23 Şubat 2017 Perşembe

Her Daim Genç Kalmak Mümkün

Her Daim Genç Kalmak Mümkün

Her daim genç kalabilmek herkesin hayali. Aslında birkaç pratik öneriyle zinde ve enerjik hissetmek mümkün. Yapılan araştırmalar genç kalmaktaki en önemli şeyin kendini önemsemek, aileye vakit ayırmak ve bol kahkaha atmaktan geçtiğini gösteriyor. 

Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksoy genç ruhlu ve zinde bir şekilde yaş almanın püf noktalarını anlattı.

• Diyet bağımlısı olmayın: İnsanlar genelde birkaç parça meyve ya da sebzeyle sağlıksız diyetler yapıyor. Diyetinizi yaparken mutlaka bir uzmandan yardım alın, yiyeceklerinizi, hazırlayış şeklinizi değiştirin. Arkadaşlarınızla yemekte buluşarak sosyal hayatınızı hareketlendirin. Tabii kilonuzu ortalama bir yerde tutmayı ihmal etmeden. Diyetiniz hayat boyu yeme şekliniz olmalı. Pazartesileri veya haftanın belli gününde başlaması planlanan diyet programları başarısızlığa mahkumdur. Günde beş porsiyon meyve veya sebze yemeyi ihmal etmeyin.

• Yürüyüş yapın: Hava şartları izin verdiği sürece açık hava yürüyüşleri yapın. Tabii güneş ışınlarından korunmayı ihmal etmeyerek. Gün içinde en yarım saat tempolu yürüyüş yaparak hem fiziksel he de ruhsal olarak rahatlayabilirsiniz.

• Kahve yerine bitki çayı tercih edin: Kahvenin fazlası sağlık için yararlı değildir. Gün içinde pek çok sayıda kahve tüketiyorsanız 2 fincanı bitki çayıyla değiştirebilirsiniz. Meyve ve sebzeler önemli oranda antioksidan içerir. Antioksidanlar yaşlanmayı hızlandıran serbest radikalleri etkisiz hale getirir.

• Zeytinyağı tüketin: Zeytinyağının faydaları saymakla bitmiyor, ömrü uzatıyor, kalp damar hastalıklarına iyi geliyor, doğal bir anti aging etkisi yapıyor.

• Her gün bir porsiyon yeşil salata tüketin: Salatalarınızı yaparken çeşitli yeşillikler kullanmayı ihmal etmeyin. Salatalara ıspanak, semiz otu ve hindiba gibi sebzeler ekleyin. Yeşil yapraklı bitkiler, kalp ve kanser gibi hastalıklardan korunmaya yardımcı olan antioksidanla doludur.

• Sigara içmeyin: Sigara içmeyin ve sigara dumanı olan yerlerden uzak durun.

• Bronzlaşmayın: Güneşin ısı verme, D vitamini yapımı, insan psikolojisine olumlu etkisi gibi pek çok faydası var. Ancak son yıllarda ozon tabakasında oluşan incelme sonucu güneş ışınları yeryüzünü daha çok etkiliyor. Buna bağlı olarak güneş yanıkları, deri kanseri oluşumu, ışığa bağlı alerjik hastalıklar ve ışığa bağlı cilt yaşlanması riski artırıyor. Bu nedenle özellikle yaz aylarında güneşten bilinçli bir şekilde korunmak gerekiyor. D vitaminini üretmek için, dışarıda yapılan ve uzun süre güneşte kalmanızı gerektirmeyen aktiviteler yeterlidir. Unutmayın fazla güneş cildinizi yaşlandırır ve sizi daha yaşlı gösterir.

• Hayatınızdan kahkahayı eksik etmeyin: Her şeyi gereğinden fazla ciddiye alarak kendinize gereksiz dertler yüklemeyin. Bu sizi yıpratacak hatta yaşlandıracaktır.

• Aile candır: Yoğun iş hayatı, günlük koşuşturma içinde ailenize vakit ayırmayı unutmayın. Ailenizle birlikte oldukça ve bağlarınızı güçlendirdikçe kendiniz daha iyi ve zinde hissedecek, her türlü zorluğun üstesinden geldiğinizi göreceksiniz.

• Yüksek tansiyon, kolesterol ve diyabete dikkat edin: Kronik hastalığınız varsa kontrollerinizi sakın ihmal etmeyin. Ve hastalığınızla yaşamanın ipuçlarını mutlaka doktorunuzdan öğrenin.

• Kendiniz için ve çevreniz için iyi şeyler dileyin: Günümüz insanlarının en büyük sorunu hastalıkların oluşmasında büyük etkiye sahip olan stres ve depresyon. Yapılan araştırmalar inançlı olmanın ve dua etmenin olumsuz düşünceleri olumluya çevirdiğini gösteriyor.

• Hobi edinin: İş ve hayat sıkıntılarından kaçış için kendinize zaman ayırın ve sizi daha iyi hissettirecek ve arkadaşlarınızla paylaşabileceğiniz hobiler edinin

Kadınlar giderek erkekleşiyor mu?

Kadınlar giderek erkekleşiyor mu?

Son dönemlerde sosyal medya hesaplarında bazı ünlülerin paylaştığı ab crack görselleri yeni bir tartışmayı gündeme getirdi: Kadınlar neden kaslı vücut istiyorlar?

"Giderek daha kaslı bir vücuda sahip olmaya çalışan kadınlar en fazla karın kası çalışmaları yapıyorlar. Karın kasına ek olarak ab crack yani iki göğüs arasından başlayarak mide boyunca oluşan çukurluk için spor salonlarını dolduran kadınları görüyoruz. Manken Emily Ratajkowski'nin paylaştığı karın kası ve ab crack görüntülü vücudu ise, kadınların idolü haline geldi. " diyen Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur abcrack, karın kası ve kaslı bir vücuda sahip olmaya çalışan kadınları anlattı.

Konu tamamen imaj meselesi
"Karın kası estetiğini son 3-4 senedir çoğunlukla erkek hastalarımıza uyguluyor ve son derece başarılı geri dönüşler alıyoruz. Arada karın kası estetiğini talep eden, üstelik spor da yapan bayan hastalarımız da oluyordu. Fakat son dönemlerde kadın hastaların sayısı oldukça arttı. Bir de buna sosyal medyada boy gösteren ab crack görselleri eklenince, karın kasına ek olarak mide boyunca çukur hat şeklinde uygulamalar da yapmaya başladık. Kaslı vücut her zaman istenen ve estetik dışı olmayan bir görüntüdür aslında fakat kadın bedeninin her zaman yuvarlak hatlı, zarif ve gerektiği kadar yağlı olması sevilmiştir. Çünkü kadın zarafeti temsil eder, annedir, yumuşaktır, anlayışlıdır.

Bedeniyle değil, aklıyla savaşır, yener. Fakat günümüz dünyasında artan çalışan kadın sayısı, erkeklerden farkı olmaksızın her sektörde iş gücü potansiyeline sahip olmaları, kadınları da güçlü gözükmeye itiyor. Kısaca bir imaj meselesi diyebiliriz buna. Güçlü gözükme konusu da kaslı ve enerjik bir bedenden geçiyor. Bu sebeple spor yapan, enerjik gözükmeye çalışan, karın kası ve ab crack isteyen bayanların sayısı bu sebeple arttı" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, yaz döneminde pek çok kadın hastaya karın kası estetiği uygulaması yaptıklarını söyledi.

Canlı, enerjik, güçlü, istikrarlı ve yenilmez gözükmek
"Aslında kadınlar erkekleşmiyor, tek dertleri estetik bir beden içinde, canlı, enerjik, güçlü, istikrarlı ve yenilmez gözükmek. Bakın bana gelen hastalarım çoğu zaten spor yapan ama bir türlü istedikleri görüntüye karın kaslarında ulaşamayan kadınlar. Ab crack ve karın kası son derece istikrarlı bir beslenme düzeni, egzersiz ve antrenman disiplini ister. Yıllarca spor yapmak ve bu disiplini korumak gerekir. Estetik cerrahi bu konuda son derece pratik bir çözüm sağlıyor. Spor yapmaya vakit bulamayanlar ve karın kasına yönelik egzersizlerden cevap alamayanlar bayanlar, 1 saat içinde karın kası estetiği ile fit bir görüntüye kavuşabiliyorlar".

Karın kası ve ab crack nasıl yapılıyor?
"Hepimizin karın, göbek bölgesinde kas var. Fakat üzerine binen yağ tabakası yüzünden ve tabii kaslar çalıştırılmamışsa belirgin şekilde durmazlar. Karın kası estetiğinde amacımız bu kasların üzerindeki yağlara, kas şekli vermektir. Kullandığımız teknik liposculpture metodudur. Kasların hemen kıvrım yerleri üzerine gelen yağ birikimini inceltiyoruz. Bu şekliyle kaslı bir görünüm oluşuyor. Ab crack görüntüsü için de aynı şekilde mide üstüne gelen bölgeye uygulama yapıyoruz" diyen Cihantimur, kişilere istedikleri oranlarda karın kası ve ab crack görüntüsü verebildiklerini söyledi.

'Kırmızı etsiz bir yaşam sağlıklı değil'

'Kırmızı etsiz bir yaşam sağlıklı değil'

Her öğün et tüketmenin sağlık sorunlarına neden olabileceğini söyleyen Mahallenin Kasabı'nın Beslenme Uzmanı Gizem Şeber, "Kırmızı et, protein kaynağı olmasının yanı sıra, demir, B12 vitamini açısından önemli bir besin. Haftada üç gün düzenli olarak tüketilmeli" diyor.

Özellikle protein ağırlıklı diyetlerle birlikte, "Günlük et tüketimimiz ne kadar olacak?" sorusu sıklıkla aklımıza geliyor. Son zamanlarda ülkemizde en çok tartışılan konulardan da biri olan et tüketiminin ne kadar olması gerektiği konusunda uzmanlar da farklı farklı görüşlere sahip. Uzmanların bir kısmı tamamen et ağırlıklı beslenmemiz gerektiğini söylerken, bir kısmı ise etten uzak durmamız gerektiğini düşünüyor. Peki, hangisi gerçekten doğru?

Nostaljik mahalle kasabı konseptini modern dokunuşlarla büyükşehirlere taşıyan 'Mahallenin Kasabı'nın Beslenme Uzmanı Gizem Şeber'e göre et, tavuk, balık gibi protein kaynakları beslenmemiz dolayısı ile sağlığımız için olmazsa olmazlardan. Özellikle kırmızı etin bazı uzmanlar tarafından aklandığı bazı uzmanlar tarafından karalandığı bir dönemde protein ağırlıklı beslenmeyi seçmekte zorlanabileceğimize dikkat çeken Şeber, "Kırmızı etsiz sağlıklı bir yaşam söz konusu değil. Ancak her öğün et tüketimi de başka sağlık sorunlarına neden olabilir" diyor.

"KIRMIZI ETİN ÖNEMİ YADSINAMAZ"
Kırmızı etin çok kaliteli hayvansal kaynaklı bir protein kaynağı olmasının yanı sıra; demir, B12 vitamini açısından da oldukça önemli bir besin olduğunu belirten Gizem Şeber, o nedenle kırmızı etin haftada üç gün düzenli olarak tüketilmesini öneriyor. Hatta ameliyat olmuş kalp hastalarına dahi günlük beslenme düzenlerinde haftada iki kez yaklaşık 100 gram yağı alınmış (2 köfte kadar) kırmızı et tüketmelerinin önerildiğini söyleyen Beslenme Uzmanı ve Yaşam Koçu Şeber, özellikle çocuklar, ergenlik döneminde olanlar, gebeler ve emzikliler, yani protein gereksinimi yüksek olanlar için kırmızı etin öneminin yadsınamaz olduğunu ifade ediyor.

Fakat her şey gibi kırmızı etin de kararında tüketilmesi gerekinin altını çizen Şeber, konuyla ilgili görüşlerini şöyle paylaşıyor: "Günlük beslenmenin tamamında sadece kırmızı etin kullanılması, gelecekte kalp-damar hastalıkları, kolon kanseri ve gut hastalığına yakalanma riskini arttırabilir.

Kırmızı etin yetersiz tüketimi ise demir yetersizliğine ve buna bağlı kansızlığa, B12 vitamini yetersizliğine ve buna bağlı unutkanlığa neden olabilir. Ayrıca proteinler vücudumuzda yapım ve onarım işleminde kullanılır. Bu nedenle yetersiz protein alımı vücudumuzun kendini onarma yeteneğini kaybetmesine ve yara iyileşmelerinde gecikmeye neden olabilir."

HANGİ ETİ NE KADAR TÜKETMELİYİZ?-Bir yetişkin günde ortalama 150 gram et veya tavuk veya balık tüketmeli.
-Haftada 2-3 defa kırmızı et tüketebilir.
-Eğer kırmızı et az yağlı tercih ediliyorsa ve ızgara, haşlama, fırında pişirme gibi sağlıklı yöntemlerle hazırlanıyorsa, yanında zeytinyağlı sebze yemeği veya salata gibi bir lif kaynağı varsa, haftada üç yerine her gün bir öğün de tercih edilebilir.

Bağışıklığınızı Baharın Etkilerinden Koruyun

Bağışıklığınızı Baharın Etkilerinden Koruyun


Baharın gelişiyle birlikte kendini daha halsiz ve yorgun hissedenler, uykusuzluk, dikkat eksikliği gibi sorunlar yaşayanlar dikkat. 

Bahar aylarında değişen vücut ritminiz, bağışıklık sisteminizde dalgalanma ve zayıflamalara neden oluyor; alerjik hastalıklara yatkınlığınız ve viral enfeksiyonlara yakalanma riskiniz artıyor. Ancak yaşam tarzınızda yapacağınız ufak değişikliklerle bağışıklık sisteminizi baharın etkilerinden korumanız mümkün. Şekeri hayatınızdan çıkarın, vitamin alın, bol su için, iyi uyuyun..

Bahar mevsimine girmemiz ile birlikte birçoğumuz kendimizi daha halsiz, yorgun ve hasta hissetmeye başladık ve bu da cevabını her zaman merak ettiğimiz o soruyu yeniden sormamıza neden oldu: Bağışıklık sistemimiz neden bu kadar zayıf ve onu nasıl güçlendirip koruyacağız? İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Duraksoy, bu sorunun cevabının çok basit olduğunu söylüyor ve açıklıyor: 'Günümüzde insanlar çok kötü besleniyor ve çok az hareket ediyor. Aşırı stres, düzensiz ve az uyku, kirli hava gibi modern dünyanın bize dayattığı tüm faktörler bağışıklık sistemimizi sürekli olarak zayıflatıyor. Tüm bu şartlarla sürekli mücadele eden bağışıklık sistemimiz, baharın gelişiyle birlikte bir de ısınan havalara, etrafa yayılan polenlere, yeni bir mevsime uyum sağlamaya çalışan vücut sistemimizin yorulmasıyla iyice zayıf düşüyor.'

Vitamin eksikliği olanların, tiroit hastalarının, alerji ve astım hastalarının baharın olumsuz etkileri açısından daha fazla risk altında olduğunu belirten Duraksoy, baharda en çok halsizlik, yorgunluk, uykusuzluk, dikkat eksikliği, alerji ve bahar yorgunluğu şikâyetlerinin arttığını söylüyor. Ancak yeterli ve sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve egzersiz programı ile bu şikâyetlerin üstesinden gelinebileceğini de belirtiyor ve tüm bunlara dikkat edildiği halde şikâyetleri devam edenlerin mutlaka bir hekime başvurarak genel bir kontrolden geçmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Kaliteli Uyku ve Yeterli Sıvı Alımı Şart

Vücudumuzun ihtiyacı olan düzenli ve kaliteli uykuyu sağlamanın bağışıklık sistemimiz için çok önemli olduğunu belirten Duraksoy, 7-8 saat derin uykunun şart olduğunu belirtiyor. Sıvı alımı ve sağlıklı beslenmenin önemine de dikkat çeken Duraksoy, 'Yeterli sıvı almak, sağlıklı bir beslenme programı oluşturmak, vücudumuzdaki eksik vitaminleri takviye ile tamamlamak da çok önemli. Günde 8 bardak kaynamış su içmek, vücudunuzun mineral dengesini sağlar ve bağışıklık sisteminizi korur. Ancak içtiğiniz suyun kalsiyum magnezyum oranı çok dengeli olmalıdır. Suyun verdiği denge ile alerji, omurga fıtığı, böbrek taşı gibi rahatsızlıklarımız azalır, kemik yapımız güçlenir' şeklinde konuştu.

Şeker Tüketmeyin, Vitamin Alın

Bağışıklık sistemimizi korumak ve güçlendirmek için bir diğer önemli noktanın da şeker tüketimini kaldırmak olduğunu belirten Duraksoy, bunun önemini şöyle açıklıyor: ' Şeker bağışıklık sisteminin baş düşmanıdır. Örnekle açıklarsak; kanser hastalarında kanser hücrelerini tespit etmek için PET-CT çekiyor ve tüm vücudu tarıyoruz. Peki, bunun için ne kullanıyoruz? Nükleer işaretli şeker! Evet, kanser hücresi şekeri görür görmez hemen kapıyor ve nükleer işaret taşıyan şeker nedeni ile görünür hale geliyor. Sadece bu bile kanser hücresinin şekerle beslendiğinin ana göstergesidir. Bağışıklık sisteminizi güçlü tutmak, bahardan ve tüm diğer etkilerden korumak istiyorsak şeker ve beyaz unlu (şekere dönüşebilecek) rafine gıdaları hemen kesmemiz gerekiyor.'

Vitamin eksikliğini kapatmanın ve gerekliyse takviye almanın da bağışıklık için çok önemli olduğunu belirten Duraksoy, özellikle çok güçlü bir antioksidan olan ve kanser hücrelerini bile parçalayabilen, yani bağışıklık sistemimize çok ciddi bir destek sağlayan C vitamini öneriyor ve ve ekliyor: 'Tahıllardan da faydalanın, çinko, selenyum, magnezyum açısından zengin besinler tüketin. Enginar, bakla, kereviz gibi sebzeler bu gruba girer. Çok güçlü Omega 3, vitamin E ve resveratol içeren ve baharda bağışıklık sistemimizin hızlı yardımcıları niteliğindeki üzüm çekirdeği yağı ve çörekotu yağını tüketmek de bağışıklığımızı güçlendirir. Vitamin C, Omega 3, vitamin B kompleksleri de bu dönemde bağışıklığınızı desteklerler. Alerjik astım ve diğer alerjik hastalıklardan korunmak için de yeterli miktarda magnezyum ve probiotik tüketilmelidir. Kabız kalınmamalıdır. Mide barsak sistemimizin iyi çalışması sağlanmalıdır. Çinko, magnezyum Q10, süperoksit dismutaz, selenyum, iyot, böğürtlen, kızılcık ekstratleri gibi birtakım çok önemli antioksidan vitaminleri de bağışıklığınıza destek için kullanın.'

Güneşe Çıkmaktan Korkmayın

Güneşin sağlayacağı D vitamininin de bağışıklık sistemi için şart olduğunu belirten Duraksoy'un bu konudaki tavsiyesi ise şöyle: 'Güneşlenin, güneşlenmek deyip geçmeyin. 8 koruma faktörlü güneş kremi bile vitamin D sentezlenmesine engeldir. Bu nedenle koruyucu bir krem kullanmadan 15- 20 dakika direk güneşe çıplak tenimizi maruz bırakmak zorundasınız. D vitamini vücudumuz için hayati önem taşır. Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar göstermiştir ki, şeker hastalığı, alzheimer, tüm iltihaplı romatizmalar gibi oto-immün hastalıklar, kanser (hatta malign melanom gibi en kötü cilt kanserleri), ağır enfeksiyon hastalıkları, verem gibi kronik enfeksiyonlar D vitamini eksikliğinde tetiklenmektedir.'

Duraksoy son olarak egzersizin önemine değiniyor. Hareket etmenin güçlü bir bağışıklık için şart olduğunu söylüyor ve ekliyor: 'En çok zevk aldığınız egzersizi keşfedip devamlı olarak uygulayın. Çünkü devamlılığı sağlamak zorundayız. Egzersizi de beslenme programınızla destekleyin. Tüm bunları ailecek uygulayın, uygulanmasının daha kolay olduğunu göreceksiniz. Birlikten kuvvet doğar.

22 Şubat 2017 Çarşamba

Mesleğiniz sesinize yansıyor!

Mesleğiniz sesinize yansıyor!

Soğuk hava, sigara, üst solunum yolu enfeksiyonları, yüksek sesle konuşmak ya da reflü… Tüm bunlar ses kısıklığına neden olabilir. 

Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ertan Yıldırım, ses kısıklığının çoğu zaman bir hastalık sonucu ortaya çıktığını ancak bazen hastalık habercisi de olabileceğini söyleyerek, belirtilerin 2-3 haftayı aşması halinde mutlaka doktora başvurulması gerektiğini kaydetti.

Uzmanlar, gırtlak ve akciğer kanseri, reflü, depresyon ve alerji gibi ciddi ve kimi zaman ölümcül olan hastalıkların seste oluşan ani değişikliklerle kendini ele verdiğini söylüyor. Sesteki kısılma, kalınlaşma, güçsüzleşme gibi değişimlerin ciddiye alınması gerektiğini dile getiren Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ertan Yıldırım, ses kısıklığı birkaç hafta sürüyorsa veya nedeni konusunda fikir yürütülemiyorsa mutlaka bir doktora danışılmasını tavsiye ediyor. Op. Dr. Ertan Yıldırım, ses bozukluklarının gırtlak içindeki ya da normal ses oluşumunda fonksiyon gören gırtlak dışı organlardaki problemlere bağlı olarak meydana gelebileceğini belirterek, şu bilgileri verdi;

BİRÇOK HASTALIK İÇİN 'GELİYORUM' DİYOR
Ses kısıklığı bir bulgudur ve genellikle bir hastalık neticesinde oluşmuştur. Gırtlak kanseri, akciğer kanseri, reflü, depresyon, tiroid bezi tümörleri, beyin tümörleri ve alerji hastalıkları seste bazı değişiklikleri neden olabilir. Astım, bronşit veya akciğer kanseri olan hastalarda sesin gücü azalır. Gırtlak tümörleri ve alerjide ses kısılır ve kalitesi değişir. Uzun süren ses kısıklığında akla ilk gelen gırtlak bölgesi kanserleridir. Derhal muayenenin yapılıp gırtlak bölgesinin mutlaka incelenmesi gerekir. Ses tellerinin üzerinden gelişen tümörlerde hemen hemen ilk ve erken bulgu ses kısıklığıyken, ses tellerinin yukarısında veya aşağısında gelişen gırtlak kanserlerinde bazen ses kısıklığı geç bulgu olarak ortaya çıkar. Reflü de ses kısıklığının en sık görülen nedenlerinden biridir.

ÖĞRETMENLER VE PAZARCILAR RİSK GURUBUNDA
Genel olarak yüksek sesle konuşan kişilerde ses kısıklığı daha çok görülmektedir. Özellikle öğretmenler, pazarcılar, müzisyenler bu gruba dahil edilebilir. İş ve çalışma ortamının soğuk olduğu, toz veya kimyasal ürünlerin solunum havasında yoğun bulunduğu iş ortamında çalışanlar da ses kısıklığı açısından risk altındadırlar. Bu meslek gruplarında yer alan kişiler, sıklıkla sesini aşırı derecede ya da kötü bir şekilde kullandıkları için nodüller ortaya çıkar. Nodüllere genç kadınlarda ve erkek çocuklarında daha sık rastlanır.

DEPRESYON DA SESİ KISIYOR
Depresyon gibi bazı psikolojik durumlarda ses kısıklığı görülebilmektedir. Depresif bir insanla, psikolojisi normal insanın sesi farklılık gösterir. Depresyondaki kişinin adale gücü azaldığı için genelde sesi de güçsüz ve zayıf çıkar.

İKİ HAFTAYI AŞARSA DOKTORA GİDİN
Hafif soğuk algınlığı durumunda veya sesin yanlış kullanılmasından dolayı seste değişikliklerin meydana gelebilir. Bu durumda hasta, aşırı sıcak ve soğuk yiyeceklerden kaçınmalı, sigara içmemeli, mümkün olduğunca sesini dinlendirmeli. Ses kısıklığı özellikle 2-3 haftayı aşıyorsa veya beraberinde soğuk algınlığı gibi belirli bir sebep yokken ağrı olması, kan tükürme, yutmada güçlük veya boyunda şişlik fark edilmesi durumunda hemen KBB hekimine başvurulmalıdır.

Baş ağrısı başarıyı etkiliyor

Baş ağrısı başarıyı etkiliyor

Erişkin insanlarda olduğu gibi çocukların da başı ağrır. Tekrarlayan baş ağrıları okul sorunlarına, öğrenme güçlüğüne neden olabilir. 

Ebeveynler çocukların şikâyetleri ciddi olmadan ve süreğen (kronik) hale gelmeden baş ağrısını genellikle geçiştirirler. Altta yatan nedenler alışılagelen nedenler olabileceği gibi hayatı tehdit eden sorunların habercisi de olabilir. Bu yüzden çocuklardaki baş ağrısını önemseyerek ayrıntılı bir şekilde değerlendirmek ve nedenlerini ortaya çıkarmak gerekir.

Anne-babalar dikkat! Eğer çocuğunuz başının ağrıdığını çok sık söylemeye başladıysa, okul başarısında azalma, zevk aldığı aktivitelerden kaçınma, fazla ışık ve gürültüden rahatsız olarak sessiz ve karanlık yerler tercih etmeye başladıysa, uykudan uyandıran bir baş ağrısı varsa ciddiye alın ve bir uzmana başvurun. Çocuklarda görülen baş ağrısının mutlaka araştırılması gerektiğini belirten Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Adnan Ayvaz, beynimizin bir organ olarak ağrıya duyarlı olmadığını ancak beyni sıkıştıran, basınç yapan, içindeki sıvıyı ve kan akımını etkileyen her türlü durumun ağrıya duyarlı beyin zarları, damarlar ve beyinden çıkan sinirler aracılığıyla ağrı duymamıza sebep olduğunu söyledi.

Baş Ağrısı Okul Başarısını Etkiler
Dr. Ayvaz, 'Ülkemizde yapılan çeşitli çalışmalarda okul çocuklarındaki baş ağrısını genelde %28 oranında bulurken bu durumunda %16 oranında okula devamsızlıkla sonuçlandığı gösterilmiştir. Bir başka çalışmada da okul revirine veya hemşiresine başvurma nedenleri arasında baş ağrısının %75 oranında en sık görülen şikâyet olduğu tespit edilmiştir. Okul çocuklarında aynı zamanda stres ve kaygı durumlarında da en sık kullanılan bahanenin baş ağrısı olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. ' açıklamasını yaptı.

Kız Çocuklarının Başı Daha Çok Ağrıyor
Baş ağrısını 'beyinde veya vücutta meydana gelen bozukluğun habercisi yani alarmı' diye tanımlayan Doç. Dr. Adnan Ayvaz, "Çalışmalar baş ağrısını arttıran nedenler içinde yaş, cinsiyet, ailede baş ağrısı öyküsü ve araç tutma öyküsü varlığının önemli olduğunu göstermektedir. Baş ağrısı yedi yaşına kadar kız ve erkek çocuklarda eşit oranda görülürken bu yaştan sonra kızlarda sıklığı giderek artmaktadır. Tekrarlayan baş ağrısı sıklığı yedi yaşına kadar %2.5 iken 15 yaşında bu oran %15'e çıkmaktadır. Erken ergenlik döneminde kızlarda erkeklere oranla iki kat daha sık görülmektedir" dedi.

Yiyeceklere Dikkat Edin
Baş ağrılarını birincil ve ikincil baş ağrısı bozuklukları olarak sınıflandırıldığını vurgulayan Doç. Dr. Adnan Ayvaz, birincil baş ağrısı bozukluklarını şöyle anlattı: "Birincil bozukluklar olarak öncelikle migren, gerilim tipi ve küme şeklinde baş ağrısı bozukluklarını görüyoruz. Bu tip baş ağrıları genellikle tekrarlayıcı ve süreğen karakterdedirler. Hayatı tehdit etmezler ancak yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilerler. Çevresel faktörler bu tip baş ağrıları için tetikleyici olabilir. Örneğin gürültü, fazla ışık, açlık, yorgunluk, uykusuzluk, stres, rüzgârlı ve basıncı yüksek hava durumu, bazı yiyecekler (peynir, çikolata, kafeinli içecekler, bazı meyveler, monosodyum glutamat içeren hazır gıdalar, baş ağrısı krizlerini arttırır. Krizler dışında hasta tamamen normaldir."

Telefon Ve Tabletleri Uzun Süre Kullandırmayın
İkincil baş ağrısı bozukluklarının daha sık yaşandığını ifade eden Doç. Dr. Adnan Ayvaz, akut sinüzit gibi enfeksiyon hastalıklarının baş ağrısına neden olabileceğini, halsizlik, ateş, fazla uyuma ve sürekli ağrı gibi belirtiler verebileceğini belirtti. Tedavi edilmezse hayatı tehdit edici anevrizma yırtılması veya beyin tümörü gibi hastalıkların da ikincil baş ağrısı grubunda yer aldığını, en korkulan durumlar olmasına rağmen bunların çok nadir görüldüğünü söyledi. Uyku düzensizliğinin de baş ağrısına neden olduğunu hatırlatan Ayvaz, anne babalara şu uyarılarda bulundu: "Uyku düzensizliği çocuklarda baş ağrısı yapabilir. Çocuklarınızın düzenli ve yeterli uyuduğundan emin olun. Ayrıca bilgisayar, tablet ve telefonun da aşırı kullanılması uyuma saatinin geçirilmesine, uykunun kaçırılmasına yol açtığı gibi baş ağrılarını da tetikler. Çocuklarınızın sağlığı için bu iletişim ve eğlence araçlarını (tamamen yasaklamaktan ziyade) kullanım sürelerini sınırlı ve kontrolünüzde olmasını sağlayın."

Önce Sebepleri Ortadan Kaldırın
Çocuklarda ara sıra olan kısa süreli ve hafif ağrıların sık görüldüğünü ve genellikle özel bir tedavi gerektirmediğini söyleyen Doç. Dr. Adnan Ayvaz, tedavinin orta veya şiddetli olan, tekrarlayan veya ilerleyici olan ağrılarda gerekli olduğunu belirtti. Tedavinin ilk basamağını , 'ilaç tedavisinden önce başı ağrıtan sebepler ortaya çıkarılıp bu sebeplerden kaçınmaya çalışmak' olarak tanımlayan Doç. Dr. Adnan Ayvaz, "Baş ağrısının akut tedavisi ve krizlerin gelmesini, ortaya çıkmasını önleyici ilaç tedavileri farklıdır ve doktor önerisi doğrultusunda yapılmalıdır. Doktor kontrolü olmadan ağrı kesicilerin sürekli ve fazla kullanımı böbrek, karaciğer gibi hayati organlara zarar verebilecek etkiler yapabilir. Öncelikle sebebi ortadan kaldırmaya yönelik tedavi yaklaşımı seçilmelidir" dedi.

Rutin Göz Muayenesi Yaptırın
Çocuklarda görme kusurlarının da baş ağrısına neden olabileceğini belirten Doç. Dr. Adnan Ayvaz, sözlerini şöyle tamamladı: "Kırma kusuru gibi görme ile ilgili baş ağrılarında uygun gözlük tedavi edici olabilir. Çocuklarda göz ve görme sorunları her zaman kolay fark edilemeyeceğinden, şikâyeti olmasa da, rutin göz muayenesinden geçmesi önerilmektedir. Baş ağrısına sebep olan durumlar ortadan kaldırılmadıkça yapılacak tedaviler ya kısa süreli fayda sağlar ya da etkisiz kalır."

Seyahat hedefleriniz için 5 ipucu

Seyahat hedefleriniz için 5 ipucu

Seyahat sitesi momondo, 2017 yılında bol bol seyahat etmek isteyenlere yol gösteriyor. İşte seyahat tutkunlarının hayallerini hayata geçirmelerine yardımcı olacak 5 özel tüyo…

Yeni bir yıla girerken, adet olduğu üzere hemen herkes dilek diler. Seyahat sitesi momondo "2017'de bol bol seyahat etmek istiyorum!" diyenlerin hayallerini hayata geçirmelerine yardımcı oluyor. İşte bu yıl seyahatle ilgili planlarınızı gerçekleştirebilmeniz için ipuçları:

1-BÜTÇENİZE UYGUN DESTİNASYONLAR SEÇİN
Seyahat için ne kadar para ayırabileceğinizi hesaplayın ve bu bütçe içinde kalarak destinasyonlar belirleyin. Mesafe, sezon, süre, konaklanan yer, gidilen ülkedeki döviz kuru gibi faktörler fiyatı etkiliyor. Farklı hava yollarının ve otellerin fiyatlarını kıyaslayarak, sezonda ve gün sayısında değişiklik yaparak, belki de vizesiz gidilebilen yerleri tercih ederek evdeki hesabı çarşıya uydurabilirsiniz.

2- AKTARMALARI DEĞERLENDİRİN
İster havalimanında birkaç saat, ister bilmediğiniz bir şehirde tek gecelik konaklama olsun, iki uçuş arasındaki süreyi en iyi şekilde değerlendirebilirsiniz. En uzun aktarma süresini tercih ettiğinizde, hem genelde bilet daha ucuz oluyor hem de havalimanından çıkıp yeni bir şehri görme fırsatını yakalamış oluyorsunuz. Tıpkı bir seyahat fiyatına iki tane satın almak gibi!

3- İŞ SEYAHATLERİNİ EN İYİ ŞEKİLDE KULLANIN
Seyahat etmenize olanak sağlayan bir işe sahipseniz şanlısınız. Belki birkaç turistik ziyaret yapacak boş zamanı yaratabilir, yerel havayı hissedebilmeniz için şehrin merkezi noktalarındaki bir oteli tercih edebilirsiniz. Ya da imkanınız varsa, izninizden birkaç gün kullanıp iş için gittiğiniz yerde biraz daha kalabilirsiniz.

4- HAYALLERİNİZİ KENDİNİZE SAKLAMAYIN
İster Hindistan'a gitmeyi hayal ediyor olun, ister Kanada'da kurtlarla kamp yapmayı… Çevrenizdekilere mutlaka seyahat planlarınızdan bahsedin. Belki de tanıdığınız birileri çoktan oralara gitmiştir ve size işinizi çok kolaylaştıracak tavsiyelerde bulunur. Ayrıca hayallerinizi etrafınızdakilerle paylaşmak, yola koyulma arzunuzu artıracaktır.

5- YALNIZ SEYAHAT ETMEKTEN KORKMAYIN
Bir sonraki uçağa atlayıp yola çıkmaya hazırsınız ama kimse size katılmak için zaman yaratamıyor mu? Bunun sizi durdurmasına izin vermeyin. Yalnız seyahat etmek güzel bir deneyim! Yalnız tatile çıkmak size istediğiniz yere, istediğiniz zamanda gitme, canınız o an ne çekiyorsa onu yapma özgürlüğünü tanır. Ayrıca gittiğiniz yerde de pekala yeni arkadaşlar edinebilirsiniz.
momondo Türkiye Sözcüsü Serpil Öztürk şöyle konuştu: "momondo olarak, seyahat etmenin bir lüks olmadığına, herkesin istediği zamanda, istediği yere gidebilmesi gerektiğine inanıyor, kullanıcılarımıza ilham vermek istiyoruz. Bu nedenle seyahat tutkunlarının 2017 yılında yeni yerler keşfedip yeni insanlar ve kültürler tanıyabilmelerini, planlarını gerçeğe dönüştürmelerini sağlayacak tüyoları derledik."

Telefonunuzu sattıktan sonra uykunuz kaçmasın!

Telefonunuzu sattıktan sonra uykunuz kaçmasın!

Günümüzde akıllı telefonlar kişisel cihazlara dönüşmüş durumda. Cihazlar; kredi kartı bilgileri, fotoğraflar, yer bilgisi içeren datalar ya da çeşitli hesaplara ilişkin oturum açma şifreleri gibi kişiye özel önemli verileri barındırabiliyorlar. 

Bu verilerin siber suçlular açısından çok kıymetli olabileceğine dikkat çeken ESET Güvenlik Uzmanı Denise Giusto Bilić, yenisini aldığı için eski cihazını elden çıkarmak isteyenlere, siber ihlallerin önlenebilmesi adına, tavsiyelerde bulundu.

Genç ve teknoloji meraklısı nüfusun da katkısıyla özellikle Türkiye'de çok sık telefon veya tablet yenileniyor, değiştiriliyor. Ancak pek çok kez kullanıcılar, elden çıkarmaya çalıştıkları cihazın içindeki verilerin yabancıların eline geçmesini önemsemiyor veya dikkat etmiyor. Oysa günümüzün akıllı telefonları, kullanıcıya ilişkin çok fazla kişisel bilgi taşıyor.

Telefonda nelere ulaşılabilir?
Alışveriş, bankacılık ve sosyal ağ gibi uygulamaların hesapları, kredi kartı bilgileri, kişisel bilgiler, fotoğraflar, videolar, yer bilgisi içeren görseller, fatura detayları, web gezinme geçmişi, Wi-Fi bağlantı geçmişi, çeşitli hesaplara ait oturum açma bilgileri... liste uzatılabilir. Tüm bu veriler, bir siber suçlunun, cihaz sahibi veya yakınlarına karşı saldırı düzenlemesi için yeter de artar bile. Hatta yanlış ellere düşecek olursa bu bilgiler gasp, sahtecilik ve cihazın sahibine yönelik şantajla bile sonuçlanabilir. Dolayısıyla önlem alınması, kullanıcılara geceleri daha rahat uyku sağlayacaktır.

Ne yapılabilir?
Öncelikle dosyalarınızı silin ama kilit soru şu: Bir dosyayı sildiğinizde saklanan veri gerçekten siliniyor mu? Ne yazık ki hayır! Birçok elektronik cihazda bir dosya silmek demek aslında sisteme bir dahaki sefere dosya yazılması gerektiğinde önceki dosyanın üzerine yazabileceğini söylemekten ibaret. Fakat sonraki yazma işlemi gerçekleşinceye kadar veri, fiziksel olarak bit hali ile saklanıyor ve gerektiğinde kurtarılabilir durumda bulunuyor. Bu tür silme işlemlerine mantıksal silme adı veriliyor ve hemen tüm işletim sistemleri bu yöntemle çalışıyor.

Fabrika ayarlarına dönün
2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre Apple ve BlackBerry cihazlarda gerçekleştirilen fabrika ayarlarına dönme işleminde veriler, fiziksel olarak geri döndürülemeyecek şekilde siliniyor. Fakat çoğu Android işletim sistemli cihaz bu kadar şanslı değil, fabrika ayarlarına dönüldükten sonra bile veri kurtarılabiliyor. Araştırmacılara göre bunun nedeni, 'Apple ve BlackBerry'nin donanımları üzerinde daha çok kontrol sahibi olması' olarak açıklanıyor.

Kendinizi nasıl koruyabilirsiniz?
Bahsettiğimiz gibi iOS kullanıcıları için fabrika ayarlarına dönmeleri yeterli. Fakat Android kullanıcıları ne yapmalı? Verinin tekrar kurtarılabilmesini engellemenin en basit yolu fabrika ayarlarına döndürmeden önce cihazı şifrelemek. Bu şekilde birileri cihazın fiziksel kopyasını bile oluşturabilse üzerindeki bitler hiçbir şey ifade etmeyecektir. Tüm bunlar, cihazı yeni satın alan ya da kullanan kişi için, cihazın kullanımı açısından da sorun oluşturmayacaktır.

Şifreleme nasıl yapılır?
Android cihazınızı şifrelemek için Ayarlar > Güvenlik > Şifreleme menüsüne gidebilirsiniz. Ayrıca sıfırlama seçenekleri de Ayarlar > Yedekleme & Sıfırlama > Fabrika ayarlarına sıfırla menüsünde bulunuyor.

Kartları unutmayın!
Son olarak da SIM Kart ve Micro SD kartları da çıkarmayı unutmayın. Bu şekilde cihazı gerçekten temizlemiş ve kişisel verileri korumuş olursunuz.

Konuyla ilgili makaleyi buradan takip edebilirsiniz:
http://www.welivesecurity.com/2016/06/03/how-do-you-delete-your-data-securely-before-selling-your-cell-phone/