Önizleme

15 Aralık 2017 Cuma

Orgazm başınızı ağrıtmasın

Orgazm başınızı ağrıtmasın

Cinsel ilişki sırasında ''orgazm baş ağrısı'' yaşayanların sayısı oldukça fazladır. Baş ağrısı; ilişki sırasında ya da orgazm ile ortaya çıkabilir. Bu baş ağrıları iyi huylu, olabilir çok nadiren tehlikeli durumlara da yol açabilir. 

Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Bölükbaşı orgazmik baş ağrısı konusunda sık sorulan, çeşitleri, etkileri nelerdir, cinsel ilişki ile baş ağrısı yaşayanlar ne yapmalıdır? Sorularını cevapladı.

Orgazmik Baş Ağrısı Nedir?
Cinsel ilişki sırasında görülen bir baş ağrısı türüdür. Tıpda "coital cephalgia" ya da "orgazmik baş ağrısı" olarak bilinir. Cinsel ilişkinin ön sevişme dönemi ya da daha sıklıkla orgazm döneminde görülür. Başlangıçta künt bir ağrı iken orgazma yakın dönemde keskin bir ağrı şeklinde hissedilebilir. Hastanın yaşadığı korku ve ağrının şiddeti, ilişkiden kaçınmasına yol açabilir. Masturbasyon ve boyun ya da yüz kaslarının ani kasılmasına neden olan olaylar da, bu tür ağrıları tetikleyebilir.

Kimlerde Görülür?
Hem erkek hem de kadınlarda görülebilir ancak erkeklerde rastlanma sıklığı daha fazladır. Hastalar utandıkları için bu şikâyetlerini hiç dile getirmediklerini belirttiler. Bu nedenle önceden bu hastalığın görülme sıklığı olarak bildiğimiz % 1 oranından biraz daha fazla sıklıkta görüldüğünü düşünüyoruz.

Tehlikeli mi?
Bu tür ağrılar, migren türü baş ağrılarının yakın akrabasıdır. Ancak nadiren bir beyin damar yırtılması bu tür ağrılara (ilk dakikalarda) yol açabilir. Kafa ya da beyin içinde kan birikimi gelişebilir ki bu durum ani ölüm nedenleri arasındadır. Cinsel ilişki baş ağrısı tanısı konulan hastalarda; bu duruma yol açabilecek diğer ölümcül nedenleri bertaraf edebilmek için, hiç olmazsa bir kez beyin MR incelemesi yapmak gerekir. Yine de zeminde ölümcül bir sorun bulunması olasılığı oldukça düşüktür.

İleri İnceleme Gerekir mi?
Cinsel ilişki baş ağrısının beyin kanaması ya da beyin damar yırtılması gibi ölümcül bir sorunun işareti olup olmadığının anlaşılması için MR ile beyin ve beyin damarlarının incelenmesi tıbben gereklidir. Hastalar tanının doğrulanması için bir nöroloğa başvurmalıdır.

Tedavi Mümkün mü?
Tedavisi oldukça basit ve ucuzdur. Migren kriz tedavisinde kullanılan ilaçlarla kolaylıkla yapılabilir. Bazı hastalarda ağrı orgazmdan hemen sonra olur ve birkaç saat dinlenme ile geçer. Nadiren, üç dört gün düşük şiddette devam ettiği görülebilir.

Çalışanlara 10 Altın Öğüt

Çalışanlara 10 Altın Öğüt

Yoğun iş günlerinde stres altındayken bu süreçleri yönetebilmek, zihni sakinleştirerek ona kulak vermekle mümkün. İşte işyerinizde zihinsel zindeliğiniz artırmak için 10 öneri.

Gün içinde binlerce veriyi işleyen zihnimizin zinde kalması, etkin karar verebilme, odaklanma, problem çözme ve stresle başa çıkabilmemiz için şart. SiZe Bütünsel Yaklaşım Kurucu Ortağı Sibel Yücesan, işteki sorumluluklarımıza sosyal hayatımızdaki sorumlulukların eklenmesiyle zihinsel zindeliğimizi yönetmenin daha da zorlaştığını belirterek çalışanlar için zihinsel zindeliği artıracak önerilerde bulunuyor.

Dünya üzerindeki bilginin yüzde 90'ının son 2 - 3 senede oluştuğunu bilerek zihnin ne kadar çok veriye maruz kaldığını ve bunun daha da artacağını öngörebiliriz. Bir kişinin günde ortalama 2 bin 600 kez mobil telefonuna dokunduğunu biliyor musunuz? Her zaman ulaşılabilir olmak, aynı anda çok şeyi düşünüp çok şeyi yapabilir olmak, işleri önceliklendirmek ve zihnimizde sürekli açık pek çok pencerenin olması sağlımız açısından pek de hayra alamet değil. Teknolojik gelişmeler ile bir kişi eskiye nazaran ortalama 10 kişilik iş çıkartıyor.

Londra'da bulunan Gresham College Profesörlerinden Glenn Wilson'ın araştırmalarına göre çoklu görevler bilişsel performansı olumsuz etkiliyor. Araştırma sadece bir işe konsantre olup yaparken, gelen kutusunda cevap bekleyen bir e-postanın bile etkin IQ'yu 10 puan olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor.

Günümüzde Zihinsel Zindeliği Geliştirmek Daha Zor

Beden zindeliği denince aklımıza "entrainer" etmek yani bedeni daha çok çalıştırmak geliyor. Zihin için ise bu tamamen geçerli değil. Peki zihin zindeliği dediğimizde aklımıza ne gelmeli? SiZe Bütünsel Yaklaşım Kurucu Ortağı Sibel Yücesan zihinsel zindeliği; etkin karar verebilme, odaklanma, problem çözme, kapasiteyi artırma ve stresle başa çıkabilme ile açıklayarak şunları söylüyor:

"Günümüzde sürekli bilgiye ve aktiviteye maruz kalan zihin için zindelik çok önemli ve bununla ilgili yapılabilecekler var. Zihinsel zindelik için odağımızdaki organımız beyin ve beynin herhangi bir kas gibi olduğunu, egzersizlerle güçlenebildiğini, zihin kapasitesinin artırılabilir olduğunu kanıtlayan sayısız araştırma var. Çok basit alışkanlıklarımızı farklılaştırarak beynimizi fazlasıyla güçlendirebilmemiz ve problem çözme kapasitemizi artırmamız mümkün."

Çalışanlar için 10 Öneri

Günümüzde yorgun ve yoğun olan zihnimiz ciddi stres altındayken bu süreçleri yönetebilmek, zihni sakinleştirerek ona kulak vermekle mümkün. Stresi doğuran en önemli faktör ise yoğun ajandalarımızdaki önceliklendirme eforu. Bu efor bizde endişe, kaygı, pişmanlık, üzüntü ve uyku bozukluğu yaratıyor.

SiZe Bütünsel Yaklaşım'ın iş yerlerinde zihinsel zindeliği artırmak için geliştirdiği ve işe yaradığı bilimsel olarak kanıtlanmış 10 ipucu şöyle:

1. Olumluya odaklanın: Zihnimizden günde 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçiyor. Bu düşünceler ne hakkındaysa hayatımız da ona göre şekilleniyor. Olumsuz düşüncelere kaçmak olumluya odaklanmaktan daha kolay ve beyin bunu öğrenince bir sonraki sefer daha kolay olumsuza odaklanabiliyor. Bu yüzden kendinizi olumsuz düşünceler arasında bulduğunuz anları fark edip olumlu düşünceleri bilinçli olarak seçin ve odaklanın.

2. Kendinize oksijen hediye edin: Bol ve temiz oksijen ile iyi uyku beyin için çok önemlidir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir. Mümkünse sık sık odanın penceresini açarak kendinize ve iş arkadaşlarınıza oksijen hediye edebilirsiniz. Bu mümkün değilse muhakkak binadan dışarıya kısa bir mola için çıkmayı alışkanlık haline getirin. Uyku sağlığınıza çok önem verin.

3. Beyninize yeni düşünme yolları tanıtın: Mesela ofisteki masanızın farklı bir alanını kullanarak çalışın. Veya düşüncelerinizi bilgisayara değil arada kağıda yazarak analiz edin. Kahvenizi karıştırırken ya da diğer günlük basit işleri yaparken sürekli kullandığınız elinizi değil diğer elinizi kullanın.

4. Meditasyon ve Mindfulness pratikleri öğrenin ve yapın: En az 5 - 10 dakika nefesinize odaklanmak zihninizi sakinleştirin. Meditasyon sırasında zihniniz hep bir yerlere kaçabilir ve düşünceler arasında gidip gelebilir. Bu son derece normaldir. Önemli olan zihin her kaçtığında tekrar tekrar onu şimdiki ana ve nefese odaklayabilmektir.

5. Her gün hayatınızın içinde kısa molalar yaratın: Mesela 10 dakikalık bir tatil yapın. Gözlerini kapatın, derin bir nefes alın, kendinizi deniz kenarında düşleyin. Güneşin sıcaklığını hissedin, dalgaları dinleyin, havadaki deniz kokusunu içinize çekin. Bu bir meditasyon aslında. Beyin kandırılabilir. Ne düşünürseniz, hayal ederseniz beyin onu gerçek olarak yaşar.

6. Sakinleşme teknikleri kullanın: Hayal edin, müzik dinleyin, kalkıp ofis içinde yürüyün, dışarıya çıkın, sevdiğiniz bir iş arkadaşınızla kahve için.

7. İş arkadaşlarınızı yakından tanımaya ve dostluklar oluşturmaya gayret edin: İş yaşamında da en önemli ihtiyacımız insan olduğumuzun hatırlanması, birilerinin bizi dinlemesi ve paylaşmak değil mi? Ayrıca sosyal destek alanları yaratmak da çok önemli unutmayın!

8. Gününüzü planlayın: Keşke yapmasaydım dedikleriniz ve keşke yapsaydım dedikleriniz neler? Bunlarla ilgili bir liste yapın. Bu stresi azaltıyor. Bir sürü plan, az zaman var. Listenizdeki her güne yapılacak en önemli üç madde ile başlayın. Bunları tamamladığınızda kendinizi tebrik edin.

9. Olaylara başkalarının bakış açısından bakmaya azami özen gösterin: Bizim olaylara bir bakış açımız var; kendimize göre inandığımız, inanmadığımız, arkasında durduğumuz veya sorguladığımız bir çok konu var. Bizim için zorluk yaratan durumlar karşısında acaba iş arkadaşımız, müdürümüz aynı durumda ne düşünürdü, nasıl tepki verirdi diye durup bir soralım. Onların gözünden olaylara bakıp farklı bakış açılarından duruma odaklanmak düşünce yapınızı saplandığı yerden çıkarıp size esneklik getirecektir.

10. Bol bol hareket edin: Atalarımızın dediği gibi: "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur." Fiziksel zindelik, zihinsel zindelik getirir. Ofis saatlerinde de bol bol hareket etmeye özen gösterin. Asansör yerine merdivenleri kullanın. Hafta sonlarında sosyalleşmeye hareketi katın.

Kavurduğunuzda yararından çok zararı var!

Kavurduğunuzda yararından çok zararı var!

Bazılarımıza kavrulmuş hali daha lezzetli gelse de fındığın çiğ olarak tüketilmesi gerekiyor.

Tam bir sağlık deposu olan fındık, beyin sağlığından mutluluk hormonlarına, diyabet riskini azaltmasından kanserden korumaya dek çok önemli faydalar sağlıyor.

Lezzetinin yanı sıra yapısında bol miktarda lif barındırıyor. Protein, karbonhidrat, antioksidanlar, B riboflavin, tiamin, niasin, piridoksin ve pantotenik asit gibi vitaminleri, kalsiyum, folat, çinko, potasyum, demir ve manganez gibi mineralleriyle sağlığımız açısından adeta bir hazine. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, çiğ fındıkla gelen 10 faydayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Fındığın çiğ olarak tüketilmesi durumunda besin değerlerinden çok daha fazla faydalanabiliriz. Fındığın kavrulma süresinin uzaması fındıkta besin kayıplarına sebep olurken, fındığın içerisindeki sağlıklı yağların hasar görmesine ve okside olmasına sebep olarak hücrelerimize zarar verebilecek serbest radikallerin oluşmasına sebep olabiliyor. Kavrulmamış fındıklar, kavrulmuş fındıklara oranla iki kat fazla antioksidan içerir. Bu nedenle fındık alırken çiğ (kavrulmamış) olmasına özen göstermeliyiz.

Çiğ Fındığın Sağlığımıza Kattığı 10 Fayda


1- Bağışıklığı kuvvetlendiriyor
Fındık yağı E vitamini açısından zengin bir kaynak. E vitamini, kırmızı kan hücrelerinin parçalanmasını önleyerek anemi riskini azaltıyor. Doğru kan dolaşımı, ateş, soğuk algınlığı ve diğer hastalıkların oluşma riskini azaltarak bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

2- Sinirleri sağlamlaştırıyor
İçerdiği besin öğeleriyle tam bir sağlık deposu olan fındık, B6 vitamini açısından da zengin. B6 vitamini; elektrik sinyallerinin hızını ve verimliliğini artıran ve sinir sisteminin düzgün şekilde çalışmasını sağlayan, sinirin kılıfı olan miyelinin yaratılması için gerekli bir vitamin olarak biliniyor. Ayrıca sinir sistemimizin sağlıklı bir şekilde işlev gösterebilmesi için seratonin, melatonin ve epinefrin gibi hormonların salgılanması B6 vitamininin desteği ile oluyor.

3- Çiğ fındık beyin sağlığını koruyor
Fındıkta, protonosiyanidinler, kersetin ve kaemferol gibi fitopkimyasal maddeler bulunuyor. Bu proantosiyaninler 'flavonoidler' olarak adlandırılan bir gruba ait. Flavonoidler beyin sağlığını destekleyebiliyor. Ayrıca triptofan ve izolosin aminoasitlerinden zengin olduğundan zihinsel ve psikolojik olarak kişinin kendisini daha iyi hissetmesini sağlıyor.

4- Tok tutuyor
Fındıktaki protein, lif ve yüksek yağ kompozisyonu, tokluk hissini artırıyor, bu da aşırı yemeyi önlerken yüksek kalori alımına karşı koruyor. Ancak gereğinden fazla fındık tüketimi, tam tersi etki yaparak kilo artışına yol açıyor! Çünkü fındığın enerjisi oldukça yüksek. 1 avuç fındık yaklaşık 25 grama, o da 150 kaloriye denk geliyor. Porsiyon miktarına dikkat etmek önemli. 1 porsiyon 6-7 adet çiğ fındığa denk geliyor.

5- Diyabet riskini azaltıyor
American Journal of Clinical Nutrition'da yayınlanan 2015 çalışmasında, diyabetlilerde düzenli olarak fındık tüketimi olduğunda daha güçlü bir etki sağladığı, diyabetik olmayanlara göre daha düşük kan yağlarına sahip olduğu görülüyor. Diyabetliler günlük diyetlerine fındık eklediklerinde glukoz intoleransında iyileştirme oluyor.

6- Kötü kolesterolü düşürüyor
Fındık kalp sağlığını koruyan sağlıklı yağlar içeriyor. Oleik asit için iyi bir kaynak ki oleik asit kötü kolesterol (LDL) seviyesinin düşürülmesine yardımcı olurken, vücutta iyi kolesterolün (HDL) seviyesini yükseltmeye fayda sağlıyor. Düzenli fındık tüketimi kolestrolü yüzde 27 oranında düşürüyor. Bilimsel çalışmalar, düzenli olarak fındık tüketen kişilerin kalp krizinden dolayı ölüm riskini oldukça azalttığını gösteriyor. Aynı zamanda fındık demir, bakır, selenyum, magnezyum, potasyum, fosfor, çinko gibi minerallerin doğal kaynağı olduğu için kalp sağlığını koruyor.

7- Kansere karşı koruyor
Kanserli hücrelerin gelişimine neden olan faktörleri ortadan kaldırdığı düşünülen fındık, aynı zamanda vücuttaki kötü niyetli hücreleri yok etmeye yardımcı olarak kanser olasılığını önlüyor. Fındıkta bulunan bir bileşik olan beta-sitosterol meme ve prostat kanseri riskini azaltıyor.

8- Kabızlığı önlüyor
Fındıktaki yüksek lif içeriği, bağırsak sağlığı için oldukça yararlı bir rol üstleniyor. Yüksek lif tüketimi bağırsak hareketlerini aktif hale getirip, sindirim sisteminin işini kolaylaştırdığından, günlük yeterli miktarlarda çiğ fındık tüketimi kabızlığın tedavisinde kullanılabiliyor.

9- Kasları güçlendiriyor
Magnezyum, vücuda giren ve çıkan kalsiyum miktarının düzenlenmesinde çok önemli bir rol oynuyor. Doğru miktarda kalsiyum kas kasılmalarını oluşturuyor ve kasların ihtiyaç duyulmadığında dinlenmelerine izin veriyor. Magnezyum, bu sayede kas gerginliğini azaltıyor ve kas yorgunluğunu, spazmı, kramp ve ağrıları önlemek için mücadele ediyor. Yüksek magnezyum seviyeleri aynı zamanda kas gücünü artırmaya yardımcı oluyor.

10- Erken yaşlanmayı engelliyor
Fındıkta bulunan antioksidanlar, cildinize zarar verebilecek serbest radikallerle mücadele ederek, cildin daha sağlıklı görünmesine yardımcı oluyor. Aynı zamanda UVA/ UVB ışınlarının neden olduğu deri kanserinden cildi koruyor. Antioksidanlarla birlikte flavanoidler cilt hücrelerinin rejenerasyonunu uyarıyor. E vitamininin de desteğiyle ölü hücreleri ortadan kaldırarak daha sağlıklı ve daha genç görünümlü bir cilt sağlıyor.

14 Aralık 2017 Perşembe

1983’ten beri hayatımızdalar: Bilgisayar virüsleri

1983’ten beri hayatımızdalar: Bilgisayar virüsleri

Dijital cihazları hedef alan virüsler, artık yaşadığımız çağın olağan bir gerçeğine dönüşmüş durumda. Ancak 1983’ten önce böyle bir kavram yoktu. 

‘Bilgisayar virüsü‘ adını ABD’li matematikçi ve bilim adamı Professor Len Adleman'a borçluyuz. Adleman, ‘bulaşıcıdır ve çoğalır‘ tespitini yaptıktan sonra bu ismi koymaya karar veriyor. Antivirüs yazılım kuruluşu ESET, bilgisayar tarihine ilişkin geçmişte kalan ama günümüzün dijital güvenlik sistemlerine ışık tutan önemli bir ayrıntıyı hatırlatıyor.

Profesör Len Adleman'ın öğrencisi Fred Cohen, ABD’de Kaliforniya Üniversitesi‘nde bir çalışma deneyi olarak zararlı bir program oluşturdu ve Adleman’in incelemesine sundu. Gelecekte DNA Bilgisayarların (DNA Computing) babası olarak da tanınacak olan Len Adleman, o sırada bir moleküler biyoloji laboratuarı içinde gerçek HIV virüslerini araştırıyordu. Öğrencisinin programını incelediğinde benzerliği hemen tespit etti: Bu program, bulaştığı sistemde hızla kendisini çoğaltırken aynen gerçek bir virüs gibi davranıyordu.

Bulaşıcıdır ve çoğalır
Len Adleman, bu çalışmanın yapıldığı 3 Kasım 1983 tarihinde ‘bulaşıcıdır ve çoğalır’ diyerek, bu zararlı yazılımlara ‘Bilgisayar Virüsü (Computer Virus)’ adını verdi. Ve böylece tarihi bir saptama yaptı. Len Adleman'ın öğrencisi Fred Cohen de buna ilişkin çalışma tezinde virüslere ilişkin bu tanımı yaptı:
"Bir virüs, diğer programları, muhtemelen kendisinin evrimleşmiş bir sürümünü de içerecek şekilde değiştirerek enfekte edebilen bir programdır.”

Bilgisayar virüsleri artık hepimizi ilgilendiriyor
Dijital cihazların elimize sığabilecek kadar ufaldığı bir dünyada, bu kavram ve tanım artık herkesin gündeminde yer alıyor ve herkesi ilgilendiriyor. Len Adleman ve öğrencisi Fred Cohen’in çalışmaları, bilgisayar savunma tekniklerinin sürekli gelişmesine ve bilgisayar tehditleri üzerindeki araştırmalara yön verdi. Profesör Adleman, bunun bilgisayar bilimleri tarihi için bir köşe taşı olduğunu biliyordu ve sadece Dr. Cohen'i değil, öğrenci gruplarını da bu konuyu araştırmaya teşvik etti. Bu ilk çalışmaların birçoğu daha sonra antivirüs endüstrisi haline gelmenin temelleri sayılır.

Antivirüs dünyasına ve ESET’e de ilham verdi
Süreç içinde birçok uzman, araştırmacı, analist, eğitimci ve diğer uzmanlar bu büyüleyici alana katıldı ve bilgisayar tehditleri konusunda araştırma ve farkındalık üzerinde çalışmaya başladı.
Bundan birkaç yıl sonra da ESET, başarılı karşı önlemler geliştirmenin yollarını aramaya başladı. ESET’i kuran üç yetenekli genç, ünlü NOD yazılımını 1987’de hazırladı. ESET, o günden bu yana sürekli artan yenilenen, güncellenen ve zekileşen virüslere karşı 30 yıldır savaşmaya devam ediyor.

Dijital itibarı korumak için olmazsa olmaz 5 kural

Dijital itibarı korumak için olmazsa olmaz 5 kural

İnternette bir marka ya da kişi hakkında çıkan olumsuz, karalayıcı veya asılsız haberler dijital itibarı zedeleyebiliyor. Peki online dünyadaki saygınlığın yolu nereden geçiyor?

Dijital itibar markalar için büyük önem taşıyor. Günümüzde insanlar artık bir kişi veya kurum hakkında bilgi alabilmek için ilk olarak arama motorlarına başvuruyor. Arama motorlarında karşılaşılan en ufak bir olumsuz haber ise algıları doğrudan etkilemeye yetiyor.

Dijital dünyadaki olumsuz içerikler anlık tüketici davranışlarını doğrudan etkilerken, uzun vadede marka itibarını ve imajını sarsabiliyor. İnternette kişi, kurum ve markalar hakkında yapılan asılsız, küçük düşürücü ve karalayıcı haberler hızla yayılarak bilgi kirliliğine, kişi ve kurumların itibarının zedelenmesine ve istenmeyen durumların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Araştırmalara göre internette gördüğümüz olumlu yorum ve bilgileri 3 kişi ile paylaşırken, olumsuz haber, yorum ve bilgileri en az 7 arkadaşımıza iletiyoruz. Bu da imaj zedelenmesine yol açacak olumsuz haberlerin nasıl daha hızlı yayıldığını gösteriyor.

İnternette asılsız haberlerin kaldırılması konusunda faaliyet gösteren E-Koruma.net’in Genel Müdür Yardımcısı Esra Topal dijital itibarı korumak için olmazsa olmaz 5 maddeyi şöyle sıraladı:

1.Gizlilik sözleşmesi imzalayın: Bireysel veya kurumsal markanız ile yapacağınız işlemlerde çalıştığınız kurum ve kuruluşlarla mutlaka gizlilik sözleşmesi imzalayın. Bu sadece sizi değil çalıştığınız kurumları da güvence altına alacaktır. Fikir hırsızlığı ve şirket sırlarının yayılmasının önüne geçmek için gizlilik sözleşmesi büyük önem taşıyor. Sözleşme sayesinde hem bilgileriniz korunacak, hem de hukuki olarak korunma altına alınacaksınız.

2. Arama Sonuçlarını Kontrol Edin: Kullanıcıların bir marka veya kişi ile hakkında ilk bilgi edinme yeri arama motorlarıdır. Hakkınızda çıkmış olan olumlu veya olumsuz haberler, görseller veya videolar doğrudan satış ve itibar kanallarınızı etkileyecektir. Özellikle online alışveriş dışında satın alma kararı veren kişiler, arama sonuçlarındaki detayları inceleyerek mağazalarınıza ziyaret gerçekleştirebilir. Örneğin beyaz eşya satın almak isteyen kişiler çevrimiçi bir araştırmadan sonra fiziki olarak satın alma işlemini gerçekleştirebilmektedir.

3. Olmazsa Olmaz Sosyal Medya: Hakkınızda başkaları tarafından paylaşılmış veya kendi paylaştığınız her gönderinin dijital ortamda saklandığını unutmayınız. Kullanmış olduğunuz tüm sosyal medya hesaplarında aktif olmalısınız, olası bir krizde hemen haberdar olabilirsiniz.

4. Şikayet Yönetimi: Müşterilerinizden gelen olumlu veya olumsuz bütün isteklere cevap vermelisiniz. Müşteriler ile arasında duygusal bir bağ kuran firmalar şikâyet veya olası krizlerde daha az etkilenecektir. Şikâyetler sayesinde markanız için olumsuz olabilecek birçok durumu olumlu hale getirebilirsiniz. Yapılan şikâyetin düzeltilmesi hem sadık müşterilerinizi elinizde tutmaya, hem de yeni müşteriler kazanmanıza olanak sağlar. En önemlisi bir sonraki satın alma işleminde müşteri mağduriyet yaşasa bile çözüleceğinden emin olur, güven duygusu gelişir.

5. Alarm Oluşturma: Hakkınızda yapılan yorumları, yayınlanmış haber, görsel ve içerikleri takip edebileceğiniz alarm oluşturmanızı tavsiye ediyoruz. Böylelikle olumlu veya olumsuz yorumlara daha erken ulaşmanız mümkün olur. Hakkınızda yayınlanmış asılsız, karalayıcı, gerçeği yansıtmayan haberler için ise mutlaka işin ehli olan uzmanlara başvurun.

13 Aralık 2017 Çarşamba

Cepten konuşmada Avrupa şampiyonuyuz

Cepten konuşmada Avrupa şampiyonuyuz

Türkiye bu yılın ikinci çeyreğinde kişi başına 441 dakikalık aylık mobil kullanım süresiyle, ortalama 251 dakika konuşma süresinin olduğu Avrupa’da, en çok mobil konuşma yapan ülke oldu.

Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu’ndan derlenen verileri inceleyerek medya araştırması gerçekleştirdi. Ajans Press’in medyadan edindiği bilgilere göre Türkiye 441 dakikalık mobil kullanım süresiyle, en yakın rakibi Makedonya’ya(295) 146 dakika fark atarak Avrupa şampiyonu oldu. Ayrıca, Türkiye 2012 yılından beri Avrupa’da en çok mobil konuşma yapan ülke konumunda bulunurken, Türkiye’yi 295 dakikayla Makedonya, 271 dakikayla İtalya, 270 dakika ile de Romanya takip etti.

2017 yılının ikinci çeyreğinde mobil trafik 63,84 milyar dakika olurken, sabit trafik miktarı ise 1,91 milyar dakika olarak gerçekleşti. Gerçekleşen konuşma trafiğinin yüzde 93,2’sini mobilden yapılan konuşmalar oluşturdu.

PRNet’in medya analizinde, cep telefonları yıl içerisinde 32 bin 547 habere konu olduğu belirlendi. Son yıllarda elimizden düşürmediğimiz cep telefonları teknoloji bağımlılığının bir numaralı göstergesi olarak kabul edilirken, medyaya yansıyan haberlerdeki en dikkat çekici ayrıntı günde ortalama 6 saatten fazla mobil cihazları kullanıyor olmamız, telefona bakmak için uyanmamız ve tuvalete dahi cep telefonlarıyla gitmemiz oldu. Sosyal ağlar ise cep telefonu kullanımın artmasındaki en önemli faktör olarak belirtildi.

Google’da 2017’nin öne çıkan isimler belli oldu...

Google’da 2017’nin öne çıkan isimler belli oldu...

Google, her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkiye’de ve dünyada yükselen arama trendleri içeren listesini açıkladı.

Türkiye’de 2017 yılının en trend aramaları sıralamasında Genel kategoride “Milli Piyango”, “Stres Çarkı” ve “YSK”, sorular kategorisindeyse dizide konu edilen “Pestisit nedir?” ilk sıralarda yer aldı.

Küresel sonuçlarla ilgili Year in Search 2017 videosunda ise Nusret’in kendisine ve ünlü tuz atma hareketine de yer veriliyor.

Yılın Arama Trendleri 2017’nin Türkiye'de altı farklı kategoriden oluşan yükselen arama trendleri listelerinde ilk sırayı en çok aranan isimlerde geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz sanatçı Vatan Şaşmaz, diziler kategorisinde Game of Thrones, sorulardaysa “yemek tariflerinde de “Krep” aldı.



●Google’da 2017 yılında Türkiye’de “Nedir?” sorusuyla aranan ilk üç kelime “Pestisit”, “Varlık Fonu” ve “Chia Tohumu” oldu. Pestisit kelimesinin Ufak Tefek Cinayetler dizisinde kullanıldıktan sonra popüler olması dikkat çekiyor.

●2017 yılında en çok aranan diziler kategorisinde en başta yer alan Game of Thrones’u sırasıyla Fi ve İçerde dizileri takip etti. Diziler kategorisinde ilk 10 diziden 8’i Türk yapımı diziler olurken, ilk 10 dizi sıralamasında sondan giren Stranger Things ile birlikte sadece 2 yabancı dizi yer buldu. İlk 10 sıralamasındaki yerli diziler, dördüncü sıradan itibaren Kalp Atışı, İsimsizler, İstanbullu Gelin, Siyah Beyaz Aşk, Şevkat Yerimdar ve Söz oldu.

●2017’nin lezzet trendleri hakkında ipuçları içeren Yemek kategorisinde ilk üç sırayı tatlı ise “krep”, “aşure” ve “güllaç” aldı. Yani, 2017’de tatlı yedik ve Google’da da tatlı aradık.

● Bu yılın en çok aranan ilk üç şarkısı ise Çağatay Akman’ın “Gece gölgenin rahatına bak”, Aleyna Tilki’nin “Sen olsan bari” şarkıları ile düğünlerin vazgeçilmezi “Erik dalı gevrektir” oldu.

Türkiye’de 2017’de Yükselen Genel Aramalar
1 - Milli Piyango 2017
2 - Stres Çarkı
3 - YSK
4 - e-okul
5 - Referandum Sonuçları
6 - Morpa Kampüs
7 - Bayram mesajları
8 - Altın fiyatları
9 - Katar
10 - Arakan

Türkiye’de 2017’de Yükselen Aramalar - İsimler
1 - Vatan Şaşmaz
2 - Filiz Aker
3 - İbrahim Erkal
4 - Harun Kolçak
5 - Cem Korkmaz
6 - Metin Hara
7 - Tayfun Talipoğlu
8 - Tarkan
9 - Aleyna Tilki
10 - Murat Başoğlu

Türkiye’de 2017’de Yükselen Aramalar – Diziler
1 - Game of Thrones
2 - Fi
3 - İçerde
4 - Kalp Atışı
5 - İsimsizler
6 - İstanbullu Gelin
7 - Siyah Beyaz Aşk
8 - Şevkat Yerimdar
9 - Söz
10 - Stranger Things

Türkiye’de 2017’de Yükselen Aramalar- Yemek Tarifleri
1 - Krep
2 - Aşure
3 - Güllaç
4 - Enginar
5 - Kuymak
6 - İçli Köfte
7 - Mücver
8 - Pankek
9 - Trileçe
10 - Humus

Türkiye’de 2017’de Yükselen Aramalar- Nedir?
1 - Pestisit
2 - Varlık Fonu
3 - Chia Tohumu
4 - Başkanlık Sistemi
5 - Kara Cuma
6 - Kuching Sendromu
7 - Youtuber
8 - Kodlama
9 - Stalk
10- Sübye

Türkiye’de 2017’de Yükselen Aramalar - Şarkılar
1- Gece gölgenin rahatına bak
2 - Sen olsan bari
3 - Erik dalı gevrektir
4 - Yolla
5 - Canavar
6 - Yorumlardan Şarkı
7 - Koştum hekime
8 - Kıymetlim
9 - Muhbir
10 - Ateşle Oynama

11 Aralık 2017 Pazartesi

Açık havada egzersiz yaparken dikkat!

Açık havada egzersiz yaparken dikkat!

Havaların soğumasıyla birlikte açık havada geçirilen zaman da azalıyor. Oysa açık havada yürüyüş yapmak, koşmak ve bisiklete binmek gibi egzersizler bağışıklığı güçlendiriyor.

Açık havada yapılan egzersizler hem bağışıklık sistemini güçlendiriyor hem de mevsimsel depresyonu engelliyor, ayrıca sağlıklı ve formda kalmayı da sağlıyor. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yıldız Erdoğanoğlu, soğuk havalarda spor yaparken dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat çekerek, soğuk havada doğru egzersiz yapmanın püf noktalarını paylaştı.

İşte soğuk havada doğru egzersiz yapmanın 10 kuralı:

Kat kat giyinin: Soğuk havalarda ilk dikkat etmeniz gereken konu, vücut ısınızın fazla düşmesine engel olmak. Egzersiz yaparken, adeta bir soğan gibi ince ve kat kat giyinmek, teri emen ve hava almaya izin veren kumaşlardan yapılmış giysiler seçmek uygun olur.

Şapka takın: Dizlerinizi, ellerinizi, baş, boyun ve omuzlarınızı soğuktan koruyun. Araştırmalar, vücut ısısının %30'luk büyük bir bölümünün baş kısmından kaybedildiğini gösteriyor. Dolayısıyla şapka ve bere takma alışkanlığı edinmek önemli.

Ayakkabılarınızı kurutun: Yağmurlu havalarda egzersiz sonrası, ayakkabılarınızın bir sonraki egzersize kadar mutlaka kurumasını sağlayın. Tabanı ıslak ve nemli kalmış ayakkabılar kuru ayakkabılara oranla daha fazla darbe emer.

Isınmak için acele etmeyin: Egzersize yavaş yavaş başlayın. Vücudun egzersiz için doğru çalışma sıcaklığına gelmesi kış aylarında daha fazla zaman alır.

Burnunuzdan nefes alın: Soğuk havanın, solunum yollarınızda tahrişe yol açmaması için burundan nefes alın. Böylelikle hava, ciğerlerinize ulaşıncaya kadar ısınmış olur.

Su tüketimini ihmal etmeyin: Sıvı tüketme ihtiyacı soğuk havalarda daha az olsa da yine de vücudunuzun susuz kalma olasılığı vardır. Egzersize başlamadan önce bir bardak su, egzersiz sonrası ise bir bardak sıcak içecek tüketin. Gün içerisinde ise 8-10 bardak su için.

Güneş ışığından faydalanın: Soğuk havalarda özellikle öğlen ve öğlenden sonra saatlerini tercih edin. Bu, hem kemikleriniz hem de bağışıklık sisteminiz için oldukça önemli olan D vitamini üretmek için daha fazla güneş ışığı depolamanızı sağlar.

Kilo almamaya dikkat edin: Beslenmenize dikkat ederek deri altı yağ dokunuzu artırmayın. Deri altı yağ dokusu fazla olan kişilerin soğuğa dayanıklılığı bir avantaj gibi gözükse de söz konusu egzersiz olduğunda tam tersi geçerlidir. Amacınız egzersiz esnasında hep sıcak kalmak ise formda olmanın fazla kilodan daha avantajlı olduğunu bilin.

Hava çok soğuk ise spor için açık alanları tercih etmeyin: Soğuk havada ve açık alanda egzersiz yaparken vücudunuzun sesini mutlaka dinleyin ve kritik sınır olan eksi 10 derecenin altındaki hava koşullarında egzersiz yapmak için açık alanları tercih etmeyin.

Yorgun ve hastayken egzersiz yapmayın: Yorgun ve hasta hissediyorsanız veya yüksek ateş ve enfeksiyon durumunda egzersizi sonlandırın. Kronik bir hastalığınız var ise soğuk havaların hastalığınız üzerindeki etkilerini mutlaka doktorunuza danışın.