24 Haziran 2017 Cumartesi

Günde İki Saatten Fazla TV İzlemek, İki Kat Arttırıyor

Günde İki Saatten Fazla TV İzlemek, İki Kat Arttırıyor

Dünyada her yıl 300 milyon kişi akciğer hastalığı olan astıma yakalanıyor, hareketsiz yaşam tarzı akciğer gelişimini engelliyor, televizyon karşısında 3-4 saat zaman geçirmek, astım ve alerjik hastalıklara neden oluyor.

İngiltere Glasgow Üniversitesi'nde genç çocuklarda televizyon izleme süresinin astım gelişimiyle ilişkili olup olmadığını araştıran bilim adamları, günde 2 saat televizyon izleyen çocukların % 6'sında, astım yaşayacaklarını gösteren sonuçlar elde ettiklerini, günde 2 saatten fazla izleyen çocuklarda ise neredeyse iki kat fazla astım geliştiğine dikkat çektiler.

İstanbul Alerji Merkezi Doktorlarından, Çocuk Alerji, İmmünoloji ve Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay; televizyon izlerken hareketsiz yaşamın, ekran karşısında tüketilen abur cuburların alerjik ve astım hastalıklarına neden olduğunu söyledi. Aktif olmayan yaşam tarzının, akciğer gelişimini değiştirdiğini ve çocuklarda nefes alma sorununun, solunumu etkilediğini belirtti.

Özellikle ebeveynlerin, üç ile on iki yaşında ki çocukların televizyon alışkanlıkları konusunda şikâyetleri olduğuna, obezite ve egzersiz eksikliğinin alerjik astım hastalıklarında ciddi sorunlar yarattığına dikkat çekti.

"Obezite ve astım çocukluk çağının en sık görülen iki önemli hastalığıdır"
Günde iki üç saat televizyon izleyen ve ekran karşısında abur cubur yiyen çocukların kilo aldığını belirten Çocuk Alerji, İmmünoloji ve Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay; hareketsiz yaşamın obezite yaptığına, obezitenin ise astım sıklığını arttığına dikkat çekti. Aynı zamanda fazla kilonun astımlı çocukların tedavisinde başarısız sonuçlarına neden olduğunu sözlerine ekledi. Prof. Dr. Ahmet Akçay; "Obezitenin mekanik, immünolojik etkileri, hormonlardaki değişiklik, ortak genetik yapı, diyet ve fiziksel aktivitede azalma gibi etkiler astıma neden olur.

Obezite fazla yağ ile göğüse baskı yapmaktadır. Göğüs duvarında yağ birikmesi sebebiyle, Akciğerlerde kan akımını etkiler. Bronşların genişleme yeteneği azalır. Obezite yağ hücreleri astıma neden olan bazı maddeler salmaktadır. Bunların başında leptin gelmektedir. Obezitede leptin miktarı yükselir ve leptin de akciğerlerde bronşlarda enflamasyona neden olur. Obezite astımı kötü etkiler çünkü reflüyü artırır bu da astımı ağırlaştırır.

Uyku bozukluğu, kanda yağ miktarı artışı, tansiyon yüksekliği ve diyabete neden olarak yine astımı kötü yönde etkiler. Ayrıca kolesterol yüksekliği astım riskini artırıcı etkisi vardır. Obezite erkeklerde geç ergenliğe ve kızlarda erken ergenliğe girmeye neden olur. Obezitede östrojen miktarı artar bu da alerjiye eğilimi artırır" dedi.

Akçay; "Alerjik hastalıklarda aşı tedavisi çok etkilidir. Astımlı veya alerjik nezleli çocuklarda alerjiye karşı tolerans oluşturmak için kullanılır. Aşı tedavisi ilaç gereksinimini azaltır veya ortadan kaldırır, yeni alerjilerin gelişmesini önler ve hayat kalitesini artırmaktadır. Çocuklarda aşının etkisi yetişkinlere göre çok daha fazladır. Çünkü çocuklarda immun sistem değişim içindedir" dedi.

Bu sporu yapan her 5 kişiden 1’i sakatlanıyor

Bu sporu yapan her 5 kişiden 1’i sakatlanıyor

CrossFit son zamanlarda popülerleşen bir egzersiz programı türü. Temelde rekabet amaçlı yapılır. Kasların fonksiyonel çalışmasından çok patlayıcı kuvvetin kullanılması bu sporun temelini oluşturur. Amaç aslında esneklik, dayanıklılık, hız ve atiklik ortaya çıkarmak olsa da bir kası fonksiyonel olarak çalıştırmadan yapılan fazla yüklemeler o kasta çeşitli patolojiler açığa çıkarabilmektedir.

Yrd. Doç. Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa'nın verdiği bilgiye göre, CrossFit yapan her 5 kişiden 1'i sakatlanıyor.

Peki neden?

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, bunun nedenleri ve alınması gereken tedbirler hakkında şu bilgileri verdi:

FİZYOTERAPİSTTEN YARDIM ALIN
"CrossFit yapmak için kişinin kapasitesinin yeterli olup olmamasına dikkat edilmemesi başlıca sorunlardan biridir. Daha önceki yaralanma öyküsü, kas kuvveti, esneklik, postür, limitasyon değerlendirilmelerinin uzman bir fizyoterapist tarafından yapılması gerekir. Erkeklerde daha fazla sakatlanma meydana geldiği görülmüştür. Yaralanma oranı en fazla olan bölge omuzdur. CrossFit içerisinde bulunan jimnastik egzersizleri omuzda, ağırlık kullanılarak yapılan egzersizlerin omurgaya fazla yük bindirmesinden dolayı belde, yüklenmelere bağlı olarak dizde, sakatlanmalara neden olmaktadır.

ISINMADAN YAPIYORLAR
CrossFit ortalama olarak 20 dakika yapılan bir spordur. Antrenman 20 dakika sürüyorsa ısınma ve soğuma periyotları hangi aralıkta yapılıyor? Isınma ve soğuma periyodunun antrenmanda ne kadar önemli olduğunu hatırlatmamız gerekir. Kaslara yükleme yapmadan önce mutlaka ısınma periyodu koymalıyız ki yapılan bir hareket sonucunda yeterli esnekliği olmayan kaslarda yırtılma gibi patolojiler açığa çıkmasın. Aynı zamanda soğuma periyodu da egzersiz sırasında kaslarda biriken metabolik artıkların uzaklaştırılması ve hareket sırasında gerilen kasların gevşemesi açısından oldukça önemlidir. CrossFit veya yaptığınız diğer sporlarda mutlaka ısınma ve soğuma periyoduna dikkat edin!

CrossFit diğer antrenman çeşitlerinden de birçok egzersiz hareketi içerir. Egzersiz programı her gün farklı hareket paternlerinden oluşur. Monotonluktan kaçmak istenirken aslında sakatlığa davetiye çıkarmamak gerekir. Birbirine mekanizma olarak uygun olmayan antrenmanların bir arada yapılması farklı sakatlanmalara yol açacağı için bu konuda uzman bir kişi ile antrenman programınızın düzenlenmesi çok önemlidir.

ANATOMİK CHECK-UP YAPTIRIN
İşin özü şu ki spor yapmak istiyorsanız öncelikle vücut analizini yaptırmanız gerekir. Anatomik check-up sadece işinin uzmanı kişiler tarafından yapılmalıdır. Bunun için bir fizyoterapiste başvurmalısınız.

CrossFit yapmak istiyorsanız eğer kaslarınızın arasındaki kuvvet oldukça dengeli ve ileri düzey spor yapmaya elverecek kadar da yeterli olmalıdır. Hangi egzersiz programını yapmanız gerektiğini mutlaka danışın! Kas yapacağım derken sakatlanmayın!"

Anne Sevgisi: Ondan daha güçlüsü yok

Anne Sevgisi: Ondan daha güçlüsü yok

Dünya üzerindeki hiçbir duygu, anne sevgisi kadar güçlü ve uzun süreli olamıyor. Peki, sadece edebiyatçıları ya da şairleri değil bilim adamlarını da kendine hayran bırakan anne sevgisinin oluşması ve gelişimi bilimsel olarak nasıl açıklanıyor? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü'nden Klinik Psikolog Dr. Ayşe Bombacı annelik duygusunu benzersiz kılan bilimsel özellikleri anlatıyor.

Bir çocuğa sahip olmak, kalbini dışarıda taşımak gibidir... Tüm zaman ve enerjilerini çocuğunun bakımı için vermeye hazır olan anneler, bir başkası için asla yapmayacağı birçok şeyi çocuğu için hiç düşünmeden yapar. Bebeğini besleyebilmek için uykusuz kalabilir, bir yılda binlerce defa çocuklarının altını değiştirebilir. Çocuğuyla ilgili istenmeyen bir tehlike söz konusu olduğunda hiç düşünmeden onu korumak için kendini feda edebilir.

Anne sevgisinin benzersizliği sadece edebiyat yazarlarını büyülememiştir, aynı zamanda bilim adamlarının da merakla araştırdığı bir konu olmuştur. Peki, anne sevgisinin oluşmasını destekleyici fiziksel gelişimler nelerdir?

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü'nden Klinik Psikolog Dr. Ayşe Bombacı, annelik sevgisini benzersiz kılan bilimsel özelliklere dikkat çekiyor. Bombacı, "Anne sevgisinin oluşumu hamilelikle birlikte başlıyor. Bu dönemde yaşanan önemli hormonal değişimler anneyi, doğumdan sonra bebeğine bağlanıp onu koruması için hazırlıyor. Sevgi ve bağlanma hormonu olarak bilinen oksitosin hormonunun seviyesi hamilelikle birlikte yükseliyor. Böylelikle bir anne adayı, bebeğine olan bağını henüz daha ona hamileyken güçlendiriyor. Onunla konuşarak, göbeğini severek, ona kendi sevdiği bir ninniyi söyleyerek aralarında bağ oluşmaya başlıyor" diyor.

Bağlanmada etkili olan diğer bir hormonun ise doğum sancılarının arttığı son evrede salgılanan endorfin hormonu olduğunu anlatan Bombacı, "Endorfin, insan bedeninin doğal olarak ürettiği bir ağrı kesicidir ve morfin gibi sakinleştirici etki yaparak doğumu kolaylaştırır. Çocuk dünyaya geldiğinde yaşanan sancılar bir anda unutulur, çünkü endorfin hormonunun seviyesi doğumdan sonraki ilk saatlerde hâlâ yüksektir. Anne, doğumdan sonra bebeğini kucağına aldığında, ona dokunarak iletişim kurduğunda ve emzirmeye başladığında bağlanma ve sevgi hormonu olan oksitosin de yüksek seviyede salgılanmaya devam eder" diyor.

Ancak araştırmalar, tek başına hormonların anne sevgisinin oluşmasında yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Bombacı: "Bağlanmayla birlikte güçlenen anne sevgisi, duygusal ve fiziksel yardıma muhtaç olarak dünyaya gelmiş bir bebeğin bütün ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli koşulları sağlıyor. Fakat bu duygunun gelişmesi için anne-bebek arasındaki iletişim ile bedensel dokunsal bağlanmanın sağlanması gerekiyor. Anne sevgisini benzersiz kılan diğer bir özellik ise bu sevgi sayesinde annelerin algılarının daha güçlü ve keskin olması. Örneğin, bir anne, gece uykusundayken bile bebeğinin en ufak bir kıpırtısında uyanır ve onun ihtiyacını karşılar. Bir kadın için çocuk sahibi olmak ve anne sevgisini yaşamak, bağımlılık yaratan bir ödül etkisindedir".

Peki, güçlü ve sağlıklı anne sevgisi alan bir çocuğun hayatında neler yaşanıyor? Anne sevgisi ve onunla kurulan güvenli bağ, bir çocuğun duygusal ve sosyal gelişiminin temelini oluşturduğunu belirten Bombacı, "Anne sevgisinin derecesi, bir çocuğun sosyal iletişim becerileri, empati kurabilme yeteneği ve hatta ileride karşı cinsle yaşayacağı romantik ilişkinin niteliğini bile etkileyebiliyor. Uzun sureli ve ciddi ilişkileri yaşamakta zorlanan yetişkinlerin klinik öyküsüne bakıldığında, çocukluk döneminde güvenli bir anne - çocuk bağı yaşamadıklarına rastlanıyor.

Yine de daha sonraki dönemlerde yaşanan olumlu ilişkiler ve güven temelli sevgi dolu bir eş sayesinde, anne sevgisi almadan büyümüş bir çocuk, kendi yaşamamış olsa bile çocuğuna anne sevgisi verebiliyor" dedi.

Ani başlayan kas güçsüzlüğünü önemseyin

Ani başlayan kas güçsüzlüğünü önemseyin

Yokuş ve merdiven çıkma, oturulan yerden kalkma, yürüme, kolları kaldırıp yükseğe uzanma gibi hareketler sırasında güçlük yaşanması kas hastalıklarının belirtileri olabiliyor. 

Bazen göz kapaklarını açma veya kapama, değişik yönlere bakma, mimik yapma, çiğneme, yutma gibi hareketleri sağlayan kasların güçsüzlüğü ile de ortaya çıkan kas hastalıklarında erken tanı ve doğru tedavi planlaması büyük önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü'nden Uz. Dr. Bilge Bıyıklı, doğumsal olan ya da sonradan ortaya çıkabilen kas hastalıklarının tanı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Hastalık yıllarca sessizce ilerleyebilir
Kas hastalıkları genetik yolla geçen bir grup hastalıktır ve her yaşta görülebilir. Anne, baba ya da her ikisinde bulunan ve hastalık taşıyan genlerin çocuklara aktarılmasıyla pek çok hastalık meydana gelebilir. Aynı ailede birden fazla kişi hastalıklı genleri taşıyor olabilir. Birçoğu kalıtımsal olan kas hastalıklarında güçsüzlük; yıllar, hatta on yıllar içinde gelişmektedir. Türkiye'de akraba evliliklerinin yaygınlığı kas hastalıklarının görülme sıklığını arttıran en önemli faktördür.

Kesin tanı için kas biyopsisi şart!
Kas hastalığında travmaya bağlı olmayan ve dinlenmekle geçmeyen bir güçsüzlük durumu yaşanır. Güçsüzlük hastalığın tipine göre değişmekle beraber, vücudun farklı bölgelerinde görülebilir. Hastalık; merdiven çıkamama, saç tararken kollarını kaldırmada zorluk ya da yukarıda bulunan dolaplara uzanamama olarak günlük yaşamı etkileyen küçük güçsüzlüklerle kendini gösterebilir. Bazı tiplerinde yutma kasları da etkilendiği için yemek yeme ve içmede zorluk çekilebilir. Göz kasları etkilenen tiplerinde çift görme ya da gözde kayma olabilmektedir. Kas güçsüzlüğü, kaslarda erime, incelme saptanan hastalarda araştırmaya genetik inceleme ile başlanır. Tanı konamayan ve genetik geçiş olamayan kas hastalıklarında, kas biyopsisi büyük önem taşımaktadır.

Fizik tedavi ve düzenli egzersiz kasları güçlendirir
Kas hastalıklarının tedavisinde hastalığın oluş nedeni ve tipi önem taşımaktadır. Doğumsal hastalıklarda, sağlam kas grubunun fonksiyonlarını iyi tutabilmek için mutlaka fizik tedavi programı önerilir. Kas kuvvetinin korunması veya kuvvet kaybının geciktirilmesi için egzersizler düzenli yapılmalıdır. Fizik tedavi programı kaslarda meydana gelebilecek kısalıkları ve eklemlerdeki bozulmaları ve solunum problemlerini de önlemektedir. Kas hastalıklarının tanısının konması, genetik geçişli hastalıkların gelecek kuşaklara aktarılmasını önlemede büyük önem taşımaktadır.

Faydaları renklerinde saklı

Faydaları renklerinde saklı

Vücudumuzun günlük vitamin, mineral, lif ihtiyacının karşılanması ve genel sağlığımızın korunmasında, meyve sebze tüketimi önemli bir rol oynuyor. Özellikle antosiyanin bakımından zengin mavi, kırmızı veya mor renkli meyve sebzeler; kişiyi kanser, kalp hastalıkları, aşırı kilodan koruyan en önemli yiyeceklerin başında geliyor. 

Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Ezgi Mumcu, antosiyanin oranı yüksek olan besinlerin faydaları hakkında önemli bilgiler verdi.

Hastalıklardan koruyor, yaşlanmayı geciktiriyor
Antosiyanin oranı zengin olan meyve ve sebzelerin başında kiraz, patlıcan, mango, yaban mersini, ahududu, erik, kuş üzümü, kuşkonmaz, zeytin, portakal, incir, turp, kırmızı lahana, nar, siyah fasulye, siyah pirinç, böbrek fasulyesi ve pancar gelmektedir. Bileşenlerinde yüksek miktarda antioksidan özelliği bulunan bu besinleri tüketmek, kişiyi hastalıklardan korunmanın dışında yaşlanmayı önler, iyi ve zinde görünümün devamlığını sağlar.

Bu besinler vücuda sağlık katıyor

BERRYLER: Antioksidanların en önemli kaynağıdır. Yaban mersini, böğürtlen, çilek, ahududu, elderberries, kızılcık, bilberries ve diğer mavi, mor veya kırmızı renkli meyveler zengin antosiyanin kaynaklarıdır.

KİRAZGİLLER: Ekşi tatta olan kirazgiller, tatlı olanlarına oranla daha yüksek antosiyanin seviyesine sahiptir. Çilek, kiraz gibi meyveler ne kadar koyu olursa konsantrasyonları o kadar yüksek olur.

MOR ÜZÜM: Mor üzümler önemli bir antosiyanin kaynağıdır. Aynı zamanda ürik asit kristallerinin çözülmesine yardımcı olurlar; bu da gut ve romatizmal artrit semptomlarını azaltabilir.

MOR KUŞKONMAZ: Kuşkonmaz lezzetli olmasının yanı sıra besin içeriği bakımından da oldukça zengindir. Antosiyanin bakımından daha zengin olmalarının yanı sıra; mor renkteki kuşkonmaz; yeşil kuşkonmaza oranla daha fazla protein ve daha fazla C vitamini içermektedir.

MOR LAHANA: Araştırmalar mor lahanada 36 farklı antosiyanin türü olduğunu ortaya çıkarmıştır. Ancak kişinin vücudu bu antosiyaninlerin sadece %80'nden faydalanabilmektedir.

Bu meyve sebzelerin 6 önemli yararı

1)KALP HASTALIKLARINA KARŞI KORUYUCUDUR: Yapılan araştırmalar antosiyanin oranı yüksek besinlerin kan basıncını düşürdüğünü, damar sertliğini önleyerek kalp hastalıklarını azalttığını ortaya koymuştur. 18 yaş ve üzeri kadınların, bu bakımdan zengin 3 gıdayı haftada 3 veya daha fazla tüketmeleri, orta yaş kalp krizi geçirme riskini önemli ölçüde azaltmaktadır. Ayrıca haftada 3 kez çilek ya da yaban mersini tüketen kadınlarda kalp damar hastalıkları riski önemli ölçüde düşmektedir.

2) KOLESTEROLÜ DÜŞÜRÜR: Kolesterolün yüksek olması, kalp rahatsızlığı gelişme veya kalp krizi geçirme riskini artırır. Bu gıdaların diyet programına eklenmesinin HDL kolesterolü (iyi kolesterol )% 13.7 oranında artırdığı, LDL kolestrolü(kötü kolesterol) % 13.6 düşürdüğü ortaya çıkmıştır.

3) OBEZİTE İLE ETKİN MÜCADELE SAĞLAR: Sağlıklı meyve ve sebzelerden oluşan bir diyetin obeziteyi önlemede önemli bir etkisi vardır. Bu gıdalardan oluşan bir diyetle beslenen kişiler, antosiyanin bulunmayan yağlı bir diyetle beslenen kişilere göre daha rahat kilo kontrolü sağlayabilmektedir.

4) KANSERDEN KORUR: Yapılan çalışmalar bu besinlerin birkaç farklı kanser türünü önlemede etkili olabileceğini ortaya koymuştur. Çilek, yaban mersini, kiraz gibi besinler özofagustaki tümör büyümesinin engellemesine yardımcı olur. Ayrıca çilek ve benzer gıdaların tüketilmesi meme kanseri, prostat kanseri, kolon kanseri ve oral kanser gelişiminin önlemesine yardımcı olur. Ayrıca antosiyanin içeren gıdaların düzenli tüketilmesi, bazı kanser hücrelerinin yayılmasını da engellemektedir.

5) GÖRME KALİTESİNİ YÜKSELTİR: Faydaları renklerinde saklı olan antosiyanin bakımından zengin besinler, göz sağlığı için de oldukça faydalıdır. Bilberry antosiyaninler ile beslenen kişiler birkaç saat sonra görme alanında önemli ilerlemeler görebilmektedir.

6)YÜKSEK BİLİŞSEL PERFORMANS SAĞLAR: Hızlı yaşlanmanın önüne geçmek ve hafızanın bozulmasını engellemek için bu besinleri tüketmek çok önemlidir. Güçlü bir antioksidan olan antosiyaninler, yaş ile ilişkili beyin fonksiyon ve hafızadaki bozulmanın yavaşlatılması için mükemmel birer kaynaktır. Öğrenme çağında olan çocukların bu meyve ve sebze ile beslenmesi, öğrenme sürecini güçlendirmekte ve genel bilişsel işlevi artırmaktadır. Ayrıca 70 yaş üzerindeki kadınların çilek ve yaban mersini gibi gıdalarla beslenmesi, beyin dejenerasyonunu 2,5 yıl azaltmaktadır.

Ramazan sofralarının vazgeçilmezi hurmanın faydaları

Ramazan sofralarının vazgeçilmezi hurmanın faydaları

Gıda, beslenme ve sağlık alanındaki en güncel, bilimsel bilgiyi basit ve anlaşılır dilde topluma ulaştıran Sabri Ülker Vakfı, özellikle Ramazan ayında iftar ve sahur sofralarının vazgeçilmezi hurmanın besin bileşimine ve sağlık etkilerine dikkat çekiyor.

Hurma, özellikle iftar sofralarının olmazsa olmazı… Peygamber Efendimiz (asm) ve ilk Müslümanlar orucunu hurma ve su ile açarlarmış. Hatta bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (asm) hurmanın ne kadar doyurucu ve besleyici olduğunu anlatmak için Hz. Aişe'ye "Ya Aişe evinde hurma olmayanlar açtırlar" diye buyurmuştur.

Orucumuzu neden hurma ile açalım?
Hurma karbonhidrat, mineraller, vitaminler, doymamış yağ asitleri, protein ve lif bakımından zengin bir meyvedir. Lif içeriği yüksek olan hurma su ile tüketildiğinde tokluk hissi sağlayarak besin alımını kontrol etmeye yardımcı olur ve bu nedenle orucun hurma ve su ile açılması, iftarda aşırı yemeyi, hazımsızlığı ve ani kan şekeri ve kan basıncı artışlarını önleyebilir. Bunun yanı sıra gün içinde oruçlu iken alınamayan vitamin ve minerallerin karşılanmasına da destek olur.

Kan şekeri düzeyini dengelemeye yardımcı olur, tokluk hissini arttırır
Hurma, besin bileşimi sayesinde, zihinsel ve fiziki yorgunluğu azaltan bir meyvedir. Gün içerisinde, baş ağrısı ve halsizlik gibi kan şekeri düşüklüğü belirtileri görüldüğünde, lif, protein ve mineral içeren hurmanın tüketimi, hızlıca toparlanmaya yardımcı olabilir. Lif içeriği sayesinde kalp-damar sağlığına destek olur. Yine karbonhidrat, lif ve protein içeriği ile tokluk hissini uyarır, besin alımı ve vücut ağırlığı denetimine yardımcı olur.

Sindirim sistemi sağlığını destekler
Lif içeriği ile toplam günlük lif alımına katkı sağlar. Kabızlığı önlemeye yardımcı olur. Böylelikle orucu açmak için tüketildiğinde, oruç süresince yavaşlayan sindirim sistemini canlandırmaya yardımcı olur.

Günlük ne kadar tüketmeli
Türü ve büyüklüklerine göre değişmekle birlikte, 1 adet kuru hurmanın ağırlığı yaklaşık 15 gr'dır. Ramazan ayında orucu açmak için 1-2 adet veya sahurda 1-2 adet hurma tüketilebilir. Ramazan ayı haricinde ise dilediğiniz zaman özellikle ara öğünlerde 1-2 adet hurma tüketebilirsiniz. Yeterli ve dengeli beslenebilmek için besin çeşitliğini sağlamak önemlidir. Hurma da diğer meyvelerle birlikte günlük beslenmede yerini alabilir ve unutulmamalıdır ki bir besin, tek başına sizi daha sağlıklı yapmak için yeterli değildir.

Şeker hastaları Hurma tüketebilir mi?
Anti diyabetik ilaç veya insülin kullanan şeker hastaları da günde 1-2 adet hurma tüketebilir. Tabii, diğer her türlü meyve, besin ve içeceğin tüketimi ile kan şekeri düzeylerindeki değişimi nasıl takip ediyorlarsa hurma için de bunu yapmalıdırlar. Şeker hastaları hurmayı süt ile birlikte tüketerek kan şekeri düzeyindeki artışı da bir ölçüde kontrol edebilir.

22 Haziran 2017 Perşembe

Çocuklar günde 5 saat çevrimiçi! Peki güvendeler mi?

Çocuklar günde 5 saat çevrimiçi! Peki güvendeler mi?

Yapılan son araştırmalar, hem akıllı telefonu hem de bilgisayarı olan çocukların günde 5 saatlerini çevrimiçi olarak geçirdiklerini gösteriyor. Sosyal platformlarda herkese açık profilleri olan çocuklar ise sık sık haksızlıklara maruz kalıyorlar. Global antivirüs yazılım kuruluşu Bitdefender, çocuklarını çevrimdışı olduğu kadar çevrimiçi de güvende tutmak isteyen anne babaları uyarıyor.

Bitdefender’in gerçekleştirdiği araştırmaya göre, 7 çocuktan 1’inin kendine ait hem akıllı telefonu hem de bilgisayarı bulunuyor. 5 yaşındaki çocukların bu cihazları kullanarak harcadığı zaman günde 3 saatken, büyüme döneminde bu süre günde 5 saate kadar yükseliyor. Araştırmaya göre, 18 yaşın altındaki çocukların yaklaşık %15’i aynı anda hem akıllı telefon hem de bilgisayar kullanıyor. Çevrimiçi olarak geçirdikleri süre ise yaşları ilerledikçe neredeyse ikiye katlanıyor.

Erkek çocuklar akıllı telefon ve bilgisayarlarıyla kız çocuklardan 3 kat fazla vakit geçirirken, 12 yaşından sonra çocuklar bilgisayarlarından çok akıllı telefonlarını kullanıyorlar. 5 ile 17 yaş aralığındaki çocuklar bilgisayarlarını kullanarak günde ortalama 2 saatlerini harcıyorlar. Cep telefonunu kullanarak harcadıkları zaman ise günde 1 saatten yaşları büyüdükçe 2 buçuk saatin üzerine kadar çıkıyor. 10 yaşından sonra, erkekler ile kızlar arasındaki fark önemli bir hal alıyor. Erkekler bilgisayar oyunlarına ve teknolojiye olan merakları sebebiyle kızlardan 1 saat daha fazla çevrimiçi zaman harcıyorlar.

Ebeveynler Dengeyi Sağlamalı

Bitdefender Kıdemli Online Tehdit Analisti Bogdan Botezatu, "Teknoloji, çocukların genç yaşta beceriler kazanmalarına yardımcı olur ve onların eğitimlerinde ve entelektüel gelişimlerinde son derece yararlıdır.” diyor ve ekliyor: "Bununla birlikte, ebeveynler, çocuklarının cihazlarının keyfini çıkarmak için harcadıkları süre ile diğer gerçek hayat aktivitelerine ayırdıkları zaman arasında uygun bir denge bulmalı. Dahası, ebeveynler çocuklarının çevrimiçiyken tamamen denetimsiz bırakılmadıklarından emin olmalıdır.”

Profilleri Herkese Açık Olan Çocuklar Haksızlıklara Daha Sık Maruz Kalıyor

Teknoloji, her türlü içeriğe kolay erişim imkânı tanıdığından çocukların internete erişiminin denetlenmesi ve çevrimiçi temel davranış kurallarının uygulanması büyük önem taşıyor. Bu gibi cihazların genç yaşlarda aşırı kullanılması, çocukların fiziksel ve duygusal gelişimlerine zarar verebiliyor ve onları istenmeyen risklere maruz bırakabiliyor. Kullanıcı bilgileri, sosyal ağlar üzerinde kısıtlama olmaksızın paylaşıldığından herhangi bir kullanıcı bir çocuğun profilini kolaylıkla inceleyebiliyor. Buna karşın, sosyal platformlar, kullanıcı bilgilerinin gizliliğini düzenleme imkanı sunuyor.

Sosyal platformlarda herkese açık profilleri olan çocuklar, haksızlıklara oldukça sık maruz kalıyorlar. Kötü niyetli kişiler, taciz etme veya kötü amaçlı yazılım bulaştırma amacıyla doğrudan temasa geçebiliyor. Bu nedenle, sosyal platformların neredeyse tamamında asgari yaş gereksinimi bulunuyor.

Çocuklar Web Kamerası Şantajı Ve Zorbalık İçin Çevrimiçi Hedefleniyor

Bitdefender’in gerçekleştirdiği araştırma, porno içerikli video sitelerinin üç ziyaretçisinden birisinin çocuk olduğunu gösterirken, Europol tarafından yayınlanan yeni raporlar ise 7 yaş kadar genç mağdurların, web kamerası şantajı ve zorbalık için çevrimiçi hedeflendiğini gözler önüne seriyor. ABD Ulusal Kayıp ve İstismara Uğramış Çocuklar Merkezi’nin (NCMEC) CyberTipline sitesinden toplanan bilgilere dayanarak, Europol’ün hazırladığı rapor, suçluların çocukları hedef alırken iki ana motivasyonu olduğunu gösteriyor. Bunlardan biri, amacı şantaj ile çocuğu gösteren resim ve/veya video gibi cinsel materyalleri elde etmek yada çevrimdışı cinsel karşılaşma olan “çocuklara karşı cinsel ilgi” iken, diğeri ise amacı şantajla maddi kazanç sağlamak olan “ekonomik ilgi” olarak öne çıkıyor.

İşte Bitdefender’dan çocuklarını çevrimdışı olduğu kadar çevrimiçi de güvende tutmak isteyen ebeveynlere bazı güvenlik ipuçları:

• Çocuğunuzu oyalamak yada kendinize biraz zaman ayırmak için akıllı telefonları veya bilgisayarları kullanmaktan kaçının. Ebeveyn rehberliği olmadan çocuklar saatlerce çevrimiçi oyun oynayabilir veya internette sörf yapabilir.
• Aile bilgisayarını ekranı herkesin görebileceği bir yere koyun.
• Çocuğunuza bilgisayar kullanımı ile ilgili kurallar koyun ve onlarla nelerden endişelendiğiniz hakkında konuşun.
• Çocuğunuzu müstehcenlik ve saldırganlık içeren spam mesajlar, anlık mesajlar ve e-postaları cevaplamaması konusunda uyarın.
• Çocuğunuz sosyal medyada hesap oluştururken, gizlilik ayarları için ona yardımcı olun. Maruz kalacağı içerikleri kısıtlamak konusunda teşvik edin ve çevrimiçi arkadaşlarını gerçek hayatta da tanıdıklarından emin olun.
• Çocuğunuza Android uygulamalar indirirken dikkatli olması konusunda öğüt verin. Uygulamaların bazıları saldırgan reklam yazılımları ve ücretli hatlara mesaj gönderen kötü amaçlı yazılımlar içeriyor olabilir. Oyunları ve diğer Android uygulamalarını sadece Google Play gibi resmi yerlerden indirin.
• Çocuğunuzun çevrimiçi aktivitelerini izleyebileceğiniz Ebeveyn Kontrolü içeren bir güvenlik çözümü edinin. Bitdefender Ebeveyn Kontrolü, uygunsuz içerikleri engeller, internet erişimini belli saatlerle kısıtlar ve ebeveynlere çocuklarının çevrimiçi aktivitelerini uzaktan görüntüleme imkanı sunar. Bitdefender Internet Security ve Bitdefender Total Security ürünlerinin içerisinde yer alan Bitdefender Ebeveyn Kontrolü aynı zamanda bağımsız bir uygulama olarak da mevcuttur.

Bitdefender Europol’ün “#SayNO” Farkındalık Kampanyasını Destekliyor

Bitdefender Europol’ün cinsel bilgilerin veya fotoğrafların cinsel materyaller, cinsel istekler yada para koparmak için kullanıldığı, çocuklara çevrimiçi baskı ve zorbalık içeren bir dijital şantaj türü olan “seksüel zorlama” ve “web kamerası şantajı”na ilişkin gerçekleştirdiği "#SayNO" farkındalık kampanyasını destekliyor. Kampanya insanların potansiyel “seksüel zorlama” teşebbüslerini tanımasına yardımcı olan, çevrimiçi tavsiyeler veren ve suçu yetkili ulusal makamlara bildirmenin önemini vurgulayan bir kısa film de içeriyor.

(Yukarıda bahsi geçen araştırma, Nisan 2017’de Bitdefender Ebeveyn Kontrolü kullanıcılarını kapsayarak Bitdefender tarafından gerçekleştirilmiştir.)

Gebelikte obezite tehlikesi

Gebelikte obezite tehlikesi

Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ferhat Ferhatoğlu, "Yapılan araştırmalara göre gebelik sırasında aşırı kilolu veya obez olan kadınların bebeklerinin beyin felci ile birlikte doğma ihtimalinin daha yüksek olduğunu" belirtti. 

ABD Michigan Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmadan örnekler veren Yrd. Doç. Dr. Ferhat Ferhatoğlu şu açıklamayı yaptı: Michigan Üniversitesi'nde Epidemiyoloji Profesörü Dr. Eduardo Villamor önderliğinde bir araştırma ekibi 8 yılda doğan 1 milyondan fazla çocuğu inceleme altına aldı. Ve her bin bebekten ikisinin serebral palsi riski taşıdığı ortaya çıktı. Obez olarak gebe kalan ve doğum yapan kadınlarda bu risk iki katına çıkıyor.

Çalışma bulguları gebelik sırasında bir kadının aşırı kilosu ile bebeklerde serebral palsi riski arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor. Anne obezitesinin serebral felç üzerindeki etkisi diğer risk faktörlerine kıyasla daha az gözükse de, obez olan kadınların giderek artması direkt olarak halk sağlığına etki ediyor.

Serebral palsi, denge ve hareket etme ve hareketi sürdürme kabiliyetini etkileyen bir bozukluktur. Hastalık beyinin kasları kontrol etme kabiliyetini etkileyen ve gelişmekte olan bölümündeki hasardan kaynaklanmaktadır. Beyin felcine maruz kalmış birçok insan çeşitli sağlık sorunları yaşamaktadır: Zihinsel engel, nöbetler, görme, işitme veya konuşma ile ilgili konularda yetersizlik, omurgadaki değişiklikler gibi.

Obezite, gebelikte bir takım komplikasyonlara yol açma riskini artırabilir ve annelerin ve çocukların sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir. Çalışmalar, gebelik öncesi kilo vermenin bu risklerin bir kısmını azaltabileceğini göstermektedir. Gebelik öncesi kilo kontrolü, gebelik sırasında ve sonrasında bazı sağlık faydaları sağlayabilir. Bütün veriler aynı soruna işaret ediyor; "hamilelikten önce sağlıklı bir kiloda olmanın ve gebelik sırasında doğru miktarda kilo almanın iyi sonuçları bulunmaktadır".

Hamilelikten önce elinizden gelenin en iyisini yapın.
Dr. Ferhat Ferhatoğlu; ''Hamilelik planlıyorsanız ve hamileliğe girerken sağlıklı olmak istiyorsanız. Sağlıklı kilo vermeli; sigara içmemeli ve alkolden kaçınıp egzersize devam etmelisiniz dedi. Kilo verme zamanı hamile kalmadan önce olmalıdır. Planlı hamilelikten önce ideal kiloya inilmesi anne ve çocuk sağlığı açısından çok önemlidir. Beslenme alışkanlıklarının diyetisyen kontrolünde değiştirilmesi, düzene sokulması, gene de kilo kontrolü sağlanamıyorsa obezite cerrahisi uygulayan hekimlerden tavsiye alınması yardımcı olabilir. Obezite cerrahisi gebeyken yapılamaz. Özellikle hamile olduktan sonra kilo vermeye karar vermek iyi bir plan değildir.'' dedi.