Cat-1

Cat-2

Cat-3

Cat-4

Latest Posts

Türkiye, kalp hastalıklarından kaynaklanan ölümlerde dünyada ilk sırada yer alıyor. Avrupa’ya kıyasla ise daha genç yaşta bypass ameliyatlarının gerçekleştiği ülkemizde, HDL yani iyi kolesterolün düşük olması önemli bir problem oluşturuyor. 

Memorial Şişli Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, “29 Eylül Dünya Kalp Günü” öncesinde kalp sağlığını korumak için alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Yüksek kolesterolün etkileri yıllar sonra ortaya çıkıyor
İnsan vücudunda normal ölçülerde şeker olduğu gibi kolesterol de bulunmaktadır. Şekerin ani yükselmesi komaya neden olurken kolesterol yüksekliğinin sonuçları yıllar sonra ortaya çıkmaktadır. Kolesterol çeşitli besinlerle vücuda giren ve karaciğerde üretilen yağ benzeri bir maddedir. Bir yapı taşı olmakla birlikte çeşitli hormonların, aynı zamanda D vitamini ve safra üretimi için de gereklidir. Hücre zarlarının inşası ve bakımı için elzem olan kolesterol iyi huylu (HDL) ve kötü huylu (LDL) olmak üzere ikiye ayrılır. Kötü huylu olan kolesterol LDL, iyi huylu olan ise HDL olarak bilinmektedir.

Damar sağlığı için büyük tehdit
LDL’nin yüksek düzeyde olması damar çeperinde aterom plaklarının birikmesine yol açabilir. Ateromlar hangi organın damarında birikirse o organda hastalıklar ortaya çıkacaktır. Kalbi besleyen atardamarlar tutulursa koroner arter hastalığına ve kalp krizine, beyin damarları tutulursa inmeye yol açar.

Bunlar varsa LDL kolesterol mutlaka düşük olmalı
Total kolesterol 200 mg/dl’nin altında, kötü huylu kolesterol 100 mg/dl altında, iyi kolesterol düzeyi ise 35 mg/dl’den yüksek olmalıdır. Kan kolesterol düzeyi 200, LDL 130’un üzerinde, HDL 35’in altında ise risk yüksektir. Özellikle bazı risk faktörleri LDL kolesterolün 100 mg/dl’nin altında olmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Bu faktörler şu şekilde sıralanabilir:
• Yüksek tansiyon
• Şeker hastalığı
• Fiziksel aktivite azlığı
• Sigara kullanımı
• Ailede yüksek tansiyon, kalp krizi ve felç öyküsü olması
• Aşırı kilo
• 40 yaş ve üzeri erkek
• Menopoz sonrası kadın
Yüksek kolesterolün tek sorumlusu yanlış beslenme değil
Sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam kolesterolün dengede olması için temel kurallar arasındadır. Doymuş yağ içeren bütün yiyecekler kolesterol içerir. Bu durumda ne kadar çok hayvansal gıda alınırsa kolesterol o kadar yüksek olur. Ancak kolesterolün tek sorumlusu olarak gıdalar görülmemelidir. Yaşam tarzı, aşırı kilo, sigara, ailenin tıbbi geçmişi, yaş, yüksek tansiyon, diyabet, böbrek ve tiroid hastalıkları gibi bazı faktörler de yüksek kolesterol için büyük risk oluşturabilir. Hiçbir şekilde dışarıdan kolesterol ihtiva eden yiyecekler tüketilmese bile vücudun günlük kolesterol imalatı 5,5 gr’dır.

Kolesterolü kontrol altında tutmak mümkün
Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz ile kan yağlarında hedeflenen değerlere çoğu zaman ulaşılamayabilir. Bu durumda hastaya ilaç tedavisi önerilmelidir. Ayrıca kolesterolü normal olan hastaların da kalp krizi geçirebileceği unutulmamalıdır. Amerikan Kardiyoloji Derneği’nin kılavuzlarına göre kolesterol düşüren “statin” türü ilaçlar sayısız faydalarının yanı sıra damar sertliğini ortaya çıkaran enflamasyonu önleyen antienflamatuar özelliğindedir. Bu sayede plak stabilizasyonu (ilerlemesinin önlenmesi) sağlandığı gibi kritik olmayan bir plağın yırtılarak ani kalp krizine neden olması da önlenir.

İlaç tedavisi tek başına yeterli değil
Yüksek kolesterolü olan hastalar, kolesterol düşürücü ilaç kullandıkları zaman kan kolesterol seviyeleri normale inince ilacı bırakabileceklerini düşünürler. Kolesterol düşürücü ilaç bırakıldığında ise kan yağları yine yükselir. Bu nedenle bu ilaçlar, diyabet ilaçları gibi devamlı kullanılmalıdır. Kolesterol yüksekliği tedavisi mutlaka yaşam şartlarındaki değişiklikle birlikte olmalıdır. Diyet, kolesterolden fakir beslenme, kilo verme ve egzersiz olmazsa olmaz koşullardır. Bu koşullar olmadan uygulanacak statin tedavisi iyi bir çözüm değildir.

Kolesterole karşı 4 önemli ipucu
• Daha az hayvansal (doymuş) yağ tüketin. Alabildiğiniz en ince et dilimlerini satın alın.
• Ette gözle görülebilen tüm yağları ve tavuğun derisini ayırın.
• Şeker ve karbonhidrattan, özellikle mısır şurubu şerbeti içeren endüstriyel yiyeceklerden (sahte bal, reçel, hazır hamur işi tatlılar, bisküvi, pastane ürünü kekler, doğum günü pastaları, çikolata…) tüketmeyin.
• Çoklu veya tekli doymamış yağlar açısından zengin yağları tercih edin. Yemek pişirirken altın standart olan zeytinyağını kullanın. Makul dozda tereyağı kullanılabilir.

Mummy makeover olarak geçen karın germe ve meme estetiği operasyonları aynı seansta yapılabilen uygulamasıyla, plaj vücuduna sahip olmak isteyenlerin yardımına koşuyor

Özellikle karın sarkması ve meme deformasyonu yaşayan kadınlar, plaj kıyafetleriyle ilgili sorun yaşıyorlar. Günlük giysilerle bir şekilde bu yaşadıkları sorunu kamufle etseler bile, tatil mevsimi geldiğinde, bu durumu saklamak çok zor.

Konu hakkında açıklamalarda bulunan ve estetik uygulamalarla sorunun nasıl düzeltilebildiğini anlatan Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur: " Formunu kaybetmiş karnın ve karın duvarının şekillendirilmesi ve yapılan kesiden aynı zamanda meme implantının da göğüs gölgesine yerleştirilmesi mümkün. Özellikle doğumla birlikte yaşanan karın sarkması ve şekilsizliği ve ayrıca emzirme dönemi sonrası yaşanan meme dolgunluğunun kaybolması ve tabii sarkması, bu operasyonla pratik bir şekilde düzeltilebiliyor" ifadesinde bulundu.

Karın germe ve meme büyütme operasyonu
"Karın ve meme bölgesindeki estetik sorunlar kadınlarda büyük oranda mutsuzluğa sebebiyet veriyor. Karın bölgesi yağlanmaya müsait bir bölge ayrıca doğum sonrası oluşan çatlaklar da bu gevşeme ve sarkmaya eşlik edebilir. Çatlaklar bir kere oluşmuşsa, günümüz teknolojisiyle bunları gidermemiz mümkün değil, sadece silikleştirebiliyoruz. Fakat kadınlar eskisi gibi pürüzsüz bir cilt ve gergin karın, ayrıca formunda göğüsler istiyorlar. İşte mummy make over dediğimiz yani anne estetiği, hem karın gölgesini dümdüz bir forma sokuyor, hem çatlaklar gitmiş oluyor, hem de aynı operasyon içinde meme implantı da yerleştirilerek uygun ölçülerde göğüslere yeniden sahip olabilme avantajını sunuyor" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, Türkiye'de her 10 kadından 6'sının doğum sonrası, çatlak, karın ve meme deformasyonu yaşadığını da söyledi.

Anne estetiği nasıl yapılıyor?
" Anne estetiği, genel anestezi altında yapılır ve sezaryen dikişinin hizasından atılan kesiyle başlar. Sarkık ve formu kaybolmuş karın derisi fazlalığı çıkarılır, karın duvarı sıkıca yeniden şekillendirilir. Hastaya aynı zamanda aynı kesiden meme implantları yerleştirilip konumlandırılır. Uzaklaştırılan derinin tamamına yakını zaten çatlak gözüken cilt tabakasıdır ve haliyle çatlaklar da kaybolur. Karın germe operasyonlarında en fazla dikkat edilmesi gereken konular ise, yeni göbek deliğinin yeri, mon pubis-venüs tümseği yani sezaryen dişinin altında kalan kabarık alan, dikişin yeri ve bel bölgesidir. Eğer bu saydığımız 4 konu ihmal edilerek karın germe ameliyatı yapılırsa, başarılı bir operasyon olduğunu söyleyemeyiz" diyen Cihantimur, bu tarz deformasyon sorunu yaşayan pek çok kadının estetik cerrahiden yardım alarak, özgüveni tam bir şekilde plajlarda diledikleri gibi güneşlendiklerini ifade etti.

Görmek… İnsanın en muhteşem duyusu! Bu nedenle sağlıklı görüş hepimiz için çok değerli… Anadolu Sağlık Merkezi Göz Sağlığı Direktörü Prof. Dr. Sarper Karaküçük, sadece ileri yaşlarda değil, her yaşta görülebilecek katarakt sorununa hazırlıklı olmak için önemli bilgiler ve öneriler paylaşıyor.

Göz içi merceğinin göz bebeğinin hemen arkasında yer alan ve mercimeğe benzeyen şeffaf bir yapı olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Göz Sağlığı Direktörü Prof. Dr. Sarper Karaküçük "Katarakt, bu şeffaf yapının matlaşarak ışığı daha az geçirmesi, yani görmeyi zorlaştırmasıyla oluşan bir durumdur" dedi.

Katarakt bebeklerde dahi görülebiliyor
Kataraktın pek çok farklı nedeni olabileceğini aktaran Anadolu Sağlık Merkezi Göz Sağlığı Direktörü Prof. Dr. Sarper Karaküçük "En sık görülen neden, ileri yaşla birlikte lens liflerinin matlaşması. En çok ileri yaş gruplarında görülse de aslında her yaşta karşılaşılabilen bir durumdur. Örneğin, gençlerde bir metabolik hastalığa bağlı olarak görülebiliyor. Bazen bebeklerde dahi görülebilen (doğumsal katarakt) katarakt; diyabetlilerde, uzun süre kortizonlu ilaç kullanan hastalarda, göze gelen darbelerden sonra ya da göze ait uveit, glokom gibi hastalıklardan sonra da ortaya çıkabiliyor. Tüm bunların yanı sıra çevresel etkenler, ultraviole ışınları, radyasyon, hava kirliliği ve beslenme gibi pek çok nedenden de söz etmek mümkün. Kataraktlı hasta, görmesinde azalma hisseder. Bazen yakın bazen uzak görme bozulur, gözlük numaraları sık sık değişir. Katarakt ilerledikçe tüm mesafelerde görme bozularak kalitesiz hale gelir. Renklerde soluklaşma ve sararma olabilir. Hatta gece görüşünde de sorunlar başlar. Dolayısıyla kişinin sosyal hayatı artık daha zordur" açıklamasında bulundu.

Saniyede 40.000 defa titreşim yapan ultrasonik ses dalgaları ile kataraktlı lens eritilebiliyor
Kataraktın ilerlemesini durduracak ya da iyileşmesini sağlayacak bir ilaç ya da gözlük tedavisinin henüz mevcut olmadığını belirten Prof. Dr. Sarper Karaküçük "Şu an için tek tedavi seçeneği cerrahidir. Cerrahi olarak yapılan işlem, matlaşmış ve kataraktlı göz içi merceğinin ameliyatla alınarak yerine suni göz içi merceğinin konması şeklindedir. Fako diye adlandırılan bu ameliyatta, saniyede 40.000 defa titreşim yapan ultrasonik ses dalgaları ile çok küçük bir bölgeden göz içine ulaşılarak kataraktlı lens eritilebiliyor. Ardından, en son teknolojiyle üretilen, hastaya en uygun göz içi merceği (yapay lens) katlanarak içeri yerleştiriliyor. Son zamanlarda "akomodatif lens" denilen uzak ve yakını net görebilen, her türlü kırma kusurlarına en uygun lensler de kullanılmaya başlandı. Lens kapsülü içine yerleştirilecek farklı tipte lenslerle ilgili araştırmalar ise tüm dünyada hızla devam ediyor" dedi.

Erken dönemde yapılan ameliyatlar gecikmiş vakalara göre daha kolay
Cerrahi müdahale zamanlaması için belirli bilimsel kriterler olmakla birlikte, pratikte, hastanın görmesindeki azalmanın da önemli bir kriter olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karaküçük "Erken dönemlerde yapılan ameliyatların, gecikmiş vakalara göre daha kolay olduğu unutulmamalıdır. Cerrahi müdahale, hastaya ait bir özellik olmadığı sürece lokal anestezi ile yapılabiliyor ve genellikle yarım saati geçmiyor. Hasta ameliyattan sonraki gün, birinci hafta ve birinci ay kontrole çağırılırken, birinci ayın sonunda büyük oranda iyileşme sağlanıyor" dedi.

DÜNYADA…Katarakt, Afrika ülkelerinde ve Hindistan'da daha sık görülen bir sorundur. Bunun sebebi, özellikle bu ülkelerdeki beslenme koşullarının bozukluğu ve geç teşhis ile buna bağlı komplikasyonlar olarak gösterilmektedir.HANGİ YAŞ ARALIĞINDA NE SIKLIKTA GÖRÜLÜYOR?55-65 yaş arasında %4-1065-74 yaş arasında %15-2575 yaş + %40-45Doğumsal katarakt, yaklaşık olarak her 2000 bebekten birinde görülüyor.


Uzmanlar, mide içeriğinin yemek borusuna aralıklı ve sürekli geçişi ile ağrı, yutma güçlüğü gibi belirtiler veren reflü hastalığını önlemek için süt içilmesini öneriyor. 

Reflünün ana nedeninin obezite ve düzensiz beslenme olduğunu belirten uzmanlar, günde 2 bardak süt ile sağlanan dengeli beslenmenin ileriki yaşlardaki reflü riskini azaltacağını vurguluyor. Türkiye'deki genel nüfusun %3 kadarını etkileyen reflü hastalığı, yaşam kalitesinde azalma ve hatta gelişme geriliği, beslenme veya uyku problemi, kronik solunum hastalığı, kanama ve apne gibi sorunlara neden oluyor.

Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, "Son yıllarda mide enfeksiyonu ve reflü hastalığı arasındaki ilişkiyi inceleyen farklı araştırmalar olduğunu bildirerek şu bilgileri verdi: araştırma sonuçlarında süt tüketiminin, midedeki enfeksiyonun aktivitesini azalttığı, mide mukozasını da düzenleyerek hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasını engellediği belirtilmiştir.

Yapılan bir çalışmada sütün midede koruyucu bir faktör olan müsin üretimini arttırarak mide hasarına karşı koruyucu bir etki gösterdiği gösterilmiştir. Bir başka araştırmada fermente süt ürünlerinin içerdikleri faydalı mikroorganizmalar sayesinde reflü semptomlarının sıklığında azalma görüldüğü saptanmıştır." İnanç, araştırma sonuçları dikkate alındığında reflü problemi olan kişilerin az miktarlardan başlayıp miktarı artırarak süt içmelerinin reflü bulgularının geçmesinde veya azalmasında yararlı olacağını belirtti.

İnanç, "2015 yılında Food and Health dergisinde yayınlanan çalışmada, yaşları 12-80 yaş arasında ve düzenli mide barsak şikayetleri olan 37 hasta, 4 hafta süre ile günde 1 çay bardağı (100 ml/gün) süt tüketmiştir. Hastaların bulgularında süt tüketiminden sonra başlangıca göre anlamlı iyileşme saptanmıştır. Süt içerdiği protein ve zengin bir fosfor kaynağı olması nedeniyle de reflü bulgularının azaltılmasında yardımcı olur" diye konuştu. İnanç, "Reflü problemi olanların ideal vücut ağırlıklarına ulaşmaları gerekir. Süt bu anlamda da kilo vermeye yardımcı etkisiyle son derece önemli bir besindir." bilgisini verdi.

Avlanma yasakları kalktı, balıklar tezgahları tekrardan süslemeye başladı. Yemek.com, bilim insanlarının 'denizlerdeki hayat bir daha geri getirilemez' uyarılarından hareketle, Ülkemizde Balık Kültürü, Balıkçılık ve Avlanma Yasakları başlığı ile konuya dair önemli bilgileri ve güncel tartışmaları derledi.

Avlanma yasağının kalkmasıyla, sadece İstanbul'da tam 12 bin balıkçı 'Vira bismillah' diyerek denize açıldı. Yemek.com, balıklarımızı hem ağız tadıyla hem de bilinçle yiyelim diye konuyla ilgili bilinmesi gerekenleri kapsamlı bir derlemede topladı. Konunun öne çıkan başlıkları şu şekilde;

200 bin kişi balıkçılıkla geçiniyor
Balıkçılık bu topraklarda insanoğlu kadar eski. Divanü Lügati't Türk ve Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde dahi balıklardan, balıkçılıktan sıkça bahsediliyor, Yenikapı buluntuları bize binlerce yıl önce balıkçı teknelerinin İstanbul kıyılarında gezindiğini anlatıyor. Bugün de 'balık' halen kahve fallarında 'kısmet' olarak okunuyor, sayısız sanat ve edebiyat eserlerine ilham veriyor. Ülkemizde yaklaşık 200 bin kişi su ve su ürünlerinden geçimini sağlıyor. Kısacası Edirne nüfusundan daha fazla insan evine denizden ekmek götürüyor.

En son düzenleme 2008'de geldi
Buna rağmen balıkçıların haklarını düzenleyen yasalar ve onları korumak üzere kurulan dernekler bir elin parmaklarını geçmiyor. Balık boyundan, balıkçılık türlerine kadar ayrıntıları düzenleyen 2008 tarihli tebliğin ardından, 8 yıldır yeni bir düzenleme gelmedi. Bu durum giderek azalan balık çeşitliliğimiz ve bilinçsiz avlanmanın önüne geçmemizde elimizi zayıflatıyor.

Barbun, çipura ve hamsi denizlerimizin hakimi
Balık çeşitliliği Türkiye standartlarına göre azalsa da, sularımızda halen 120'den fazla balık çeşidi bulunuyor. Bunların yüzde 40'ı tatlı, yüzde 60'ı ise tuzlu su balığı. Türkiye'de en çok çıkan balıkların başında barbun geliyor. Onu çipura, hamsi, istavrit, kefal ve kolyoz takip ediyor. İsmine pek aşina olmadığımız kupes balığının hemen arkasından levrek geliyor. Lüfer ve mezgit ile ilk 10 kapanıyor. Palamut, sardalya, uskumru, kalkan ve tekirin yeri ise ikinci onda yer alıyor. Tatlı sularda ise alabalık ve sazan hazinesine sahibiz. Bunların dışında bir de çiftlik balıklarımız var.

Çiftlik balıkçılığı tartışması
Çiftlik balıkçılığı hem gıda sektöründe profesyonel olarak hem de hobi ve dekoratif amaçlı olarak yapılıyor. Doğal ortamlardan alınan yumurtalar, burada kontrollü bir şekilde çoğaltılıyor, balıklar yemlenerek büyütülüyor. Çiftlik balıkları, deniz balıklarına nazaran daha bütçe dostu ve artan ihtiyaç bu üretimle karşılanıyor. Ancak çiftlik balıkçılığı ile ilgili, GDO içerikli yem kullanıldığına ve balık çiftliklerinden kaçan balıkların denizin doğal ekosistemini bozduğuna dair iddialar gündemdeki yerini koruyor. En iyisi, balıklarımızı güvendiğimiz çiftliklerden tercih etmek gibi görünüyor.

Avlanma yasakları hem balıklar hem bizim için elzem
Balıkların belli yumurtlama dönemleri bulunuyor. Nisan başında başlayıp, Eylül başında biten bu yasaklar süresince balıklar yumurtalarını bırakıyorlar. Yumurtalardan çıkan yavru balıklar büyüyor ve gelişiyor. İşte, yavru balıkların doğal şekilde büyüyüp serpilebilmesi, neslini sürdürebilmesi için av yasaklarına ihtiyaç var. Böylece hem balıkların denizlerimizdeki varlığı korunmuş oluyor hem bizler sağlıklı ve kaliteli balık tüketebiliyoruz hem de balıkçılar bu dönem boyunca teknelerine, ağlarına bakım ve onarım yapma imkanı buluyor.

Doğru boyda balık almak mecburiyet
Balık avlamak serbest oldu demek her balığı avlamayabileceğimiz anlamına gelmiyor. O balığın, gerçekte olması gereken boyutlarına ulaşması, en az bir kez üremiş olması gerekiyor. Balıkların bilinçsiz şekilde, yumurtalarıyla birlikte veya henüz yavruyken avlanması balık miktarının azalmasına neden oluyor. Bu yüzden doğru boyda balık almak, daha uygun fiyatlarla daha bol ve kaliteli balığa ulaşabilmemiz için hayati önem taşıyor.

Kaçak avlanma ve ithalat fiyatları yükseltiyor
Peki, balık fiyatları neden düşmüyor? Balıkları karnında yumurtalarıyla bilinçsizce avlama, yurt içi üretimin azalması, yurt dışından gelen balıkların fazlalaşması ve artan maliyetler bunun başlıca nedenleri. Bunların tümü birbirine bağlı: Bilinçsiz avlanma yurtiçi üretimi düşürüyor, talebi karşılamak için tezgahlara ithal balık seriliyor, bunlar da fiyatları yükseltiyor.


Endişe verici sonuçlar
Ülkemizde su kirliliği ve bilinçsiz avlanma nedeniyle 'su kuraklığı' dediğimiz sorunu sıkça duyar hale geldik. Birçok balığın nesli tükeniyor. Balık çiftliklerinden doğal ortamlarına kaçan balıklar bu ortama ayak uyduramadan çevre dengesini bozuyor. Trolle avlanma denizlerin dibini adeta süpürüyor, yavru balıklar ve tüm deniz canlıları avlanmış oluyor. Bu durum kalitesiz balık tüketmemize ve her yıl yüzlerce insanın bu gerekçeyle hastanelere başvurmasına neden oluyor. Giderek daha çok sayıda balıkçı teknelerini, kayıklarını bırakmak zorunda kalıyor.

Biz ne yapabiliriz?
Bu sorunlarla başa çıkabilmek için yapabileceğimiz pek çok şey var. Balıklarımızın yaşam alanlarına saygı duymak, sularımıza çöp atmamak, atanları uyarmak, kimyasal ve sanayii atıkları sulara boşaltan işletmelerle ilgili makamları uyarmak, su altı dünyamızı koruyan ve destekleyen derneklerle birlikte hareket etmek, sahil temizlik çalışmalarına katılmak yapabileceklerimizden bazıları. En önemlilerinden biri ise tabii ki, av yasağı süresince balık tüketmemek ve tükettiğimiz balıkların boylarına kesinlikle dikkat etmek…

Abdominoplasty olarak da geçen karın germe ameliyatları, özellikle karın bölgesinde bölgesel olarak yağlanma sorunu yaşayan erkek kadın fark etmeksizin pek çok insan tarafından tercih ediliyor ayrıca bir faydası da genel sağlık üzerine

"Metabolik sendrom olarak adlandırılan, çağın hastalığı, özellikle elma tipi şişmanlık yani yağ hücrelerinin karın ve bel bölgesine toplanması olarak söylenebilir. Karın germe operasyonu ile ise, mevcut yağlanma olan bu depo yağların vücuttan uzaklaştırılmasını sağlayabiliyoruz" diyen Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, metabolik sendromun kalp ve damar hastalıkları, yüksek tansiyon, karaciğer yağlanması ve diyabet yani şeker hastalığını da artıran bir durum olduğunun altını çizdi ve ekledi" Elbette bu hastalığa yakalanmadan önce koruyucu önlem almak büyük önem taşır. Fakat eğer diyet ve egzersizle dahi bu sorunun önüne geçemiyorsanız, estetik cerrahiden faydalanmanız mümkün."

Spora cevap vermeyen inatçı karın yağı

"Çoğu zaman hastalarımız ne kadar spor yaparlarsa yapsınlar sorunu çözümleyemediklerinden bahsederler. Bu depo yağ, genel vücut sağlığı üzerinde az evvel de dediğim gibi, büyük sorunlar oluşturuyor. Tüm bunlara ek olarak estetik açıdan sorun yaratan çatlaklar da var. Karın cildindeki çatlaklar da uygulanan hiçbir dermatolojik uygulamaya cevap vermeyecektir. Karın germe operasyonlarında sarkan yağlı doku alınır, bu sayede çatlarlar giderilir ve iç karna gererek form verilir" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, iki kasık kemiğinin arasında, bikini bölgesinin altında yer alan bölgede sezaryen dikişinden çok daha az bir cerrahi iz kaldığının da altını çizdi.

Mini ve total karın germe

"Karın germe operasyonu, karın bölgesindeki fazla deri ve yağın alınarak karın ön duvarı kaslarının gerginleştirildiği bir cerrahi girişimdir. Karın germe ameliyatları mini karın germe ve total karın germe olarak ikiye ayrılır. Mini karın germe ameliyatında göbek deliğine müdahale edilmeden sınırlı alanda sadece karın kaslarını toparlayarak ameliyat yapılırken, total karın germe ameliyatında göbek deliğinin üstündeki alan ile birlikte kasık bölgesine kadar olan bölgedeki tüm fazla deri ve yağlar kesilerek çıkartılır ve göbek deliği yerine konulur. Fazlalıkların çıkarıldığı alandaki kaslar birbirine yakınlaştırılarak dikilir.

Karın bölgesi şişkin görüntüden kurutulmuş olur

En sonunda ameliyat bölgesine dren konularak karın germe ameliyatı tamamlanır. Karın germe ameliyatı sonrası ortaya çıkacak olan ameliyat izi zaman içinde geçecek ve belirginliğini kaybedecektir. Tam karın germe operasyonu pubik bölgesinin kıl çizgisi üzerinden göbeğin hemen alt kısmına paralel yatay açıyla yapılan kesi atımıyla başlar. Kesinin uzunluğunun ve şeklinin gereken oranda yapılması, düzeltme derecesine göre belirlenir.

Bazı zamanlarda göbek etrafına ikinci bir kesi atılarak üst karın derisi kaldırılır, kesilerek ayrılır" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, daha evvel sezaryen doğum izi olan bayanların dikiş izleri, karın germe ameliyatı sırasında yeni dikişlerin içine dahil edildiğini ve bu operasyonun, vücut tipine ve ağırlığına göre orantılanarak yapıldığını söyledi.

Sonbahar mevsiminde de tatile çıkmanın keyifli yönleri var. Tatile doyamayan tatil severler ve henüz tatile çıkamayanlar için Enuygun.com Seyahat Analisti Tuğba Hacıbayramoğlu, sonbaharda tatile çıkmanın 6 keyifli avantajını sıraladı. Fırsatınız varsa deneyin, pişman olmazsınız...

Her ay, uçakla seyahat eden veya seyahatini uygun fiyatlı uçak bileti ile yapmak isteyen 8 milyon kişinin buluşma noktası olan Enuygun.com'un Seyahat Analisti Tuğba Hacıbayramoğlu, sonbaharda tatile çıkmayı planlayanları cezbedecek 6 keyifli nedeni açıkladı.

Pek çok kişi elini çabuk tutup yazın tatilini tamamlamış olsa da, henüz tatil planı yapmamış ve bu doğrultuda gideceği yeri belirleyememiş kişileri bekleyen avantajlar şöyle sıralanıyor.

Kalabalıktan kurtulursunuz...

Sonbahar ile birlikte hem tatil bölgeleri hem de oteller sakinleşmeye başlar. Bir tatilin olmazsa olmazları olan yürüyüş, yüzme ve gezmek artık daha keyifli hale gelecektir. Otelde yemek, plajda ise şezlong kuyruğuna girmekten bıkanlar için sonbahar şahane bir seçim olacaktır.

Popüler mekanların aranan müşterisi olabilirsiniz...

Yazın masa bulamayacağınız, rezervasyon bile yapmaktan zorlanacağınız mekanların aranan müşterisi olmaya ne dersiniz? Üstelik en manzaralı masaya oturarak, denize en yakın şezlonga uzanma şansına sahip olabilirsiniz. Normal şartlarda rezervasyon bile yapmakta zorlanacağınız, gitseniz bile 'Bu kadar para verdim ilgi, alaka kötüydü' diyeceğiniz mekanlar için sonbahar mevsiminde aranılan müşteri olabilirsiniz. Daha iyi bir masada oturup, daha fazla ilgi görebilirsiniz, hatta pazarlık yapma şansınız bile artacaktır.

Sıcaklar sizi rahatsız etmez...

Güney kesimlerde tatil yapacaksanız en iyi zamanın sonbahar olduğunu söylemek mümkün. Deniz suyu ısınır, hava sıcak olur, ancak sıcak hava yaz ortası gibi sizi kavurmaz. Böylece güneşin zararlı ışınlarından da kurtulmuş olursunuz.

Ucuz fiyatların tadını çıkarırsınız...

Sonbahar mevsiminde otel fiyatları ucuzlar. Otellerin fiyat olarak en yüksek olduğu aylar, Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Eylül ayında ise fiyatlar ucuzlar, özellikle Eylül'ün ilk haftasından sonra, yaz ortasına oranla %30'a varan bir indirimle karşılaşabilirsiniz. Ayrıca uçak bileti fiyatları da yoğun yaz sezonu kadar pahalı olmayabilir, hele ki biletinizi önceden alırsanız, bu tatil size kesinlikle daha uyguna gelecektir. Hatta Eylül'ün 20'si itibariyle fiyatlar biraz da aşağı inecektir.

Yollar sakinleşir...

Hem şehirler arası yollar hem de tatil bölgelerinin trafiği sakinleşir. Yaz aylarında Bodrum trafiği, İstanbul trafiğini aratmıyor diyenler, sonbaharda Turgutreis'ten Türkbükü'ne kadar her yeri rahatlıkla gezebilir. Şehirler arası yollar sakinleşir. Köprüler, vapurlar sakinleşeceği için gideceğiniz yere ulaşmak daha kolay olacaktır. Bazı tatil bölgelerinde yazın kalabalıktan yürüyemediğiniz sahil yolları da sakinleşecektir.

Sonbaharın renkleri sizi cezbeder...

Sonbahar mevsiminde deniz güzel olur, aşırı sıcaklar biter ve yollar sakinleşir ... Sonbaharın o eşsiz güzellikteki renkleri de artık kendini iyice hissetirmeye başlar. Doğa bambaşka ve bol renkli bir cümbüşe bürünür. Bu görsel şöleni kaçırmamak için tatile çıkmak harika bir fikir olabilir.

Eve ekmek getiren erkek-yuvayı yapan dişi kuş modeli değişiyor. Kadınların daha çok finansal sorumluluk üstlendiği evliliklerde hem kadınların hem de erkeklerin mutluluk ve iyilik hallerinde artış olduğu sonucuna varıldı. Sadece erkeklerin eve ekmek getiren kişi olduğu aksi durumdaysa, erkeklerin de eşlerinin de genel sağlık ve mutluluk seviyelerinin düşme eğiliminde olduğu gözlemlendi.

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, 15 yılda tamamlanan, yaşları 18 ile 32 arasında değişen 3 bin 100 kişinin katıldığı araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

EV GEÇİNDİREN ERKEKLER BASKI ALTINDA, KADINLAR İSE…
"ABD Çalışma Bakanlığı istatistiklerine dayanarak, Connecticut Üniversitesi'ndeki sosyologlar tarafından yapılan araştırmada, çiftler hem bireysel hem de aile bazında gelirleriyle kıyaslandı ve erkeklerin ev geçindirme sorumluluğu arttıkça mutluluk seviyelerinin düşme eğiliminde olduğu, kadınlarınsa ev geçindirme sorumluluğunu ne kadar çok yüklenirlerse mutluluk seviyelerinin de o derece arttığı sonucuna varıldı.

Ev geçindirme rolü üstlenen erkekler genelde bu rolü bir zorunluluk sonucu üstleniyorlar ve bu sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken kendilerini yoğun bir baskı altında hissediyorlar. Buna karşılık kadınlar ev geçindirme sorumluğunu üstlenme konusunda nispeten yeniler ve ev dışında çalışıp para kazanmayı kendileri için bir fırsat ya da seçenek olarak görüyorlar. Araştırma ekibine göre, "Para kazanarak ev geçindiren kadınlarda bir tür kendiyle gurur duyma ve başarı hissi oluşuyor. Nihayetinde bu kadınlar kendi hemcinslerinin nadir olarak elde ettiği bir başarıyı elde etmiş oluyorlar. Ev geçindirme rolleri sekteye uğrasa ve bu rollerini devam ettiremeseler de, erkeklere kıyasla kaybedecek fazla bir şeyleri olmuyor."

İŞTE VE EVDE KADIN-ERKEK ROLÜ DEĞİŞTİ
Kadınların para kazanmasının pek yaygın olmadığı dönemlerde, eski nesil erkeklerin eşlerinin kendilerinden daha fazla gelir elde etmesi durumunda mutluluk seviyelerinde muhtemelen bir artış olmayacaktı. Fakat Amerika'da ev geçindirme sorumluluğunun temel olarak erkekler tarafından yüklenildiği aile sayısı azaldıkça, kişinin ailesini geleneksel modellere göre oluşturmasıyla ilgili sosyal beklenti de azalıyor.

1960 yılında evli ve 18 yaşından küçük çocuğu olan kadınların sadece yüzde 3,5'i ev geçindirme sorumluluğunu asıl olarak yüklenmişlerdi. Bugünse bu rakam yüzde 15. (Evli olmayıp ev geçindiren anne sayısında da o günden bugüne çok ciddi bir artış gözlemlendi). 1970 yılında her iki ebeveynin de tam zamanlı işlerde çalıştığı aile oranı yüzde 31 iken, 2015 yılında bu oran yüzde 46'ya çıktı. Ve iş yerlerimizde meydana gelen bu değişim evlerimizde de kadın-erkek rolleriyle ilgili bir değişimi beraberinde getirdi. Yeni yapılan tüm araştırmalar artık günümüz erkeklerinin kendi babalarına göre çocuklarının hayatlarında aktif bir rol üstlenmek istediklerini, çocuk bakımıyla ve ev işleriyle daha çok meşgul olduklarını gösteriyor.

KAZANÇ YÜZDE 40 AMA SORUMLULUK YÜZDE 80
Fakat bütün bu umut verici tablonun bir de can sıkıcı bir tarafı var. Araştırmada ayrıca, "neredeyse her gelir seviyesinde, kadınların endişe seviyesinin erkeklerin endişe seviyesinden yüksek olduğu, fakat ev geçindiren erkeklerle ev geçindiren kadınların endişe seviyelerinin aynı olduğu sonucuna varılmış." Araştırmacılar bu sonucu, ev geçindirme rolü üstlenen erkekler ve kadınların stres seviyeleri benzer düzeyde olsa da, ekonomik olarak birine bağımlı olmanın bir kadın ve bir erkek için farklı anlamlar ifade ettiği düşüncesiyle açıklıyorlar.

Ev geçindirme konusunda eşinden destek gören erkekler, sorumlulukları azaldığı için kendilerini özgürleşmiş hissederken, bir kadının ekonomik anlamda tamamen kocasına bağımlı olması, eski nesil nispeten zengin fakat bütün vaktini ve enerjisini evine ve çocuk bakımına ayıran kadınlar gibi hissetmesine sebep olabiliyor. Muhtemel başka bir açıklama da şu olabilir: Mesela kadın ailenin toplam gelirinin yüzde 40'ını kazanıyor ama çocuk bakımı ve ev işlerinin sorumluluğunu yüzde 80 oranında üstleniyor ve sonuç olarak da çıldırıyor.

Ama yine de araştırma sonuçları cinsiyete bağlı sorumluklar, evlilik sorumluluklarından ne kadar çok ayrılırsa, eşlerin yapmak zorunda hissettikleri şeyleri değil de yapmak istedikleri şeyleri gerçekleştirme konusunda kendilerini daha özgür hissedecekleri ve hem erkek hem de kadınların kendilerini genel olarak daha iyi ve mutlu hissedecekleri konusunda ümit vaat ediyor. Şimdilik evli olup çalışmayan ya da part-time çalışan kadınlarda kendini güvende ve rahat hissetme oranının yaygın olarak yüksek olmadığı gözlemlense de, en son yapılan bu araştırmanın sonuçları bu oranın bir gün artması için yeterince sebebin mevcut olduğunu gösteriyor."

Magazin

Haber TV

Medya

Cat-5

Cat-6