. Işığın azalmasına tepki olarak da ortaya çıkabilir.

Her kendini mutsuz hissedenin aklına depresyon mu gelmeli?
Elbette hayır. Depresyondaki kişiler çoğunlukla mutsuzdur ama her mutsuz kişi depresyonda demek değil bu. Paniğe kapılmamak gerekmesi de bundan.

Mutsuz kişi kendindeki durumu nasıl ayırt edebilir?
Önce sıradan mutsuzluktan daha çok yakınması olduğunu ayırt etmeli. Depresyon hem bedensel hem de ruhsal çökkünlük halidir. Mutsuzluk ise elimizdekilerin beklentimizin gerisinde kalması ya da beklemediğimiz olumsuzluklarla ortaya çıkan bir ruh halidir. Mutsuzlukla oluşan olumsuz duygu zamanla azalır, kişi normalize olur. Olumsuz duygulara bedensel belirtiler eşlik ediyorsa, bu belirtiler artma eğiliminde ise ya da azalmıyor ve süre iki haftayı geçmişse depresyon olasılığı beliriyor demektir.

Mevsimsel depresyon belirtileri nelerdir, kendinde gören kişi ne yapmalıdır?
Depresyon ille de kişinin olumsuz bir yaşam olayına tepki olarak oluşmaz. Olumsuz yaşam olayları tetikleyicilerden yalnızca biridir? Depresyon biyolojik yapımızın bir sonucu da olabilir, mevsimsel depresyon gibi doğa olaylarınca da tetiklenebilir.

Kişi bir neden olmadan da üzgün hisseder ve sevinemediğini fark eder. Bu bazen kolay ağlama, kolay sinirlenme ya da hiçbir şey hissetmeme şeklinde de gerçekleşir. Keyif alma duygusunun kaybı, sosyal ilişkilerden uzaklaşma. Sıkıntı, kaygı hissi olabilir tam bir duyarsızlık (dünya yansa umursamaz) şeklinde de kendini gösterir. Uyku ve iştah değişiklikleri belirgindir. Enerji azlığı, çabuk yorulma, halsizlik, çaresizlik duygusu, umutsuzluk. Dikkat yoğunlaşmasında azalma ve güçlük, okul ya da iş yaşamında başarının düşmesi. Cinsel isteksizlik. Bunların bazıları iki haftadan uzun süredir kişide varsa depresyon akla gelmeli ve bir hekime başvurmalı.

Kış depresyonuna özgü belirtiler neler?
Genel depresyon belirtileri kişide var olmakla birlikte bazıları özel görünüm taşır. Halsizlik duygusu kol ve bacaklarda kurşun ağırlığı varmış şeklinde hissedilir. Uyku bozukluğu çok bazen de aşırı uyuma biçiminde görülür. İştah değişikliği de artış yönündedir aşırı yemeye kadar gidebilir. Karbonhidratlara düşkünlük artar, kilo alımı belirgindir. Mevsimsel depresyon kararını belirtilerin (en az iki yıl arka arkaya) mevsim içinde yalnızca birkaç ay sürmesi, diğer mevsimlerde olmamasına göre veririz.

Kimlerde olur?
Kış depresyonunun toplumda yaygınlığı % 5 – 6 olarak tahmin edilmektedir ve bu oran yaşanılan bölgenin ekvatora uzaklığına bağlı olarak yükselmektedir. Kuşkusuz her yaşta olabilse de ilk görülmesi genç erişkin yaşlarındadır ve kadınlarda erkeklerden dört kat sık görülmektedir. Ailevi geçiş özellikleri göz önüne alındığında ailesinde mevsim depresyonu olanlarda risk daha yüksektir.

Mevsimsel Depresyonun Tedavisi Nedir?
Mevsimsel depresyonun tedavisinde ilaç tedavisi, psikoterapi ve ışık tedavisi kullanılabilmektedir.

Korunmak için?
Korunmak için gün ışığından en çok yararlanmanın yollarını bulmakta yarar var. Sabah erken uyanmak, gündüz saatlerinde açık havada, gün ışığında yürümek. Hava kapalı bile olsa bunun yararlı olduğunu bilmekte yarar var. Çevrede kar varken gün ışığının daha etkili olduğunu bilmekte de yarar var. Akşam saatlerinde de olabildiğince aydınlıkta olmak yararlıdır. Uyku saatlerinin düzenli olması ve uyku süresinin de artışına da, azalmasına da meydan vermemek önemlidir.

19 Ocak 2018 Cuma

Erturk Akşun ve Kızın Adı Gece

Erturk Akşun ve Kızın Adı Gece

Yazan Sevda KÖYÜSTÜ

Erturk Akşun Kimdir?


Çorum’da doğdu. Trakya Üniversitesi’nde fizik okudu ama hayatı hep edebiyatla ve kitapla kesişti. İyi de oldu. Kitapçılık serüveni yol üzeri kitap sergisinden kitapçı tezgâhlarına, yayınevi sahipliğinden mağaza, satış ve satın alma müdürlüğüne, nihayetinde genel yayın yönetmenliğine uzandı... Şu anda Destek Yayınları’nda bu görevi yürütüyor. Kitapla ilgili “ne iş olsa yaparım abi” kıvamında bir yaşam geride bıraktığı. Okumayı seviyor ve okuyarak para kazanıyor; bu da onu mutlu ediyor.

İlk kitabını 40’lı yaşlarda yazdı, biyografik anlatı roman tarzında olan bu kitap şua an Ateş ismiyle kitapçı raflarında, sonrasında 1920’li yıllardaki Beyaz Rusların İstanbul’a kaçışını anlatan bir tarihi roman denebilecek Agafya kitabı çıktı. On Sekiz saat ise politik polisiye idi. Hayatında olduğu gibi yazarlık serüveninde de tekrarı sevmeyen yazarımız, bu günlerde Ve Kızın Adı Gece kitabıyla 90’lı yılları anlatan bir dönem ve aşk romanı yazmış bulunuyor.

Ve Kızın Adı Gece Kitap Arka Kapak Yazısı


Bir erkeğe verilebilecek en büyük hediye, zeki, güzel ve cesur bir kadın tarafından sevilmektir.
***
Meyhaneden çıkıp yürümeye başladığımızda serin ve sisliydi hava...
Sağ yanımızdan bir ırmak akıyordu.
Meriç, Tunca’yla buluşmak için sakin sakin şırıldıyordu yanı başımızdan.
Sesinde yüzdük karanlık suyun.
Sanki günler boyu yürüdük el ele...
Sessiz sedasız, çocuklardık. Meriç’in sisli gecesinde, gökyüzünde hissedilen garip kuşatılmışlık altında, göremediğimiz yıldızların buz tutmuş yalnızlıklarında birbirine sarılan iki ruhtuk.
Bu bir meydan okumaydı aslında;
İkinin bire meydan okuması.

***
“Benimle ölür müsün?” diye sordum...
“Seninle ölürüm” dedi.
“Benimle yaşar mısın?” dedim...
“Seninle yaşarım...” dedi.
“Benimle evlenir misin?” dedim, sustu... Şaşkınlıktan mı, heyecandan mı bilemedim. Daha da büyümüştü gece karanlığı gözleri...
“Nasıl yani?” dedi. “Tanışmamızın üzerinden kaç saat geçti ki?”
“Binlerce dakika, binlerce mücevher değerinde dakika. İçine dünyalar sığan binlerce dakika” dedim.

Kitap yazmanın dışında çok iyi kitap yazdırdığınızdan bahsettiniz sizce herkes kitap yazabilir mi ?
Kesinlikle dünyada ki her işi herkes yapabilir bence. Yeter ki gerekli zaman ayrılsın, emek verilsin. Bu işin zanaat kısmı. Zanaat el yatkınlığı, bol tekrardan oluşur. Ama herkesin yazdığı kitap edebiyat eseri olmaz. İşte bu işin sanat kısmıdır. Artık bir çok yazarlık atölyeleri, yazarlık kursları, yazarlık üzerine yüzlerce kitap mevcut. İnsan yeter ki bunlara çalışsın zaman ayırsın mutlaka kitap yazabilir, ama bu büyük kitap olmayabilir.

Ülkemizdeki kitap okuma alışkanlığını yeterli buluyor musunuz ?
Bunu şu şekilde yanıtlamak istiyorum. Ülkemizde kitap satışları her geçen gün artmaktadır ama bu aynı oranda kitap okunduğu anlamına gelmemektedir. Kitap artık hem ülkemizde hem de dünyada bir metadır. Meta olan her şeyde satılmaya mahkumdur. Ülkmeizin asıl sorunu iyi okuyucuların olmamasıdır. İyi okuyuculuk daha entelektüel bir faaliyettir. Bizim iyi yazarlardan daha çok iyi okurlara ihtiyacımız var.

Yurtdısında oturan dostlarımıza kitaplarınızı nereden almaları konusunda nasıl bir yönlendirme yapmalarını söylesek doğru olur.
Yurtdışında yaşayan dostlarımız artık internet alışverişinin hızlandığı günümüzde Türkiye’deki kitaplara daha kolay ulaşma imkanına sahipler. Örneğin Tıkla24 diye bir iste var, nerdeyse birkaç gün içerisinde Türkiye’deki kitapı avrupanın her yerine ulaştırabiliyorlar.

Bu zamana kadar kaç tane yayınlanmış kitabınız bulunmaktadır.

İlk kitabım Ateş, ilk yayınlandığında ismi Ateş, Güneş ve Ada’ydı. Sonra Ateş olarak hem gözden geçirdim hem de üzerindeki acemiliği attım. Sonra bir tarih araştırması yaparken Beyaz Ruslar’la karşılaştım. İstanbul’a kısa süreliğine gelmişler ve İstanbul’un eğlence aşk, ve daha bir çok kültür hayatını değiştirerek gitmişlerdi. Beyaz Ruslar’la ilgili belge ve bilgi toplarken bunun romanını yazmaya karar verdim ve Agafya böyle çıktı. Sonra On Sekiz Saat geldi, politik polisye olarak. Her kitabım tarz olarak birbirinden farklıdır. Tekrarı hiç sevmem. Yeni kitabımız Ve Kızın Adı Gece’de 1990’larda ve günümüzde geçen, siyasi zemine oturan bir aşk hikayesi diyebiliriz.

Sosyal medyadan sizi takip edebilir miyiz ?
Tabiki,
İnstagram: erturkaksun
Twiter: Erturkaksun
Facebook: erturkaksunkitaplari

Soğuk hava prostatı tetikliyor

Soğuk hava prostatı tetikliyor

Erkeklerin yaşam kalitesini olumsuz yönden etkileyen prostatın en sık görülen rahatsızlığı prostat büyümesi. 

Liv Hospital Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Muammer Kendirci soğuk havaların prostatı tetiklediğini vurgulayarak dikkat edilmesi gereken püf noktaları açıkladı. Prof. Dr. Muammer Kendirci "Soğuktan mümkün olduğunca kaçının. İdrarınızı çok fazla bekletmeyin, uygun ortam varsa çok fazla sıkışmayı beklemeden idrarınızı boşaltın. Çay, kahve gibi kafeinli içecekleri özellikle akşam saatlerinde sınırlayın" dedi.

Yaşam kalitesini etkiliyor

Erkekler fark etmese de 35'li yaşlardan itibaren prostat büyümeye başlıyor. Hemen hemen her erkekte prostat büyümesi olmasına rağmen, idrar yapma alışkanlığında bozulma herkeste olmayabilir. Olağan idrar yapma alışkanlığında, tutarlı değişiklikler ortaya çıktığında prostat büyümesi akla gelmelidir. İdrara sık çıkma, gece idrara kalkma, idrar yaparken sızı-yanma, idrarı hemen başlatamama, idrarın kesik-kesik gelmesi, incelmesi, saçılması, idrarı boşaltma süresinin uzaması, birden idrara sıkışma, bazen yetişmekte zorlanma gibi yakınmaları olanlarda prostat büyümesi değerlendirilmelidir. İdrar alışkanlığındaki bu tür bozulmalar erkeklerin yaşam kalitesini etkilemektedir.

Soğuk hava prostatı tetikliyor

Prostat büyümesi olan erkeklerin kış mevsiminde yakınmaları artar. Çünkü vücutta soğuktan en çok etkilenen organların başında prostat gelir. Soğuğa maruz kalma durumunda idrar yakınmalarında akut kötüleşmeler beklenebilir. Prostat büyümesi olan erkekler, özellikle kış döneminde bazı tedbirler alarak idrar şikayetlerini kontrol altına alabilirler.

Prostat Büyümeniz Varsa

  • İhtiyacınız kadar su için.
  • Tüketeceğiniz suyu zamana yayın; bir seferde çok miktarlar yerine, aralıklı ve makul miktarlar tüketin.
  • Özellikle akşam saatlerinde olmak üzere alkolü sınırlayın.
  • Düzenli fiziksel egzersiz yapın.
  • Yatmadan 2 saat öncesinde su içmeyi bırakın.
  • Stresinizi azaltacak uğraşlara daha fazla zaman ayırın.
  • Soğuk algınlığı ilaçları idrar yakınmalarını artırabilir; doktora danışmadan kullanmayın.

Mükemmelletçiyetçi kişilerin hastalığı

Mükemmelletçiyetçi kişilerin hastalığı

Hayatımız modern dünyanın nimetleriyle çevrelenmeye devam ediyor. Akıllı binalar, gelişen teknolojiyle birlikte hiç şüphe yok ki yaşamımız da giderek kolaylaşıyor. Madalyonun bu tarafı yüz güldürürken, diğer tarafında ise modern yaşamın sağlımız üzerindeki olumsuz etkileri yer alıyor. 

Hastalıklar yaygınlaşıyor, çeşitleniyor... Son yıllarda adını sık duyduğumuz sorunlardan biri olan fibromiyalji de modernleşmeyle birlikte görülme hızı artan hastalıklardan biri. Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir, fibromiyaljinin hassas yapılı, mükemmeliyetçi, çok titiz kişilerin hastalığı olduğunu söylüyor...

Ekonomiyi, iş hayatını ve gündelik yaşamı olumsuz etkileyen ve "çağın hastalığı" olarak tanımlanan fibromiyalji dünya nüfusunun yüzde 3-6 sını etkileyecek kadar yaygın bir sorun. Ancak hastalık tek bir şikayetten ziyade, yaygın kas ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik, halsizlik, uyku düzensizlikleri, depresif ataklar ve bazen de spastik kolit denilen birçok problemin eşlik ettiği genel bir sendrom olarak tanımlanıyor.

Amerika'da yapılan istatistiklere göre, fibromiyalji iş gücü kaybına yol açtığı için, maliyeti en yüksek hastalıklar sıralamasında, kalp hastalıklarının ardından ikinci sırada bulunuyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir, sorunun giderek yaygınlaşmasına karşın, fibromiyalji teşhisinin konulması çok da kolay olmadığını hatırlatıyor. Her üç hastadan yalnızca biri doğru tanı alarak tedaviye başlıyor. Ancak birçok sistemi etkilemesi nedeniyle, tedavide de sabır, kararlılığın yanı sıra multidisipliner yaklaşımı da zorunlu kılıyor.

Titiz ve hassas yapılıysanız dikkat!

Fibromiyalji sendromunun neden geliştiği tam olarak bilinemiyor. Yapılan araştırmalarda; uyku bozukluğu, ağrı algılama bozukluğu, santral sinir sisteminde nörotransmitter denilen maddelerin dengesizliği, sinir sistemi ve hormonal sistem bozukluğu, kas ve kas işlevlerinin bozukluğu, sempatik sistemin aşırı çalışması gibi birçok sorunun etken olabileceği düşünülüyor. Ancak bu sendromu yaşayan kişilerin bazı ortak karakteristik özellikleri bulunuyor. Prof. Dr. Ferda Özdemir, "Hassas yapılı, her şeyden çabuk etkilenen, kendilerinden beklentileri yüksek olan, mükemmeliyetçi, çok titiz ve duygu durumları çok çabuk değişen kişilerin hastalığıdır. Bu kişilerin stresli zamanlarında ağrılarının artma ihtimali de çok yüksektir" diyor.

Fibromiyalji tedavisindeki yeni yaklaşımlar

Fizik Tedavi Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir, fibromiyaljiyi kontrol altına almak için tedavinin olmazsa olmazlarını anlatıyor...

1- Hem hasta hem de yakınlarının eğitimi
Kronik hastalıkların tümünde olduğu gibi fibromiyalji tedavisinin merkezinde de hastanın kendisi yer alıyor. Bu nedenle etkili sonuçlara ulaşabilmek için öncelikle hastanın ve yakınlarının bilgilendirilmesi ve eğitimi gerekiyor. Son yıllarda yurt dışında ve ülkemizde hasta ve çevresinin eğitimi amacıyla teorik ve egzersiz uygulamalarını kapsayan "Fibromiyalji Okulu" adıyla anılan eğitim programları tedavi başarısının daha da kalıcı sonuçlara ulaşmasına yardımcı oluyor.

2- Yeni geliştirilen ajanlarla etkin ilaç tedavisi
Fibromiyalji sendromunda ilaç tedavisinde; genellikle kas gevşeticiler, ağrı kesiciler, antidepresanlar, uyku düzenleyici ilaçlar, mineral ve antioksidan vitaminler uygulanıyor. Prof. Dr. Ferda Özdemir, son yıllarda gabapentin türevlerinin yer aldığı ilaçlardan da etkin sonuçlar alınabildiğini hatırlatıyor. Ayrıca birçok ilacın fibromiyalji tedavisinde denendiği bazılarının başarılı olduğu biliniyor.

3- Fizik tedavi uygulamaları
Hastalığın tedavisinde fizik tedavi uygulamalarının önemli bir yeri bulunuyor. Sıcak paketler, derin ısıtıcılar ve ağrı kesici özelliği olan elektriksel akımlar ile olumlu sonuçlar alınabiliyor. Prof. Dr. Ferda Özdemir, bunun yanı sıra fizik tedavinin rutin uygulamaları arasına henüz girmemiş manyetik alan ve kriyoterapi gibi yöntemlerin de fibromiyalji sendromunda oldukça etkin sonuçlar verdiğini hatırlatıyor.

4- Doğru ve düzenli egzersiz
Egzersiz, hem tedavinin, hem de korunmanın olmazsa olmaz unsurlarından biri olarak gösteriliyor. Egzersiz yapılmadığı takdirde hastalar diğer tedavilerden sınırlı yarar görüyor. Gevşeme ve germe egzersizleri, eklem hareket açıklığı egzersizleri, pilates, yürüyüş, yüzme ve bisiklete binme tercih edilebilecek alternatifler arasında yer alıyor. Egzersiz programlarının hastaya göre ayarlanması da son derece önem taşıyor. Ayrıca, etkili sonuçlar alınabilmesi için haftada üç kez uygulamak gerekiyor.

5- Suyun iyileştirici gücü
Fibromiyalji sendromunda kaplıca tedavisi, gerek ortamın değiştirilmesi gerekse suyun sıcaklık, mineral içeriği ve radyoaktivite gibi özellikleri sayesinde olumlu yarar sağlıyor. Suyla yapılan girdap banyoları, tazyikli duşlar bu katkıyı daha da kuvvetlendiriyor. Kaplıcalardan olumlu etki alınması için 21 seans sürdürülmesi öneriliyor.

6- Güneşsiz olmaz!
Gerek sunduğu sıcaklık, gerekse ultraviyole etkisi ile güneşlenme birçok hastada uzun süren rahatlama sağlıyor. Bu nedenle hastaların ağrılarında, güneşlenme ve yüzme fırsatını buldukları yaz aylarında kış aylarına göre önemli düzelmeler görülüyor. Sadece yaz aylarında değil, kış güneşi fırsatlarını da değerlendirmek önem taşıyor.

Güçlü Bir İşveren Markası Oluşturmak İçin 7 Geçerli Sebep!

Güçlü Bir İşveren Markası Oluşturmak İçin 7 Geçerli Sebep!

Türkiye’deki yetenek kazanımına yenilikçi bir yaklaşım getiren online kariyer platformu Toptalent. co, günümüzde en iyi yetenekleri tanımlamak, onları şirkete çekmek ve şirkette tutmanın en güçlü yolunun işveren markasına yatırım yapmak olduğunu aktarıyor. 

Genç profesyonel ve yeni mezunları en iyi şirketlerle buluşturan Toptalent.co, şirketlerin daha fazla sayıda ve daha yetenekli adayı çekmesi, yeteneklerle etkileşim kurması ve işe alması için güçlü bir işveren markası yaratmalarına yol gösterecek pratik bir rehber yayımladı: “İşveren Markası Rehberi”

Career Builder’ın yaptığı araştırmaya göre güçlü bir işveren markası olan şirketler, aynı sektördeki rakip şirketlere göre yetenekleri çekmede 3,5 kat daha başarılı oluyor. Şirketi özel bir çalışma yerine çeviren değerleri ortaya çıkarmak ve vurgulamak, rekabetten ayrışmak ve şirketi insan odaklı hale getirmek en iyi yetenekleri kendine çekebilmek noktasında önemli bir rol oynuyor.

Bugünün yetenekleri sadece şirkete uygun muyum diye sormuyor, ilaveten şirket bana uygun mu sorusunu da soruyorlar. Şirketin kültürünü, birlikte çalışacağı insanları, şirket çevresini, kariyer basamaklarını ve her gün gidip geleceği işinin neye benzeyeceğini merak ediyorlar. Günün sonunda başvuru yapacağı şirketi seçerken, o şirketi ve kültürünü ne kadar anladığı ve sevdiğine göre başvuru yapıyorlar. Bu sebeple işveren markası bir lüks olmaktan çıkarak şirketler için bir ihtiyaç haline geliyor.

Toptalent.co’nun yayımladığı “İşveren Markası Rehberi”nde şirketlerin neden güçlü bir işveren markasına sahip olması gerektiği şöyle aktarılıyor:

1. Daha Yetenekli Adayları Çekme

Güçlü işveren markası olan şirketler yetenekleri daha az zaman ve maliyetle çekerler. Yetenekler şirketi ve değerlerini zaten bildiklerinden, kendisiyle şirket arasındaki uyumu hissederler. Tersi de doğrudur, iyi iletişimi yapılan işveren markası şirketle uyumlu olmayacak adayları uzak tutar, bu da ilgisiz adayları ayrıştırmak için harcanacak zamanı azaltır, tasarruf sağlar.

2. Daha Fazla Pasif Aday Çekme

Güçlü inşa edilmiş bir işveren markası aktif iş arayışında olmayan ancak ilerleyen dönemde yeni bir arayışa girecek adayları çekmekte de etkilidir. CLC (Corporate Leadership Council) tarafından yapılan global bir araştırmaya göre, etkili bir işveren markası olan şirketler daha geniş bir yetenek havuzuna sahip durumdalar. 90 Şirketten 58.000 kişiyle yapılan çalışmada, iyi yönetilen bir işveren markası olan şirketler işgücü havuzunun %60’ına erişebiliyorken yönetilmeyenlerde bu oran %40.

3. İşten Ayrılma Maliyetinde Düşüş

Mülakat ve işe alım sürecinde beklentileri doğru yönetmeyen şirketler, günün sonunda yüksek ayrılma oranlarının maliyetine katlanmak zorunda kalırlar. İşten ayrılan adayların %35’i neden olarak şirketin kendisini gösteriyorlar.

4. Daha Düşük İşe Alım Maliyeti

Adaylar, güçlü ve etkili şekilde iletişime taşınmış bir işveren markasına sahip şirketlere başvuru yapmayı daha öncelikli olarak düşünürler. Bu doğru yeteneğe erişmek için harcanan zaman anlamında ve iş ilanının iletişimi anlamında tasarruf anlamına geliyor.

5. Mutlu Çalışanlar

Çalışanlar kendilerini geliştirdikleri, katkılarının takdir edildiği, çabalarının görüldüğü şirketlerde daha mutlu ve verimli çalışırlar. Mutlu çalışanlar, mutlu ürünler ve hizmetler sunarlar ve bu mutluluk halkası son kullanıcıya (tüketiciye) kadar iner. Başarının bunları takip edeceğini söylemeye gerek dahi yok.

6. Şirket Fanatizmi

Şirketini ve işini seven çalışanlar bunu çevreleriyle de paylaşırlar. Mutlu çalışanlar hem ticari anlamda hem de şirkete yeni yetenekler kazandırma eşsiz araçlar olabilirler. Şirketi bilen çalışanlar, şirketin nasıl çalışanlar istediğini de bildiklerinden bu anlamda eşsiz aracılar olabilirler.

7. Asıl Önemlisi

İşveren markası gücüyle finansal performans arasında çok güçlü bir ilişki bulunuyor. Fortune’un yaptığı bir araştırmaya göre, çekici işveren markası olan şirketler, finansal olarak da öne çıkıyorlar. Soyut bir varlık olarak çalışanlarla kurulan güçlü bağlar, uzun vadede şirketin değer zincirinde net şekilde etkisini gösteriyor.

18 Ocak 2018 Perşembe

Günde 6 saat 46 dakikamızı internette geçiyoruz

Günde 6 saat 46 dakikamızı internette geçiyoruz

Dünyanın neredeyse yarısının internete erişiminin olduğu düşünüldüğünde dijital bir dünyada yaşadığımız söylenebilir. 

Yapılan son araştırmalara göre internetin kullanıcı sayısı dünya çapında 3.77 milyara ulaştı. Artan nüfus ve dijitalin değiştirdiği yaşam sayesinde bu rakam gün geçtikçe yükselmeye devam ediyor. Genç nüfusu fazla olan Türkiye'de ise 48 milyon internet kullanıcısı bulunuyor.

Değişen yaşam şartlarıyla beraber hayatımızın her alanında varlığını gösteren dijital dünya, her geçen gün kullanıcı sayısını arttırmaya devam ediyor. Akıllanan dünya sayesinde sürekli ulaşım imkanı yakaladığımız internet, kullanım ağının gelişmesi sayesinde 21. yüzyıl iletişim kuramları arasında en çok konuşulan McLuhan teorisi olan 'küresel bir köy' meydana getirmiş durumda. Geleneksel medyadan yeni medyaya geçiş sürecinde pozitif anlamda bir küreselleşmeden bahseden McLuhan'ın teorisi bugün; dünya genelinde yaşayan 7,6 milyar insanın internet ağı sayesinde bir alanda olduğunu gösteriyor.

Görünür olmak isteyen dijitalleşiyor
İnternet kullanımı sayesinde ihtiyaç duyduğu her türlü bilgiye hızlı bir şekilde ulaşabilen 7,6 milyar insan dünyada meydana gelen gelişmelerden anında haberdar oluyor ve interaktif bir iletişim kuruyor. Bu gelişimde Türkiye ise kullanıcı sayısındaki artış sayesinde ortak buluşma noktası haline gelen internette günde 6 saat 46 dakika zaman geçiriyor. Bu noktada markalarını, görünür ve kalıcı platformlara taşımak isteyen girişimciler dijital dünyanın gücünden yararlanıyor. Daha fazla insana ulaşması ve kullanım sayısının her geçen gün artmasıyla internet ve mobil platformlar değerli bir pazar haline geliyor.

Hedef kitleye ulaşmanın yolu dijital dünyadan geçiyor
Türkiye'de 48 milyon internet kullanıcısıyla geniş bir kullanım alanının oluştuğunu söyleyen CRM Medya Ajans Başkanı Ramazan Becer, hedef kitleye ulaşma sürecinde özellikle dijital dünyaya hakim olmanın önemini vurguluyor. Ramazan Becer, "İnternet kullanımı 2016'da 2 milyon büyüme gösterdi. Hala iyi bir hızla büyüyor diyebiliriz. İnternette geçirdiğimiz günlük ortalama zaman 6 saat 46 dakika. Ortalama günlük TV izleme süresi 2 saat 14 dakika. İnternet kullanımı televizyonu geçti ve farkın gittikçe açıldığına gün geçtikçe daha çok şahit oluyoruz. Türkiye genç nüfusu fazla olan bir ülke, bu durum teknolojiye uyum sağlamamızı ve değişimleri hızla kabullenmemizi de etkiliyor.

Dijital dünyayı daha fazla takip ediyor ve hayatımızın her alanına dahil ediyoruz. İnternet kullanım süresinin gün geçtikçe artması da bu kanıyı doğrular nitelikte. Öte yandan Teknolojide yaşanan hızlı gelişmelerin etkisi ile dijital dünyada dinamikler hızla değişiyor. Başarının sırrı ise bu değişen dinamiklere hızla adapte olup doğru ve etkili iletişim araçları ile hedef kitleye ulaşabilmekten geçiyor. İnternet ise günümüzde hedef kitleye ulaşmada en etkili mecra olarak karşımıza çıkıyor. Bu süreçte markaların kalıcı olabilmeleri için dijital alanda daha çok boy göstermeleri etkin bir araç olarak internet mecrasını kullanmaları bu işi profesyonel olarak yapan ajanslarla iş birliği yapmaları önem taşıyor. Bu yenidünyayı çok iyi bir şekilde tanıyıp kavradığımız zaman başarıyı yakalayabileceğiz."

Yanında bol limonlu salata olsun, çünkü…

Yanında bol limonlu salata olsun, çünkü…

Mercimek, nohut, kuru fasulye, barbunya, bezelye, börülce, bakla… Kuru baklagiller sadece damak zevkimize hitap etmekle kalmıyor, aynı zamanda sağlığımıza da büyük katkılar sağlıyorlar. 

Etten sonra en etkili bitkisel protein kaynaklarından biri olmaları ve lifli yapılarının yanı sıra içerdikleri demir, çinko, magnezyum mineralleri, B12 ile E vitamini, tiamin, riboflavin, niasin, folik asit sayesinde vücudumuzu hastalıklara karşı zırh gibi koruyan kuru baklagiller bağışıklık sistemini güçlendirici etkileriyle özellikle kış aylarında ayrı bir önem kazanıyorlar. Tüm faydaları göz önüne alındığında kuru baklagillerin haftada en az 2 kez tüketilmeleri çok önemli.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili kuru baklagillerin C vitamininden zengin bol maydanozlu, biberli, marullu, domatesli ve limonlu salatayla tüketilmesini önererek, "Çünkü C vitamini sayesinde kuru baklagillerin demir emilimi daha da artıyor" diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili kuru baklagilleri sofranızdan eksik etmemeniz için 8 önemli nedeni anlattı, önemli bilgiler verdi.

Bağışıklık sistemini güçlendiriyor

Özellikle kışın hastalıklara karşı direnç gösterebilmek için bağışıklık sisteminin desteklenmesi çok önemli. Kuru baklagiller içerdikleri demir, magnezyum ile potasyum mineralleri ve antioksidan özellikteki E vitamini sayesinde vücut direncini güçlendiriyor

Kalbi koruyor

Kolesterol ile doymuş yağ içermemeleri ve çözünebilir diyet lifi içerikleri sayesinde kalp hastalıklarının en önemli risk faktörlerinden olan kötü kolesterolün (LDL) düşürülmesine yardımcı oluyor.

Kan şekerinin dengelenmesini sağlıyor

Kuru baklagiller glisemik indeksi (kan şekerini yükseltme değeri) düşük besinler oldukları için sindirim sistemi tarafından daha yavaş yıkılıyor. Çünkü içeriklerindeki lif mideyi geç terk ediyor ve bağırsakların glikoz emilim hızını düşürüyor. Bu sayede de kan şekeri hızla yükselmiyor.

Kabızlık yakınmasını azaltıyor

Dışkı bağırsakta ne kadar uzun süre kalırsa o kadar sertleşiyor ve kuruyor. Lifli besinler bağırsak boyunca sindirilmeden vücuttan dışarı atıldıkları için dışkıyı hacimli ve yumuşak tutuyor. Örneğin 1 kase haşlanmış kuru fasulye 17 gram diyet lifi içeriyor. Bu yüksek lif içeriği sayesinde sindirim sistemini hareketlendirerek kabızlık şikayetlerinin azalmasında etkili oluyor.

Rektum kanseri riskini düşürüyor

Posadan zengin olan kuru baklagillerin tüketilmeleri kalın bağırsak florasını olumlu yönde değiştiriyor. Böylece bağırsaklar içinde zararlı bakteriler çoğalmıyor, bunun sonucunda da rektum kanseri riski düşüyor.

Uzun süre tok tutuyor

Kuru baklagillerdeki çözünen lifler besinlerde sert bir doku yerine yulaf kepeğinde olduğu gibi yapışkan veya visköz olacak şekilde eriyor. Midede uzun süre kalıyor ve oluşturdukları jel yapısıyla ince bağırsaklarda besin emiliminin yavaş olmasını sağlıyor. Bu özellikleriyle de sonraki öğünde daha az yemek yemeyi teşvik ediyor. Fazla kalori de içermemeleri sayesinde kilo kontrolünde ideal bir besin grubu olarak nitelendiriliyor. Termojenik etkisi (vücut ısısını yükseltme etkisi ) yüksek olan acı pul biber, zerdeçal ve karabiberle karıştırılarak tüketildiklerinde yağ yakımını da hızlandırıyorlar. Kuru baklagillerin daha hızlı kilo verdirmeleri için tam taneli tahıllarla (haşlanmış buğday, bulgur, tahıllı ekmek gibi ) birlikte yenmesi önem taşıyor. Böylece kuru baklagillerin hem protein kalitesi, hem de metabolizma hızını yükseltme etkisi artıyor.

Hafızayı güçlendiriyor

İyi bir B vitamini kaynağı olan kuru baklagiller içerdikleri B12'nin yanı sıra tiamin, riboflavin, niasin ve folik asit sayesinde sinir sisteminin düzenli çalışmasına katkıda bulunuyor. Bunun sonucunda zihinsel performans, öğrenme ile hafıza gücü ve konsantrasyon artışı oluyor. Kuru baklagiller aynı zamanda ağrıya karşı duyarlılık ve uyku düzeni üzerinde de etkili oluyor.

İyi bir demir deposu

Demir kanda oksijeni taşıyan kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobin üretimi için kullanıyor. Eğer vücudunuzda yeterli demir minerali yoksa daha az kırmızı kan hücresi üretiliyor, hemoglobinin de azalmasıyla birlikte organlar ve dokular için yaşamsal önemi bulunan oksijen de azalıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili bunun sonucunda demir eksikliğianemisi oluştuğunu belirtiyor. Kuru baklagiller demir içerikleri yüksek bir besin grubu olmaları sayesinde demir eksikliğinin gelişme riskini düşürüyorlar.


  • Dikkat etmeniz gereken 4 kural!

  • Beslenme ve Diyet Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili, kuru baklagilleri tüketirken dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle sıraladı:
  • Kuru baklagiller iyi pişirilmedikleri zaman sindirimi zorlaştırıyor. Bunun önüne geçmek için kuru baklagilleri pişirmeden önce ıslatın. Oda sıcaklığındaki suda 8-10 saat, sıcak suda daha kısa sürede bekletmeniz yeterli olacaktır. Sindirimi kolaylaştırmak için zarlarını da soyabilirsiniz.
  • Kuru baklagillerin oluşturdukları gazı önlemek ve sindirimi kolaylaştırmak için yemeklere kekik, kişniş veya kimyon ekleyebilirsiniz.
  • Pişirme sırasında, baklagillerin köpürmesini önlemek için tencerenin kapağını aralık bırakın ve pişirme suyuna yarım çay kaşığı yağ ekleyin.
  • Düdüklü tencereler kuru baklagiller için en iyi pişirme yöntemidir. Ağzı kapalı olarak 45-60 dakika pişirmeniz yeterli gelecektir. Pişirdiğiniz baklagilleri buzdolabında yaklaşık 3 gün saklayabilirsiniz.