19 Ekim 2017 Perşembe

Kilomuz karakterimizi ele veriyor

Kilomuz karakterimizi ele veriyor

Araştırmalara göre kaç kilo olduğumuz nasıl bir karakterimiz olduğu konusunda bazı fikirler veriyor.

Aşırı kilolu, içinden geldiği gibi davranan, rekabetçi, depresif ya da zayıf olarak belirlenen genel karakter profilleri mevcut. Peki ya siz bunlardan hangisi oluyorsunuz?

Burada içinden geldiği gibi davranan, rekabetçi ve duygusal olarak dengeli olmayan insanlardan söz etmek mümkün. Uzmanlara göre, bu karakterde insanlar genellikle hayatının belli bir dönemine ulaştıklarında aşırı kilolu oluyorlar.

"İçinden geldiği gibi davranan; dürtüsel" profil
Bir kişinin gelecekte kilolu olup olmayacağı ile ilgili en önemli belirleyici davranış o kişinin dürtüsel bir karakteri olup olmaması. Peki sebebi nedir? İçinden geldiği davranan insanlar çok kolay bir şekilde disipline ettikleri davranışlardan uzaklaşabilirler ve önden planlamış oldukları gelecek hesaplamalarını bir kenara atabilirler. Diyet yapmak gibi mesela. Halbuki sağlıklı bir yaşam ve fit bir vücut için kararlı bir şekilde egzersiz yapmaları, diyet uygulamaları gerekebilir. Ruh hali değişimlerinden dolayı yapması gereken şeyleri öteleyebilir, burada da spora gitme ihtiyacını sürekli ertelemesi gibi davranışlar görebilir. Canı başka bir şey isterse eğer, onu takip ederek diğerlerinden vazgeçebilir.

"Rekabetçi" Profil
Rekabetçi kimseler ders çalışırken daha fazla strese girerler ve bu da vücutlarında kortizol (stres hormonu) salgılanmasına neden olur, bu da kilolarını arttıran bir etkendir.

"Depresif" Profil
Sürekli kilo verip sonra da onları zamanla geri alma döngüsüne düşmüş olan kimseler genellikle duygusal sabitliği yakalayamamış, özensiz kimseler olarak bilinirler. Bu iki özellikleri de onların negatif hisler taşımalarına, dürtüsel davranmalarına, depresif düşünceler geliştirmelerine neden olur; dolayısıyla da kilo alırlar. Depresif insanlar iştahlarında da sürekli değişimler yaşarlar böylelikle bu ifade edilen kilo alma-kilo verme döngüsüne girmeleri de kolaylaşır.

"Zayıf" Profil
Özenli kimseler hayatları boyunca daha sağlıklı bir hayat sürüyorlar. Böyle kişiler genelde ince ve sağlıklı kişiler oluyor. Hayatları boyunca kilolarında çok fazla dalgalanma olmadığı biliniyor. Araştırmalara göre, özenli kişiler diğer konularda olduğu gibi fiziksel özellikleri konusunda da öz disiplin uygulayabiliyorlar ve kilo düzenini iyi bir şekilde yönetebiliyorlar.

Telefonunuzda kontrolü kaybetmeyin!

Telefonunuzda kontrolü kaybetmeyin!

Akıllı telefonlar, sadece iletişim aracı olmanın çok ötesine geçti. Her an yanımızdalar ve vazgeçilmez hale geldiler. Peki telefonumuza ne kadar güvenmeliyiz? Antivirüs yazılım kuruluşu ESET, "kontrolü kaybetmeyin" uyarısında bulunuyor.

Belki telefonunuzla eskisi kadar konuşmuyorsunuz bile. E-postalarınıza bakıyorsunuz, SMS atıyorsunuz, anlık mesajlaşıyorsunuz, yol yoğunluğuna bakıyorsunuz, bilmediğiniz yollar için rota çizdiriyorsunuz ya da sosyal medyada dolaşıyorsunuz.

Ne var bunda?
Halka açık bir ağ kullanmıyorsanız bir sorun yok. Kullanıyorsanız, ağ trafiğini gizlice izleyen pek çok siber saldırganın tehdidi altında olabilirsiniz. Maalesef başka rahatsız edici bilgiler de var. Örneğin Facebook sizi pek çok yerde takip ediyor. Ya da fitness uygulamaları vücudunuzu şekle sokmanıza yardımcı olurken nerede olduğunuzu da biliyor.

Bu konuda yapabileceğimiz bir şeyler var mı?
Evet var ama biraz gayret gerektiriyor. "Telefonunuz üzerindeki kontrolü kaybetmeyin" uyarısında bulunan ESET uzmanları, şunları öneriyor:

1) Wi-Fi ağlarını kontrol edin
Halka açık Wi-Fi ağlarını minimum risk ile kullanmanın yöntemleri var. Örneğin Wi-Fi adının gerçek olduğunu çalışanlardan birine sorarak kontrol edin. Akıllı telefonunuzun paylaşım özelliklerinin kapalı olduğundan emin olun ve bu tür açık ağlarda bankacılık uygulamaları kullanmayın.

2) Uygulamalarınızı kontrol edin
Uygulamaları kullanmadığınızda Wi-Fi ve bluetooth özelliklerini devre dışı bırakın. Sürekli "açık" yaşadığımız bu dünyada söylemesi yapmaktan kolay fakat gizliliğinize önem veriyorsanız yapmak zorunda olduğunuz bir fedakârlık. Ayarlarınızdan konum hizmetlerini de kapatabilirsiniz en azından nerede olduğunuz bilinmez. Son olarak her bir uygulama için ayrı ayrı gizlilik ayarlarını kontrol edin. Zaman kaybedeceksiniz ama değer.

3) Online bilgilerinize sahip çıkın
Her bir site için ayrı ayrı, uzun ve karmaşık güçlü parolalar oluşturun. İki faktörlü doğrulamayı kullanın. Özetle; çevrimiçi bilgilerinize sahip çıkın.
Sadece resmi kaynaklardan uygulama yükleyin ve verilerinize erişim izni istediklerinde düşünün. Her zaman ama her zaman yazılımlarınızı güncelleyin.

4) Mobil güvenlik yazılımı kullanın.
Siber suçlular için daha kıymetli olmaya başladı, çünkü telefondaki değerli veriler giderek artıyor. O nedenle bilgisayarınızı bir anitivirüs ya da internet güvenliği yazılımıyla nasıl koruyorsanız, akıllı telefonunuzu da güncel ve proaktif bir mobil güvenlik yazılımıyla öyle koruyun. ESET'in mobil güvenlik çözümü anitivirüs özelliklerinin yanında uzaktan kilitleme ve uzaktan siren gibi özellikler de sunuyor. https://www.eset.com/tr/home/products/mobile-secur...

5) Cihazınızı satarsanız, izlerinizi silin.
Telefonunuzu satmayı düşünüyorsanız, önce tüm verilerinizin gerçekten silinmesini sağlayın. Taşınırken banka kartı ve ev anahtarlarınızı yabancı birine vermezsiniz herhalde. Dijital yaşamda da aynı kural geçerli

Kredi Notu Neden Düşer?

Kredi Notu Neden Düşer?

Kredi başvuru sitesi Hesapkurdu.com’un araştırmasına göre kredi notu, birçok faktörden etkilenmekle birlikte ciddi anlamda bir düşüş olması için kredi veya kredi kartı ödeme düzenin bozulmuş olması ya da bankalara olan mevcut kredi borcunun çok fazla artmış olması gerekiyor.

Kredi Başvurusu Kredi Notunu Düşürür mü?
Kredi başvurusu yapmak kredi notunu düşürmez. Ancak çok fazla kredi başvurusunda bulunmak bankalarda olumsuz bir izlenim oluşturabilir. Bunun nedeni “diğer bankaların vermediği krediyi ben niye vereyim” şeklinde bankaların konuya doğrusal yaklaşımıdır. Şunu da belirtmek gerekir ki bankalar bu yaklaşımı genel olarak ayda 10 ve üzerinden kredi başvurusunda bulunmuş ve bunlardan ret almış kişiler için yapar. Yani ayda 2-3 kredi başvurusu yapmak bankalarda genel olarak olumsuz bir izlenim bırakmaz.

Kredi Notunu Oluşturan Bileşenler:

1- Ödeme Düzensizliği
Kredi ödeme düzeni mevcut kredi borç durumunu da etkilemesinden dolayı kredi notunun düşmesine etki eden en önemli faktördür. Ayrıca kredi notunda “düzenli ödeme” kavramı tüm banka kredi ödemleri için geçerlidir. Yani:
• Kredi ödemeleri,
• Kredi kartı ödemleri,
• Artı para (KMH) ödemeleri,
Bir gün gecikme bile kredi notunda geç ödeme olarak algılanır.

Yukarıda belirtmiş olduğumuz kredi ödemelerinden herhangi birinin son ödeme tarihi bir gün geciktirilse bile kredi notuna “geç ödeme” olarak yansır. Kredi notunda bir geç ödeme ise kredi notunu 200 puana kadar düşürebilir. Ayrıca bankaların son ödeme günü mesai bitiminde değil, saat 24’te (gece 12’de) sona erer.

2- Mevcut Kredi ve Kredi Kartı Borç Durumu
Kredi kartı borcunun da dâhil edildiği “kredi borç durumu” kredi notunu %35 gibi ciddi bir oranda etkiler. Ayrıca kredi borç durumu kişinin aylık gelirine göre hesaplanır. Örneğin aylık 3 bin TL düzenli geliri olan bir kişinin kredi ve kredi kartı borçlarının toplam için 50 bin TL’ye yakın bir üst kredi limit belirlenir. Kişi kredi borçlarını düzenli ödese dahi kredi borçları bu üst kredi limitine yaklaştıkça kredi notu düşer.

Bankalar açısından düzenli olarak ödense bile kredi bir “risk” anlamına gelir. Bunun için bu risk azaldıkça kredi notu hızlı bir şekilde yükselir. Kredi kartına olan toplam borcun azalması da bu doğrultuda kredi notunun yükselmesinde önemli etkenlerden biridir.

3- Yeni Alınan Kredi
Yeni alınan kredi ödeme belirsizliğinden dolayı bankalar açısından bir risk oluşturur. Bu riskin nedeni ise büyük ölçüde batık kredilerin ilk taksitlerde ödenmemeye başlanmasından kaynaklanır.

• İlk taksit ödemelerinden sonra kredi notunda hızlı bir yükselme olur.
Yeni alınan kredinin ilk taksit ödemlerinden sonra ise kredi ödeme belirsizliği azaldığı için kredi notunda hızlı bir yükselme olur. Ancak yeni alınan kredinin kredi notu üzerindeki etkisi %11 olduğu için yükselme de en fazla bu oran kadar olur.

• Yeni kredi kartı alımı veya kredi kartı limitini çok yükseltmek kredi notunu başlangıçta düşürebilir.
Kredi kartlarından yapılan alışverişlerin bir yerde kredi olması ve taksitli nakit avans çekilebilmesi gibi sebeplerden dolayı yeni alınan kredi kartları da yeni bir kredi olarak değerlendirilir. Bu sebeple yeni kredi kartı alımı veya limit yükseltmek başlangıçta kredi notuna ufak da olsa olumsuz bir etki yapabilir. Ancak aktif ve düzenli olarak kullanıldığı sürece kredi kartının kredi notunu yükseltmedeki en önemli etken olduğu da unutulmamalı.

4- Kredi Kullanım Yoğunluğu
Sık olarak kredi kullanılarak ödenmesi kredi notunu yükselten bir etkendir. Bunun nedeni daha önce kredi kullanmış ve bu kredilerini düzenli ödemiş bir kişinin kredi kullanmayan kişiye göre kredi ödememe riskinin genel olarak daha az olduğunun ön görülmesidir.

5- Diğer Faktörler
Belirtmiş olduğumuz temel bileşenler dışında kredi notuna ufak da olsa etki eden birçok faktör vardır. Ancak bu faktörlerin toplamda etkisi %9 gibi nispeten ufaktır. Bu faktörler tam olarak bilinmese de tahmini olarak otomatik ödeme talimatı verme, kredi kartı kullanma süresi, banka hesaplarına para giriş çıkış hareketleri gibi genel finansal işlemler kredi notunu etkileyebilir.

Kaynak: Hesapkurdu.com - Kredi Notu Neden Düşer?

​Ucuz zehir Flakka çıldırmış bir hayvana dönüştürüyor

​Ucuz zehir Flakka çıldırmış bir hayvana dönüştürüyor

2014 yılında Florida’da ortaya çıktı, 14 ayda 60 kişinin ölümüne neden oldu. Ölümlerin sürmesi üzerine ABD ve İngiltere’de yasaklandı. Dünyada gençler arasında hızla yayılan ‘Flakka’ isimli uyuşturucu sonunda İstanbul’a da ulaştı.

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, ‘zombi hapı’ olarak da bilinen Flakka hakkında şu bilgileri verdi:

“İlk kez Florida eyaletinde fark edilen Flakka adlı uyuşturucu, insan ve toplum sağlığını üst düzeyde tehdit eden, yüksek risk oranına sahip sentetik bir uyuşturucu... İri taneli, tuz görünümünde olduğundan "banyo tuzu" olarak da adlandırılıyor. Diğer uyuşturucular gibi kullanılan Flakka, psikolojik ve fiziksel etkileri açısından hem kullanan hem de yakınındakiler için tehlikeli, yıkıcı etkilere sahip...

BONZAİ SOYUTLUYOR, FLAKKA SALDIRGANLAŞTIRIYOR

Bonzai’ye karşı mücadele hala devam ederken, tüm dünyaya pazarlanmaya çalışan bu yeni uyuşturucu da Bonzai gibi ucuz uyuşturucular grubundan. Bundan anlamamız gereken tek şey var, fazla parası olmayanları, gençleri hedef alıyor. Sadece ucuz olması bakımından Bonzai’ye beziyor. Bonzai zehiri kişiyi dış dünyadan soyutlayıp kullananı kaskatı, kendinden geçme şeklindeki yıkıcı bir hale sürüklerken, Flakka adlı bu zehir, korkutucu dışa dönük eylemlere yol açıyor.

Daha çok gençleri hedef alıyor, çünkü isimlendirilmesinin de bu zehrin pazarlanma stratejisiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Son yıllarda "zombi" filmleri, dizileri, oyunları çok revaçta... "Zombi hapı" isminin verilmesi uyuşturucuya karşı merak ve ilgi uyandırma riski taşıyor, çünkü bu ucuz uyuşturucunun hedef kitlesi öncelikli olarak gençler. Gençler için zombiler 'eğlenceli' yaratıklar... Ülkemizde, geçtiğimiz ay İstanbul'da Brezilya'dan gelen bir kargoda ele geçirilen bu zehirden bahsederken, medya kuruluşlarının da dikkatli olması, mesela ‘zombi hapı’ olarak anılmaması gerekiyor.

AHLAKİ VE TOPLUMSAL DEĞER DUYGUSUNU YOK EDİYOR

Ayrıca yıkıcı etkileri nedeniyle etkisi altındaki insanlarda yüksek bir uyarıcı etkiye sahip... Beyinde aşırı miktarda dopamin salgılanmasını tetikleyen bir kimyasal zehir. Kullanıldığında yaşattığı halisülaysonlar ve paranoyayla birlikte, kişide üç dört insanla baş edebilecek bir enerji ortaya çıkartabiliyor, kullanan kişiyi vahşice saldırganlaştırabiliyor.

Ahlaki değerleri, toplumsal kuralları tamamen devre dışı bıraktıran bir etkiye sahip... Elbiselerini parçalayan, çırılçıplak sokakta koşan, bir ağaçla sevişmeye kalkan, bir çifti öldürüp yüzünü dişleriyle kopartan ABD'deki vaka haberleriyle dünya öğrenmiş oldu.

ÖLÜMCÜL BİR ETKİYE SAHİP

Flakka, yutulabilir, burundan çekilebilir ya da hap şeklinde kullanılabilir. Ayrıca esrar gibi diğer yumuşak uyuşturucularla kombine de edilebilir. Diğer bütün uyuşturucular gibi bağımlılığa yol açan ölümcül bir etkiye sahip. Ayrıca böbrek yetmezliğine neden olabilir ve kullanıcı için kalıcı diyalize ihtiyaç duyulur.

Flakka, Çin'de doz başına 5 dolara üretiliyor.”

Çalışanlarınızın işe getirdiği tehditlere dikkat

Çalışanlarınızın işe getirdiği tehditlere dikkat

Global güvenlik yazılımları şirketi Bitdefender Antivirüs tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, şirket içi sabotaj ve çalışan hataları bütün şirketler için hazırlıksız yakalanabilecekleri önemli bir risk olarak görülüyor. 

Dünyada 500 milyondan fazla kullanıcıyı koruyan Bitdefender Antivirüs, şirket yetkililerini siber güvenlik ile ilgili bilgi eksikliği olan çalışanların yarattığı riskler konusunda uyarıyor.

Global güvenlik yazılımları şirketi Bitdefender Antivirüs’ün ABD’de 1000'den fazla bilgisayara sahip işletmelerde görev alan 250 IT güvenlik satın alma profesyoneliyle gerçekleştirdiği araştırmaya göre, şirketlerin %43’ü dışarıdan bir saldırıya, %38’i veri açığına, %35’i içeriden birinin sabotajına, %35’i kullanıcı hatalarına ve %35’i de kimlik avı dolandırıcılığı gibi tehditlere karşı hazırlıklı değil. Şirketlerdeki IT karar vericilerinin %73'ü bir güvenlik ihlali durumunda şirketin ödemesi gereken maddi tazminattan korkarken %66'sı ise işini kaybetme endişesi taşıyor.

Cihazların güvenliği ve veri hırsızlığının ortak risklerinin yanı sıra, çalışanlar farkında olmadan şirket verilerini kötü amaçlı yazılımlara maruz bırakabilirler. Saldırganların bir şirketin en değerli varlıklarına erişmek için kullandığı en etkili silahlardan biri olan insan ihmalkarlığı hala yaygın olarak istismar ediliyor. Bilinçsiz bir çalışanın dikkatsizliğini ya da farkındalık eksikliğini kullanarak bilgi sızdırmaya çalışmak, şirketin ağ güvenliğini hacklemekten daha kolay ve daha etkilidir.

Kendi Cihazınızı İşe Getirin Ancak Tehditlerinizi Değil

Kişisel bilgisayarları iş yapmak için kullanmak hem işletme hem de çalışanlar için karşılıklı bir kazanç gibi görünür. Çalışanlar kendi cihazlarının rahatlığında çalışırken, işverenler de artan verimlilik ve düşük teknoloji maliyetlerinden yararlanırlar. ABD’de BYOD veya BYOT olarak adlandırılan “kendi teknolojinizi getirin” programları hem şirketlere hem de çalışanlara fayda sağlamakta iken birçok şirket hassas verileri etkili bir şekilde koruyan programlar tasarlamak için mücadele etmektedir.

Çalışanlara ait cihazlarda saklanan çok sayıda müşteri ve çalışan verisi, şirket sistemleri ve güvenlik duvarlarının ulaşamayacağı bir yerdedir. Bir çalışan, kendi dizüstü bilgisayarını, tabletini veya akıllı telefonunu kullanarak işle ilgili bilgileri sakladığında veya ilettiğinde işverenler kontrolü çoğu zaman kaybeder.

Çalışanlar ayrıca, şirket verilerinin güvenliği için kendi cihazlarının yazılım güncellemelerini uygulamakta başarısız olabilirler. Bu gibi güvenlik açıkları, şirket ağına geçit olarak hizmet edebilir. İşverenler, iş ile ilgili içeriklerin kişisel cihazlardaki kişisel içeriklerden ayrılması gerekliliğini düşünmelidir.

Çalışanlarınızı Veri Güvenliği Konusunda Bilgilendirin

Şirket içerisinden şanssız bir çalışan, bilgi güvenliği risklerini dikkatsizliğiyle artırabilir. Bu yanlışlıkla bir kimlik avı e-postasını tıklayarak, hileli bir kablosuz ağ kullanarak, tehlikeli web sitelerini ziyaret ederek ya da uçtan uca paylaşım yaparak meydana gelebilir. Şirket sistemlerine sızmanın en kolay yolu hedef odaklı oltalama saldırılarıdır.

Diğer riskli durumlar, bilgisayarları güvensiz bir kablosuz ağ üzerinden internete bağlamak, parola paylaşımı ve güvenli olmayan bir cihaz aracılığıyla iş yerinde çalışmak veya seyahat ederken çalıştığı cihazı kaybeden çalışanlardan oluşur. Bu nedenle, çalışanların internet temelli dolandırıcılıkları tanıması ve tehditlerden kaçınması şirket güvenliğini sağlamada hayati öneme sahiptir.

Siber Güvenlik Eğitimi Riski %90 Azaltabilir

IT departmanları şirket çalışanlarının eylemlerinin firmayı veri hırsızlığına nasıl açık hale getirebildiği ve siber güvenliği desteklemek için kişisel olarak ne yapabilecekleri konusunda eğitmelidir. Son araştırmalara göre, siber güvenlik eğitimleri ihlal riskini %90'a kadar azaltabilir.

Çoğu kuruluş kötü amaçlı yazılım, APT ve kimlik avı gibi tehditler konusunda daha çok endişe duymaktadır. Bu tehditlerin çoğunluğu doğrudan, yanlışlıkla ihlale izin veren veya talihsiz kullanıcıların sebep olduğu başka bir tehdit türü ile ilgilidir. Ancak çoğu şirket benzer tehditleri bu şekilde düşünmedikleri için geleneksel güvenlik önlemlerine odaklanır. Bu da saldırıları tespit etmek ve talihsiz çalışanların neden olduğu ihlalleri önlemek için yanlış yerlere baktıkları anlamına gelir.

Hassas Verileri Uzak Tutun

Katı güvenlik protokollerine ve gelişmiş kimlik doğrulama mekanizmalarına bağlı kalmak koşuluyla kritik ve hassas verilere yalnızca yetkili personel erişmelidir. İki faktörlü kimlik doğrulamasının yanı sıra, iki veya daha fazla kişi tarafından yetkilendirilmesi gereken büyük işlemler ve kritik sistemler mevcut ise finansal kuruluşlar için iki kişilik kimlik doğrulaması bile kullanılabilir.

Çalışanların en sık yaptığı hatalardan biri, istenmeyen kişilere hassas belgeler göndermektir. İnsanlar çalışma belgelerini kişisel e-postalara aktarır, bunları tüketici sınıfı dosya paylaşım sitelerine yerleştirir veya USB bellekler gibi çıkarılabilir ortamlara kopyalayabilir. USB bellekler zararsız görünse bile, birinin virüslü bir USB belleği ofis ağına bağlaması bir solucanı ağa yükleyebilir ve çoğaltabilir.

Güvenlik ihlallerini azaltmak için şirketler mülkiyet verilerine kimlerin erişebildiğini izleyebilecekleri güvenlik denetimlerini uygulamaya başlamalıdır. Son kullanıcı ayrıcalıklarını yönetmek ve izlemek, ayrıcalıklı erişim vermeden önce çalışanların çevrimiçi etkinlikleri hakkında arka plan kontrolleri uygulamak, daha iyi kontrol ve güvenlik için ağ ayrımı yapmak veri güvenliği için diğer gerekliliklerdir.

Faaliyetleri takip edilmesi gerekenler sadece normal çalışanlar değildir. Çok yetenekli sistem yöneticileri bile bazen hata yapar. Araştırma raporları, yanlış sistem yapılandırmalarının, zayıf yama yönetimi uygulamalarının ve varsayılan adların ve şifrelerin kullanılmasının en yaygın hatalar arasında yer aldığını göstermektedir.

18 Ekim 2017 Çarşamba

Su içemeyenlere öneriler

Su içemeyenlere öneriler

Vücudumuzun yaklaşık yüzde 75'i sudur. Suyun sağlıklı beslenmede çok önemli bir payı vardır. Suyun metabolik reaksiyonlar sonucu oluşan atık ürünler ve toksinlerin vücuttan atılarak sağlığımızın korunmasına katkıda bulunuyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Tamamlayıcı Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek "Dolayısıyla su bağışıklık sisteminin de önemli bir parçasıdır. Bunun için su günde ortalama 8-10 bardak olacak şekilde sade veya isteğe bağlı olarak sevilen sebze-meyvelerle karıştırıp aromalı bir şekilde de tüketilebilir" önerisinde bulundu.

Suya limon, elma, salatalık dilimi, nane veya çubuk tarçın eklemek gibi yöntemler suya aroma katar. Sade suyu az içenlerin tüketimlerini bu şekilde arttırabiliyorlarsa fayda sağlamış olacaklarını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek "Bitkiler taze olduğundan hücreler parçalanmadığı için hücre içi bileşenlerin suya geçmesi mümkün değildir. Bu bakımdan kesilme yüzeylerinde parçalanmış hücrelerin içerikleri suya geçerek aroma ve biraz etki sağlayabilir" açıklamasında bulundu.

Sadece aromalı su içmenin bir zararı yok
Sadece aromalı su içiyor olmanın herhangi bir zararı olmadığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Tamamlayıcı Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek "Kişi suyu nasıl içmekten keyif alıyorsa o şekilde içebilir. Şekerli, asidik veya hazır renklendirilmiş tozlar eklenmediği sürece istenen miktarda aromalı su tüketilebilir. Fakat suyun içine konulan sebze meyvenin çok iyi yıkanmış olması ve şeker/ şekerli gıda eklenmemesi gerekiyor. Günde toplam su ihtiyacı kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 8- 10 bardak" şeklinde konuştu.

Limonlu su tek başına zayıflatmaz
Kilo vermek için beslenme ve sporun önemli olduğunu belirten Tuba Örnek "Limonlu su tek başına zayıflatmaz. C vitamini içeriği yüksek olan limonun ancak egzersiz ve sağlıklı diyet yapan kişilerde zayıflamaya yardımcı olduğu bazı çalışmalarda görülmüştür" dedi.

Bir saatlik koşu hayatınıza 7 saat ekleyebilir

Bir saatlik koşu hayatınıza 7 saat ekleyebilir

Koşu, yaşam süresini uzatmak için en etkili yegane egzersiz olabilir. Yapılan yeni bir araştırmaya göre yavaş ya da seyrek koşsalar, hatta sigara içseler, alkol kullansalar veya kilolu olsalar bile koşucuların, koşu yapmayanlara kıyasla ortalama 3 yıl daha fazla yaşadığı bulundu. Diğer sporların hiçbiri insan ömrü üzerinde bu denli etkiye sahip değildi. Günlük beş dakika koşmak bile ömrü uzatıyor.

İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya Hastanesi'nden Opr. Dr. M. Melih Çiçek, Dallas'taki Cooper Enstitüsü'nde gerçekleştirilen, egzersiz ve ölüm arasındaki ilişkileri inceleyen araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

ERKEN ÖLÜM RİSKİNİ YÜZDE 40 AZALTIYOR

"Araştırmacılar, hızı veya kilometre oranı ne olursa olsun kişinin erken ölüm riskini neredeyse yüzde 40 oranında düşürdüğünü gördüler. Araştırmacılar sigara kullanmak, içki içmek, hipertansiyon ve obezite gibi sağlık sorunları geçmişini kontrol ettiğinde bile, koşunun ömrü uzattığını tespit ettiler.

Bilim insanları bu verileri kullanarak; araştırmalara katılan ve koşucu olmayan insanlar spor yapmaya başladıklarında, bu insanlar için ölüm riskinin yüzde 16 oranında, kalp krizi riskinin ise yüzde 25 oranında azaldığını buldular.

HAFTADA 2 SAAT KOŞU, ÖMRÜ 40 YILDA 3.2 YIL UZATIYOR

Araştırmacılar, Cooper Institute çalışmasındaki koşucuların verdiği raporlara göre, haftada 2 saat koşan birinin 40 yılda 6 ayı koşarak harcayacağını, ömrünün 2.8 ile 3.2 yıl arasında uzayacağını buldular.

Araştırmacılar somut olarak, bir saatlik koşunun, insan ömrüne istatiksel olarak ortalama yedi saat eklediğini bildiriyor.

Koşmak insanları ölümsüz yapmaz. İnsanlar ne kadar koşarsa koşsun ömre eklenen süre üç yılla sınırlı.

YÜRÜMEK, BİSİKLET SÜRMEK ÖLÜM RİSKİNİ YÜZDE 12 DÜŞÜREBİLİYOR

Bu arada araştırmacılar, diğer egzersiz çeşitlerinin de insan ömrünün uzaması açısından faydalı olduğunu fakat hiç birinin koşu kadar ömrü uzatmadığını keşfettiler. Yürümek, bisiklet sürmek gibi diğer aktiviteler koşu ile aynı eforu gerektirse de erken ölüm riskini sadece yüzde 12 oranında düşürebiliyor.

Erken ölüm riskine karşı, koşu eşsiz bir potansiyel oluşturuyor. Koşu, erken ölüme neden olan ekstra vücut yağı ve yüksek tansiyon gibi faktörlerle savaşıyor.

Ayrıca, koşu aerobik fitliği artırır ve aerobik fitlik, uzun vadeli sağlığın bilinen en iyi göstergelerinden biridir."

SADECE KOŞMAK YETMEZ SAĞLIKLI YAŞAM TARZI DA ÖNEMLİ

Araştırmanın, koşan kişilerin daha uzun yaşayan insanlar olduklarını kanıtladığını belirten Opr. Dr. M. Melih Çiçek, araştırmaya katılan koşucuların genellikle sağlıklı yaşam tarzları olduğuna da dikkati çekiyor.

Dizi izlemeye doyamıyoruz, tekrarları internette izliyoruz

Dizi izlemeye doyamıyoruz, tekrarları internette izliyoruz

Medianova'nın verilerine göre, televizyonda en çok izlenen program türü olan haberlerin yerini online platformlarda diziler alıyor. Popüler dizilerin televizyon yayınlarının ardından internete yüklenen tekrarları büyük ilgi görüyor.

Televizyon kanallarına internet yayını altyapısı sunan Medianova'nın verilerine göre, izleyicilerin dizi tutkusu online dünyada da devam ediyor. Haber ve haber programlarından sonra en çok izlenen yayın türü olan diziler yalnızca televizyonda değil, tekrarlarının verildiği online platformlarda da büyük ilgi görüyor.

En çok haber, en az belgesel izleniyor
İzleyicilerin en çok takip ettiği programlarda ilk sırayı, yüzde 70 oranla haberler ve tartışma programları alıyor. Özellikle kadınların en çok tercih ettiği program türü olan diziler total izleyicide ikinci sıraya yerleşirken, bunları gündüz kuşağı programları ve şans/bilgi yarışmaları takip ediyor. Son sırada yer alan program türü ise belgeseller.

Kadınlar dizileri ikinci kez kesintisiz olarak izliyor
Diziler ağırlıklı olarak kadınlar tarafından seyredilse de, erkek izleyiciler tarafından da ilgiyle takip ediliyor. Erkekler, haber/tartışma programları saatine denk gelen dizileri genellikle online'da tabletten izliyor. Kadınlar ise, ilk olarak televizyonda izledikleri diziyi reklamsız ve başka bir işle meşgul olmadan rahat bir şekilde takip edebilmek için bir kez de online'da seyrediyor.

İkinci televizyonların yerini, üçüncü ekranlar alıyor!
Türk izleyicisinin yalnızca izlediği programlar değil, yayın platformları da değişiyor. Medianova'nın araştırmasına göre, evlerdeki ikinci televizyonun yerini ikinci ve üçüncü ekranlar alıyor. Yani televizyonda haber programları izlenirken, dizilerin tekrarı tabletlerden, çizgi filmler ise cep telefonlarından takip ediliyor.

Mesainin son anlarında online TV'ler açılıyor
Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de, televizyon kanallarına ait internet sitelerinin trafiğinin, özellikle 16.00 - 17.00 saatleri arasında dikkat çekici biçimde artması. Bu durum, mesai saatlerinin sonuna yaklaşan çalışanların, online olarak televizyon izlemeye başladıkları şeklinde yorumlanıyor.