Ünlü oyuncu Özgü Namal’ın bebeğini doğurmak için başvurduğu hipnoz, siyasi liderlerin de gözdesi. 200 yıllık yöntemi iyi kullanan siyasiler, söylemlerini oya kanalize ederken, seçmenin bilinçaltına nüfuz edemeyenler sandıkta hüsrana uğruyor.
Mehmet BAŞKAK
Hipnoz Uzmanı

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki seçim kampanyalarında kullanılan hipnotik telkin yöntemlerini araştıran Hipnoz ve Bilinçaltı Değişim Uzmanı Mehmet Başkak, 7 Haziran Seçimleri öncesinde, siyasi liderlerin bilinçaltı davranışlarını inceledi. Ortaya ilginç bir siyasal iletişim analizi çıktı. Bazı liderler, bilerek ya da bilmeyerek hipnozu en güçlü şekilde kullanırken bazıları da farkında olmadan tersine hipnoz yaparak partililerin bile tepkisini çekiyor.

Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak’ın, özellikle kararsız seçmen üzerinde çok etkili olan hatta rakip partinin seçmenini bile ikna eden liderlerin hipnotik telkin değerleriyle ilgili analizi şöyle:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan:
“PARALEL’İ BİLİNÇALTINDA ÖRGÜT YAPTI”
“Çekirdekten yetişme bir siyasetçi olarak avantajlı olmasına rağmen, yıllar içerisinde imaj eğitimleri aldığı, imaj danışmanlarıyla çalıştığı biliniyor. Bununla beraber diğerlerinden farklı olarak hitabetindeki hipnotik telkin değeri oldukça yüksek düzeyde. Bu, yatkınlıkla birlikte çalışılmış bir beceridir. Konuşmalarıyla kavramların içini boşaltıp yeni anlamlar yüklenmesinde dahi ciddi bir etkiye sahip. Örneğin, “paralel” kelimesi alalade bir kelimeyken, bugün toplumsal bilinçaltında “örgüt” kelimesiyle eşdeğer hale geldi. Daha evvel “Hizmet Hareketi”, “Fethullah Gülen Cemaati”, “Fetullahçılar” gibi isimlendirmelerin hepsini, konuşmalarıyla demode kılarak “paralel yapı” diye bir hareketin adını ve toplum nezdindeki algısını değiştirdi. Bu olanlar, hipnotik telkin etkisinin de açık bir göstergesidir.”

Başbakan Ahmet Davutoğlu:
“EN BÜYÜK RAKİBİ ERDOĞAN’I TEKRAR EDİYOR”
“Hitabet gücü gelişmeye müsait olmakla beraber, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın söylemlerinden farklı bir söylem geliştirmedikçe toplum hafızasında hep Erdoğan’ın gerisinde olacak. Başbakan Davutoğlu, halkla daha samimi, güleryüzlü bir temas kurabilmekte ve hitabetindeki telkin değeri yabana atılmayacak düzeyde. Daha fazla halkın karşısına çıkmalı ve söylemini Erdoğan’ınkinden farklılaştırmalı. Davutoğlu’nun en büyük rakibi muhalefet partileri değil, Erdoğan’dır.”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu:
“KİTLELERİ İKNA EĞİTİMİ ALMAMAMIŞ”
“İlk zamanlara göre epey ilerlemiş olmasına rağmen siyasal iletişim anlamında kendini pek geliştirdiği söylenemez. Danışmanları tarafından hipnotik telkin, kitleleri ikna alanında tek kelime bile eğitim almadığı, almış olsa bile uygulayamadığı konuşmalarından anlaşılıyor.”

MHP Lideri Devlet Bahçeli:

“HİTAP ETMİYOR BAĞIRIYOR”
“Nasıl biliyorsa öyle devam ediyor izlenimi bırakmakta, hitabet ile bağırmak arasındaki farkı bile hala gösteremediği konuşmalarından anlaşılıyor.”

HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş:
“ÖRGÜT ALGISINI SİLEMİYOR”
“Eş Başkan vasfı daha başlangıçta bir dezavantaj. Liderlik tek kişilik bir kadrodur ve bu bir siyasi parti için de geçerlidir. Bununla beraber özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimleri konuşmalarında, barışa yönelik söylemleri ve etkili konuşmasıyla şaşırtıcı bir etki göstermiştir. Fakat toplumun geniş kesimlerindeki örgüt algısı yüzünden asla bir kitle partisi olamayacak, etnik bir parti olarak devam edecek.”

MUHALEFET BİLİNÇALTI HATALARI
“Hipnotik telkinde esas olan kitlenin hafızasını tazelemek, bol tekrarlar yapmaktır. Erdoğan “Bizden önce bunlar yoktu, kızlarımız başörtüsüyle okullara alınmıyordu” şeklinde önceki durumu dile getirmekte hem de iktidarları döneminde yapılanları sürekli meydanlarda tekrar etmekte. Bu konuda Bahçeli de Kılıçdaroğlu da pek bir şey söyleyemiyor.

Empati bir liderin kitlesine en çok hissetirmek zorunda olduğu özelliktir. Halk, liderin kendisini anladığını, kendisi gibi düşünebildiğini bilmek ister. Ak Parti’ye kadar en güçlü muhafazakar partiler genellikle “İslam’ı dışlamayan” pasif bir tutum sergilerken; Erdoğan “İslam’ı sahiplenen, yücelten” tavrıyla diğer liderlerden açık ara öne geçiyor.

"Kürt kimliğini reddetmeyen" değil, olduğu gibi kabul edip barışa doğru cesur adımlar atması ve bunu sürekli konuşmalarında işlemesi geniş kitlelerde bir "ortak değer, duygudaşlık" etkisi sağlıyor.
Kılıçdaroğlu, halkın İslam hassasiyeti noktasında tutarsız bir seyir sergiliyor. Bu konudaki söylemleri netlikten yoksun. Bu durumda geniş kitlelere etki etmesi çok zor. Bahçeli, İslam noktasında tavır, tutum ve konuşmalarında sınıfı geçerken “Kürt kimliğinin kabulü ve barış” konusundaki sert tutumuyla Kılıçdaroğlu gibi ancak kendi partililerine hitap ediyor.

Demirtaş ise zaten etnik bir çizgiyi temsil etmeye çalışıyor.
Lider istemeyi bilen adamdır, net ve açıktır. Erdoğan, bazen sert bazen yumuşak bir tutumla topluma talimat da veriyor. “Sigarayı bırakın”, “Ülkenin geleceği için en az üç çocuk yapın” ya da "Sizden 400 milletvekili istiyorum” gibi... Ne Kılıçdaroğlu ne Bahçeli ne de diğerleri “Sizden şunu istiyorum diyemiyor.” Erdoğan net sandalye sayısı verirken, muhalefet “iktidara gelirsek...” muğlaklığında.
Ortak bir vizyon algısı 2023 hedefi, terörü bitirmek ve barış, İslami değerleri sahiplenme, çılgın projeler, şehirlerin meydanlarında halkın ayağına kadar gitmek, yerine göre mağdur havasında halka şikayet etmek, yerine göre halkın hassasiyetleri yönünde öfkeyle kızmak... Bunlar Erdoğan’ın hitabetindeki telkin değerini yükselten unsurlar... Yani kişisel durumlarını bile halkın hassasiyetleri üzerinden anlatıp rakiplerine bunlarla saldırırken Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, mücadelelerini Erdoğan’ın şahsını hedef alarak yapıyor. Dolayısıyla koskoca bir parti mücadelesini kişiselleştiren bir söylem hatasına düşüyorlar. Bu davranış şekli kitlenin bilinçaltında ciddi bir güvensizlik unsurdur.

KARARSIZ SEÇMEN ÜZERİNDE ETKİLİ
Milletvekili adaylarına seçim kampanyalarında hipnotik telkin içerikli hitabet eğitimi de veren Hipnoz Uzmanı Başkak, seçime hazırlanan siyasilere şu önemli tavsiyelerde bulunuyor:
“Yıllardır hipnoz biliminin sağlık dışında birçok alanda ve siyasal iletişimde de kullanıldığını anlatmaya çalışıyorum. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki seçim kampanyalarında liderlere hipnotik telkin içerikli hitabet eğitimi verilir ve konuşma metinleri buna göre hazırlanır.
Bizde imaj oluşturmaya ve pazarlamaya dönük seçim kampanyaları Turgut Özal ile başladı. Günümüzde ise seçim kampanyaları bir satış ve pazarlama panayırı şeklinde kitlelerin sandık başındaki davranışını maniple etmeye yöneliktir.

Seçim kampanyası ne kadar başarılı olursa olsun, ülkemiz gibi toplumlarda liderin kişisel özellikleri ve kullandığı dil büyük ölçüde belirleyici bir role sahip. Pazarlama ve satışın bütün imkanlarının kullanıldığı bir seçim kampanyasının ne ölçüde işe yarayacağı bile, liderin siyasal iletişimde sergilediği tutum, kullandığı retorik ve hitabet dili ile belirleniyor.

NEYİ NASIL SÖYLEYECEKLERİNİ BİLMİYORLAR
Bu anlamda siyaset meydanlarına bakıldığında halkın karşısına çıkan siyasi liderlerimizin büyük bir kısmının hala hipnotik telkin ve hitabet imkanlarından habersiz olduklarını gözlemliyoruz.

Liderlerimizin çoğu neyi nasıl söyleyeceklerini bilmiyor ve halka iletmek istedikleri mesajları zayıf bir içerik ve üslupla dillendiriyor. Siyasal iletişim ve kitle hipnozu bağlamında Türk siyasi hayatındaki siyasi figürlerin halihazırdaki durumu şöyle özetlenebilir:

Gittikçe bireyselleşen toplumlarda kararsız seçmen sayısı artmakta ve grup bağlarının zayıflamasıyla da yapılan seçim kampanyaları ve liderin kullandığı dilin etkileyiciliği büyük önem kazanıyor. Liderin bir otorite ve güç unsuru olarak algılanması, halkla kurduğu duygudaşlık, tutkulu ve ortak değerler çerçevesinde ortak vizyondan bahseden bir siyasal dil oluşturmak ve bunları sağlamak hipnoz biliminin imkanlarıyla çok daha kolay. Hipnozun, özellikle kıyıda köşede dağınık haldeki kararsız oyları etkileme ve bir tarafa dönüştürme gücü var.”

Bu arada, Türkiye’de yeterince bilinmeyen hipnoz, dünyada bilimden savaşa, siyasetten sanata, psikolojiye kadar birçok alanda 200 yılı aşkın bir süredir kullanılıyor.

Hareketsiz yaşam tarzı ve obezite gebe kalma şansını azaltarak kısırlığa neden oluyor. Doğurganlığın tekrar kazanılabilmesi için anne adayının kilo vermesi, egzersiz ve ilaç tedavisiyle hormonal bozuklukların giderilmesi gerekiyor. 

Teknolojik gelişmelerin beraberinde getirdiği hareketsiz yaşam tarzı obeziteye neden olarak üreme sağlığını tehdit ediyor. Bu nedenle her geçen yıl daha fazla aile normal yolla çocuk sahibi olamadığı için yardımcı üreme tekniklerine başvuruyor.

Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Aykut Coşkun konu ile ilgili olarak: “Kadınlarda obezite, hormonları etkileyerek adet düzensizliğine ve bunun sonucunda kısırlığa neden olur. Eğer hamilelikte obezite söz konusu ise, bebeğin sağlıklı gelişim şansı azalır ve gebelikte düşük riski yükselir’’ dedi. Tekrarlayan düşüklerde doğurganlığın tekrar kazanılabilmesi için anne adayının kilo vermesi, egzersiz ve ilaç tedavisiyle hormonal bozuklukların giderilmesi gerekir.

FAZLA KİLOLAR TÜP BEBEK ŞANSINI AZALTIYOR

Tüp bebek tedavisinde şişman kadınlarda başarının daha az olduğu bilinmektedir. Kilosu, ideal vücut ağırlığına göre fazla olanlar, yardımla üreme tedavilerinde yumurtlamayı stimüle edici tedavilere iyi yanıt vermez. Yumurtlama bozukluğu, gebe kalmakta karşılaşılan en önemli sorunlar arasında yer alır. Hormonal problemler, tiroid ve böbrek üstü bezlerindeki bozukluklar, stres, aşırı kilo kaybı ve kilo artışı yumurtlamada düzensizliklere yol açabilir.

Kilosu yüksek olanların insülin salınımındaki ve hormon seviyesindeki değişiklikler, yumurta ve embriyo kalitelerini negatif yönde etkileyebilmektedir. Bu durum embriyonun rahime tutunmasını, gebe kalmayı ya da gebeliğin devamını olumsuz yönde etkiler.

Anne adayında aşırı kilo, erkeklik hormonunda artışa sebep olabilir. Vücutta periferik yağ dokusundan veya yumurtalardaki minik kistçiklerin çeperinden salgılanan erkeklik hormonları, yumurtlama mekanizmasının bozulmasına, yumurta kalitesinin de düşmesine sebep olmaktadır.Bu şekilde yapılacak bir takım hormon testleri ve kan biyokimyası ile olası bir sorun belirlenerek, multidisipliner bir yaklaşımla tedavi yoluna gidilebilir.

Gerekirse diyetisyen eşliğinde kullanılacak ilaçlar, yapılacak uygun diyet ve egzersiz ile kilo verdikten sonra tedaviye başlanması hem gebelik şansını arttıracak, hem de hastaları gebelikte oluşabilecek obeziteye bağlı sorunlardan da koruyacaktır. Bunlar arasında hipertansiyon, diyabet, iri bebek, zor doğum ve doğum sonrası bebeğe ilişkin bazı sorunlar sayılabilir’’ dedi.

ANNE ADAYLARI ORGANİK GIDALARI TERCİH ETMELİ

Op. Dr. Aykut Coşkun, hamilelikte beslenmenin önemine dikkat çekerek, anne adaylarına tavsiyelerde bulundu: “Hamilelik döneminde anne sağlığı, bebeğin gelişimi ve genetik yapısı için oldukça önem taşır.

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin, beslenmelerine ve kilolarına bu süreçte dikkat etmeleri gerekir. Hamilelik döneminde bazı hazır gıdalar katkı maddeleri ve koruyucu maddeler içerdiği için hamilelikte kullanılması sakınca içerebilir.

Bu gıdaların üretimi sırasında kullanılan kimyasallar, anne ve bebek sağlığı açısından ciddi risk oluşturur. Zararları tartışılmaz genetiği değiştirilmiş organizma içeren (GDO) ürünler, bebeğin gelişimini olumsuz yönde etkiler ve düşük riskini artırır. Bütün bu nedenlerden dolayı mümkün olduğunca hazır gıdalardan uzak durulmalı, organik ve taze gıdalarla evde pişirilecek yemekler tercih edilmelidir.

Taze sebze ve meyvelerin kimyasal kalıntılardan arındırılması için iyice yıkanması, sebze ve meyvelerin normalde yetişmiş olduğu mevsimde tüketilmesini öneriyoruz. Örneğin kışın domates tüketiminin tercih edilmemesi yararlı olacaktır.

Ayrıca; kola, çay ve kahve tüketimine dikkat edilmeli, bu içecekler fazla miktarda tüketilmemelidir. Alkol bebeğin gelişimine zarar verdiği için, hamilelik döneminde az miktarda dahi olsa alkol kullanılmamalıdır.’’

Beslenmede yeni trend, kahveye şeker yerine bir kaşık tereyağı ve hindistancevizi yağı atmak. 

ABD'de, duble espressonun içine 2 çeşit yağ konulmasının diyet yapanlara yardımcı olduğu iddia ediliyor. Uzmanlar kahveye tereyağı atmanın vücut için şekerden daha iyi olabileceğini belirtti. Tereyağlı kahveyi popüler yapan kişi ise, Tibet'de tırmanış yaparken enerji vermesi için tereyağlı kahve servis edilen Dave Asprey. Dağcılar, tereyağlı kahveyi hem dikkati artırmak hem de enerji almak için kullanıyor.

Dave Asprey kendisi üzerinde denediği yüksek yağ, düşük karbonhidratlı diyetle hem kilo verilebileceğini hem de kronik hastalıklardan korunulabileceğini, halsizlikten korunulabileceğini iddia ediyor. Asprey'in iddiasına göre eğer karbonhidrat ile beslenmezseniz vücut yağ deposunu kullanacak.

Grip ilaçlarının bilinçsizce ve gerektiğinden fazla kullanılmasının ciddi sağlık sorunlarına neden olabildiği bildirildi. 

Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Saraç, grip ilaçlarının çok fazla tedavi edici özelliği olmadığını ancak ateş, burun akıntısı ve öksürük gibi şikayetleri azalttığını söyledi.

GRİP İLAÇLARI HİPERTANSİYONA NEDEN OLABİLİR

Grip ilaçlarında sempatik sistemi (otonom sinir sistemi) aktive eden ve vücutta adrenalin salınmasına yol açan maddeler olduğunu belirten Saraç, "Bundan 5-10 yıl önce bu maddeler bu ilaçlarda çok daha yüksek dozdaydı. Bu nedenle yurtdışında bazı grip ilaçları toplatıldı, tümüyle yasaklandı. Günümüzde bu maddeler daha az ama neticede sempatik sistemi aktive eden adrenalin salınımına neden olabilecek maddeler, tansiyon yüksekliğine ve çarpıntıya yol açabiliyor" diye konuştu.

Saraç, kalp damar sistemi rahatsızlığı bulunanların, tansiyon ve çarpıntı şikayeti olanların grip ilaçlarını kullanırken mutlaka uzman hekime başvurması gerektiğine dikkati çekti.

"ÖLÜME GÖTÜREN YAN ETKİLER ORTAYA ÇIKABİLİYOR"

Yüksek tansiyonu ve çarpıntısı olan kişilere grip ilaçlarının çok tavsiye edilmediğini dile getiren Saraç, şunları kaydetti:

"Mümkün olduğunca çok fazla kullanılmaması gerekir ancak günümüzde herkes, bu ilaçları çerez gibi kullanıyor. Grip ilaçları, çerez değil. Doktora girmek yerine muayene olmadan bu ilaçlar eczaneden alınarak tüketiliyor. Bu şekilde kullanımı çok fazla tavsiye etmiyoruz. Şikayetleri azaltmak için günde 1-2 kez alınabilir ama bu ilaçların çok uzun süre kullanılmaması gerekir. Kalp damar ve tansiyon hastalarının çok daha dikkatli olmaları ve bu ilaçlardan yüksek dozda kullanmaması lazım. Sağlıklı insanlarda da çok fazla alındığında sıkıntılar yaşanabilir. Bazen kişi, çabucak iyileşmek için günde 5-6 kez hatta daha fazla ilaç alabiliyor. Böyle durumlarda ölüme götüren yan etkiler ortaya çıkabiliyor. Yine kalp krizi ve tansiyon sorunu da yaşanabilir."

GRİPTE İLAÇ YERİNE BİTKİ ÇAYI, C VİTAMİNİ TÜKETİN

Bazı bilim insanlarının grip ilaçların grip süresini uzattığını iddia ettiğini ifade eden Saraç, "Normalde bir haftada iyileşme sağlanırken ilaçla bu sürenin 15-20 güne çıktığını iddia edenler var. Bazıları da grip ilaçlarının süreyi uzatmadığı hatta rahatlamak için kullanılabileceğini söylüyor. Ben de iyileşme süresini uzattığını düşünenlerdenim. Çok fazla ateş, öksürük ve halsizlik varsa uzman doktor tavsiyesiyle kullanılabilir" dedi. Doç. Dr. Bülent Saraç, gripte ilaç kullanımı yerine bol sıvı ve bitkisel çay tüketimi, C vitamini takviyesi ve istirahat önerdiklerini sözlerine ekledi.

Farklı ülkelerden gökbilimcilerin bir araya geldiği araştırma ekibi, keşfedilen karadeliğin Big Bang'den 900 milyon yıl sonra oluştuğunu belirledi.

"Nature" dergisinde yayımlanan araştırmada, "SDSS J0100+2802" adı verilen kuasarın, şimdiye kadar bilim adamları tarafından uzak evrende gözlemlenen en parlak gökada olduğu belirtildi.

Kuasar, şimdiye kadar keşfedilen en büyük kara deliği de içeriyor. Güneş sisteminin de içinde bulunduğu Samanyolu dahil evrendeki tüm galaksilerin merkezinde bir kara delik bulunuyor. Bu kara deliklerden süper sıcak gazlarla çevrili olanlarına "kuasar" adı veriliyor. Yeni keşfedilen kuasarın olağanüstü parlaklığı, merkezindeki kara deliği çevreleyen gazın son derece güçlü bir biçimde ısınması sonucu ortaya çıkıyor.

Pekin Üniversitesi Kavli Astronomi ve Astrofizik Enstitüsü'nden Vu Şüe Bing, Çin, Hawaii, Arizona ve Şili'deki teleskoplar kullanılarak 12,8 milyar ışık yılı uzaklıkta keşfedilen kuasarın Güneş'ten 420 trilyon kez daha büyük ve Samanyolu galaksisinden 40 bin kat daha parlak olduğunu söyledi.

Kuasarın bu büyüklüğe, evrenin oluşumuna yol açtığına inanılan "Büyük Çarpışma"dan sonraki 900 milyon yıl içinde ulaştığı sanılıyor. Bilim adamları, evrenin halihazırda 14 milyar yaşında olduğunu varsayıyor.

Bulunan gök cismini "kozmik canavar" olarak tanımlayan Vu, şunları söyledi: "Bu, gök cisimlerinin parlaklığını ölçerek keşfedilen en büyük kozmik canavar. Zamanın başlangıcına bu kadar yakın bir kuasarda, bu kadar inanılmaz parlaklık ve büyüklük son derece şaşırtıcı. SDSS J0100+2802, şimdiye kadar kadim uzayda keşfedilen en parlak gök cismi. Bu kozmik ışık, bildiğimiz hiçbir kuramla açıklanamıyor. O kadar parlak ki daha küçük bir teleskopla bile görülebilir. Yine de daha yüksek çözünürlükte görüntü elde etmek için Şili ve ABD'deki meslektaşlarımızdan yardım istedik."

Çinli bilim adamı, "Evrenin bu kadar genç olduğu bir çağda bu kadar devasa bir kara delik nasıl oluşabildi? Halihazırda elimizde bunu açıklayabilecek hiçbir kuram yok. Bir kara deliğin bir milyar yıldan az sürede bu büyüklüğe ulaşabilmesi için doğduğu andan itibaren çevresindeki bütün yıldızlar arası kütleyi içine çekmesi gerekir" dedi.

"Karanlık, uzak evrende bir deniz feneri"

SDSS J0100+2802 kuasarını keşfedilmeyi bekleyen diğer gök cisimlerini bulmak için yol gösterici olarak kullanacaklarını söyleyen Vu, "Karanlık, uzak evrende tıpkı bir deniz feneri gibi parlıyor. Işık tutarak yerküre ile kara delik arasındaki gök cisimlerini görmemizi sağlıyor. Uzak galaksilerle Samanyolu galaksisi arasındaki gök cisimlerini anlamak için eşsiz bir şans yakaladık" şeklinde konuştu.

Vu ve ekibi, kuasarla ilgili araştırmalarını sürdüreceklerini, bu çerçevede Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'ne (NASA) ait Hubble teleskobunu da kullanacaklarını sözlerine ekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Valiler toplantısında konuşurken ''Türk tipi başkanlık sistemi olmaz diyorlar. Bal gibi olur. Neden olmazmış'' dedi. 

Geçtiğimiz günlerde 11'nci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gazetecilerin Başkanlık sistemi ile ilgili sorularına ''Tiürk tipi başkanlık sistemi olmamalı'' yanıtını vermişti.

Erdoğan, başkanlık sistemi ile ilgili olarak şunları söyledi:

''Çok açık söylüyorum
Türk tipi başkanlık sistemi olmaz diyorlar
Bal gibi olur neden olmazmış
Küba, Rusya, Arjantin hepsinin farklı sistemleri var
Bir arı maharetiyle şöyle çiçeklerden nasibimizi alalım, kendi balımızı yapalım
İşte bizim başkanlık sistemimiz der geleceğe yürürüz''

GÜL NE DEMİŞTİ?
11'nci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 20 Şubat'ta cuma namazı çıkışı gazetecilerin sorularını yanıtlarken başkanlık sistemi ile ilgili olarak şunları söylemişti:

''Bu konuların bilinerek tartışılması çok önemli. Nasıl bir başkanlık? Çok önemli. Türk tipi bir parlamenter sistem yaşadık ve bunun sıkıntılarını gördük. Türk tipi bir başkanlık sistemi olmaması gerekir. Bir başkanlık sistemi olacaksa ABD’de olduğu gibi gerçekten kuvvetler ayrılığının açık seçik sarih bir şekilde yazıldığı, her şeyin çok iyi tarif edildiği gelişmiş demokrasilerde hukukun üstünlüğüne dayalı şekilde olursa şüphesiz o da demokratik bir sistemdir''

Programda 'yarışma formatından çıkılarak reyting uğruna insan onurunun hiçe sayıldığı' kanaatine varıldı 

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, ‘İşte Benim Stilim’ isimli yarışma nedeniyle Tv8’e ceza kesti. RTÜK uzmanları, programda yarışma formatından çıkılarak reyting uğruna insan onurunun hiçe sayıldığı kanaatine vardı.

Vatandaşlardan gelen 561 şikâyeti değerlendirip programı mercek altına alan RTÜK uzmanları, programda yarışma formatından çıkılarak reyting uğruna insan onurunun hiçe sayıldığı kanaatine vardı.

23-24 Ocak tarihlerinde yayınlanan program için kanala, bir önceki ayın reklam gelirlerinin yüzde 1’i oranında para cezası kesildi.

“Ulan İstanbul” bir ilke imza attı, şimdi yola Kanal D’nin internet sitesinde devam ediyor. 

Projede üstlendiği Karlos rolü sayesinde izleyicinin yeni fenomeni haline gelen Erkan Kolçak Köstendil, bu radikal değişimden memnun. İnternetteki ilk iki bölümün büyük ilgi gördüğünü belirten başarılı oyuncu, “Ulan İstanbul sayesinde kaşem arttı. Yine de gösterilen ilgiyi çok ciddiye almadan keyfini çıkarmaya çalışıyorum” diyor.

“Ulan İstanbul”, ekrandan internete geçti. Bu, sektörde bir ilk. Neler söyleyeceksiniz bu radikal kararla ilgili?
- Bu sistem, insanların neyi seyredeceğine deneklerin değil kendilerinin karar verdiği bir dönemin başlangıcı olabilir. Ayrıca bunu yapmak için kurdukları altyapı, özgün projeleriyle bekleyen yüzlerce genç için inanılmaz bir fırsat kapısı. Eğer emsal teşkil eder ve bu konuda öncü olursa, sektöre derin bir nefes aldıracağını düşünüyorum.

İlk hafta tıklanma sayısı 1 milyonu geçti. Sizce “Ulan İstanbul” bu şekilde mi devam eder internetteki yolculuğuna?
- İlk bölüm için çok sevindirici. 23 Şubat’ta ikinci bölüm yayınlandı, o da aynı ilgiyi gördü. Ancak bunlar ücretsiz bölümlerdi. Ücretli bölümlerle ilgili bir şeyler söylemem gerekirse; sorduğunuz şeyi bizim performansımız ve izleyicinin alışkanlıklarını değiştirip değiştiremeyeceğimiz belirler.

TRAFİK VE SOSYAL MEDYADAKİ HALİMİZİ SEVMİYORUM

Sizin internet ve sosyal medyayla aranız nasıl?
- Ben bir trafikteki, bir de sosyal medyadaki halimizi pek sevmiyorum. Her ikisinde de anlamsız bir kavga gürültü ortamı var. Bu sebeple İstanbul içinde araba kullanmıyorum. Sosyal medyada da tavrım bu yönde, bir arkadaşa bakıp çıkıyorum.

Sosyal medyada size gösterilen ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bu, bizi özellikle genç kitlenin takip ettiği anlamına geliyor.

Siz internetten dizi izliyor musunuz peki?
- Şu an internetten takip ettiğim iş “The Boot at the End” sadece iki dakika süren bir tek mekan dizisi...

Günün kaç saatini sosyal medya ve internete ayırıyorsunuz?
- Haber alma ihtiyacıma göre değişiyor. Dünyada ve ülkede neler olup bittiğini gerçek anlamda öğrenebileceğimiz başka bir mecra çok fazla yok maalesef.

“Ulan İstanbul”la sizin hayatınızda neler değişti?
- Kaşem arttı (gülüyor).

MAYMUN ÇARLİ EN SEVDİĞİM DİZİ KARAKTERİYDİ

Karlos çok sevilen bir karakter oldu. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Sokakta nasıl tepkiler geliyor?
- Benim eskiden izlediğim dizilerde en keyif aldığım karakterlerden biri Maymun Çarli’ydi. O yüzden bu durumu, bu ilgiyi çok ciddiye almadan keyfini çıkarmaya çalışıyorum.

Sette beklerken neler yapıyorsunuz? Kendi sahnenizi beklediğiniz o zamanı nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Sette bir oyuncunun en darlandığı anlar, beklediği anlardır. Ben bu sıkıntıyı ortadan kaldırmak için genelde uyuyorum. Neredeyse hiç beklemeden çalışan bir oyuncuyum diyebilirim.

Kesinlikle oynamalıyım ve asla oynamam dediğiniz roller var mı?
- Yok öyle takıntılarım... Bir rolü okuduğumda hafif bir kaşıntı geliyorsa oynarım.

İNTERNET PROJELERİMİ RAFTAN İNDİRİYORUM

Set dışında kalan zamanlarda neler yapıyorsunuz?
- Keyfim ne istiyorsa onu... İlle de şunu yaparım, bunu yapmalıyım gibi bir derdim yok.

“Ulan İstanbul”la bir arada yürüttüğünüz başka proje var mı?
- Bundan yaklaşık 10 sene önce ilk internet/Facebook dizisi “Mukadderat”ı yapmıştık. Bir internet kanalının kurulacağını hayal edip bir sürü proje üretmiştik. Şu anda raflardan indirdiğimiz o projelerle uğraşmaya başladık yine. Yakında bir süprizle görücüye çıkabiliriz. Bunun dışında devam eden bir oyunumuz var. Tiyatro Craft’ta “Kalp Düğümü”...

Bu işten sonra ne yapmak istiyorsunuz?
- Dizi anlamında sorduysanız bir fikrim yok. Zaten bu işler genellikle siz fikirsizken gelip sizi buluyor.

| Copyright © 2013 NET GAZETE HABER
Yayıncı

RSS