19 Ağustos 2017 Cumartesi

Evde sera kurma olanağı sunan Greenbox

Evde sera kurma olanağı sunan Greenbox

Turkcell’in kitlesel fonlama platformu Arıkovanı, evde organik sebze ve meyve yetiştirme olanağı sunan Greenbox’ın fonlama sürecini başlattı. Greenbox, topraksız tarım teknolojisi ve özel iklimlendirme yöntemiyle evde sera kurmayı mümkün kılıyor.

Teknoloji alanında yenilikçi projeleri ve girişimcileri ihtiyaçları olan fona ulaşabilmeleri için destekçilerle buluşturan Arıkovanı, Greenbox’ın fonlama sürecini başlattı. Ev ya da ofis ortamında sera oluşturma ve bitki yetiştirme olanağı sunan mobil uygulama Greenbox ile kullanıcılar hiçbir zirai bilgi olmadan ürünlerini yetiştirebiliyor. Seralarını uzaktan kontrol edip izleyebiliyorlar. Greenbox’ın, üretim aşamasına geçebilmek için hedeflediği fon 150.000 TL.

Ev ya da ofis gibi kapalı ortamlarda kendi organik meyve ve sebzelerini yetiştirmek isteyenlere yardımcı olan Greenbox, yetiştirilmek istenen bitkiye özel bir iklimlendirme ortamı yaratıyor. Dileyen iklimlendirme özelliklerini kendisi de ayarlayabiliyor. Topraksız tarım (hidroponik) teknolojisinin kullanıldığı uygulamayla bitkiler yüzde 60 daha hızlı büyüyor. Çünkü besin ve suya daha kolay ulaşıyor. Toprakta yapılan yetiştiriciliğe oranla daha az iş gücüne gerek oluyor çünkü kazmaya ya da zararlı otları temizlemeye gerek olmuyor. Bitki topraktan alabileceği tüm zararlı böcek ve bakterilerden korunmuş oluyor. Böylece böcek ilacına ihtiyaç duyulmuyor.

Greenbox’ın Ar-Ge çalışmaları 2015’ten bu yana sürüyor. Önay Akpınar, Orhan Özbek, Dilara Mütevellioğlu ve Ethem İnne’den oluşan Greenbox Ekibi, Arıkovanı’ndan elde edeceği desteklerle projenin testlerini tamamlayarak projeyi hayata geçirmeyi; dolayısıyla organik yiyecek ekosistemine katkıda bulunmayı hedefliyor. Fonlama hedefine ulaşırsa Greenbox ekibi, üzerinde çalıştıkları endüstriyel model için de Ar-Ge çalışmalarını hızlandıracak.


18 Ağustos 2017 Cuma

Kan ve kök hücreden yapay deri üretildi

Kan ve kök hücreden yapay deri üretildi

Türk bilim adamı Prof. Dr. Ercüment Ovalı, “Kan ve Kök Hücreden Yapay Deri Üretimi” ile, dünyanın prestijli tıp ödüllerinden, ABD Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği’nin ‘En İyi Deneysel Araştırma’ ödülüne layık görüldü. Türkiye’nin “ilk yerli deri üretimi” olan bu buluş, ülkemizde her yıl yanık nedeniyle tedavi gören 1 milyonu aşkın hastaya da umut veriyor.

Bugüne dek kök hücre ve hücresel tedavi alanında çalışmalarıyla dünya çapında başarılara imza atan Acıbadem Altunizade Hastanesi Kemik iliği Nakli Ekibinden Hematoloji Bilim Dalı Uzmanı ve Acıbadem Labcell Hücre Laboratuvarı Direktörü Prof. Dr. Ercüment Ovalı, uzun süredir üzerinde çalıştıkları, yanık tedavisinde devrim niteliğindeki buluşu ile tıp dünyasında büyük ses getirdi. Prof. Dr. Ercüment Ovalı ve ekibinin kan ve kök hücreden ürettikleri Yapay Deri, diğer adıyla “Dermoplastik’ çalışması ABD Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği’nin ‘En İyi Deneysel Araştırma Ödülü’nün sahibi oldu. Bu çalışma aynı zamanda, Türkiye’nin “ilk yerli yapay deri üretimi” olması özelliğiyle de bir ilk. Acıbadem Sağlık Grubu ve Acıbadem Labcell’in desteğiyle geliştirilen yapay deri, ülkemizde de her yıl yanık nedeniyle tedavi gören 1 milyonu aşkın hastaya umut olabilecek. Prof. Dr. Ercüment Ovalı “Ülkemiz adına gurur verici olan bu ürünü kısa sürede DermoTürk adıyla hastaların hizmetine sunmayı hedefliyoruz” diyor. Prof. Dr. Ovalı ve beraberindeki Türk bilim adamları 8 Ekim’de Orlando’da düzenlenecek törenle ödüllerini alacaklar.

Yanık hastalarına umut
Ülkemizde her yıl 1 milyonu aşkın kişi tedavi gerektiren yanık olgusuyla karşı karşıya kalıyor. Bazen bu yanıklar o kadar büyük olabiliyor ki kişinin kendi dokularından veya sağlam bölgesinden alınabilecek deri yetersiz kaldığından tedavide başarı sağlanamıyor ve kişi hayatını bile kaybedebiliyor. İşte, tıp alanında devrim niteliğinde bir buluş olarak nitelendirilen ‘Yapay Deri’, deri yanıklarından deri kayıplarına dek pek çok sorunda milyonlarca kişiye umut olabilecek. Prof. Dr. Ercüment Ovalı’nın temellerini Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde görev yaptığı dönemde attığı “Kan ve Kök Hücreden Yapay Deri” projesi, Acıbadem Sağlık Grubu ve Acıbadem Labcell’in, uzun yıllardır yapay deri çalışmalarına yönelik yoğun destekleriyle çok hızlı gelişme gösterdi. Prof. Ercüment Ovalı ve ekibinin üretimini gerçekleştirdiği ‘Yapay Deri’ çalışması, Acıbadem Sağlık Grubu, Acıbadem Üniversitesi, Bezmialem Üniversitesi ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın San-Tez projesi kapsamında birçok farklı uzmanın işbirliğiyle dünya çapında ses getirdi. Prof. Dr. Ercüment Ovalı, bu başarıda üniversite, sanayi ve devlet işbirliğinin kritik önem taşıdığını belirterek, “bu başarı şunu gösteriyor ki, üniversitelerin, endüstrinin işbirliği ve devletin bu projeyi desteklemesi, çok önemli araştırmaların yapılmasının ve yeni ödüller alınmasının önünü açabilir” diyor.

“Kendi kendinizin donörü olmak!”
Deri yanıkları çok önemli fonksiyonel ve kozmetik kayıplara neden olurken, dünyanın çok uzun yıllardır uğraştığı bu alanda, kadavra derilerinin kullanılmasından sentetik materyallere kadar birçok ürün geliştirildi, ancak hiçbiri ideali sağlayamadı. Sentetik materyallerin; kişinin kendi dokularına uyumuyla ilgili sorunların yanı sıra, orijinal dokunun fonksiyonunu hiçbir zaman yerine getiremediğini ve istenen sonucu vermediğini belirten Prof. Dr. Ercüment Ovalı, “Yanıklardan sonra iki sorun oluyor; birincisi yanık bölgesinin kapatılamaması nedeniyle meydana gelen enfeksiyon, sıvı kaybına ve ölümlere yol açıyor. İkincisi de bu dönemi atlatan hastayı kurtarsanız da deri oluşamadığı için o bölgede yapışıklıklar hastanın kollarını ve bacaklarını kullanmasına engel olduğundan, hastanın hayat kalitesini ve kozmetik görünüşünü bozuyor. Kan ve kök hücreden ürettiğimiz yapay deri buna çare olabilir. En önemli özelliği de, burada kullanılan her şey kişinin kendi dokusu. İçerisinde yabancı sentetik hiçbir madde yok. Kendi kendinizin donörü oluyorsunuz. Bu anlamda çok önemli bir çalışma. Bu yüzden de bu çalışma Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği’nin ‘En iyi Deneysel Araştırma Yayını’ ödülünü aldı” diyor.

5 grupta yapılan çalışma sonrası gelen büyük başarı
İnsan vücudunda her tür yaranın onarımında kullanılan bir madde var ki o da kan pıhtısı. Yani yaralanma deride, karaciğerde ya da kemiklerde de olsa, böbreğiniz de parçalansa bu ortak madde, yani kan pıhtısı kullanılıyor. Prof. Dr. Ercüment Ovalı, “biz de vücudun kendi hasarlarını tedavi edebilmek için kan pıhtısını kullanmasından yola çıkarak, kan pıhtısını organize edip şekillendirerek, yapısını da güçlendirerek acaba 3 boyutlu taşıyıcı iskele olarak kullanabilir miyiz diye düşündük. Ve ilk çalışma bunun üzerine kuruldu” diyor. Fareler üzerinde 5 model oluşturuldu. Bu gruplar içerisinde 3 boyutlu taşıyıcı iskele içinde yağ hücresi ve üstünde de deri hücrelerinden oluşan grubun en iyi sonucu verdiğini belirten Prof. Dr. Ercüment Ovalı şunları söylüyor: “Bu çalışmanın iki özelliği var; birincisi insan kanının taşıyıcı iskele olarak kullanılması, ikincisi ise yağ kök hücreleri ile deri hücrelerinin bir arada organize edilmesi. Bu çalışmanın sonucu bize gösterdi ki, böyle güçlü bir birliktelik; taşıyıcı iskele, yağ kök hücreleri ve deri hücrelerinden oluşan bu yapı fareler üzerinde yara iyileşmesinde son derece etkin. Dolayısıyla bu kliniği hızlıca test edilebilir bir ürün. O yüzden de şu anda ikinci yani insan testleri başlamış durumda. İlk uygulama önümüzdeki ay içerisinde bir çalışma kapsamında insanlara küçük bir grupta denenmeye başlanacak, yanık hastalarında küçük bir alanda denenecek. Ve bunun sonuçları da fare sonuçları gibi olursa, özellikle yanıklar ya da büyük deri kayıplarında hastalar için çok önemli bir çözüm sunabilir.”

Tıp dünyasında büyük ses getiren bu çalışmanın bir ekip işi olduğunu özellikle vurgulayan Prof. Dr. Ercüment Ovalı, “Bu başarı bir ekip çalışmasının ürünüdür. Prof. Dr. Ethem Güneren’in tez danışmanı olduğu bu çalışma Dr. Mustafa Aykut Özpür’ün tezidir ve çalışmada Prof. Dr. Halil İbrahim Canter, Prof. Dr. Mehmet Veli Karaaltın, Prof. Dr. Süleyman Kaplan, Dr. Fatma Nilay Yoğun ve Dr. Emre Gönenç Baygöl bu başarıya ortak imza atan, her biri birbirinden değerli ekip arkadaşlarımızdır” diyor.

Prof. Dr. Ercüment Ovalı kimdir?  Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde başladığı eğitimini, 1985’te 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlayan Prof. Dr. Ercüment Ovalı, 1991’de İç Hastalıkları uzmanlığını bitirdi. 1997’de Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Hematoloji üst uzmanlığını tamamladıktan sonra 2009’a dek Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde hem transplant ünitesi sorumluluğu yaptı hem de Türkiye’nin ilk hücre işleme laboratuvarını açtı. 1999’da profesör unvanı alan Prof. Dr. Ercüment Ovalı halen Acıbadem Altunizade Hastanesi Kemik İliği Nakli ekibinde Hematoloji Bilim Dalı Uzmanı ve Acıbadem Labcell Hücre Laboratuvarı Direktörü olarak görev yapıyor.

17 Ağustos 2017 Perşembe

Göğüs estetiğinin yaşı yok

Göğüs estetiğinin yaşı yok

İleri yaşına rağmen göğüslerindeki silikon protezleri değiştiren süper star Ajda Pekkan, estetik operasyonlar denince ülkemizde ilk akla gelen isimler arasında yer alıyor

Geçtiğimiz günlerde verdiği bir konserinde dikkat çekici göğüsleriyle ilgi odağı haline gelen Ajda Pekkan'ın 72 yaşında tekrar ameliyat masasına yatarak mevcut silikonlarını yenileriyle değiştirttiği konuşuluyor. Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur ise, göğüs estetiğinin yaşı olmadığını söyleyerek şunları ekledi:

"Konu burada yaş, silikonların değiştirilmesi yani revizyon ya da başka bir şey değil. Konu burada tamamen zamansız bir güzellik, kendini iyi hissetme ve karşısındakilere saygı duyarak, en iyi görüntüyü sergileyebilme başarısı… Göğüs estetiği dünyada en fazla talep edilen estetik uygulamaların başında geliyor.

Göğüslerse zamanla deformasyon yaşayan bir organ. Yer çekimi, kilo alıp verme, doğumlar, emzirme süreçleri. Eğer bir kadın kendini daha iyi hissetmek için göğüs estetiği yaptırmak istiyorsa, ona kimse karışamaz. Ben de sadece ayağa kalkar ve alkışlarım. Göğüs estetiğinin yaşı yok, 18 yaşından sonra herkes yaptırabilir.

Ayrıca 70-60, 40 ne zaman isterse revizyon yapılabilir. Silikon protezler ömürlüktür ama çevresindeki doku kaybı sebebiyle sorunlar yaşanabilir bu sebeple revizyon hasta tarafından istenebilir.

Kişiye bağlıdır kısaca. Silikon protezler bedenin farklı yerlerine yapılabiliyor fakat ben göğüsler de en iyi şekilde durduğunu düşünüyorum. Onun yerine yağ enjeksiyonunu tercih ediyorum. Söz gelimi kalçalarda silikon protez yerine yağ enjeksiyonu çok daha iyi duruyor"

Cihantimur ayrıca şunları ekledi: "Dünyada da örnekleri çok fazla var. Dolly Parton, Reba McEntire ve hatta kırmızı halıdan geçen pek çok 60 yaş üzeri yıldız, göğüs implantlarıyla muhteşem görünmeye devam ediyor."

Korkunun da faydaları var

Korkunun da faydaları var

Korkularınızla tanışın, onları araştırın, öğrenin ve korkularınızın üzerine gidin. Dünya nüfusunun yarısı için bir engel teşkil eden korkunun aslında faydaları da var.

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoterapist Mehmet Başkak, bize bu kadar zarar verdiği halde varlığına muhtaç olduğumuz korku duygusunun faydaları hakkında önemli bilgiler verdi:

İLK İNSAN VE MODERN İNSANIN KORKUSU
"İnsan hayata bir kez doğduktan sonra ona sımsıkı sarılır ve zaman içerisinde çevreyi tanıdıkça en temel gereksiniminin yaşamak olduğunu da anlar. Bilinçaltı süreçlerin otomatik olarak yürüttüğü en önemli görev insanın hayatta kalmasını sağlamaktır. Risk olarak gördüğü her şeyden de insanı uzak tutmaya gayret eder. Bunun için gerekirse beynin tüm imkanlarını kullanarak bünyeye korku pompalar, dehşet duygusu yaşatır; çünkü hayatı tehdit ettiğini düşündüğü şeyden insanı uzak tutmaya çalışır. Diğer bütün canlılarda da bu durum benzer şekilde işler, evrimsel bir seviyede, korku mantıklıdır. Hayatın korunması ve sürdürülebilir kılınması için korku bir alarm görevi görür, tehlikeli her duruma karşı bir savunma, korunma davranışını tetikler.

İlkel dönemlerde de bu süreç böyle işlemiştir, çünkü yaratılışın doğasında var; yiyecek bulamamak açlıktan ölmek demektir, sığınacak bir mağara bulamamak saldırıya uğrayıp ölmek demektir, yırtıcılara karşı tedbir almamak öldürülmek demektir. Bu açıdan bakıldığında ilkel insanın yaptığı ufak tefek saldırı av aletlerini de korkularının sağladığı motivasyona bağlayabiliriz. Daha güçlü olmak, hayati riskini azaltmak için yontmuş taşı, kayayı.

MAĞARADA YAŞAMIYORUZ AMA...
Fakat şimdi ne yırtıcılar var, ne de mağaralarda yaşıyoruz. Teknolojik ve bilimsel gelişmelere paralel olarak korkularımız da gelişti, şekil değiştirdi.

Bu korkular, atalarımızın hissettiği korkulara kıyasla daha dışsal unsurlardan çok, içsel bir yapıya dönüşmüş denilebilir. Yani şehirde yürürken de birinin saldırma olasılığı var, buna karşı da korku bizi diri tutar ama bir toplumda kabul görmemek, konuşurken hata yapmak, beğenilmemek gibi durumları modern insan ciddi bir varoluş sorunu olarak algılamakta ve risk duygusuyla bu tür ortamlara yaklaşmaktan korkmaktadır.

Bataklıklardan, dev yılanlardan ve gece karşımıza çıkacak şeylerden korkmak yerine, artık değişimden, belirsizlikten korkuyoruz.

KORKUDAN KAÇANLAR VE KORKUYLA YÜZLEŞENLER
Dünyada aslında iki tür insan vardır denilebilir; korkudan kaçarak uzaklaşanlar ve korkularının üzerine gidip, onunla yüzleşerek yoluna devam edenler.

Korkudan kaçmak kolaydır ve genellikle yapılan budur; fakat kokularla baş etme mekanizmalarını harekete geçirip, üzerine giderek yaşamak kişiyi daha da güçlü kılar ve daha huzurlu bir hayat imkanı sunar.

Korkmadığımız zaman öğrenmiyoruz da. Tam öngörülebilir ve aşinalıklarla dolu bir ömür, dinamik ve sürekli değişen bir yaşam değildir. Başlangıçta belirttiğim gibi birçok gelişmenin temelinde korkularımızın sağladığı bir motivasyon var.

Her ne için olursa olsun, korkuyu hissetmek, ona karşı bir vaziyet almak ve üzerine giderek baş etmeyi öğrenebilmek, korkuları böylece kucaklamayı öğrenmek sizi daha mutlu, yetenekli, daha cesur ve anlatacak ilginç hikayeleri olan bir insan da yapacaktır.

EĞER KORKUDAN KAÇARSANIZ...
Hayat sürekli korkacağımız bir şeyleri karşımıza çıkartacaktır, çünkü hayatta kalmanın en temel duygularındandır korku ve eğer korkudan hep kaçarsanız, bu hayatınız boyunca kaçmak zorunda kalacağınız anlamına gelir. Bu da daha kaygılı, daha huzursuz, endişelerle vesveselerle sürdürülen huzursuz bir hayat demektir.

Fakat korkuların üzerine giderek, onlarla yüzleşen insanların, hayatın iniş ve çıkışlarıyla baş etme mekanizmaları gelişir, daha güçlü hisseder ve hayatlarına daha çok kendileri yön verirler.

KORKULARINIZDAN KURTULDUKÇA GÜÇLENİRSİNİZ
Dolayısıyla korkularla yüzleşmek de atalarımızdan bize kalan bir miras. Hep kaçmamışlar, tehlike olarak düşündükleri her şeye yaklaşmış, tanımaya çalışmış ve korkunun kaynağını yok etmeye çalışmışlar. Türümüzün devamını korkuların üzerine gidebilme kapasitemize borçluyuz.

Korkularınızla yüzleşin, onların nereden geldiğini öğrenin, sebeplerini araştırın, bu kendinizi öğrendiğiniz anlamına da gelecektir. Korkularınızı sevmek zorunda değilsiniz fakat onları tanıdıkça kontrol edebilirsiniz.

Korkularınızdan kurtuldukça güçlenirsiniz. Korkularımızdan kaçmak yerine onlarla yüzleştiğimizde, daha güçlü bir insan olamamak neredeyse imkansızdır."

Fazla ağırlık kaldırmak bu hastalığın sebebi

Fazla ağırlık kaldırmak bu hastalığın sebebi

Kasık fıtığı, kasık bölgesindeki duvarda oluşan zayıflık ya da bebeklik döneminden kalma bir açıklık nedeniyle karın içindeki organların dışarıya doğru taşmasıdır. Bu durum kasıkta ve erkeklerde bazen testise doğru şişlik şeklinde kendini gösterir. 

Medical Park Fatih Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Önder Karabay, bu şişliğin zaman zaman ağrı yapabildiğini kaydederek, kasık fıtığı ile ilgili merak edilenleri anlattı.

Erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülen fıtık problemi, organ veya dokunun, kendisini çevreleyen kasında oluşan zayıf bir noktadan dışarıya çıkması sonucu oluşuyor. Kasık fıtığı ise en sık görülen karın duvarı fıtıkları arasında yer alıyor. Medical Park Fatih Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Önder Karabay, kasık fıtıklarının genellikle ağır yük kaldırarak çalışanlarda geliştiğini belirterek, hastalığın teşhisi ve tedavisi ile ilgili şu bilgileri verdi;

GELİŞİM SIRASINDA KAPANMAYAN BOŞLUK FITIĞA DÖNÜŞÜYOR
Erkek bebeklerin anne karnındaki gelişim sırasında kasıklarındaki var olan açıklıklar doğum sonrası normalde kapanır. Bu açıklığın nedeni testislerin aşağıya doğru ilerlemesini sağlamaktır. Erkeklerdeki çoğu kasık fıtığı bu açıklıkların kapanmaması nedeniyle gerçekleşir. Bazen bu fıtık doğumdan kısa süre sonra kendini belli edebilir. Bazen de ilerleyen yaşlarda kendini gösterebilir.

Aşırı kiloluysanız, çok fazla ağırlık kaldırıyorsanız, kronik öksürüğünüz varsa veya ani bir hareketle zorlanmanız durumunda fıtık olmak olasıdır. Erkeklerde kasık fıtığı hastalığı daha yaygındır. Kadınlarda da hamilelik dönemi sonrası bu risk artabilir.

AĞRI AZALIYORSA HASTALIK İLERLİYOR DEMEKTİR
Bir kasık fıtığının ana semptomu kasık veya testis etrafında şişliktir. Genellikle yuvarlak bir yumru gibi hissedilir. Şişkinlik birkaç hafta içinde veya uzun sürede oluşabilir. Bazen de şişliğin ağır kaldırırken, öksürürken, ıkınma sırasında veya gülerken ortaya çıktığı görülebilir. Fıtık başlangıç döneminde daha ağrılı olabilir. Zamanla karın duvarındaki açıklık genişlediğinden organlar buradan dışarıya daha rahat çıkarlar. Ağrı azaldığı için hastalar genelde sevinirken aslında hastalık ilerlemiştir. Ani ağrı, fıtık kesesinde sertlik, mide bulantısı veya kusma olursa, bu durum bağırsağınızın bir kısmının fıtık içinde sıkışmış olabileceğinin işaretidir. Kasık fıtığınız varsa ve bu semptomlara sahipseniz acil olarak doktorunuzu aramanız gerekir.

TEK TEDAVİ CERRAHİ MÜDAHALE
Eğer fıtıksanız ilaçla veya önlemlerle iyileşemezsiniz. Cerrahi yöntem bir fıtığı tedavi etmenin tek yoludur. Fıtık içine giren barsak kısımlarının sıkışıp boğulması acil tedavi gerektiren bir durumdur. Bu duruma tüm hastalar adaydır. Bu nedenle en kısa zamanda fıtık büyümeden ameliyat olmak en mantıklısıdır. Bebek ve küçük çocuklarda dokuların sıkışma eğilimi daha yüksektir. Bu nedenle çocuk cerrahları, çok da beklemeden ameliyatın erken dönemde yapılmasını isterler.

KAÇ ÇEŞİT AMELİYAT YÖNTEMİ VAR?
Açık veya laparoskopik yöntemle ameliyat olmak mümkündür. Açık teknikte fıtığın üzerinden yapılan kesiyle açıklık bulunur ve buradan dışarı çıkan dokular yerine yerleştirilir. Bu kısım onarıldıktan sonra sentetik bir materyalden yapılan halk arasında yama olarak adlandırılan malzemeyle sağlamlaştırılır. Laparoskopik yöntemde ise kasıktaki fıtık alanına göbekten girilen kamera ve aletlerle ya karın içine girilerek yada karın zarı ile kas arasındaki boşluktan ilerleyip kasığa ulaşılır. Aynı şekilde sıkışan dokular yerine yerleştirilip bu kısma yama konulup onarım sağlanmış olur. Laparoskopik yöntemde daha az kesi olması nedeniyle konfor ve işe erken dönüş oranı daha fazladır. Özellikle iki taraflı kasık fıtığı olan hastalarda laparoskopik yöntemin üstünlüğü daha da ön plana çıkmaktadır.

Boğulmuş yani sıkışmış fıtıklarda laparoskopik yöntem kullanılamamaktadır. Hatta bu gibi fıtıklara yapılan acil müdahale sırasında eğer sıkışan kısımda kangren olmuşsa yani dokunun kanlanması bozulduysa o kısmınki bazen bu bir bağırsakta olabilir, kesilip çıkarılması dahi gerekebilir.

İYİLEŞME KISA SÜRÜYOR
Her iki ameliyat türünden sonra çoğu insan aynı gün veya 1. günde evine dönebilir. 1-2 hafta içinde de işine dönebilecek duruma erişirler. Günlük eylemler birkaç gün içinde yapılabildiği gibi, hafif egzersizlere 2. haftadan sonra izin verilir. Spor veya ağır egzersizler ise genellikle ilk 1 ay sakıncalıdır.

ERKEN EGZERSİZ VE SİGARA TEKRARLATIYOR
Her yapılan kasık fıtığı onarımı sonrası kişinin durumu ve yapılan tekniğe göre hastalık tekrar ortaya çıkabilir. Nüksü kolaylaştıran faktörler; yara enfeksiyonu, erken egzersiz, kronik öksürük, sigara içmek, diyabet ve özellikle aşırı kilolu olma durumu olarak sıralanabilir.

Göbek eriten diyetler

Göbek eriten diyetler

Özellikle göbek bölgenizdeki yağları eritmenize yardımcı olacak besinlerden oluşan bu diyetlerle kısa sürede fazlalıklarınızdan kurtulabilirsiniz.

1- Sebze Diyeti
1/2 simit, çay ya da kahveden oluşan kahvaltının ardından, öğlen yiyeceğiniz sebze salatası, akşam ise yağsız beyaz et ve1 kase salata, göbeğinizdeki fazlalıkların azalmasını sağlıyor.

2- Yağsız Yoğurt Diyeti
Her gün yenilen 4 su bardağı yağsız yoğurt, göbek bölgesindeki yağları yüzde 81 oranında azaltıyor. Yaptığınız diyete uygun olarak 4 su bardağı yağsız yoğurt da yiyebilirsiniz.

3- Düz Karın Diyeti
Güne iyi bir kahvaltı yaparak başlayacağınız bu diyette günde 3 öğün, bol protein içeren yemekler yemelisiniz. Tavuk, kahverengi pirinç gibi tam tahıllar, bol sebze ve salatadan oluşan öğünlerin yanında gün içinde 5 porsiyon sebze ve meyve tüketmek de gerekiyor. Güne başlarken bir bardak sıcak suya sıkılmış limon suyu ve gün içinde en az 6-8 bardak su içmek de göbeğinizin erimesine yardımcı oluyor.

4- Kuru Meyve Diyeti
Kahvaltıda, 4 adet kayısı, bir adet C vitamini içeren meyve; ara öğünde, 3 adet diyet bisküvi ile yapacağınız bu diyette öğle yemeklerinde ise ızgara tavuk ya da balık yanında bol bol yeşillikli salata tüketebilirsiniz.

Akşam yemeği yemeden önce tüketeceğiniz iki ara öğününüzde ise 4 adet badem ve 1 adet yeşil elmaya yer verebilirsiniz. Akşamları ıspanak yemeği ve 3 dilim tam buğday ekmek yiyebilirsiniz. Yatmadan önce ılık su içine sıkılmış yarım limonlu su ile 4 adet badem, 4 adet fındık içi sizi bölgesel fazlalıklarınızdan kurtaracaktır.

5- Enginar Diyeti
3 adet enginar, 2 avuç marul, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı, 2 yemek kaşığı portakal suyu, 1 yemek kaşığı elma sirkesi, 2 yemek kaşığı enginar suyu sosunun katılması ile yapılan enginar salatası göbeğini eritmek isteyenler için iyi bir alternatif oluyor. Enginar salatası ile besleyeceğiniz öğünler lezzetli ve kilo verdiren bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor.

6- Diyet Listesi
Göbek eriten diyetlerde yapmanız gereken en önemli şey kahvaltı öğününü aksatmamak ve yağ oranı düşük yoğurt tüketmektir. Tam tahıllı yulaf ekmeği, peynir, domates, haşlanmış yumurta gibi karbonhidrat ve protein bakımından zengin bir menü ile kahvaltınızı yapın. Siyah çay yerine yeşil çayı tercih etmeniz ve şekersiz olarak tüketmeniz antioksidan özelliği gösterecektir. Aynı zamanda kahvaltınıza salatalık, biber gibi sebzeleri de dahil edebilirsiniz.

Öğle öğünlerinde az ekmek kullanarak içeceğiniz yayla çorbası, mercimek ya da sebze çorbası ve sebze salatalarını tercih edebilirsiniz.

Tavuk eti, 1 kase yoğurt, sebze salataları ve kepekli ekmek ile başlayacağınız akşam yemeklerinde, kuru tahıllar, az yağlı sebze yemekleri, taze balık çeşitleri ve yağsız daha eti tüketebilirsiniz.

Ara öğünlerinizde ise bir elma, bir kase çilek, bir muz, bir incir, mandalina ya da taze sıkılmış bir meyve suyu, az yağlı yoğurt, havuç ya da birkaç domates tercih edebilirsiniz.

15 Ağustos 2017 Salı

Cildinize yaz ortası bakımı

Cildinize yaz ortası bakımı

Daha güzel daha genç görünmek istiyor fakat estetik cerrahinin olası baskılarından korkuyorsanız, gelişen teknolojiyle birlikte enjekte edilebilen medikal çözümler, size hayalini kurduğunuz cilt dokusunu armağan edebiliyor. 

Ameliyatsız, kesisiz bir şekilde cilde tatbik edilebilen bu enjeksiyonlardan en fazla tercih edileni ise, AquaShine.

Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu: "AquaShine bir çeşit mezoterapi ürünüdür. İçeriği, vücudumuzdaki doğal bileşenler için güvenlidir, herhangi bir zararı yoktur. Yapılan araştırmalar, çok sayıda kişinin doğal olarak gençleşmek istediğini ve yapay duruşlardan son derece çekindiğini gösteriyor. Ayrıca tüm estetik tedavilerde düşündürücü bir hal alan kesi izinden de son derece endişe duyuyorlar. İşte AquaShine, tüm bu sorunlara cevap vererek, zaman kaybı yaşatmadan, belirli seans aralıklarıyla yapılan uygulamasıyla, üstelik doğallıktan ödün vermenize gerek kalmaksızın, sizlere güzel, genç, diri ve kırışıklıklardan arınmış, parlak bir cilt vaad ediyor."

Avantajları çok fazla

"Yaş karşıtı, yaşlanmanın önüne geçen tedavilerde devrimci niteliğinde enjekte edilebilir bir keşif olan AquaFiller nemlendirme, parlaklık, esneklik, kırışıklıklar ve ince çizgiler üzerinde etkilidir. Biyolojik canlanmanın oluşumu için enjekte edilebilir bir uygulama olan AquaShine, özellikle kolajen seviyesini geri kazandırır, fibroplastların miktarının artmasına ve derinin canlanmasına vesile olur ve özellikle sağlıklı cilt rengi için, gerçek anlamda parlaklık etkisini gözlemleyebilmek için son derece güçlü bir tedavidir."

Parlaklık ve canlanma

"Zaten isim olarak da Aqua=Su, Shine=Parlaklık kelimelerinden türetilmiştir. İçeriğinde hyaluronk asit, çoklu vitamin ve amino asitler gibi biyoaktif maddeler bulunur. Gençleştirici bir mezoterapi ürünü olan AquaShine, yeni cilt hücreleri oluşturarak kırışıklıkları azaltır ve cildin esnekliğini geliştirir. Hücre çoğalmasını en üst seviyeye çıkararak, cilt problemlerini azaltır ve mat cildi canlandırır. İçerindeki saf hyaluronik asit cildi nemlendirir ve gözenekleri sıkıştırır. 4 haftalık aralıklarla 3 seans şeklinde yapılan AquaShine, özellikle yüz, boyun ve dekolte bölgesinde son derece etkilidir. "

Saç dökülmesini tetikleyici sebepler

Saç dökülmesini tetikleyici sebepler

Saç dökülmesi çağımızın en büyük problemleri arasında yer alıyor. Çoğunlukla genetik altyapıya, sağlıksız beslenme ve hormonal dalgalanmalara bağlı geliştiği söylenen saç dökülmesi, ayrıca bazı şehir efsanelerinin de doğmasına neden oluyor

Türkiye'de ve dünyada bir ilk olarak, 2 senelik ARGE çalışması sonrasında geliştirilen Organik Saç Ekimi ve saç dökülmeyi engelleyici Organik Enjeksiyon, saç dökülme ve kellik sorununa en etkili yaklaşımı sunuyor. Estetik International Sağlık Grubu Saç Tedavileri Merkezi, yaptıkları araştırmalar sonucunda saç dökülmesi hakkında doğru bilinen yanlışları sıraladılar:

Pek çok insan şapka, bere, başörtüsü gibi aksesuarların saçları döktüğü konusunda hatalı bir bilgisi var. Güneşten korumak amacıyla takılan bu tarz aksesuarların, özellikle pamuklu, sıkmayan ve terletmeyen kalitede olanları tercih edilirse, çok fazla faydası olduğunu da söyleyebiliriz.

Saç tıraşı yaptırmak ya da saçların ucundan kestirmek de, saçların gürleşmesini ya da dökülmesini engellemez. Aynı şekilde saçı fırçalamanın da yine saç köklerine herhangi bir güçlendirici etkisi yoktur, aksine saçları kırabilir ve güçsüzleştirebilir.

Özellikle kış aylarında sıkça kullanılan fön makinalarının ve yazın havuz klorunun tek yan etkisi, saçlardaki nemi azaltmasıdır. Saç dökülmesiyle doğrudan bir bağlantısı olduğunu söyleyemeyiz ama saçlardaki bir miktar nem, daha sağlıklı gözükmesini ve kırılgan olmamasını sağlar.

Saç şekillendirme ürünleri buna ek olarak renk değişimi ya da beyazları kapatma ihtiyacından dolayı kullanılan boyaların bazıları saça zarar verme potansiyelleri var. Fakat saç büyüme döngüsünü etkileyebileceği şeklinde herhangi bir bilimsel bilgimiz yok.

Ancak saçın rengini açmak için kullanılan agresif kimyasal maddeler, özellikle saç köklerine ciddi derecelerde zarar verebilir ve bu da saç dökülmesini tetikler.

Saç dökülmesi ve kellik sorunu için Estetik International kliniklerimize başvuran hastalarımızın çoğuna aynı ifadeyi kullanıyoruz. Saç köklerini korumak, sağlıklı beslenmek çok önemli. Eğer bu durumu tetikleyici bir hastalığınız da yoksa kellik sorunu için Organik Saç Ekimi, saç dökülmesi için de Organik Enjeksiyon yaptırarak, tüm bu sorunların önüne geçebilirsiniz.