28 Mart 2017 Salı

Türk kadını gözleriyle konuşuyor

Türk kadını gözleriyle konuşuyor

Dünyanın 1 numaralı güzellik şirketi L'Oréal Grubu bünyesinde 1980'li yıllardan bu yana Türkiye'de faaliyet gösteren L'Oréal Türkiye, yaptırdığı çok yönlü araştırmayla "Türkiye'nin Güzellik Haritası"nı çıkardı. Türk kadınının makyaj algısını, "güzellik" tanımını, makyaj ürünleri kullanım alışkanlıklarını, Türkiye'deki makyaj stillerinin bölgesel farklılıklarını inceleyen araştırma sonuçlarına[1] 1729 kadın ile yüz yüze yapılan görüşme ile ulaşıldı. 

Araştırma bir yandan kadınların güzellik anlayışlarını ifade ederken bir yandan da en çok kullandıkları malzemelerle makyaja bakış açılarını ortaya koydu. Araştırmaya göre Türk kadını en çok göz makyajı yapıyor. Kadınlarının %28'i göz kalemi kullanarak bakışlara ve ifadeye verdikleri önemin altını çiziyor.

L'Oréal Türkiye'nin ülkemizin ''güzellik haritası''nı çıkarmak için gerçekleştirdiği araştırma için; lise, üniversite öğrencisi, ev kadını, çalışan kadın, makyaj yapan ve yapmayan kadınlar gibi farklı sosyo ekonomik ve sosyo kültürel gruplardan 1729 kadınla görüşüldü. Kadınların %49'u güzelliği bakımlı olmak, %22'si doğal olmak, %'si 17 temizliğe önem vermek, %9'u cool ve albenili olmak, %7 farkedilir olmak, %7 fit olmak olarak tanımlıyor.

Türk kadınına göre ideal güzel;
Kum saati vücutlu, yeşil gözlü, 1.72 boylu, buğday tenli ve kahverengi saçlı…
Türk kadınına göre ideal vücut şekli %51 ile kum saati, ideal göz rengi %24 ile yeşil, ideal boy %53 ile 1.72, cilt tonu %50 ile buğday, saç rengi %27 ile açık kahve, ideal saç boyu ise %40 ile uzun olarak öne çıkıyor.

Farklı guplardan 1729 kişinin yanıt verdiği araştırma sonuçlarına göre kadınların %60'ı her gün makyaj yapıyor. %26'sı resmi durumlarda, %17'si işe giderken, %16'sı ise dışarı çıkarken (arkadaşlarıyla buluşmaya giderken) makyaj yapıyor ya da yaptırıyor.

Türk kadını buğday tenli...
Araştırma, Türk kadının yüz özelliklerini de vurguluyor. Kadınların %35'i buğday ten, %27'i orta, %19'u koyu, % 18'i açık ten rengine sahip. Yaşadıkları cilt problemleri göz önüne alındığında başı % 59 ile cilt hassasiyeti çekiyor. % 22'si siyah noktalardan şikayetçiyken, kadınların % 16'sı akneli bir cilde sahip olduğunu düşünüyor.

Kadınlar, kadınlar için süsleniyor!
Araştırma sonuçlarına göre Türk kadını günde ortalama 2,75 adet ürün kullanılıyor. Bu sayı düğün, davet, kına gecesi gibi özel durumlarda artıyor. Makyaj malzemesi sayısı en yükseğe 3,75 ürünle "kına geceleri"nde ulaşıyor. Bu, kadınların, erkeklerin eleştirisi olmadığı koşullar altında, sadece kadınların bulunduğu ortamlarda makyaja daha da ağırlık verdiklerini gösteriyor.

Kadınların %37'si oval yüz şekline sahipken, %25'i dikdörtgen, %25'i yuvarlak, %13'ü ise kare yüze sahip.

Türk kadınının günlük makyaj tarzında, doğal, canlı, yalın bir görünüm hedefleniyor. Düğün, davet gibi özel durumlarda ise göze çarpan, akılda kalıcı ve cesur bir makyajı tercih ediyorlar. Yine düğün davet gibi özel günlerde en çok kırmızı ve koyu pembe ruj tercih ediliyor.

Makyajla Türk kadınının hedeflediği etki; şık, güzel, masum, güçlü, zarif ve bütünüyle güzel görünüm olarak öne çıkıyor. Bu amaçla uygulanan makyaj stilinde; canlı ve ışıltılı ten, yumuşak doğal tonlarda dudak, yoğun, göze çarpan, buğulu, çekici göz makyajı yer alıyor.

Türk kadınına göre günümüzün en moda makyaj trendleri arasında: gözlere vurgu yapılması, dudaklarda yoğun renkler (bordo) ya da ten rengi, mat dudaklar, tüm yüzde tek renk ve doğallık yer alıyor.

Türk kadınları, gözleriyle konuşuyor...
Türk kadınlarının %28'i makyaja kalem uygulamasıyla, %20'si fondötenle, %13'ü maskara ile başlıyor. Kadınların sadece %8'i günlük makyajını rujla tamamlıyor. %6'sı ise sadece göz kalemi uyguluyor.

Terörün psikolojik reçetesi: ‘Birlik Olmak’

Terörün psikolojik reçetesi: ‘Birlik Olmak’

İstanbul Ortaköy'deki bir eğlence mekânında yeni yılın ilk saatlerinde yaşanan terör saldırısı toplumun her kesimini derinden sarstı. Terörün amacının toplumu parçalamak olduğunu belirten uzmanlar, "Hepimiz yaralıyız. Bu yüzden hepimiz birbirimizin yarasını ve sızısını anlayabiliriz. Birbirimizi ancak birlikte durarak iyileştirebiliriz" önerisinde bulundu.

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Polikliniği'nden psikiyatri uzmanı Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, terör olaylarının temel güvenlik duygusunu sarstığını belirterek "Bu sarsıntı kişinin tedirgin ve tetikte olmasına yol açar. Bireyin sürekli olası düşmanı arar bir şekilde beklemesine sebep olur" dedi.

Terörün en ağır etkisi herkesi düşman gibi görmek!

Tehdit ve tehlike duygusu hâkimken yorum hataları yapılabildiğini belirten Ünsalver, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Dost olduğundan emin olmadığınız herkesi ve her durumu düşman gibi görmeye başlayabilirsiniz. Bu hem insanlardan uzaklaşıp yalnız ve çaresiz hissetmeye hem de topluma karıştığınızda önyargılı olduğunuz kişilere abartılı tepkiler vermenize sebep olabilir. İşte terörün en ağır etkisi budur. Sadece bir olay olmamıştır, o olay yarattığı duygular ve düşüncelerle yeni ve toplumsal karmaşayı artıracak saldırgan ya da aşırı savunmacı davranışların da pimini çekmiştir."

Yakınlarınızla duygularınızı paylaşın

Terör olaylarının sıklığı ve şiddeti arttıkça isyan duygusunun artmasının çok doğal olduğunu ifade eden Barış Önen Ünsalver, "Fakat yaraların çığ gibi büyümesini önlemek için geri çekilip, sakinleşmeye çalışarak tepkileri ertelemek daha uygun olabilir. Geri çekilirken yalnız kalmamaya da dikkat etmelisiniz. Sizinle benzer korkuları, endişeleri ve acıları yaşayan yakınlarınızla irtibatınızı arttırın. Duygu ve düşüncelerinizi paylaşın. Sevdiklerinizle daha sık bir araya gelin ve onlara verdiğiniz değeri gösterin" tavsiyesinde bulundu.

Sosyal medyadan uzak durun

'Şiddet, sevgi yoksunluğundan doğar' diyen Ünsalver, "Sevgi en iyi insanlar bir aradayken, aynı masanın etrafında, işyerinin kantininde, çarşıda, pazarda, kahvehanede karşılıklıyken iletilebilir. Sosyal medya bu noktada oldukça soğuk ve yetersiz kalmaktadır. Üstelik göz göze temasın olmadığı, ses tonunun duyulmadığı bu alemde herkes herkesi daha kolay düşman ilan edebilir. Sosyal medyada güvendiğiniz birkaç haber sitesi dışında fazla vakit geçirmemeniz zihninizin derli toplu kalmasını sağlayabilir" dedi.

Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, "Tanıdığımız tanımadığımız herkese sevgiyle, sade bir gülümsemeyle, bir iki hoş sözle yaklaşmamız, bizi parçalamak isteyen terör hastalığına karşı toplumsal bir kalkan yaratmamızı sağlayabilir. Hepimiz yaralıyız ve bu yüzden hepimiz ötekinin yarasının sızısını anlayabiliriz. Birbirimizi ancak birlikte durarak iyileştirebiliriz" diye konuştu.

Hayatın anlamını bulmak

Hayatın anlamını bulmak

Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu "İyi Yaşa" platformunda önerilerde bulunan Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu Mehmet Özel, gayemizin, iyi yaşamak adına hayatın bize anlattıklarının adını koyup hakkını daha çok verebilmek olduğunu söylüyor.

Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu "İyi Yaşa" platformunda önerilerde bulunan Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu Mehmet Y. Özel, "Bir tarih kitabını okurken karşıma "ikigai" diye bir kelime ve sayfanın altında da çok kısa bir açıklaması çıktı. Japonca kökenli bu kelimeyi biraz araştırdığımda "iki"; yaşam, hayat anlamına gelirken, "gai" ise etki, sebep, yarar anlamına geliyor. Bu iki küçük kelimenin yanyana gelmesinden ortaya "yaşama sebebi" diye derin bir anlam çıkıyor."

Yaşama sebebi veya tutkusu olarak çevirisi yapılan ikigai kelimesini Japonlar "sabah uyandığınızda sizi yataktan çıkaran şey" diye çeviriyor diyen Mehmet Özel, sözlerine şöyle devam etti: "Aslında bu kelime bize yaşama dair heyecanımızı ve tutkumuzu nasıl oluşturduğumuzu anlatıyor.

İsmini aldığı otantik yerleşim Tokyonun 800 mil güneyinde Okinawa takım adaları (tam 161 tane) en uzun sağlıklı yaşam beklentisine sahip insan nüfusunu barındırıyor. Bitkisel ağırlıklı besleniyorlar ve ortalama yüz sene üzerinde yaşıyorlar. Ne yediklerinden ziyade daha da önemli olanı nasıl yedikleri. Fazla yememek için farklı yöntemler geliştirmişler, küçük tabaklar kullanma, yemeği masada değil de tezgâhta servis etme gibi.

Uzun ve sağlıklı yaşam beklentisinde dünya birincisi olan bu insanların hayatlarında daha da önemli olan bir fark da emeklilik anlamına gelen herhangi bir kelimelerinin mevcut olmaması, aksine hayatlarına anlam ve enerji katan "İkigai" kelimesi var.

Japonlara göre her bir bireyin farklı bir ikigai'si var. Bunu bulması için bireyin uzun ve derin bir iç yolculuğa çıkması gerekiyor. İçe doğru hem de bireyin kendisinden doğru bir yolculuk sandığınızdan daha zorlu olsa da bu anlamlı yolculuğun sonunda bir ışık var. İşte yolun sonunda o ışığa ulaştığımızda varoluş sebebimizi, yaşam gayemizi, nasıl bir insan olduğumuzu veya aslında kim olmadığımızı, yani kendimize özgü "ikigai"mizi bulacağız. Bulduktan sonra da yaşama daha güçlü sarılıyor, enerjimizi daha bir yukarılara çıkarıyor olacağız.

"İkigai"mizi bulma yolculuğuna çıktığımızda bize bu dört element aslında birbirinden anlamlı dört farklı soru rehberlik edecek:
Neyi seviyorum? (Tutkumuz)
Dünyanın neye ihtiyacı var? (Misyonunuz)
İyi olduğum şeyler neler? (Ustalıklarımız)
Neyden ötürü ücret alıyorum? (Uğraşlarımız)
Bu dört farklı sorunun ardından yanıtlarımızın kesişim noktası ise bizim ikigai'mizi, yaşam gayemizi çok sade ve bir o kadar güçlü bir şekilde anlatıyor.

Asıl anlam yani sır da tam burada :

Gayemizin, iyi yaşamak adına bize anlattıklarının adını koyup hakkını daha çok verebilmek.
Hayattaki duruşumuz ve yaptıklarımızla, yakın veya uzak fark etmez, çevremize bir fayda sağlıyorsak gerçekten bir "ikigai"miz yani yaşama dair bir tutkumuz var demektir. Böylesine bir yaşam gayesini, yaşadıklarımızdan daha çok keyif alma ve yaşamımıza daha çok anlam katma olarak da tanımlayabiliriz.

Yaşamımızı mutlu olmak, güçlü olmak ya da başarılı olmak temeline oturtmuş olabiliriz. Anlamlı bir hayatımızın olması ise bunların her birinden ve hepsinden çok daha güçlü bir tutku katıyor yaşamdaki adımlarımıza. Gayesi güçlü olanların niyetleri de güçlüdür, sırf bu yüzden de eylemleri bir o kadar olumluya dönüşür.

İç veya dış parazitlerle uğraşmayıp, iyi yaşamaya odaklanmanın en önemli adımlarından birisi yaşama gayemizi yani "İkigai"mizi bıkmadan usanmadan düşünmektir. Bulması ne kadar zor olursa olsun yaşatması, bize değer katması o kadar güçlü olacaktır.

İyi yaşamanın birçok sırrı mevcut, en önemli tılsımı ise yarınları beklemek değil, bugün güçlü yaşam tutkusu ile var olmaya devam etmektir. Böylesine bir varoluş ise hayallerimizi gerçekleştirmek yolculuğunda bize çok daha fazla cesaret ve güç verecektir.

Şok diyetlere dikkat!

Şok diyetlere dikkat!

"10 Gün içinde 10 kilo verin"
"İstediğiniz kadar yiyin ve yine de kilo verin"
"Bir günde bir beden incelin..."

Moda diyetler ve zayıflatıcı gıda takviyeleri, kısa sürede daha ince bir vücut sözü verir.
Eğer reklamlardaki iddialara inanıyorsanız, hızlı kilo verme, hızlı ve kolay olabilir!

Peki bu ürünlerden herhangi biri gerçekten hızlı kilo verdiriyor mu? Güvenli mi? Bu kadar hızlı kilo vermenin riskleri nelerdir?

BariatrikLab Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi kurucusu Prof. Dr. Halil Coşkun, bazı hızlı kilo verme iddialarını ve kanıtlarını sizler için değerlendirdi:

"Bu tür diyetlerin varyasyonları en az 1950'lerden beri var olmuştur. Ne yazık ki çok düşük kalorili diyet ve kilo verme cerrahisinin yanı sıra başka hiçbir ürünün, hapın veya diyetin hızlı kilo vermede işe yaramadığı ispatlanmıştır. Reçeteli ilaç orlistat yardımcı olabilir, ancak yavaş etki eder ve sadece diyet ve egzersizle işe yarar. Orlistat Xenical olarak pazarlanmaktadır. Orlistat'ın, ciddi karaciğer hasarına neden olabileceği belirtilir.

Herhangi bir hızlı kilo verme programında, gerçekten yağ yakan şey bir hap veya yiyecek türü değildir. Egzersizle birlikte, kalorilerin ciddi bir şekilde azaltılması vardır.

HIZLI KİLO VERMENİN RİSKLERİ NELERDİR?
Hızlı kilo kaybı, vücutta bazı problemlere yol açar. Olası ciddi riskler şunlardır:
Safra taşları, birkaç aydan sonra çok fazla kilo veren insanların yüzde 12-25'inde görülür.
Dehidrasyon, bol miktarda sıvı içmekten kaçınılması sonucu oluşur.
Dengesiz beslenme, genellikle bir kerede haftalarca yeterli miktarda protein yememekten meydana gelir.
Elektrolit dengesizlikleri, nadiren yaşamı tehdit edebilir.
Hızlı kilo vermenin diğer yan etkileri şunları içerir:
Baş ağrısı
Asabiyet
Yorgunluk
Baş dönmesi
Kabızlık
Adet düzensizlikleri
Saç dökülmesi
Kas kaybı
Hızlı kilo vermenin tehlikeleri, diyet için harcanan zamanla birlikte artar. Proteinsiz bir diyet yapmak özellikle risklidir.

HIZLI KİLO KAYBI İYİ BİR FİKİR DEĞİL MİDİR?
Hızlı kilo verme diyetleri, hastalıklara neden olabilir, ancak obezite de aynı şekilde hastalıkların kaynağıdır. Bu nedenle, çok düşük kalorili diyetler kilo verme cerrahisi gibi belirli bir amaç için hızlı kilo vermeye ihtiyaç duyan obez insanlar için makul bir kilo verme seçeneği olarak kabul edilir.
Çok düşük kalorili diyetler birkaç hafta süren doktor denetiminde olan diyettir. Yemekler beslenme açısından dengeli, ancak pahalıdır. İnsanlar zamanla binlerce lira harcayabilirler. Çok düşük kalorili diyetler, 12 hafta içinde vücut ağırlığının yüzde 15 ila yüzde 25'inin kaybedilmesini güvenle sağlamaktadır. Bu süre sonunda, insanların yüzde 25 ila yüzde 50'si programı tamamlamıyor. Diyet bırakıldığında kilolar geri gelir ve bu hızlı bir şekilde olur. Bazı uzmanlar, düzenli diyetlere kıyasla kilo vermeye daha sürdürülebilir bir yaklaşımın daha iyi olacağını söylüyorlar.

BİR ELBİSEYE SIĞABİLMEK VEYA PLAJDA İYİ GÖRÜNMEK İÇİN
Hızlı kilo vermek isteyen insanların çoğu, genellikle bunu kendi başlarına yaparlar. Sık sık, bir elbiseye sığabilmek veya plajda iyi görünmek gibi kısa vadeli bir hedef elde etmek isterler.
Kendinizi aç bırakmak kesinlikle iyi bir fikir değildir. Ancak, sağlıklı değilseniz, kısa süreli aşırı kalori kısıtlamasının size zorluk yaşatması muhtemel değildir. Ne yaptığınızı doktorunuza bildirin ve diyetinize protein eklemeyi unutmayın (günde 70 ila 100 gram). Bir multivitamin alın ve potasyumdan zengin yiyecekler (domates, portakal ve muz) yiyin.

Ayrıca, şok diyetlerinin uzun süreli ve sağlıklı bir kilo elde etmenize pek yardımı dokunmayacağını unutmayın."

Düğün öncesi detoks programı

Düğün öncesi detoks programı

Evlilik hazırlığı yapanların uygulayacağı düğün öncesi detoks programı sayesinde gelinlik içinde mükemmel bir görünüme sahip olmaları mümkün.

Düğün öncesi detoks programı
Hayatınızın en mutlu günlerinden olan evleneceğiniz günde gelinliğinizin içinde mükemmel bir güzelliğe sahip olmak için düğün öncesi detoks programı yapmaya şimdiden başlayabilirsiniz.

Evlilik öncesi dönem, pek çok kişinin daha fit görünmek için kilo vermeye çalıştığı bir dönemdir. Ancak stres ve yorgunlukla birleşince son anda uygulanmaya çalışılan şok diyet programlarının reçetesi genellikle çok ağır olur.

Düğün günü güzel görünmek için bunlara dikkat

Diyetisyen Bahar Demirkıran nikâh sabahı şişmiş gözler, yüzük girmeyen parmaklar, ödemden kapanmayan gelinlik fermuarları, bozulmuş bağırsaklar ve şiddetli gaz sancıları gibi problemleri yaşamamak için sağlıklı ve doğru yiyeceklerle beslenilmesi gerektiğini belirtiyor.

Evlilik öncesi detoks programı

Evlilik öncesi uygulanacak program; az yağlı, probiyotik özellikteki fermente süt ve süt ürünleri, yumurta, beyaz et, sızma zeytinyağı ve ceviz, çiğ badem gibi sağlıklı yağları, tam buğday ekmeği ve baklagiller gibi kompleks karbonhidratları, antioksidan özellikteki sebze ve meyveleri içermelidir. Tabii ki tuzu azaltmak ve bol sıvı tüketimi de göz ardı edilmemelidir.

Diyete 3 ay önceden veda edin

Alerjik reaksiyonlar, deri lezyonları ve bağırsak problemlerini önlemek için size sıkıntı veren ve sindirim sisteminizi bozan besinler varsa en az 3 ay öncesinden diyetten çıkartılmalıdır.

Nikâha bir ay kala enerjinizi artırmak için bir kür multivitamin, ginseng takviyesi alınabilir. Parlak ve sağlıklı bir cilt, ışıldayan gözler için coenzim Q10 takviyesi, Omega-3 ve yeşil çay küründen de fayda göreceksinizdir.

Nikâha 10 gün kala uygulanacak detoks kürü hem metabolizmanızı hızlandıracak hem de enerjinizi zirveye çıkaracaktır.

10 günlük detoks programı

- Çay, kahve, gazlı içecekler, çikolata tüketmeyin.
- Her tür alkollü içecekten 10 gün boyunca uzak kalın.
- Şeker ve şeker içeren her tür gıda, suni tatlandırıcılara on gün veda edin
- Her gün 3 litre su ve 1-2 kupa taze sıkılmış sebze-meyve suları için (özellikle yeşil ve kırmızı-mor renkliler)
- Her gün 5 porsiyon taze mevsim sebze-meyvesi tüketin.
- Kırmızı et, tavuk, peynir tüketmeyin. Light kefir ve yoğurt tercih edin.
- 10 günde en az 4-5 sefer ızgara balık yiyin.
- Salatalara 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ekleyin.
- Bu süre içinde beyaz un, makarna, pirinç tüketmeyin.
- Yeşil çay, rezene ve mate çayı için.
- Her gün 1-2 dilim ananas yemeyi ihmal etmeyin.
- Özellikle kereviz, hindiba, zencefil karışımı sebze suyu ödemini atmanıza yardımcı olacaktır.

26 Mart 2017 Pazar

Meme Kanserine "Baş"tan Çözüm!

Meme Kanserine "Baş"tan Çözüm!

Yıllardır seyrek saçları gür göstermek için kullanılan saç dövmesi yöntemi, artık meme kanseri atlatan kadınlara estetik görünümlerini kaybetmemeleri için umut oluyor. Ameliyat sonrası memeleri alınan hastalara takılan protez üzerine yapılan " 3D meme başı dövmesi" ile kadınlar gerçek meme görüntüsüne yeniden sahip olabiliyorlar.

Her yıl binlerce kadın Meme kanseri nedeniyle kaybettikleri estetik görünümü protez meme ile yeniden sağlamak için bıçak altına yatıyor. Operasyonu sağlıklı bir şekilde atlatan kadınlar, estetik ameliyat ile tekrardan istedikleri boyutlardaki memeye sahip olabiliyorlar; Ancak gerçek memenin alınmış olması sebebiyle, meme başı eskisi gibi görünmüyor. Türkiye'de dövme yöntemini kullanarak kadınlara ve erkeklere saç konusunda umut olan Este Medica, yeni teknolojisi 3D meme başı dövmesiyle hastalarına estetik bir meme başı görüntüsü veriyor.

DOĞAL BOYA İLE ÖMÜR BOYU KUSURSUZ GÖRÜNÜM
İşlem sırasında kullanılan boyaların tamamı doğal, cilde alerji yapmayan, yepyeni bir teknikle vücuda işleniyor. Boyaların kalıcılığı ise dövme gibi; ömür boyu. Dövme tekniğiyle birebir aynı şekilde yapılan uygulama ile hastalar işlem sonrasında herhangi bir ağrı veya acı hissetmiyor. Este Medica Trikolojisti Işılay Ayar, "Kliniğimizde, steril ortamda ve tek seansta gerçekleştirebildiğimiz bu işlem ile kanseri yenmiş güçlü kadınları estetik yönden memnun ediyoruz," dedi.

Kısa süreli ve etkili bu işlemden hemen sonra hasta sosyal yaşamına devam edebiliyor. Boya herhangi bir şekilde akmıyor veya kıyafetlere bulaşmıyor. İşlemin sonucunda kadınlar daha mutlu ve özgüvenli olduklarını belirtiyorlar.

YILLARDIR SAÇ DÖVMESİNDE KULLANILAN YÖNTEM
3D meme başı dövmesinde kullanılan bu teknik, aslında uzun süredir seyrek saçları ve kaşları daha gür göstermek için kullanılan bir yöntem. Saç dövmesi, kadınlarda ve erkeklerde seyrek olan yerleri kapatmaya yarıyor. Hastanın saç rengine uygun boyaya karar verildikten sonra saçında seyrek olan yerlere nüfuz ediliyor, böylece daha yoğun bir görünüm elde ediliyor. Genelde saç ekimi yaptırmak istemeyen hastalar, saç dövmesiyle istedikleri yoğun görünüme sahip olabiliyorlar.

Este Medica Genel Koordinatörü Bahadır Sercan Ayar, "Saç ekiminden daha çok saç dövmesi hastası almaya başladık, bunun nedenini işlemin kolay uygulanabilirliğine ve sonucunda saçlardaki seyrekliğin birkaç saat içerisinde kapatılabilmesine bağlıyorum" dedi.

Geleceğin akıllı otelleri işte böyle olacak!

Geleceğin akıllı otelleri işte böyle olacak!

Hotels.com, ünlü fütürist Dr. James Canton ile gelecekte otellerin nasıl olacağını araştırdı. İşte ağzınızı açık bırakacak özellikleriyle 2060 yılının akıllı otelleri…

Yapay zeka, artırılmış gerçeklik, kişiselleştirilmiş hizmetler ve elbette robotlar… Konuklar 2060 yılında bir otele adım attıklarında, bambaşka özellikler ve sıra dışı bir hizmet anlayışıyla karşılaşacak.

Sektörde 25. yılını kutlayan Hotels.com®'un Global Gelecek Enstitüsü'nden ünlü fütürist Dr. James Canton ile birlikte hazırladığı "Geleceğin Otelleri Araştırması", akıllı otellere dair merak ettiğiniz tüm soruları yanıtlıyor. Araştırmanın en dikkat çekici maddeleri şöyle:

1- Robot Yardımcılar: Kendi başına hareket edebilen bu robotlar, siz otele adım atmadan önce konaklama deneyimini kişiselleştirmek için özel yeteneklerle donatılacak. Dilinizi konuşacak, aklınıza takılan sorulara cevap verecek ve tercih ettiğiniz diğer becerilere sahip olacaklar. Robotlar, misafirlerin havaalanında karşılanmasından, gurme yemek servisine, oda temizlemeden, eğitim, eğlence, iş danışmanlığı, concierge hizmeti ve hatta arkadaşlık desteğine kadar çeşitli alanlarda hizmet verebilecek.

2- Talebe göre dönüştürülen oteller: Talep oluşturmanın yeni nesli olarak adlandırılan bir sistem ile oteller misafirlerin oylarına göre kendi kendine tasarlanıp, istediğiniz biçimde monte edilebilecek. Nanoteknoloji ve gelişmiş makineler sayesinde, hayalinizdeki veya sevdiğiniz filmdeki bir ortamı (Örneğin Jurassic Park) konakladığınız otele taşıyabileceksiniz. Üstelik tüm bunlar 2060'a gelmeden, önümüzdeki 20 yıl içinde mümkün olabilir.

3- Her odada üç boyutlu yazıcı: Tatil için valiz hazırlamak tarih olacak ya da en azından fazlasıyla kolaylaşacak. Çünkü gelecekte konuklar üç boyutlu yazıcılar ile yeni bir çift ayakkabı, kıyafetler, ilaçlar, hatta bilgisayar veya giyilebilir telefona kadar arzu ettikleri her şeyi gerçek zamanlı olarak üretebilecek. Bu özellik her otel odası için standart haline gelecek.

4- Kendi rüyanı seç - Gelecekte iyi bir uyku çekmenin tanımı değişecek. Geleceğin gezginleri güzel bir uyku için rahat bir otel yatağı yerine uykuya dalmadan rüyalarını seçebilecekleri yerleri tercih edecekler. Oteller misafirlerine nöroteknoloji programlarına erişim vererek kendilerini rahatlatacak, geliştirecek ya da eğlendirecek rüyaları seçmelerine imkan sunacak. Peki ya siz? Uzayda keşfe çıkmayı mı yoksa romantik bir maceraya atılmayı mı tercih edersiniz?

5- Pop-up oteller: Yeni nesil pop-up otellerin temaları ve yerleri, mobil oylama ile halk tarafından belirlenecek. En fazla oyu alan otel tasarımları, nanoteknoloji özellikli olarak üç boyutlu yazıcılar ile kısa sürede inşa edilecek ve biyo-güneş pilleri kullanacak şekilde programlanacak. Bu oteller sınırlı süreyle hizmet verecek ve giyilebilir teknoloji uygulamalarıyla sayesinde dijital bir Blockchain para birimi olan HotelCoin'lerle ödeme alacak.

6- Ömür uzatan otel spa'ları: Basit cilt bakımı ya da masaj seçenekleri sunan spa'lar tarih olacak; yeni nesil spa merkezleri aklınızı başınızdan alacak. Otel spa'ları, DNA analizi yöntemiyle rahatsızlıklarınızı tespit edecek. Bir sonraki aşamada rahatsızlıklarınızı gidermek için, vücudunuza göre geliştirilmiş programlar sunacaklar ve size bugünkü imkanlarla karşılaştırılamayacak ölçüde etkili bir rahatlama sağlayacaklar.

7- Geleceğin havaalanı transferi: Tatillerin en stresli bölümlerinden biri, havaalanından otele ulaşana kadar geçen süreçtir. Gezginlerin bu stresi, yüksek teknolojiye ve hıza sahip havaalanı transfer seçeneklerinin geliştirilmesi ile son bulacak. Gelecekte transferler, sizi trafikten kurtarıp en kısa sürede otelinize ulaştıracak kendi kendine çalışabilen kapsüller ve hatta daha yüksek teknolojiye sahip, yüzlerce kilometreyi saniyeler içinde kat edebilen süpersonik hava yolculuğu araçları ile yapılacak.

8- Mobil DNA ödemesi: DNA, nihai kişisel kimlik olacak ve kullanıcılar tatil rezervasyonları ile ödemelerini kimlik konfirmasyonu ile online olarak gerçekleştirebilecek. Ayrıca otelinize check-in yaptığınızda DNA parmak iziniz ile check-in yapacak ve işleminizi saniyeler içinde tamamlayarak sıra beklemekten kurtulacaksınız.

9- Seyahat avatarı desteği: Otel rezervasyonları, kendi dijital seyahat acenteniz gibi çalışan kişisel seyahat avatarınız tarafından yapılacak. Avatarınız, Apple'ın Siri'si veya Amazon'un Alexa'sının kişisel bir sürümü gibi rezervasyonları tasarlayacak, gerçekleştirecek ve yönetecek. Avatarlar, pazarlıktan iletişime, tatil tasarlamadan müşteri hizmetlerine tüm seyahat deneyiminizi planlayacak.

10- Eko-oteller: Günümüzde bazı otel sürdürülebilir ve çevre dostu olmaya odaklanıyor olsa da, gelecekte tüm oteller sürdürülebilir olacak. Enerji verimliliği artacak ve yenilebilir enerji platformları devreye girecek. Gelişmiş güneş enerjisi ve jeotermal enerji teknolojileri ile donatılacak eko-oteller, ürünlerinden çalışanlarına sosyal farkındalık oluşturarak topluma katkı sağlayacak.

11- Artırılmış gerçeklik otelleri: Konuklar belirli bölgeleri gezmekle kalmayıp, otellerin kendilerine sunacağı diğer turistik bölgeleri sanal imkanlarla gezebilecek. Artırılmış gerçeklik sayesinde inovatif senaryolar geliştirilecek ve örneğin Avrupa'daki bir otelde kalsanız da otelinize gittiğinizde Afrika'da sanal bir geziye çıkabileceksiniz.

12- Farklı bir lezzet deneyimi: Otel restoranları, DNA analizleri doğrultusunda damak tadınıza en uygun, en çok beğeneceğiniz yemekler servis edecek. Siz otelinize bile varmadan, DNA özelliklerinize göre sağlığınıza için optimize edilmiş, size özel diyet ve beslenme menünüz hazır olacak. Özel şefler tarafından yaratılan yemeğiniz, muhteşem tadına rağmen size kilo aldırmayacak.

13- Sürükleyici temalı oteller: Geleceğin otelleri sürükleyici temalar ve bugün sadece hayal edebileceğimiz deneyimler sunacak. Gezginler, gerçek zamanlı interaktif etkinliklere katılabilecek. Örneğin Roma ya da Rönesans döneminde vakit geçirebileceğiniz sanal gerçeklik deneyimlerine katılabileceksiniz.

Peki, akıllı otel odasının içi nasıl olacak?

2060 yılı itibarı ile otel odalarında standart hale gelecek hizmetlerden bazıları şöyle:
Odaya girişte yüz tanıma sistemi
Sizi takip eden çoklu sensörler
Konuşan ve size yanıt veren televizyonlar
Tümüyle dokunmatik, reaktif ve interaktif yüzeyler
Akıllı tuvaletler ve gerçek zamanlı haber akışı sunan aynalar
Stres seviyesini algılayarak rahatlatıcı aromalarla odadaki havayı gevşeten, uykuyu rahatlatan interaktif duvarlar
Kir tutmayan özel nano kaplamalı havlular
Otomatik olarak ayarlanan, kablosuz sıcaklık kontrolleri
Nöro-geribildirime dayalı kişiselleştirilmiş yatak ve yastıklar
Hologram konser veya spor müsabakası izlemek gibi oda içi kişiselleştirilmiş deneyimler

Bu 10 Yanlış Bir Dişinizi Götürebilir

Bu 10 Yanlış Bir Dişinizi Götürebilir

Ağız ve diş bakımının doğru yapılması, sağlıklı bir yaşamın önemli kuralları arasında yer alıyor. Çocukların diş sağlığından, diş fırçalamaya; beslenmeden, ağız kokusuna kadar birçok konuda doğru bilinen yanlışlar dişlerin kaybına neden olabiliyor. 

Memorial Şişli Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü'nden Dt. Aslı Tapan, diş hastalıkları ile ilgili yaygın ancak yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi.

1-"Elektrikli diş fırçaları hem diş eti çekilmesini artırır hem de dişleri aşındırır" (YANLIŞ)

Elektrikli diş fırçaları bilinenin aksine çok kapsamlı bir temizlik sağlamaktadır. Bu fırçalar ile yapılan etkin temizlik sayesinde zamandan da tasarruf sağlanmaktadır. Ağız ve diş sağlığı için dişleri fırçalamanın yanında ara yüz temizlik araçlarını da etkin kullanmak önemlidir.

2- "Sarımsak, karanfil, kolonya diş ağrısına iyi gelir" (YANLIŞ)

Hastaların sarımsak, karanfil ya da kolonya yardımıyla diş ağrılarını dindirme çabası, psikolojik olarak rahatlama hissi verebilmektedir. Bu işlemler sırasında oluşan asidik etkiden dolayı yumuşak dokuda daha büyük sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Yumuşak dokuda oluşacak hasarlar, kolay bir işlemle rahatlayabilecek olan hastanın daha zor ve karmaşık işlemlerle karşı karşıya kalmasına neden olabilmektedir. Yaşanan diş ağrılarında bir doktora gitmek en doğru yaklaşımdır

3-"Diş etlerimin kanaması dişlerimi iyileştirir" (YANLIŞ)

Diş etlerinin kanayarak kendini iyileştirdiği kanısı toplumda azımsanamayacak kadar fazladır. Hatta fırçalama sırasında fazla baskı yaparak diş etlerini kanatmak isteyen kişilerde vardır. Diş etlerini kanaması günlük bakım sırasında istenmeyen bir durumdur ve diş kaybına neden olabilmektedir. Günlük bakım sırasında diş etlerinin kanaması ciddi sorunların habercisi olabileceği için vakit kaybetmeden doktora başvurmak en sağlıklı yoldur.

4-"Hamilelikte nasılsa kalsiyum kaybı yaşayacağım için dişlerim zarar görecek"(YANLIŞ)

Anne adaylarını en sık düştüğü hatalardan biri; hamilelik sırasında kalsiyum kaybı yaşayacakları için dişlerinin zarar göreceği inancıdır. Doğru ve dengeli beslenme ile hamilelik sürecinde iyi bakım, dişlerin korunması için yeterlidir. Dişler hiçbir zarar görmeden hamilelik süreci tamamlanabileceği gibi, bu dönemde yaşanan sorunlar için diş doktoruna gitmenin de herhangi bir sakıncası bulunmamaktadır.

5-"İmplant yaptırdım, artık dişlerim çürümez bakım yapmama gerek yok" (YANLIŞ)

İmplantların ömrü 30 seneye kadar ulaştığı vakalar görülmektedir. İmplantın başarısı için 5-10 senelik kriterleri göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Nasıl olsa çürümez yaklaşımıyla ihmal etmek yerine, tam tersi çok iyi bakım yapılmalıdır. İyi bakılmayan implant bölgesinde ortaya çıkan enfeksiyon implantın kaybedilmesine neden olabilmektedir. İmplantın başarısını iyi ağız bakımı ve hastanın alışkanlıkları %100 etkileyecektir.

6-"Çocuğumun süt dişleri nasılsa dökülecek doktora gitmeme gerek yok"(YANLIŞ)

Hem doktorla tanıştırmak hem de ilerde ortaya çıkabilecek ağız ve diş sağlığı sorunlarına engel olmak için çocukların 2-3 yaşından itibaren diş doktoruna gitmesi önemlidir. Ebeveynleri bilinçlendirerek ağız ve diş sağlığıyla ilgili sorunların bu dönemde planlanması gerekir. Birçok aile çocukların süt dişlerinin nasılsa döküleceğini söyleyerek kanal tedavisi ya da dolgu işlemine karşı çıkmaktadır. Çocuğun süt dişleri ağızda yer tutucu görevi görmektedir. Süt dişlerinin erken kaybı dişlerin çapraşık gelişmesine neden olabileceği için bu dişlerin gerek kanal tedavisi gerekse dolgu işlemleriyle sonuna kadar korunması önemlidir.

7-"Çocuğumun çapraşık dişlerini ergenlik döneminde düzeltiriz" (YANLIŞ)

Çocuklarda görülen çapraşıklık erken ortodonti ile 7 yaşından itibaren düzeltilebilmektedir. Bu sayede ileri yaşlarda yaşanabilecek çok daha uzun süreli tedavilerin önüne geçilebilmektedir. Çocuklarda ilk azı dişi çıktığında bir ortodontistten görüş almak ileride yaşanacak büyük sıkıntıları engelleyebilmektedir.

8-"Diş taşlarını temizletirsem hassaslaşan dişlerim zarar görür" (YANLIŞ)

Hastaların birçoğu diş taşı temizliğine dişlerin hassaslaşacağı ve daha çok renkleneceği gerekçesiyle karşı çıkmaktadır. Temizlenmeyen diş taşları oluşacak diş eti problemini tetikleyecek ve ileride tedavisi daha komp0like bir problem ile hastayı karşı karşıya bırakacaktır. Diş taşı temizliğinin ağız ve diş sağlığındaki önemi tartışılamaz.

9-"Dişlerimi piyasada satılan ürünlerle beyazlatabilirim, doktora gitmeye gerek yok" (YANLIŞ)

Piyasada satılan ürünlerle dişleri beyazlatmak kontrolsüz bir işlemdir. Diş etlerinde çekilme ya da diş minesindeki derin çatlaklar kişide hassasiyet sorunları yaratabilmektedir. Diş beyazlatma işlemini doktor kontrolünde ve kişiye uygun ürünlerin seçimi ile daha sağlıklı yapılabileceği tartışılmazdır.

10- "Ağız kokusu herkeste olur tedaviyle geçmez" (YANLIŞ)

Ağız kokusu, önemli bir problem olup ağız ve diler ile beraber bir çok sebepten kaynaklı olabilir. Önemli olan ağız ve diş kaynaklı sebebi ortadan kaldırmak. Eğer geçmiyorsa diğer etkenlere yönelmektir. Ağız ve diş sağlığı ile ilgili etkenler arasında diş çürükleri, gözden kaçan diş eti hastalıkları, kötü protezler, ağızdaki hijyenik olmayan restorasyonlar sayılabilir. Ağız kokusu etken ortadan kalkmadığı sürece kaybolmaz.