27 Mayıs 2018 Pazar

Stres ve aşırı heyecan kalp ritmini bozuyor!

Stres ve aşırı heyecan kalp ritmini bozuyor!

Aniden içinizin boşaldığını, kalp atımı başta olmak üzere her şeyin hızlandığını ya da ara ara düzensizlik olduğunu hissediyorsanız kalbinizde aritmi olabilir. 

Sıklıkla ileri yaşta ortaya çıkmakla birlikte her yaş grubunda görülebilen aritmiye kimi zaman stres kimi zaman da kalp kapak problemleri ya da romatizmal kalp hastalıkları yol açabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü'nden Doç. Dr. Oğuz Yılmaz, aritmi ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Vücuttaki kalsiyum ve potasyum oranı kalp ritmini etkiliyor

Kalbin belli bir ritimde çalışması gerekir. 60 saniye içinde belirli sayıda kalp atımının, düzenli şekilde gerçekleşmesi büyük önem taşır. Aksi durumlar kalbin performansını olumsuz yönde etkiler. "Aritmi" olarak tanımlanan bu tablonun ortaya çıkmasında da farklı nedenler rol oynar. Aritminin temelinde yapısal bozukluklar olabilir. Sıklıkla kalp kapaklarında bozulmalara, kalbin odacıklarında büyümelere rastlanır. Öte yandan vücuttaki elektrolit dengesizliklerinden dolayı potasyum oranının yüksek olması, kalsiyum oranlarının farklı, düşük veya yüksekliği de kalp ritmini etkileyebilmektedir.

60 yaş üzeri her 10 kişiden birinde görülüyor

Kalp ritminde bozulma, her bireyin başına gelebilecek bir rahatsızlıktır. Farklı türlerde ortaya çıkan aritmiler içinde en sık atriyal fibrilasyona rastlanır. Toplumun yüzde 0,5-2'sinde görülmektedir. Yaş ilerlediğinde bu oran yükselir. 60 yaş üzeri popülasyonda yüzde 10'dan fazla oranda atriyal fibrilasyona rastlanmakla birlikte özellikle ileri yaştaki hasta grubunda bu rahatsızlık başka problemlere de yol açabilmektedir.

İlk ve en temel belirti "çarpıntı"

Aritmi, en sık çarpıntıyla belirti verir. Çünkü insanlar normal hızda kalp atışlarını fark etmez ama aksi bir durumda hissedilebilir. Genellikle alkol tüketimi, aşırı heyecanlı veya stresli durumlarda kalp atışının son derece hızlı olduğu fark edilir. Hastaların birçoğu birkaç dakika boyunca koşuyormuş gibi atımının hızlandığını, buna bağlı olarak bir anda kalp kasılma performansı da azaldığından tansiyon düşüklüğüyle birlikte çarpıntı ve baş dönmesi hissedebilir. Böyle bir durumda özellikle araç kullanan kişiler baş dönmesi, kontrol kaybı nedeniyle kaza yapabilmektedir.

Stres kalp atım hızında değişikliklere neden olabiliyor

Aritminin altında farklı sorunlar yatabilir. Bazen stres, bazen de organik rahatsızlıklar yani ciddi kalp kapak problemleri hatta romatizmal kalp hastalığı bu soruna yol açabilir. Dolayısıyla kişinin karşısına ne zaman ve ne türde bir sorun çıkaracağı bilinmeyen aritminin önemsenmesi gerekmektedir. Normalde kalp hızının dakikada 60-90 atım civarında olması gerekir. Ancak kişi durup dururken içinin boşaldığını, kalp atımı başta olmak üzere her şeyin hızlandığını ya da ara ara düzensizlik hissederse bunların önemli işaretler olduğunu bilerek, bir hekimle görüşmelidir.

Tanıda holter tetkiki önemli

Ritim bozukluklarının tanısında fiziki muayene en basit ve etkili yöntemdir. Çünkü kalp ritmi dinlenerek ya da hastanın nabzı ölçülerek sorunun yaşandığı an aritmi fark edilebilir. Ayrıca EKG de kalp ritmini gösteren önemli ve kolay ulaşılabilir bir tetkiktir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta aritminin gerçekleştiği an muayene olunması ya da EKG çekilmesidir. Ritim bozukluğu her zaman yakalanamayabilir. Çünkü bazen hiç olmaz bazen de üç-dört ayda bir ortaya çıkar ve yalnızca birkaç saniye sürer. Ancak insan hayatını etkileyen bir rahatsızlık olduğundan kesin tanı için 24 saatlik EKG olarak tanımlanan holter tetkiki yapılması büyük önem taşır.

Tedavisi kişiye özel planlanıyor

Tedavide farklı yöntemler uygulanır. İlk sırada medikal tedavi gelir. Bazı hastalarda cerrahiye de ihtiyaç duyulabilir. Bu grubu daha çok kalp kapağı veya kalp damarlarındaki darlık nedeniyle by-pass yapılacak olan hastalar oluşturur. Eğer bu rahatsızlıklara ritim bozukluğu da eşlik ediyorsa ablasyon tedavisi uygulanır. Aritmiye neden olan rahatsızlık bir elektrolit bozukluğuysa onu düzeltmek, sadece elektrik sisteminin bir bozukluğuysa buna yönelik ilaç tedavisi yapmak gerekir. Eğer bu yöntemlerle de yanıt alınamazsa kateter yöntemiyle, aynı anjiyografi gibi kasıktan girerek kalbe ulaşılır. Organdaki belli yerlerin yakılması yani ablasyon yöntemi uygulanır. Hastanın genel durumuna göre kateter ya da cerrahiyle uygulanan bu tedaviyle sonuç elde edilebilir.

Vücutta su azalmasının neden olduğu 10 hastalık!

Vücutta su azalmasının neden olduğu 10 hastalık!

Su tüketimi; böbrekler, kalp ve karaciğer başta olmak üzere bütün organlar için hayati önem taşıyor. 

Vücuda yeterli miktarda su alınmaması pek çok önemli sağlık sorununun yanında yorgunluk, dikkat güçlüğü ve hafıza bozuklukları gibi durumlara yol açabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Tülay Kadıoğlu, "22 Mart Dünya Su Günü" öncesinde düzenli su tüketiminin önemi ve suyun sağlık üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.

Yorgunluğunuzun kaynağı su içmemek olabilir

Sağlıklı bir insan vücut ağırlığının erkeklerde %60, kadınlarda ise %50'si sudan oluşmaktadır. Bu oran yeni doğan bebekler için %70 seviyelerine çıkar. Beynin %95'i ve akciğerlerin de %90'ı sudur. Vücutta birbiri ile bağlantılı olan bütün sistemler suya ihtiyaç duyar ve yeterli su alamadığında görevlerini tam olarak yerine getiremez. Vücutta bulunan suyun %2 oranında azalması sonucu yorgunluk, dikkat eksikliği ve hafıza ile ilgili sorunlar ortaya çıkar. Gün boyu devam eden yorgunlukların en önemli kaynağı sıvı azalmasıdır.

Başka içecekler suyun yerini tutmaz

Hayati fonksiyonların sağlıklı bir şekilde yerine getirilebilmesi için yeterli miktarda suyun tüketilmesi gerekmektedir. Günde 8-9 bardak veya 2-2,5 litre su tüketmek vücudun su ihtiyacını karşılamaktadır. Suyun tadını sevmeyenler ya da mide bulantısı yaşayanlar; dilimlenmiş meyve dilimleri veya havuz, kereviz gibi sebzelerde suyu tatlandırabilir. Çay, kahve gibi içecekler vücuttan su atımını artırdığı için suyun yerine konulmamalıdır.

Böbreklerinizi su ile koruyun

Yeterli su tüketmemenin en önemli etkisi su ile beslenen böbreklerde görülmektedir. Vücutta oluşan üre, kreatin ve ürik asit gibi zararlı maddeler su ile seyreltilip böbreklerden atılır. Yeterli su miktarının olmaması idrar akımını yavaşlattığı için idrar yolu iltihapları ve böbrek taşları, ilerleyen durumlarda ise böbrek yetmezlikleri oluşabilmektedir.

Su içmek için susamayı beklemeyin

Gün içerisinde susamadan su içilmesi yeterli miktarda su alınmasına yardımcı olur. İdrar rengi gün içerisinde yeterli su içip içilmediği hakkında fikir verir. Koyu renk ve kıvamda bir idrar vücudun suya ihtiyacı olduğunun en önemli göstergesidir. İdeal su miktarının kişinin gün içerisinde yaptığı aktivitelere, hava sıcaklığına bağlı olarak dengelenmesi önerilmektedir.

Cildin nem kaynağı, su!

Vücudun en büyük organı derinin suya ihtiyacı da büyüklüğüyle orantılıdır. Dolaşım sisteminin deriye yeterli su getiremediği yani yeterli su tüketilmediği durumlarda hücre içi suyu azalarak derinin onarım hızı düşmektedir. Sağlıklı, yumuşak, nemli ve yaşlanmanın etkilerinin görülmediği bir cilt için günlük su tüketimine dikkat edilmesi çok önemlidir.

Vücudunuz susuz kaldıysa…

Yeterli miktarda su tüketilmemesi, pek çok sağlık sorununa yol açabilir. Bunlar;

1 - Unutkanlık
2 - Konsantrasyon bozukluğu
3 - Baş ağrısı
4 - Kabızlık
5 - Saç dökülmesi ve kepeklenme
6 - Emziren kadınlarda süt azlığı
7 - Kas krampları
8 - Böbrek fonksiyon bozuklukları
9 - İdrar yolları enfeksiyonu
10 - Böbreklerde kum ve taş oluşumu


Kadınlar güven, Y kuşağı anlam arıyor

Kadınlar güven, Y kuşağı anlam arıyor

Kendilerini şirketin bir parçası olarak gören kadın çalışanlar, kurumlarında uzun vadeli gelecek planı yapmaya 5 kat daha yatkın. Y nesli ise kartvizitlerdeki unvanlara değil, eyleme değer veriyor.

Kurum kültürü gelişimi alanında sektör ve ölçek bağımsız tüm şirketlere mükemmel iş yerleri inşa etmeleri konusunda destek veren araştırma ve danışmanlık kurumu Great Place To Work Enstitüsü, Best Workplaces for Women araştırma sonuçlarını açıkladı. 400 bin kadın çalışanın katıldığı araştırma, kadınların iş hayatındaki rolüne ilişkin önemli verileri içeriyor. Liderlik, saygı, hakkaniyet, gelişim olanakları ve kişisel destek gibi faktörlerin değerlendirildiği ve en az elli kadın çalışanın istihdam edildiği şirketlerin yer aldığı araştırmaya göre, en iyi işveren şirketlerindeki kadın çalışanların yüzde 95'i şirketlerine güven duyuyor.

Kendilerini takımın gerçek üyesi hisseden kadınların kariyer planı daha uzun

Great Place to Work İletişim ve Pazarlama Müdürü Volkan Tarsus, iş hayatı ve sosyal yaşamda kadınların eşit muamele görmesi, daha güçlü olması ve daha iyi şartlarda varlık göstermesi için çalışan GittiGidiyor Women's Initiative Network'ün (WIN) düzenlediği panele katıldı. GittiGidiyor Genel Müdürü Öget Kantarcı'nın yönettiği, toplumsal cinsiyet eşitliğine ve iş yerinde cinsiyet çeşitliliğine dikkat çeken "Farkına Bakma, Farkına Var" başlıklı panelin katılımcıları arasında Betek Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Gözde Akpınar ve HP Türkiye Genel Müdürü Filiz Akdede de yer aldı. Paneldeki konuşmasında kadın çalışanlar özelinde gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları hakkında bilgi veren Tarsus, "Kendilerini şirketin bir parçası olarak gören kadın çalışanlar, kurumlarında uzun vadeli gelecek planı yapmaya 5 kat daha yatkın. Türkiye'deki şirketlerde bu oran 6,8 kata yükseliyor. Ayrıca kadınlar tarafından mükemmel bir iş yeri olarak tanımlanan iş yerlerinde, çalışma ortamındaki insani ilişkiler de olumlu yönde gelişiyor. Çalışanlarına ayrım yapmadan davranan şirketler, çalışan verimliliğini artırırken, ekonomik performanslarını yükseltiyor ve rekabette öne geçiyor." dedi.

Çalışanlara cinsiyete bakılmaksınız adil davranıldığını düşünenlerin oranı % 8

Cinsiyet ayrımı konusuna değinen Tarsus, sözlerine şöyle devam etti: "2017 yılında açıkladığımız Türkiye'nin En İyi İşverenleri listesinde yer alan 22 şirkette çalışan kadınların yüzde 87'si çalışanlara cinsiyetine bakılmaksınız adil davranıldığı konusunda hemfikir. Bu iş yerlerinde çalışan her 5 kadından 4'ü iş yerinde kendi olabildiğini söylüyor. 'Burada kendim olabiliyorum ve rol yapmama gerek yok.' diyen kadın çalışanların oranı % 82. 'Başkalarına burada çalıştığımı söylemekten gurur duyuyorum.' diyenlerin oranı ise % 86. 100 kadın çalışandan 72'si yöneticilerin kendilerine insan olarak değer verdiklerini ve onları sadece iş gücü olarak görmediklerini ifade ediyor."

Yaptığı işte anlam bulamayan Y kuşağının iş değiştirme olasılığı 3 kat artıyor

Best Workplaces for Millennials araştırmasına ilişkin verileri paylaşan Tarsus, yaptığı işte anlam bulamayan Y nesli çalışanlarının sadece yüzde 29'unun verimli olabildiğine dikkat çekti: "Araştırma bulguları, bu kuşağın iş değiştirme olasılığının X kuşağına göre 3 kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Araştırmada, çalışanlar arasında eşitliğin sağlanmasında belirleyici bir faktör olan güven duygusunun Y kuşağını daha fazla etkilediği ortaya çıktı. Araştırmadan elde edilen bilgilere göre, Y nesli için deneyimler, onlara verilen unvanlardan ve sözlerden daha inandırıcı. Bu nesil, yöneticilerin iş-yaşam dengesinden ya da yönetimin şeffaflığından söz etmelerini değil, bu değerleri günlük çalışma deneyimlerinde görmeyi talep ediyor. Bu taleplerin karşılandığı iş yerlerinde Y kuşağı, çeviklik ve yenilikçilik konularında 8 kat daha verimli oluyor."

25 Mayıs 2018 Cuma

Oruç tutarken nelere dikkat edilmelidir?

Oruç tutarken nelere dikkat edilmelidir?

Ramazan’ın neredeyse yarısına ulaştığımız şu günlerde oruca adaptasyon sağlanmaya başlandı. 

Bununla birlikte yaşam dengesindeki değişimden kaynaklanan bazı sorunlar da yaşanması mümkün. Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, 17 saate ulaşan açlık için iyi bir hazırlık yapmak, iftarda ya da sahurda denge bozacak gıdalardan uzak durmak gibi bazı önlemlerin gün içinde dayanıklı kalmaya yardımcı olacağını söylüyor ve çözüm önerilerini ise şöyle sıralıyor...

Uykusuzluk: Ramazan ayında en sık rastlanan sıkıntıların başında uyku düzeninin bozulmasına bağlı olarak yaşanan uykusuzluk geliyor. Özellikle iftar ve sahur arasındaki sürenin kısa olması, yanı sıra sahura kalkmak için uykunun bölünmesi nedeniyle ertesi gün açlık ve susuzluktan ziyade uykusuzlukla baş etmek durumunda kalınabiliyor. Bu sorunla karşılaşmamak için mümkün olduğunca erken yatıp yeterli uykuyu alarak güne başlamak gerekiyor. Bununla birlikte süresi ne olursa olsun kaliteli bir uyku geçirecek ortamın yaratılması da son derece önem taşıyor. Şartları uygun olan kişilerin öğlen arasında yapacakları kısa bir şekerleme uykusu da günün geri kalanını daha enerjik geçirmeye yardımcı olabiliyor.

Susuzluk: Oruç tutmak bedeni susuz bırakmak anlamına gelmiyor. Susuzluk yaşanmaması için iftar ve sahur arasında mümkün olduğunca su tüketimini artırılması önemli. Aksi takdirde, yetersiz su alımı ertesi gün daha yorgun hissedilmesinin yanında, sinirlilik ve kırılgan olmak gibi duygu değişikliklerine de neden olabiliyor. Bunu önlemek için iftar ve sahur arasında en az 2 litre su tüketmek, ayrıca çay, kahve, şekerli sıvılar ve enerji içecekleri gibi susuzluğu artırabilecek içeceklerden de uzak durmak gerekiyor.

Yorgunluk, halsizlik: Ramazan’da özellikle günün ikinci yarısında açlık hissiyle birlikte halsizlik ve yorgunluk şikayetlerinin artabildiğini söyleyen Dr. Kerim Çıkım, “Özellikle çalışmak zorunda kalanlar kişilerin enerjilerini gün içine dengeli yaymaları gerekiyor. Bunun için de aşırı enerjiden ve fiziksel yorgunluktan kaçınmak önem taşıyor. Enerjim var diye sabah saatlerinde fazlaca yorulmanın iftara kadar gücün yetmemesine neden olabileceğini unutmamak gerekiyor. Fiziksel gücü dengeli kullanmak, güç gerektiren işler yapılıyorsa da kısa molalar vermek bu konuda yardımcı olacaktır” diyor.

Kalp ve solunum şikayetleri: Gün boyu süren açlığın sonunda iftar sofralarında sıklıkla yapılan hatalardan biri de tüm yemekleri aynı anda ve hızlıca tüketmeye çalışmak oluyor. Ancak midenin bir anda dolması, gün boyu boş iken birden fazla çalışmaya zorlanması, sık sık nefes almaya, kalp atışının hızlanmasına yol açabiliyor. Hatta bu durum kalp krizine varacak derecede ciddi sonuçlar doğurabileceği için iftarda mümkün olduğunca yavaş yemeye dikkat etmek gerekiyor.

Sindirim problemleri: Açlık endişesiyle iftar ya da sahurda yanlış besinleri tercih etmek ve çok fazla yemek yemenin sindirim sistemi problemlerini de beraberinde getirdiğini söyleyen Dr. Kerim Çıkım, “Özellikle uykudan fedakarlık yapmamak için gece yatmadan yemek ve sahura kalkmamak tercih edilebiliyor. Ancak sıklıkla yapılan bu hata sindirim sistemini zorlayabiliyor. Halbuki zaten dolu olan mideye daha fazla gıda göndermek uzun süre tokluk sağlamayacağı gibi sindirim zorluklarına da yol açabiliyor. Gaz, şişkinlik, ağıza acı su ve/veya gıdaların geri gelmesi gibi sorunlar görülebiliyor. Bu nedenle kesinlikle sahura kalkmak, uzun sürecek açlık için sahurda protein ağırlıklı yiyecekleri tercih etmek gün boyu tok kalmanıza yardım edecektir. Bununla birlikte sindirim sorunları yaşamamak için kahvaltı şeklinde yemek iyi bir tercih olacaktır” diye konuşuyor.

Kabızlık: Ramazanda katı gıdalarla beslenmek, yeterli sıvı tüketmemek gibi nedenler kabızlığa yol açabiliyor. Tok tutması için tercih edilen ekmek, börek, kraker gibi gıdaları daha çok tüketmek barsak alışkanlığını değiştirebiliyor. Sonuçta karın ağrısıyla birlikte kabızlık kaçınılmaz oluyor. Önlemek için mümkün olduğunca alışık olunan beslenme düzeninde hareket etmek gerekiyor. Bununla birlikte, iftarda birden yemeğe başlamamak, önceliği sıvı gıdaları vererek yavaş yavaş tüketmek, ana yemekte salata, hafif zeytinyağlı yemekler ve arkasından çok şekerli olmayacak şekilde sütlü tatlıları tercih etmek de yarar sağlıyor. Sahurda ise kahvaltı şeklinde daha hafif, daha çok tok tutacak gıdalar tercih etmek ve yeteri miktarda su içmeyi unutmamak gerekiyor. Ayrıca iftar sonrası yapılacak kısa yürüyüşler de bağırsak hareketliliğini sağlamaya yardım edebiliyor.

İlaç kullanım saatlerini aksatmayın   
İlaç kullanmakla birlikte Ramazan için doktorundan “oruç tutabilir” onayı alan kişilerin ilaç saatlerini mümkün olduğunca aksatmamaları da son derece önem taşıyor. Tüm ilaçları iftarda aynı saatte ve tek seferde almaya çalışmanın en sık yapılan hatalardan biri olduğunu söyleyen Dr. Kerim Çıkım, “Bu durumda birbirleriyle etkileşim nedeniyle ilaç etki süreleri değişebileceği için fayda yerine zarar görebilirsiniz. İlaçların kullanım zamanları için, iftar açılınca hemen aç karına az miktarda su ile, iftardan sonra tok karına, gece yatmadan, sahur başlangıcı aç karına ve sahur sonunda tok karına ya da yatmadan önce olmak üzere çeşitli seçenekler olduğunu unutmayın. En uygun olanını doktorunuz ile birlikte kararlaştırın” diyor.

Yaşlı kullanıcıların yaklaşık 4’te 1’i İnternette Korumasız

Yaşlı kullanıcıların yaklaşık 4’te 1’i İnternette Korumasız

Gençlerin zamanının büyük bir kısmını internette geçirdiği biliniyor. Ancak bu konuda yalnız değiller. Yaşı daha ilerlemiş kullanıcılar (55 yaş ve üzeri) da dijital hayata her geçen gün daha fazla ayak uyduruyor. 

Ailenin diğer üyeleri ise bu kişilerin gerekli güvenlik önlemi almadığından endişeleniyor. Türkiye’de kullanıcıların %23’ü, yaşı ilerlemiş akrabalarını internetteki tehlikelere karşı korumak için hiçbir şey yapmıyor. Endişeleri aşmak için harekete geçilmediğinden, sevdiklerimiz tehlikelerle baş başa kalıyor.

İnternette yaptıklarımızın günlük hayatımıza etkisi her geçen gün giderek artıyor. Bu durum genç nesillerde olduğu kadar yaşı daha ileri kullanıcılar için de geçerli. Kaspersky Lab ve B2B International tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, 55 yaş ve üzerindeki kullanıcıların büyük bir kısmı (%84) evde günün birkaç saatini internette geçiriyor. Bu kullanıcıların %44’ü haftada en az 20 saat internete giriyor.

2017’nin ikinci yarısında yapılan ölçümlere göre bu yaş grubundaki insanların evinde, 2 bilgisayar ve 2 mobil cihaz olmak üzere, internet bağlantılı ortalama 4 adet cihaz bulunuyor.

İnternete bağlı olmanın çok sayıda faydası olsa da aile üyeleri yaşı ilerlemiş akrabalarının internette kendilerini korumak için gereken önlemleri almadığını düşünüyor. Türkiye’de kullanıcıların %56’sı internet kullanan yaşlı akrabalarının güvenliğinden endişe duyuyor. Araştırmaya Türkiye’den katılanların %57’si, ileri yaştaki akrabalarının bir internet tehdidiyle karşı karşıya kaldığını dile getiriyor. Bunların arasında internet dolandırıcılığı (%15), zararlı yazılımlar ve virüsler (%21) ve casus yazılımlarla izlenmek (%14) bulunuyor. Bu durum, korkuların yersiz olmadığını gösteriyor.

Ancak, yaşı ilerlemiş aile üyelerinin karşı karşıya kaldığı bunca tehdide rağmen duyulan endişeler insanların harekete geçmesine ve bu kişilere destek vermesine neden olmuyor. Türk katılımcıların %42’si ileri yaştaki akrabalarının cihazlarına bir güvenlik çözümü kurduğunu söylerken, yalnızca %29’u düzenli olarak bu kişilere internetteki tehditler hakkında bilgi verdiğini belirtiyor. %23’lük bir kesim ise yaşlı aile üyelerini internet tehditlerine karşı korumak için hiçbir şey yapmadığını itiraf ediyor. Bu da yaşı ilerlemiş kullanıcıların siber güvenlik saldırısına uğrama riskini artırıyor.

“İleri yaşlardaki kullanıcılar, siber suçlular tarafından saldırılara açık ve epey karlı hedefler olarak görülüyor. Bu nedenle zararlı yazılım, casus yazılım ve e-posta dolandırıcılıkları için bu kişileri hedef alıyorlar.” diyen Kaspersky Lab Ürün Pazarlama Başkan Yardımcısı Dmitry Aleshin, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sürekli gelişen bu tehditlerle mücadele etmenin tek yolu çok dikkatli olmak ve mobil cihazlar da dahil tüm cihazlara etkili bir güvenlik çözümü kurmak. Böylece, güvenlik risklerini azaltıp yaşı ilerlemiş aile üyelerini dijital dünyadaki rahatsızlıklardan koruyabilirsiniz.”

İnsanların internet üzerinde geçirdiği süre arttıkça siber güvenlik riskleri de daha ciddi hale geliyor. Bu nedenle herkesin en son siber tehditlere karşı korunduğundan emin olması gerekiyor. Bunu yapmanın bir yolu Kaspersky Total Security gibi araçlar kullanmak. Çok işlevli bir çözüm olan Kaspersky Total Security, insanların dijital yaşantılarının her bölümünü koruyabiliyor ve aynı anda birden fazla cihazın güvende kalmasını sağlayabiliyor. Böylece aile üyeleri, zararlı yazılım bulaşmasından veya kişisel verilerinin yanlış ellere geçmesinden endişe duymadan birbirleriyle iletişim kurabiliyor. Windows kullanıcıları tehlikeli dosyaları, websitelerini ve uygulamaları engelleyerek kişisel bilgileri koruyan Kaspersky Free’den ücretsiz olarak yararlanabilirler.

Hangi su daha iyi? Hazır şişe su mu yoksa musluk suyu mu?

Hangi su daha iyi? Hazır şişe su mu yoksa musluk suyu mu?

Hazır şişe su mu yoksa musluktan gelen şişelenmemiş içme suyu mu? Hangisi daha iyi?

Yaz sıcakları devam ediyor. Türkiye, yoğun şekilde terliyor! Bu, vücudumuzun sürekli olarak sıvı kaybettiği, kaybedilen sıvının da tekrar yerine konması gerektiği anlamına geliyor.

Yeterli sıvı almak, vücuttaki sıvı dengesinin korunmasında kilit önemde. Elbette, susuzluğu giderecek bir numaralı içecek sudur. Peki, içme suyunuzu elde etmenin en iyi yolu nedir? Şişeden mi yoksa doğrudan musluktan mı? Bunların her ikisine de konfor düzeyi, yaz zamanı serinletme faktörü ve çevre dostluğu açılarından meydan okunarak aralarında kıyaslama yapıldı.

Rahatlık düzeyi: musluğun tartışmasız zaferi

Su dağıtanlara telefon etmek, su getirmelerini beklemek, beklerken susuz kalmak, gelen ağır su damacanalarını taşımak ya da boş şişeleri geri dönüşüme atmak; günlük tavsiye edilen sıvı alım düzeyinin karşılanması yorucu olabiliyor. Bu yorgunluktan kurtulmak mümkün. Şişelenmemiş suyu doğrudan mutfak musluğundan elde etmek çok daha kolay ve dolayısıyla da, GROHE Blue Home su sistemi tüketiciler arasında giderek daha fazla tercih ediliyor. Sistem, bir mutfak bataryası ve entegre filtre ve CO2tüpü entegre edilen bir soğutucudan oluşuyor. Tek bir düğmeye dokunularak, mükemmel içme sıcaklığına kadar soğutulmuş, lezzetli filtrelenmiş, sodasız, hafif sodalı ve sodalı olmak üzere üç farklı tipte su tedarik ediyor.

Ferahlama etkeni: sodalı serinletici yaz içeceklerine iyi bir tat katmak

Susuzluğunuzu dindirecek bir bardak su iyi bir başlangıçtır, ancak bardağına biraz daha fazla heyecan koymak isteyenler, serinletici bir yaz içeceğini tercih etmeliler! Canınız ev yapımı limonata veya “SparklingSummer”, “Basil Julep” veya “Jungle” gibi saf bir GROHE Blue kokteyli mi çekiyor? Bu içeceklerin hepsi de ister sodasız, ister orta sodalı, isterse de sodalı olsun, soğutulmuş sudan yapılıyor. Bunların temel malzemesi olan suyun ise ferahlatıcı olduğu sürece şişeden mi yoksa musluktan mı geldiğinin bir önemi yok!

Çevre dostluğu: Gelecekteki halimiz, musluktan suya tam not veriyor!

Peki ya çevre? Gezegenimizin yavaşça plastik içinde boğulduğu göz önünde bulundurulduğunda, çevreyi kirleten olmayan plastik şişeler, gitgide kötüye giden bir sorunu temsil ediyor. Ancak, hepsi bu kadar değil. Tek bir litre şişelenmiş maden suyu üretmek için toplamda yedi litre su gerekiyor; ki bu sürecin gerektirdiği enerji maliyetleri ve salınan CO2’den bahsetmeye bile gerek yok. Buna karşılık, evdeki su kaynağı, en sürdürülebilir ve en yüksek kaynak tasarrufu ile ferahlamayı güvence altına alıyor. Her bir litre GROHE Blue suyu için ihtiyaç duyduğunuz tek şey yine bir litre su. İşte bu kadar! GROHE su sistemi Göttingen Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmaya göre CO2salımlarını da %60’ın üzerinde düşürüyor. Dolayısıyla, ev su sistemi, gelecekteki içme suyumuzu da sağlıyor.

24 Mayıs 2018 Perşembe

Sade ve zarif giyinmenin incelikleri

Sade ve zarif giyinmenin incelikleri

BAKMER söyleşilerinde konuşan modacı Rabia Yalçın; "Kadınların en büyük sıkıntısı gardıroplar ne kadar dolu olsa da bir şeyler giymek istediğimizde hiç bir şey bulamıyor olmasıdır" diyerek kadınlara alışveriş öncesi yapmaları gerekenleri anlattı

Sade ve zarif giyinmenin inceliklerinin konuşulduğu BAKMER söyleşilerinde Modacı Rabia Yalçın güzelliğin sırlarını Başakşehirli kadınlarla paylaştı. Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu'nun eşi Kübra Kartoğlu da söyleşiye katıldı.

Zarafet, giyim kuşamdan daha ön plandadır

Her zaman savunduğum bir gerçek vardır ne güzel kıyafet değil ne güzel kadın dedirtmek önemlidir yani zarafet giysiden kaynaklanmamalıdır diyen Modacı Rabia Yalçın; "Güzel bir ses tonu, nazik bir üslup, oturup kalkmasını bilen zarif insanlar her zaman giyim kuşamlarından daha ön planda görünür.

Maalesef günümüzde giyim konusunu hem tesettür hem de normal giyim için konuşuyorum büyük bir deformasyona uğrattık. İnancımız ve estetiği ayrı tutarak düşünürsek sokakta başı örtülü ancak dar pantolonlarla gezen kadınlarımızı estetik açıdan doğru bulmuyorum. Ayrıca eşarplarımızı bağlarken arkada kullanılan büyük topuzları da estetik ve anatomik açıdan doğru bulmuyorum." dedi.

Kıyafetler ve aksesuarlarda renk sayısı ikiyi geçmemeli

Renkler konusunda da estetiğin öneminden bahseden Yalçın, "Kadınlarımız maalesef çok vamp ve parlak renkleri tercih ediyorlar. Fosforlu renkleri kullanırken estetik durmasına dikkat etmeliyiz. Tüm dikkati bedenimize değil de o rengi kullanacağımız parçaya çekmemiz gerekiyor. Fuşya bir elbise ile gezinildiğinde ben sadece bir top kumaşın gezdiğini görüyorum. Eğer bu tarz iddialı renkler kullanmak istiyorsak bunu eşarbımızda, çantamızda ya da ayakkabılarımızda değerlendirmeliyiz.

Giydiğimiz kıyafetler ve kullandığımız aksesuarlarda renk sayısı ikiyi geçmemelidir. Mesela neşeli ışık saçan insanların renkli giyinmesi çok abartı duracaktır. Çünkü renk bir stardır kişilik olarak da ön planda iseniz bu dışarıya çok fazla yansıyacaktır" şeklinde konuştu.

Estetik, ev hanımlarının kendilerine çeki düzen vermesiyle başlar

Konuşmasında sporun önemini vurgulayarak devam eden modacı şunları söyledi: "Estetik aslında ev hanımlarının kendilerine çeki düzen vermesiyle başlıyor. Anne olduktan sonra duruşlarda, giyimde meydana gelen bakımsızlığın, atıllığın ortadan kalkarak sosyal dünya da yer almalıyız. Güzellik ve estetik dediğimiz olay bedenden ve dik durmaktan başladığı için hareket ve spordan uzakta yaşamamalıyız. Ağrıyan bir vücut, gülmeyen bir yüz varsa eğer en muhteşem modacı ile de çalışsanız giyeceğiniz kıyafet bir şeye benzemeyecektir" dedi.

Alışveriş öncesi dikkat edilmesi gerekenler

"Kadınların en büyük sıkıntısı gardıroplar ne kadar dolu olsa da bir şeyler giymek istediğimizde hiç bir şey bulamıyor olmasıdır" diyerek kadınlara alışveriş öncesi yapmaları gerekenleri de anlattı; Yalçın, "Burada yaptığımız en büyük hata alışverişe çıktığımızda indirim varsa beğendiğimiz her parçayı torbamıza atıyoruz. Mesela ben senede iki kere alışveriş yaparım yaz ve kış aylarına girerken.

Alışverişe çıkmadan önce gardırobumu saatlerce incelerim nelerim eksik ya da var olan parçaları ne ile tamamlayabilirim diye. Mevzu dolabınızı doldurmak değil var olanlarla giyinebilmektir. Dolabımızda az ama kaliteli malzemeler bulunursa o kadar doğru olur."

Dünya mutfaklarının farklı salataları

Dünya mutfaklarının farklı salataları

Salata, artık her damak zevkine hitap eden çeşitleriyle birçok kişinin ana öğünü haline geldi. 

Yemeksepeti, bu trendi mercek altına aldı ve kullanıcılarının son 10 yılda verdikleri salata siparişlerini inceledi. Kullanıcılar; kinoa, ıspanak, enginar, börülce, karnabahar gibi eskiden salatalarda görmeye alışkın olmadığımız malzemelerle hazırlanan salatalar gözde lezzetler haline gelirken seçenekler arasında yosun salatasını dahi görebilirsiniz. 60 TL'lik Toscanini salatası fiyatıyla dikkat çekerken coleslaw salatası bu sene popülerliğini kaybetmesiyle göze çarpıyor. Her ne kadar dünya mutfaklarının farklı salataları yükselen trendini sürdürse de Türk halkı geleneksel lezzetlerinden vazgeçmiyor, çoban ve mevsim salataya olan sevdasını hep koruyor ve ilk iki sırada yer alıyor. Salata siparişleri 2011 yılında 13 bin adet iken, 2017 yılı sonunda ise 1 milyon 400 bine ulaştı.

Salata, Türk sofralarının her daim olmazsa olmaz oyuncularından biri. Son yıllarda ise birbirinden farklı malzemelerle hazırlanarak her damak zevkine hitap eden salata, sofraların yardımcı oyuncusu olmaktan çıkıp başrol oyunculardan biri olmaya başladı.

Yemeksepeti, birçok kişinin ana öğünü haline gelen ve restoran menülerinde de geniş yer bulmaya başlayan salatanın yükselen trendini mercek altına aldı ve kullanıcılarının son 10 yılı içeren salata siparişlerini inceledi.

Salata 5 bine yakın çeşidiyle rekor kırıyor

Salatanın yükselen trendinin en büyük göstergelerinden biri artan çeşit sayısı denilebilir. Yemeksepeti'nde geleneksel Türk salatalarının yanı sıra dünya mutfağından da tam 4.644 çeşit salata mevcut. 2018 yılının ilk 3 ayında her 2 restoranın birinden salata siparişi verildi. Salata siparişleri 2011 yılında 13 bin adet iken, 2017 yılı sonunda ise 1 milyon 400 bine ulaştı.

Her damak zevkine uygun salata

Siparişlerde, içerisinde bonfile, tavuk, peynir çeşitlerinin bulunduğu doyurucu salatalar dikkat çekiyor. Ayrıca kinoa, ıspanak, enginar, börülce, karnabahar gibi eskiden salatalarda görmeye alışkın olmadığımız malzemelerle hazırlanan salatalar da gözde lezzetler haline geldi. Hatta seçenekler arasında yosun salatasını dahi görebilirsiniz.

Dünya mutfağından bir lezzet olan Coleslaw ise listelerde popülerliğini kaybetmesiyle göze çarpıyor. Havuç, lahana, soğan ve mayonez gibi malzemelerle hazırlanan bu leziz salata, 2017'nin ilk üç ayında en çok sipariş edilen altıncı salata olurken 2018'in ilk üç ayında ise 52. sıraya gerilemiş durumda.

Salata çeşitleri arasında göze çarpan bir lezzet ise yüksek fiyatıyla Toscanini salatası. İtalyan mutfağına özel akdeniz yeşillikli salata, tedarik edilmesi zor malzemeler olan trüf mantarı ve trüf yağı ile hazırlandığı için ortalama 60 TL ile menülerde yerini alıyor.

Her ne kadar dünya mutfaklarının farklı salataları yükselen trendini sürdürse de Türk halkı geleneksel lezzetlerinden vazgeçmiyor, çoban ve mevsim salataya olan sevdasını hep koruyor. Salata liginin geçtiğimiz yıl da lideri olan çoban salata bu sene de liderliğini koruyor. Bizden bir lezzet olarak farklılaşan piyaz da yine popülerliğini kaybetmiyor ve dördüncü sıradaki konumunu koruyor.

Siparişler Günden Güne Artıyor

Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla formumuza dikkat etmeye başlıyoruz. Bu durum yemek siparişlerimize de yansıyor. Salata siparişlerinde mart ayında yılın geneline göre yüzde 25 artış yaşanıyor ve en yüksek rakamlarına mart, nisan ve mayıs aylarında ulaşıyor. Hafta sonuna kıyasla hafta içi daha çok sipariş edilen salatanın hafta içi sipariş sayısı hafta sonuna göre yüzde 30 daha fazla. Yaş aralığına bakıldığında ise salata en çok 29-33 yaş aralığındaki kullanıcıların tercihi oluyor.