Cat-1

Cat-2

Cat-3

Cat-4

Son Yazılar


Türkiye’nin ilk milli ödeme sistemi TROY yapılan ilk işlemle kullanıma sunuldu. TROY ile birlikte Türkiye kartlı ödeme sistemlerinde yeni bir dönem başladı. Türkiye, kendi ödeme yöntemini hayata geçirdi ve TROY logosu banka kartlarının ve kredi kartlarının sağ alt köşesinde yerini aldı.

1 Nisan 2016 tarihi itibariyle kullanıma hazır hale gelen TROY’un ilk işlemi, düzenlenen lansman toplantısında üzerinde TROY yazan kutlama pastasının ödemesinin TROY logolu kartla BKM Genel Müdürü Soner Canko tarafından gerçekleştirilmesiyle oldu.

Canko, yaptığı konuşmada, TROY’un arkasında bankacılıktaki bilgi birikimi, deneyimi ve teknolojisi ile Türkiye'nin olduğunu belirterek, "Bu yüzden adımız 'Türkiye’nin Ödeme Yöntemi'nden geliyor. Türkiye'nin 'TR'si, ödemenin 'O'su ve 'Yöntemi'nin 'Y'sinden oluşan kısaltmayla ona 'TROY' adını verdik" diye konuştu.

Türkiye'deki tüm POS, ATM ve e-ticaret sitelerinin 1 Nisan 2016 itibarıyla TROY logolu kartlarla işlem yapmaya hazır hale geldiği bilgisini veren Canko, çok yakında cüzdanlarda da TROY logolu kartları görmeye başlanılacağını söyledi.

Canko, TROY'un evlerde, işyerlerinde ve tüm alışverişlerde kullanılabileceğine işaret ederek, "İster POS, ister ATM, ister internet üzerinden alışveriş yapın, ödeme yaparken ya da ödeme alırken işleminiz güvenli, hızlı ve sorunsuz bir şekilde gerçekleşecek. Üstelik Türkiye'ye özel olacak, Türkiye kazanacak" değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'nin 112 milyon banka kartı ve 59 milyon kredi kartı sayısı il Avrupa'da lider durumda bulunduğu bilgisini veren Canko, 2,2 milyon adet kart kabul noktası ile yılda 5 milyar adet işlem yapıldığını ve bu işlem hacminin 375 milyar dolar olduğunu ifade etti.

"TROY'UN ARKASINDA TÜRKİYE VAR"

Soner Canko, TROY’un arkasında Türkiye'nin olduğunu, ülkenin bilgi birikimi, deneyimi ve teknolojisinin bulunduğunu söyledi. Finansal teknolojilerde ve güvenlikte dünya standartlarını yakalamış bir ülke olarak bunun çok önemli bir güvence olduğunu vurgulayan Canko, "Dolayısıyla hepimiz için kutlamaya değer bir yenilik. Bunun sebeplerini daha iyi anlayabilmek için geleceğe odaklanmamız lazım" diye konuştu. Canko, dünyadaki örneklerin kendilerinbe yerel kartlı sistemlerle ilgili çok önemi ipuçları verdiğini ifade etti.

Tüm dünyada kartlı ödemelerin ekonomilerin büyümesine yardımcı olduğunu aktaran Canko, "Kayıtdışı ekonomiyi önlüyor, enflasyonu düşürüyor, istihdam yaratıyor ve nakit para yükünden kurtarıyor." tespitini yaptı. Canko, BKM olarak tüm bu fırsatları gördüklerini ve sektör olarak çok çalıştıklarını belirterek, şunları kaydetti: "Türkiye’nin ilk ve tek ulusal ödeme yöntemini geliştirebilmek için uzun çalışmalar yaptık. Standartları belirledik, operasyonel kuralları hazırladık. Kart çıkaran ve bunları kabul eden üyelerle çalıştık. Kart üreticilerinin, terminal sağlayıcılarının hazır hale gelmesini sağladık. Yasal otoritelerden onaylarımızı aldık ve tüm çalışmalarımızı tamamladık."

Canko, dünyada yerel ödeme sisteminin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kullanıldığını ifade ederek, "Örneğin Kanada'da kartların sağ alt köşesine Interac yazıyor. Bu üllkedeki bankaların bir araya gelerek sunduğu Interac logolu kartlarla yılda 5 milyar adet işlem yapılıyor. İşlemlerin ciro büyüklüğü 211 milyar dolar. İtalya'da Bancomat logolu 36 milyon kart var ve her yıl 1,3 milyar adet işlem yapılıyor. Güney Kore'de BC Card logolu kart var. Hindistan'da Rupay logolu kart var. Hindistan'da 3 yıl içerisinde 675 milyon Adet kartın 250 milyonu RuPay logolu kart haline geldi." bilgisini verdi.

"TROY NAKİTSİZ ÖDEMELER TOPLUM HEDEFİMİZ İÇİN ÖNEMLİ BİR ADIM"

Canko, geleceğe ilişkin çok önemli hedefleri bulunduğunu ve 2023 yılında yüzde 100 nakitsiz ödemeler toplumu haline gelmek arzusunda olduklarını söyledi.

Gelecekte, bugüne baktıklarında "Türkiye’nin Ödeme Yöntemi"nin hayata geçtiği bu anlamlı anı gururla hatırlayacaklarını söyleyen Canko, bugünün, Türkiye finans sistemi ve dünya ödemler sektörü açısından çok özel bir gün olduğuna dikkati çekti.

Bu büyük adımı kutlamaya değer bir yenilik olarak gördüklerini dile getiren Canko, "Bankacılık sektörümüz, perakende dünyası ve kart kullanıcılarının heyecanla beklediği bu güzel haberi birlikte kutluyoruz. Şimdi sıra sizde. Kartınız hangi bankadan olursa olsun, ödeme yönteminiz TROY olsun. TROY, Türkiye'ye hayırlı olsun, ülkemize bolluk, bereket getirsin." diye konuştu.

"TROY LİDER MARKALARDAN BİRİSİ OLACAK"

Canko, toplantı sonrasında basın mensuplarının sorularını yanıtladı. TROY'un yurt içi ve yurt dışında kullanılabilinirliği konusundaki soru üzerine Canko, şöyle cevap verdi: "TROY için tüm bankalarımız katkı verdi. Bankalarımızla anlaştık. Önümüzdeki dönemde her bankanın kendi takvimi içerisinde tüm bankalardan TROY kart alabileceksiniz. Şimdilik sınırlı sayıda banka ile başlıyoruz. Bu sene 10 banka ile başlıyoruz. Kart veren sayısı 29. Gelecek yıl hepsine ulaşmış olacağız. Her banka kendi marka, pazarlama, kampanya ve promosyon stratejisi içinde TROY'a özel çalışmalar yapacak.Kimi banka öğrencilere, kimisi emeklilere, kimisi çiftçilere, kimisi gençlere yönelik çalışacak. Biz bankalara bu hizmeti sunuyoruz, TROY'la birlikte son kullanıcıya gidece kavantajlara bankalar karar verecek.

TROY şu haliyle sadece yurt içinde kullanılabilecek. Ama uluslararası dolaşımıyla ilgili yine her banka istediği uluslararası networkle anlaşma yapmak suretiyle, kartların arkasına o networklerin adını dizip kendi ululararası kabul networklerini oluşturabilecekler. Daha önce örnek verdiğim diğer ülkelerde de durum bu şekilde. Türkiye'de yapılan tüm kartlı ödemelerin yüzde 98,5'i Türkiye içerisinde yapılan ödemeler."

"Türkiye'deki yüzde kaçının TROY üzerinden geçmesini bekliyorsunuz? 1 numara olacak mısınız" sorusuna Canko, "Böyle iddialı ve agresif ifadeler etmeyeyim. TROY, Türkiye'nin önde gelen markalarından birisi olacak. Ama bunu yüzdeye bağlamayayım. Biz diğer markaları hedeflemek yerine finansal okuryazarlığı, bankacılık yapmayan nüfusu yani nakitsiz ödemeleri hedefliyoruz. Bugün Türkiye'de tüketim harcamaların sadece yüzde 40'ı kartlarla yapılıyor. Yüzde 60'ı hala nakit dönüyor. TROY'un diğer markalarla rekabet etmek yerine yüzde 60 nakit dönen bir ekonomide bu oranı adreslemesi tek başına yeterli olacaktır. TROY lider markalardan birisi olacak." diye cevap verdi.

Tasarrufun önemine vurgu yapan ve 8 kişilik çekirdek ekiple TROY'u hayata geçirdiklerini anlatan Canko, mevcut kartların kullanma tarihi gelmeden TROY olarak değiştirilmesinin tasarruf bilinciyle örtüşmeyeceğini, bu nedenle hali hazırda bankalarda böyle bir hazırlığın olmadığını söyledi.

"TROY'un gelecek dönemde ihracını düşünüyor musunuz?" sorusu üzerine Soner Canko, 30 Eylül 2015 tarihindne bu yana Avrupa'da 6 ülkede TROY'u anlattığını ve gelecek dönemde know-how ihracatının özellikle Afrika başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelere olabileceğini ifade etti.

Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) Başkanı Harun Çallı’dan, yaklaşan yaz mevsiminde serinlemenin en tatlı yollarından birisi olan dondurma tüketimi konusunda ciddi bir uyarı geldi. 

Yeterli ve dengeli beslenme için her gün tüketilmesi gereken süt ve süt ürünleri grubunda yer alan dondurmanın, güvenilir olmayan yerlerden ve sokak satıcılarından satın alınmaması gerektiğini vurgulayan ASÜD Başkanı Çallı, bu tür gıdaların servis edildiği soğutucuların da yeterli soğuklukta ve çalışıyor durumda olup olmadığının kontrol edilmesini önerdi.

Havaların ısınmasıyla birlikte başta dondurma olmak üzere buzlu gıdaların tüketiminin de arttığına dikkat çeken Çallı, yeterli ve dengeli beslenme için her gün tüketilmesi gereken süt ve süt ürünleri grubunda yer alan dondurmanın protein, karbonhidrat ve yağın yanı sıra A, B, C, D, E vitaminleri, kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir ve çinko gibi mineralleri içerdiğini ifade etti.

Dondurmanın besleyici değeri yüksek bir gıda olsa da sağlıklı koşullarda üretilmemiş veya saklanmamış dondurmaların sağlığımızı tehdit ettiğine vurgu yapan ASÜD Başkanı Çallı, “Bu nedenle hijyen kurallarına uygun ortamda üretilen, gerektiği şekilde korunan ve sağlıklı ambalajlarda satışa sunulan dondurmaların ve buzlu içeceklerin tüketilmesi ve bu tür besinlerin güvenilir olmayan yerlerden satın alınmaması gerekli” diye konuştu.

“Kayıt dışı ürünler hastalık saçıyor”

Süt ve Süt ürünleri sektörünün en büyük sorunlarından olan hijyenik koşullara uyulmayan sokak aralarındaki imalathanelerde yapılan kayıt dışı üretime dikkat çeken Harun Çallı, merdiven altı, kayıt dışı işletmelerde üretilen ürünlerin insan sağlığına olumsuz etkilerinin halka anlatılması gerektiğini vurguladı. ASÜD Başkanı Çallı, şöyle devam etti:

“Ambalajlı ürünlere nazaran oldukça düşük fiyatlara satılmaları sebebiyle tercih edilen ürünler, fiyat rekabeti yaratılabilmek için çok düşük kaliteli hammaddelerden yapılmaktadırlar. Süt gibi kolay mikroorganizma üremesine açık bir hammaddeye sahip olan dondurmanın, gerekli hijyen koşulları sağlanmadan üretilmesi neticesinde pek çok hastalık oluşmaktadır. Buralarda üretimde dondurmaya mikrop bulaşması riski çok fazladır. Üretim aşamasında mikrop bulaşmasına engel olunabilse dahi, dondurmanın dağıtımı ve satışı aşamasında da hijyen kurallarına dikkat edilmediğinden kolaylıkla hastalık bulaşabilmektedir. Örneğin, dondurmaları külâha yerleştirmede kullanılan kaşıklar özel solüsyon içinde tutulmamakta ve kaşık üzerinde üremiş bakteriler her kullanımda, dondurmalara bulaşmaktadır.”

Hijyenik olmayan koşullarda üretilen ve servis edilen dondurmalardan bulaşan Koliform grubu ve S.aureus gibi mikroorganizmaların ölüm ile sonuçlanabilecek ciddî enfeksiyonlar ve zehirlenmelere yol açabileceklerini kaydeden Çallı, “Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından onaylı dondurmalar, izlenebilirliği sağlamak amacıyla, üretim, işleme ve dağıtımın tüm aşamalarında, dondurmaya ilave edilecek her türlü maddenin ve sütün elde edildiği hayvanın takibinin yapılabilmesi için, sistem oluşturmak zorundadır” dedi. Çallı, “Dolayısıyla ürünler uluslararası barkod ve diğer kodlama sistemleriyle üretilir. Böylece her bir ürünün üretim sürecine ilişkin bilgilerin takibi çok kolaydır. Üretim süreçleri uluslararası standartlara uygun ortamlarda gerçekleşir.” ifadelerini kullandı.


Avrupa’daki dönercilerin kapısına bir bir kilit vuruluyor. Özellikle terör saldırıları sonrası Müslüman yemeği olarak bilinen dönerin Avrupa’daki satışına yasak getiriliyor. Bedri Usta restoranlarının sahibi Bedrettin Aydoğdu, yaşanan gelişmeleri ‘faşizm’ olarak değerlendirirken “O halde biz de hamburger ve pizzacıları kapatalım” açıklamasında bulundu.

Türk mutfağının yurtdışındaki en önemli temsilcilerinden dönere karşı yabancılar savaş açtı. Başta İtalya, Fransa ve Almanya olmak üzere Avrupa’nın bir çok ülkesinde döner dükkanları bir bir kapatılıyor. Bunun gerekçesi olarak da farklı sebepler sunuluyor. İtalya kendi mutfağını korumak için böyle bir uygulama başlattığını açıklarken, Almanya hükümeti dönerci ve dürümcülerin steril üretim yapmadığını iddia ediyor. Fransa ise döneri, Paris terör saldırısı sonrası Müslüman yemeği olarak nitelendirerek işletmelere gereksiz cezalar keserek dükkanlarını kapatıyor. Öyle ki Almanya dönerin ismini ‘dönen şiş’ olarak değiştirmek istiyor. Hatta Almanya’da döner dükkanlarının tabelasında ‘döner’ yazıyor diye bir işletmeye 500 Euro ceza dahi kesildi.

KENDİLERİNE ZARAR VERİYORLAR

Kebap ve döner sektörünün köklü markalarından Bedri Usta’nın sahibi Bedrettin Aydoğdu yaşanan bu durumu ‘faşizm’ olarak değerlendirdi. Sadece Berlin’de bulunan 800 döner büfesinden yıllık 3 milyar Euro’nun üzerinde ciro yapıldığı belirten Bedrettin Aydoğdu “Berlin özelinde 200 binden fazla kişiye istihdam sağlanıyor. Bu yasaklar bizim Türk işletmecilerine verdiği zarardan ziyade kendilerine de zarar verecek” dedi.

MÜSLÜMAN YEMEĞİ DİYE KARALAMA KAMPANYASI BAŞLADI

Avrupa’da binlerce döner işletmecisi bulunduğunu hatırlatan Aydoğdu “Özellikle Avrupa’da yaşanan terör saldırıları sonrası bu haberleri daha fazla almaya başladık. Müslüman kültürüne ait dönere karşı bu karalama kampanyasını kabul etmiyoruz. Bizim binlerce Türk işletmecimiz yurtdışında bu yolla para kazanıyor. O halde biz de Pizza ve hamburgere yasak getirelim” diye konuştu.

DÜNYANIN EN BÜYÜK FAST FOOD ZİNCİRLERİ DÖNERDEN RAHATSIZ

Dönerin son yıllarda Avrupa’da çok fazla tüketildiğine de dikkat çeken Aydoğdu “Döner artık global bir yiyecek haline geldi. Avrupa’da insanlar fast-food tüketimde döneri tercihe diyor. Dolayısıyla Mc Donalds ve Burger King gibi fast food markalarının satışları düşüyor. Dönerin bu başarısı bu dünya markalarını rahatsız ediyor. Dolasıyıla içeride lobi yapılıyor” ifadelerini kullandı.

DÖNER YASAĞI İLE İLGİLİ YURTDIŞINDA YAŞANAN SON GELİŞMELER 
- İtalya Floransa’da kentin kimliğini ve yemek kalitesini korumak için restoranların en az yüzde 70’inin yerel olması koşulu getirildi. Bu nedenle birçok döner dükkanı kapatılıyor.
- Almanya’da bir dönerciye tabelasında döner yazıyor diye 500 € ceza kesildi.
- Almanya’da yetkililer döner yerine, ‘dönen şiş’ yazılmasını istiyorlar.
- Almanya’da ayrıca el ilanlarında ve menülerde de döner yazılması yasak.
-Fransa’da geçtiğimiz Şubat ayında elinde dönerle otobüse binen bir kişi polis zoruyla otobüsten indirildi.
-Almanya’da yapılan denetimlerde bazı dönercilerin temiz olmadığı saptandı.
-Almanya’da yaklaşık 400 ton civarında döner üretiliyor. Bu dönerler 15.000 büfede satışa sunuluyor.
-Bu başarılı rakamlar MC Donalds, Burger King gibi firmaların gözüne batıyor.
- İtalya’nın Verona kentinde de ucuz ve hızlı döner ve dürümcülerin yaygınlaşması kent yönetimini harekete geçirdi.
-Kent merkezinde etnik gıda hazırlayıp satan işletmelerin açılması yasaklandı.

Bir çok yerden veya çevrenizdeki kişilerin tecrübelerinden, alışveriş yaptıkların web sitelerinde nasıl sorunlar yaşadıklarını duymuşsunuzdur mutlaka. Ciddi sıkıntılar yaşayan tanıdıklarınız olabilir. Satın aldığınız ürünü hiç göndermeyen veya beklediğiniz ürün yerine kabul edilemeyecek başka ürünler gönderen bir web sitesinden alışveriş yapmak istemezsiniz. Böyle kötü bir duruma düşmemek çoğu zaman sizin elinizde. Çok basit bazı alışveriş kurallarına dikkat etmeniz gerekiyor. Şimdi size çok basit tavsiyelerimiz olacak, eğer müsaade ederseniz.

Her şeyden önce bir web sitesini ziyaret ettiğinizde sizde mutlaka bir izlenim oluşturacaktır. Aradığınız ürüne ve fiyatlara odaklanmadan önce site genelini bir inceleyin. Bunun için internet konusunda çok bilgili biri olmanıza da gerek yok. Düşünün ki, alışveriş merkezinde bir mağazaya girdiniz ve reyonlar darmadağınık olmuş, yerler pis, soru soracağınız kimse yok, hatta kasayı bile görmüyorsunuz ortalıkta. Buradan alışveriş yapar mısınız? İnternet sitelerinde de aynı şey, hiçbir farkı yok. Ürünler birbirine karışmış ise, aradığınızı bulmakta zorlanıyorsanız, site içerisindeki açıklamalar yetersiz ve tutarsız ise, iletişime geçip bilgi alabileceğiniz bir bölüm yoksa alışverişe çok da niyetlenmeyin diyoruz. İyi bir internet sitesi özenle hazırlanmıştır, her şey yerli yerindedir. Arayabileceğiniz bir telefon, gerekirse kullanabileceğiniz bir adres veya mesaj gönderebileceğiniz bir e-posta adresi veya iletişim formu olmalıdır.

Fiyatlar oldukça aldatıcı hazırlanıyor. Bizler indirime çok meraklı olduğumuz için, bunu bilen kötü niyetli satıcılar bunu rahatlıkla bize karşı kullanabiliyorlar. Örneğin, satın alacağınız bir sütyen takımı 100 liradan 45 liraya inmişse bu durum sizde soru işaretleri uyandırmalıdır. Böyle bir durumda şu sonuçlar ile karşılaşabilirsiniz. Ürün gerçekte 100 TL değildir ve indirim kandırmacadır, ürün daha önce başka bir müşteriye gitmiş ve geri gelmiştir, orijinal bir ürün değildir, fark etmeyeceğiniz küçük leke veya defoya sahiptir veya bu ürün yerine size başka bir ürün gönderilecektir. Hiçbir marka, sezonda sattığı kalitede ürünlere sezon sonunda inanılmaz indirimler yapmaz, yapamaz. Ucuza alacağım diye hataya düşmeyin.

Kurumsal ve tüzel kişiliklere sahip web sitelerini tercih edin. Bir web sitesinin sahibi olan şirketin, şahıs şirketi veya Limited şirket olup olmaması çoğuz zaman önemlidir. Hakkımızda ve iletişim bölümlerinde şirket ismini, adresini ve diğer verilen açıklamaları okuyun ve tatmin edici olup olmadıklarını iyice inceleyin. Ödeme sistemleri, alışveriş sitelerine çok kolay entegre edilebildiğinden birçok evden idare edilen, part-time çalıştırılan web siteleri bulunmakta. Sitenin veya şirketin kurumsal üyeliklerini, MERSİS ve Vergi Dairesi bilgilerini inceleyin. Bu bilgilerin açık ve net olarak web sitelerinde yayınlanması da yasal bir zorunluluktur. Yasalar bile dikkate alınmamışsa siz o siteden uzak durun.

Ödeme bölümünde SSL sertifikası kullanılıp kullanılmadığını, bilgilerinizi girdiğiniz sayfaların https ile başlayıp başlamadığını kontrol edin. Kredi kartı ile yapacağınız ödemelerde, 3D Secure ödemeyi arayın ve kart bilgilerinizi bankanız görevlileri dahil hiç kimseyle telefonda veya e-posta ile paylaşmayın. Kart bilgilerinizi içeren hiçbir formu doldurmayın veya teyit mesajlarını onaylamayın. Ciddi web sitelerinin ana hedefi sizin kişisel veya kredi kartı bilgileriniz değildir. Kredi kartı ile ödeme haricinde Kapıda Ödeme, Paypal ve Havale/Eft gibi ödeme tipleri de sunar size. Bunları yapmıyorsanız en azından, site ismini yazarak Google üzerinde araştırın. Bakın diğer kullanıcılar ne demişler neler paylaşmışlar site ile ilgili.

Sorunsuz ve keyifli alışverişler dileriz.

Yıldırım Beyazid Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokronoloji ve Metebolizma Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oya Topaloğlu, Türkiye’de diyabetlilerin haklarından habersiz olduğunu belirterek, yüzde 60 çalışma yeteneğini kaybeden diyabetlinin malulen emekli olabileceğini kaydetti.

Türk Diyabet Cemiyeti ve Türk Diyabet Vakfı tarafından bu yıl 52’ncisi düzenlenen Ulusal Diyabet Kongresi, Antalya Beldibi Tatil Merkezindeki bir otelde gerçekleştirildi.

Doç. Dr. Oya Topaloğlu, Türkiye’de yaklaşık 7 milyon diyabetli bireylere özgü bir sosyal düzenlemenin günümüzde olmadığının altını çizdi.

Normal kronik hastalıklar nasılsa diyabetli hastalarında aynı haklara sahip olabildiğini dile getiren Doç .Dr. Topaloğlu, sağlık kurumlarına müracaat eden diyabetli diğer engelli vatandaşların yararlandığı benzer haklardan yararlanabildiğini aktardı.

“DİYABETLİLERE YÖNELİK BİRKAÇ YÖNETMELİK VAR”
Diyabetlilerin haklarında bir takım kısıtlamaların görüldüğünü kaydeden Doç. Dr. Topaloğlu, “Diyabetli bireyin komplikasyonlarıyla ilgili değerlendirildiğinde çok ayrıntılı bilgi verilmediği, buna bağlı olarak da diyabetli bireylerin bazı haklardan mahrum kaldığını söyleyebiliriz. Bu kapsamda Türkiye’de uygulanan birkaç yönetmelik var. Özürlülerle ilgili olan yönetmelikte; buraya diyabetli birey başvurduğunda, bu kurul raporlarını vermeye yetkili olan kurumlara başvurduğunda bir takım oranlar alabiliyor. Eğer yüzde 40 ve üzerinde bir engel oranı alıyorsa bir takım haklardan faydalanabiliyor” diye konuştu.

“DİYABETLİ İŞ GÜCÜ KAYBINI YÜZDE 60’INI KAYBEDERSE MALULEN EMEKLİ OLUR”
Doç. Dr. Topaloğlu, bu hakları ise şöyle sıraladı:
“Sosyal yardımlaşma haklarının yanında, hasta bir özürlü kimli kartı ile belediyelerdeki indirimlerden faydalanabiliyor. Kamu çalışanları için ise, engelli kimlik kartı ile engelliler için ayrılan istihdam alanlarından yararlanma imkanı oluyor. Diyabetin tek başına kendisinin tek başına bu oranı yakalaması mümkün mü, pek mümkün değil. Genellikle tip 2 diyabetliler yüzde 20, tip 1 diyabetliler yüzde 30-40 arasında oran alıyor. Sigortalı diyabetliler ise benzer şekilde sağlık kurumundan rapor almak için yetkili hastaneye başvurup, hekim tarafından değerlendirilip, son karar SGK heyeti tarafından veriliyor. Ardından emeklilik hakkına sahip olabiliyor. Hasta iş gücü kaybının yüzde 60’ını kaybetmişse malulen emeklilik olabiliyor.”

“DİYABETLİLER MAĞDUR EDİLİYOR”
Diyabetli bir bireyin diyabete bağlı olarak malulen emekli olmasının zor olduğunu ifade eden Doç. Dr. Topaloğlu, “Bu mümkün değil. Ya ciddi komplikasyonlar gelişmiş olması gerekir, bu da en az ya da iki 3 organı ilgilendirmesidir. Diyabetli bireyler aslında toplumda mağdur kalıyor” dedi.

“DİYABETLİLER HAKLARINDAN HABERSİZ”
Diyabetli kişinin özel olarak sorgulamadığı sürece haklarından habersiz olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Topaloğlu, hastanın günlük hayatını kısıtlayıcı komplikasyonları varsa ve başvurduğu hastanede hakları hakkında bilgi verilirse hastalar için çok daha faydalı olacağını vurguladı.

“DİYABETLİ KİŞİLER İŞ MAKİNESİ VE OTOBÜS EHLİYETİ ALAMAYABİLİR”
Sürücü adayları ve sürücülerde aranacak şartlarda aranacak sağlık şartlarında dair yönetmelikte 4 ay önce değişikliğe gidildiğine dikkati çeken Doç. Dr. Topaloğlu, “Ehliyet diyabetli bireylerle ilgili ehliyet yönetmeliğinde diyabetlilerle ilgili bir takım kısıtlamalar getirildi. Eskiden özür oranına göre diyabetliler H sınıfı ehliyet alabiliyordu. Şimdi o madde yeni yönetmelikte kaldırılacak. Diyabetlinin ciddi bir komplikasyonu varsa, hipoglisemi(kanda olağandan daha az şeker olması hastalığı) yaşıyorsa ve hipoglisemi yapan bir ilaç kullanıyorsa muhtemelen toplum taşıma araçları ve iş makinesi gibi alanlarda almak istediği ehliyet için sıkıntılar olacak. Bu birazda hem hastayı korumak hem de başkalarının sağlığını korumak adına verilmiş kararlardır. 4 aylık bir uygulama ama ilerleyen günlerde diyabetli bireylerde de yeni düzenlemelerde olacak. Diyabetlilerin hakları ellerinden mi alınacak yoksa başka haklar mı tanınacak belirlenecek” ifadelerine yer verdi.

2016’ya organik botanik bahçelerinde üretilip araştırma ekibince keşfedilen Yaşam Bitkisi Ficoide Glaciale ile önemli bir giriş yapan Fransız marka Yves Rocher, bu alandaki çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor. Bitkinin çeşitli ortamlarda ayakta kalmasını sağlayan dirençli yapısının formülü cildin yaşlanmaya karşı savaşını destekleyerek, ciltte oluşan elastikiyet kaybını kırışıklık, doku bozulması, cilt renginde düzensizlikler gibi etkilerin önüne geçmeye yardımcı oluyor.

Yaşam Bitkisi, Yves Rocher’nın anti-aging serilerinin temelini oluşturuyor; Yaşam bitkisi özütü ile ciltte mTor proteini üretimi destekleniyor ve cilt daha dolgun hale geliyor. Bunun sonucunda ciltte görülen kırışıklıklar gözle görülür oranda azalıyor. Kırışık Karşıtı & Sıkılaştırıcı Yapılandırıcı Gece Bakımı bu serilerden birini oluşturuyor. Günlük bakım programında kullanılan Kırışık Karşıtı Makyaj Temizleme Sütü ve Kırışık Karşıtı Tonik’ e tamamlayıcı olarak haftada 2 kez kullanımı öneriliyor. Haftada 2 kez göz çevresinden kaçınarak uygulama yapılan 104 kadın ile gerçekleştirilen memnuniyet anketinde kadınların %79’u ciltlerinin daha genç göründüğünü belirtmiş.

Kırışık karşıtı krem, yapısında tanecik bulunmamasına karşın 1. aydan itibaren peeling etkisi gösterdiğini ve cildi ölü hücrelerden arındırdığı belirtiliyor. Yves Rocher’nin diğer ürünlerinde olduğu gibi Kırışık Karşıtı Yapılandırıcı Gece Bakım Kremi de paraben, silikon ve renklendirici içermediği gibi %98 den fazla doğal içeriğe sahip. Fransız kimyager Yves Rocher tarafından oluşturulan marka ürünlerinin doğallığına hayli önem veriyor. Ürünlerinin özünü oluşturan bitkiler Fransa’nın Bretagne bölgesindeki organik tarım tesislerinde yetiştirilip biyolog, kimyager ve dermatologlardan oluşan 150 kişilik araştırma ekibiyle birlikte geliştirilip kullanıcılarına sunuluyor. Ürünlerin araştırma, geliştirme, üretim ve dağıtıcısı doğrudan Yves Rocher olduğundan da uygun fiyatlarla ulaşılabiliyor. Organik tarımla insanlara doğal bir bakım sunarken, Bretagne’deki üretim yapılan ana fabrikası kuşlar için koruma alanı olma özelliğiyle de Ligue Protectrice des Oiseaux (Kuşları Koruma Ligi) tarafından sertifikalandırılmıştır.

Çoğunlukla yaz mevsiminde yapılan unutulmaz düğün merasimi öncesinde, başrol oyuncusu gelinlerin yardımına estetik cerrahi ve medikal uygulamalar koşuyor.

“Düğün günü gelinler güzel, büyüleyici ve bakımlı olmak istiyorlar. Düğün öncesi estetiği ister cerrahi bir uygulama olsun, ister ameliyatsız estetik ve medikal uygulamalar olsun, hepsi için en uygun mevsimdeyiz. Bu tarz girişimlere en az 3-4 ay öncesinden başlamak en doğru karardır” diyen Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrah Op. Dr. Bülent Cihantimur, düğün öncesi estetiğinde yapılabilecek uygulamaları anlattı.

Saçlarınızı canlandırın

“Saçlar yüz güzelliğine çok büyük bir katkı sağlar. Özellikle gelinler, saçlarına çok daha fazla önem veriyorlar. Kliniklerimizde gür, parlayan ve sağlıklı saçlar için farklı tedavi seçenekleri sunuyoruz. Bunlardan birincisi mezoterapi. Saç mezoterapisinde, saçlı dokunun 2-3 mm hemen altına inerek, incecik uçlu iğneler vasıtasıyla, dokunun beslenmesini ve güçlenmesini sağlayacak vitamin, antioksidan ve hastaya özel farklı bileşimler içeren sıvı enjekte ediliyor. Bir diğer uygulama ise, Organik Saç enjeksiyonudur. Bu uygulama ile hem saçlarınızı canlandırabilir hem de bölgesel yağlanmadan kurtulabilirsiniz. Bölgesel yağınızı aldıktan sonra, bu yağı kök hücreden zengin hale getirip bu sefer saç derisine enjekte ediyoruz. Kök hücrenin tüm avantajları saçlarda hissediliyor. Ayrıca dediğim gibi inatçı bölgesel yağlanmadan da bu şekilde kurtulabiliyorsunuz”.

Cilt tedavilerine başlayın

“Ülkemizde evlenme yaşı giderek artıyor. Özellikle büyük şehirlerde 25 yaş üstü gelinlerin sayısı oldukça fazla. 25 yaş sonrası ise kilit bir dönemdir. Gözle tam olarak görülemese bile cilt ve cilt altı dokusu, kaslar ve hatta kemikler bile yaşlanmaya başlar. Düğün öncesi estetiği bir vesile olarak, gelinler güzellik koruyuculuğuna başlayabilirler. Daha canlı, daha gergin, doğal ve parlak bir cilt yapısına sahip olmak mümkün. Bu noktada önerilebilecek pek çok seçenek var. Örümcek Ağı estetiği, ultraterapi gibi uygulamalar, cildi hem tedavi eder, hem de gecenin yıldızı olmanıza fayda sağlar. Özellikle Örümcek Ağı estetiği, yağ enjeksiyonlarıyla kombine edilerek, belirgin bir kontür hattı oluşturmamıza yardımcı oluyor”.

Gözaltı morluklarınızı yok edin

“Gözaltı morlukları pigmentasyon ve damarsal sorunlardan kaynaklanan problemlerdir. Hatta bazı hastalarda gözaltlarında çökme bile oluşabiliyor. Göz bölgesi iletişim için son derece önemli bir bölge ve estetik katkısı çok fazla. Gözaltı ışık dolguları, lazer tedavileri, gözaltı morluğunun nedeni araştırıldıktan sonra uygulanan farklı tedavi seçenekleridir. Gözaltına kapatıcı dahi sürmenize gerek kalmadan muazzam bir göz çevresi estetiği sağlar”.

İstenmeyen tüyleri ortadan kaldırın

“Evlenince biraz daha bakımlı ve tüylerden arınmış bir bedeni tercih eden gelinler için lazer epilasyon son derece faydalı ve pratik bir çözüm sağlıyor. Yüz, kol altı, genital bölge, bacak ve kollar veya bedenin her neresinde istenmeyen tüyler varsa, kalıcı bir şekilde yok edilebilir. Bunun için kliniklerimizde kişiye özel lazer epilasyon planlaması yapılır”

Dudak ve buruna dolgu

“Dudaklarının biraz daha diri ve belirgin olmasını sağlamak, dolgu uygulamalarıyla mümkün. Dolgular ayrıca dudaklara nem takviyesi de yaptığından pürüzsüz, canlı ve taze bir görüntü sağlar. Dolgular ayrıca geniş kullanım olanaklarından dolayı, özellikle burun görüntüsünü sevmeyen gelinler için de faydalı. Burun dolgusuyla kemerli burun düzleştirilebilir, hafifçe kaldırılabilir. Cerrahiden korkan veya düğün öncesinde cerrahinin risklerini göze alamayanlar için pratik bir çözüm sağlar”.

Kolunuzu yukarı kaldırdığınızda bıçak saplanır tarzda bir ağrı duyuyorsanız, çaydanlığı bile kaldıramıyorsanız, saçınızı tararken omzunuzda yanma hissi oluyorsa, geceleri uyurken yön değiştirdiğinizde ağrı sizi uyandırıyorsa bu durum omzunuzda kas yırtığına işarete edebilir. 

Omuz yırtıkları, gençlerde ve sporcularda ani bir hareketle omuza aşırı yüklenme sonucu oluşabileceği gibi, zaman içinde tekrarlayıcı omuz hareketleri sonrasında da ortaya çıkabilir.

Memorial Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Murat Baloğlu, kronikleşen omuz ağrıları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Omuz ağrıları tedavi edilmezse kas yırtıklarına neden olabilir
En sık kullanılan organ olan eli gövdeye bağlayan tek eklem, omuz eklemidir. Dolayısıyla vücutta en çok zorlanan bölgelerden biridir. İş yaparken meydana gelen ağrı görmezden gelindiği takdirde kronikleşebilir ve zorlama ile birlikte omuzda kas yırtılmaları meydana gelebilir. Omuz ve boyun bölgeleri birbirine yakın olduğu için, yansıyan ağrıların hissedildiği yer karıştırılabilmektedir.

Boyundan olan sinirler omuzdan geçerek kola yayılmaktadır. Hasta şikayetlerini ilettiği zaman çoğunlukla akla boyun ağrısı gelmektedir ve bu durumda genellikle boyun fıtığına yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Hasta eksik tedavi gördüğü için ağrıları geçmemekte ve bu durum omuzda kas zedelenmelerine yol açmaktadır. Çoğunlukla baskın olan el kullanıldığı için, omuz ağrıları daha çok vücudun sağ kısmında oluşmaktadır.

Çok geç kalmadan uzmana başvurun
Kas ve tendon yırtıkları sonucunda kas yapısı kemikten kopar. Kemiği hareket ettiren kaslar yırtıldığı için hareketsizlik ortaya çıkar. Hissedilen ağrı sonucunda meydana gelen hareketsizlik de ağrıya neden olur. Muayene esnasında, yırtığın nerede olduğu ve kasın ne kadar yırtıldığı anlaşılabilmektedir. Erken dönemde konulan teşhislerde; PRP, ilaç ve iğne tedavisiyle ağrılar giderilebilmektedir. Tedavi edilmeyen omuz ağrıları sonucunda oluşan kas yırtıkları, yumuşak dokuda olduğu için röntgen ile görüntülenememektedir. Tanı konulmasında MR en güvenilir görüntüleme yöntemlerindendir. Tedavi gecikirse hastanın zamanla hayat kalitesi düşer ve ileride sadece cerrahi ile çözüm sağlanabilecek bir duruma gelebilir. Omuz ağrıları, yaşın ilerlemesi ve yanlış hareketlerle günlük yaşamı altüst edecek kadar şiddetlenebilir.

Omuz ağrılarından korunmak için;
• -Ağır paket ve yükler taşıyarak omzunuzu zorlamayın
• -Uzun süre kollarınızı yukarıda tutmanıza yol açan çamaşır asma, perde asma, yüksek raflardan cisimler indirme gibi hareketlerden mümkün olduğunca kaçının
• -Çocuklarınızın okul sıralarında doğru oturmasına dikkat edin ve ağır okul çantaları taşımasına izin vermeyin
• -Düzenli omuz egzersizleri yapın
• -Ağrı hissettiğiniz zaman iş yapmaya devam etmeyin
• -3 günden fazla süren ağrılarda mutlaka bir uzmana başvurun
• -Boyun fıtığı tanısı konulduktan sonra ağrılarınız devam ediyorsa, MR çektirerek omzunuza baktırın

Kapalı cerrahiler hastaya konfor sağlıyor
Omuz kaslarında meydana gelen yırtıkların cerrahi tedavisi artık kapalı ameliyatlarla yapılarak, hastaya önemli konfor sağlanmaktadır. Sadece omuz bölgesi uyuşturularak yapılan cerrahi sayesinde hasta ekrandan kendi ameliyatını izleyebilmektedir. Lokal anestezi uygulandığı için de ileri yaştaki hastalar güvenle ameliyat olabilmektedir.

Çok büyük yırtıkların tedavisinde de başvurulan, özel cihazlarla 1 cm’lik iki delikten yapılan artroskopik ameliyatlar, 45- 60 dakika arasında sürmekte ve hasta ertesi gün taburcu edilebilmektedir. Ameliyatın hemen ardından hasta elini kullanmaya başlayabilir ve günlük yaşantısına verilen egzersizlerle hiç zorlanmadan devam edebilir. Cerrahinin ardından 3 haftalık bir fizik tedavi süreci ile hasta tamamen iyileşmektedir.

Magazin

video

Medya

Cat-5

Reklam

Cat-6