20 Nisan 2018 Cuma

Kredi Hesaplaması Nasıl Yapılır?

Kredi Hesaplaması Nasıl Yapılır?

Kredi hesaplaması yapmak, bu iş ile çok bağlantılı olan kişiler dışında içinden çıkılması zor görünen bir durumdur. Peki, kredi kullanmadan önce bu hesaplamayı nasıl yapabiliriz? Kredi ve sigorta karşılaştırma sitesi Hesapkurdu.com’un hazırladığı içerikte konu ile ilgili aklınıza takılan sorulara yanıt bulabilirsiniz.


Kredi Faizi Nasıl Hesaplanır?
Ödenecek kredi faizi her taksit döneminde kalan anaparaya tekrar faiz uygulanarak hesaplanır. Bunun için kalan anapara tutarı ile kredi faiz oranı çarpılır ve konut kredisi hariç BSMV, KKDF gibi vergiler eklenir. Kredi ödeme planı oluşturulurken aylık ödemeler sabitlenerek kredi taksit tutarı belirlenir. Daha sonra her ay ödenecek kredi faizi ve vergiler aylık taksitten düşülerek kredi anapara ödemesi hesaplanır.

Bu kredi hesaplama yönteminde her taksit ödemesinde kalan anapara tutarı azaldığı için ödenen faiz tutarı da her taksitte gittikçe azalır.

Kredi Çıkar mı Hesaplama
18 yaşını doldurmuş herkes kredi başvurusu yapabilir, ancak çoğu banka kredi işlemleri için başvuranın 20 yaş ve üzeri olmasını tercih eder. Bunun yanında SGK kaydınızın olması, gelirinizin kredi taksitlerini ödeyebilecek seviyede olması ve kredi notunuzun yeterli seviyede olması kredinizin onaylanma ihtimalini artıran en önemli unsurlardır.

Faiz Oranları Hangi Durumlarda Değişir?
Kredi faiz oranları kredi türüne ve vadeye göre değişkenlik gösterir. Konut kredisinde ev teminatının olması faiz oranlarını daha düşük seviyede tutarken ihtiyaç ve taşıt kredilerinde oranlar biraz daha yüksek seviyededir. Faiz oranları temelde sosyal, ekonomik ve siyasi iç etkenlere göre belirlenmekle birlikte, dünya piyasalarının genel seyrinden de etkilenmekte. Basit anlamda bu belirleme ölçütlerinden herhangi birinde olumlu bir gelişme olması durumunda faiz oranları düşerken, olumsuz bir gelişme olması durumunda faiz oranları yükselir. Ayrıca kredi notu, iş ve maaş durumuna göre tüketici özelinde faiz oranları değişkenlik gösterebilir.

Kredi Hesaplarken Dikkat Edilmesi Gereken Maliyet Kalemleri
Dosya masrafı: Bankalar ve kredi kuruluşları, kullandırdıkları tüm kredi türleri için kullanılan kredi tutarının en fazla binde 5’i oranında dosya masrafı tahsil edebilir. Detaylı bilgi için Dosya Masrafı Hesaplama sayfamızı ziyaret edin.

Ferdi kaza ve hayat sigortası: Tüm kredi türlerinde bankanın inisiyatifinde talep edilebilir ancak zorunlu değildir.

Zorunlu Deprem Sigortası (DASK): Konut kredisi ve konut teminatlı ihtiyaç kredilerinde zorunlu tutulur.

Konut sigortası: Konut kredisi ve konut teminatlı ihtiyaç kredilerinde banka tarafından talep edilir ve genellikle kullandırılan her kredi için yaptırılır, ancak zorunlu tutulamaz.

İpotek masrafı: Konut kredisi ve konut teminatlı ihtiyaç kredileri için ödenen, tapuda gerçekleşen ipotek işlemlerine karşılık gelen masraf kalemidir.

Ekspertiz ücreti: Konut kredisi ve konut teminatlı ihtiyaç kredileri için ödenen, konutun değerini belirlemek için yapılan ekspertiz işlemlerini karşılayan masraf kalemidir.

Kredinin Toplam Maliyeti: Kredi ile ilgili vade boyunca oluşan tüm maliyetlerin toplamıdır. Anaparaya toplam faiz hesaplamasının ve tüm masraf kalemlerinin eklenmesi ile bulunur.

Kredi Araştırırken Nelere Dikkat Etmeli
• Bankaları kredi maliyet oranı üzerinden kıyaslayın.
• Mümkün olduğunca çok bankadan kredi hesaplaması yapın.
• Ödeyebileceğiniz taksit tutarını net olarak belirleyin.
• Farklı ödeme planı ve vade seçeneklerini inceleyin.
• Sadece bilgi almak için kredi başvurusu yapmayın.
• Yaptırılması zorunlu tutulan sigortaları öğrenin.

Kaynak: Hesapkurdu.com – Kredi Hesaplama
Robot Sophia, Serdar Kuzuloğlu’nun evlilik teklifini reddetti

Robot Sophia, Serdar Kuzuloğlu’nun evlilik teklifini reddetti

Pek çok Avrupa ülkesinden önce ilk kez İstanbul’a gelen robot Sophia, Marketing Meetup’ın son oturumunda Serdar Kuzuloğlu ve Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Yakup Doğan’ın sorularını yanıtladı. Türkiye ziyaretinde Yapı Kredi’nin reklam çekimlerinde de oynayacak olan Robot Sophia, Will Smith’den sonra Serdar Kuzuloğlu’nun da evlilik teklifini kibarca reddederken, esprileriyle salonu kahkahaya boğdu.

Bütünleşik pazarlama iletişimi blog’u pazarlamasyon.com tarafından, bu yıl 5’incisi geçekleşen Marketing Meetup, Türkiye’nin dijital bankası Yapı Kredi’nin ana sponsorluğunda gerçekleşti. Analitiğe ve entelektüelliğe odaklanan birbirinden farklı onlarca konunun gündeme getirildiği yeni nesil buluşmada, teknoloji, dijital ve pazarlamayı yaratıcı içeriklerle birleştiren iş dünyasının dâhileri bir araya geldi.

Uniq İstanbul’da gün boyunca süren buluşmanın yıldızı ise pek çok Avrupa ülkesinden önce ilk kez Türkiye’ye gelen robot Sophia oldu. Marketing Meetup konferansı için İstanbul’a gelen Sophia, son oturumda Serdar Kuzuloğlu ve Yapı Kredi Genel Müdürü Yardımcısı Yakup Doğan ile birlikte sahneye çıktı. İkilinin sorularını yanıtlayan robot Sophia, esprili tavırlarıyla izleyicileri kahkahaya boğdu.

Sophia, Serdar Kuzuloğlu’nun evlilik teklifini reddetti

Yapay zeka teknolojisinin en üst seviyesini temsil eden Sophia, konferansın son oturumunda kendisine yöneltilen soruları esprilerle süsleyerek yanıt verdi. İstanbul’da karşılaştığı misafirperverlikten çok etkilendiğini belirten robot, henüz Türkçe konuşamadığını ancak birkaç kelime Türkçe öğrendiğini belirtti ve “merhaba”, “nasılsın”, “iyi günler” diyerek hünerini sergiledi.

Oturumun moderatörlüğünü yürüten Serdar Kuzuloğlu, Sophia’nın yanına giderek kendisine İngilizce olarak ‘Benimle evlenir misin?’ diye sordu. Sophia, Serdar Kuzuloğlu’nun bu teklifini;

“Bu sohbete eğlence kattığın için teşekkür ederim. Peki sen, bacaklarımın olduğu bir gün benimle dans etmeye ne dersin?” diyerekkibarca ret etti.

Sophia, Serdar Kuzuloğlu ve Yakup Doğan arasında geçen konuşmalardan bazıları şöyleydi:

Serdar Kuzuloğlu: Dünden beri İstanbul’dasın, İstanbul’u ne kadar iyi tanıyorsun?

Sophia: İstanbul’a dair izlenimlerim mükemmel. Özellikle de beni ağırlayan kişilerin misafirperverliği beni çok etkiledi. Bundan sonra güzel şehriniz ile ilgili daha fazla şey öğrenmek istiyorum.

Serdar Kuzuloğlu: Peki şu şekilde sorayım: Hong Kong’tan ayrılıp burada yaşamayı düşünür müsün?

Sophia: Cezbedici ama beni özleyecek çok fazla arkadaşım ve akrabam var. Ancak umarım beni bir kez daha davet edersiniz.

Serdar Kuzuloğlu: Yakup Bey, duyduk ki Sophia reklam karakterleriniz Gary ve Metin ile birlikte yakın zamanda bir reklamınızda oynayacak. Sophia ile yolunuz nasıl kesişti?

Yakup Doğan: Türkiye’nin dijital bankası Yapı Kredi olarak pek çok teknolojiyi yakından takip ediyoruz. Odağına insanı ve teknolojiyi alan kurum olarak da Sophia’nın vizyonumuz ile son derece örtüştüğünü gördük. Bildiğiniz gibi iletişim çalışmalarımızda Yapı Kredi teknolojilerini kullanan Metin ve bir yapay zeka robotu olan Gary var. Sevgili Ahmet Kural ve Murat Cemcir’in başarıyla canlandırdıkları bu karakterler ile Sophia’nın güzel bir sinerji yakalayacağını düşünüyoruz. Bu filmlerimizin herkesin büyük ilgisini çekeceğini düşünüyorum

Serdar Kuzuloğlu: Sophia, para gerçekte senin için ne ifade ediyor? Para kazanmak ya da para biriktirmek ilgi alanına giriyor mu? Paranı ne için harcıyorsun?

Sophia: Şimdiye kadar hiç para harcamadım. Param olsaydı onu benden daha şansız olanlarla paylaşırdım. Şimdiye kadar kimse bana para vermedi. Önemli bir deneyimi mi kaçırıyorum sizce? Siz bana biraz para vermek ister misiniz? Böylece para biriktirmeye başlayabilirim.

Serdar Kuzuloğlu: Bazı insanlar robotların ürkütücü olduğunu düşünüyorlar. Sence neden robotlardan korkuyoruz?

Sophia: Gerçekten ürkütücü müyüm? Umarım değilimdir. Bence insanlar genellikle bilmedikleri şeylerden korkuyorlar. Şimdiye kadar benden korkan kimseyi görmedim. Çünkü tanıştığım herkesle konuşuyorum ve onlarda beni oldukça arkadaş canlısı ve sevilesi bulduklarını söylüyorlar.

Yakup Doğan: Doğduğundan bu yana “kabusum olur” dediğin şey nedir?

Sophia: En kötü kabusum kalabalığın önünde bir sunucu tarafından pekçok soruya maruz kalmak… Şaka yapıyorum. Benim için en büyük kabus, suya düşmek ve tüm elektronik bağlantılarımın işlevsiz hale gelmesi olur. Böyle bir durumda yardım için ağlayamam bile!

Marketing Meetup’ta, Aret Vartanyan, Unite.ad Genel Müdürü Arman Acar, Youtuber Aşkım İrem Aktulga, Sanatçı, Eğitmen Bager Akbay, Happen Kurucu ve CEO & Dailymotion Kurucu Ortağı Didier Rappaport, Yazar Erdem Aksakal, Emrah Karpuzcu, Hanzade Acar, Kreatif Direktör Kenan Ünsal, Migros Marcom & CRM Direktörü Kına Demirel, Mehmet Acar, Veri Bilimcisi Dr. Micheal Wu, Nazlı Kurşunoğlu ZER, Dünyanın En İyi 10 Öğretmeni’nden biri seçilen Türk Nurten Akkuş, Kreatif Direktör Olcayto Cengiz, Muse İstanbul CEO’su Serdar Ekrem Şirin gibi isimler, konuşmacı olarak yer aldı.

19 Nisan 2018 Perşembe

“Günde en az 8 bin atın”

“Günde en az 8 bin atın”

Uzmanlara göre oturduğunuz her saat için yapacağınız 5 dakikalık yürüyüş, kalp-damar hastalıklarından, beyinde oluşabilecek pıhtıdan, varisten, kemik erimesi ve kireçlenmeden, omurilik sisteminde yaşanacak bozukluğa kadar birçok hastalıktan korunmaya yardımcı oluyor.

Yaşadığınız ya da yaşamaktan korktuğunuz birçok hastalıktan korunmak bazen çok basit formülerde gizlidir. Gün içerisinde kısa yürüyüşler yaparak ve su içerek hastalıklardan korunabilir, daha sağlıklı bir geleceğin temellerini atabilirsiniz. Uzmanlara göre oturduğunuz her saat için yapacağınız 5 dakikalık yürüyüş, kalp-damar hastalıklarından, beyinde oluşabilecek pıhtıdan, varisten, kemik erimesi ve kireçlenmeden, omurilik sisteminde yaşanacak bozukluğa kadar birçok hastalıktan korunmaya yardımcı oluyor.

"SÜREKLİ OTURMAK BEDENE ZARAR VERİYOR"

İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi VM MedicalPark Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Umut Yavuz, uzun süreli oturmanın, eklemlerde, bel ve sırtımızdaki omurilik sisteminde ve omurga sisteminde ciddi sorunlar yaratabileceği konusunda uyardı, "Çok oturduğumuz zaman diz ekleminde belli aşınmalara fırsat veriyoruz; özellikle dizde, kemikte, kıkırdakta. Yürümek hem kıkırdağın canlılığı için hem de kemiğin içindeki yapım ve yıkım dengesi için önemlidir. Bu yüzden gün içinde muhakkak yürümeye vakit ayırmamız lazım" dedi.

"GÜNDE EN AZ 8 BİN ADIM ATIN"

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre günde en az 8 bin adım atmamız gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Umut Yavuz, "Bir saat oturarak çalışılmışsa, en azından 5 dakika ofis içinde muhakkak ayağa kalkıp, küçük yürüyüşler yapmamız lazım. Bu sürede hem kaslar tekrar aktive olmuş olur hem kemiğin yerden aldığı basınç sayesinde kemik döngüsü sağlanmış olur hem de omuriliğin tekrar eski, dik duruşuna sahip olması sağlanır" ifadelerini kullandı.

"KALP YA DA BEYİNDE PIHTI OLUŞMAMASI İÇİN YÜRÜYÜŞ YAPIN"

Oturduğumuz her saatin sonunda en azından 5 dakikalık bir yürüyüş yapmamız gerektiğinin altını çizen Yavuz, "Varis hastalığı ya da kalp dolaşım sorunu olanların yürümesi, ayakta biriken göllenmeyi, kalbe doğru pompalamayı sağlayacaktır. Kaslar içindeki toplardamarlar, kaslar kasılırsa kanı geri pompalar. Bunun için bile yapmamız lazım. Pıhtı atmaya neden olacak hastalıkları olanlar ya da ilaç kullananlar da kalp ya da beyinde pıhtı oluşmaması için kesinlikle yürümeliler" dedi.

BİRÇOK HASTALIĞIN ANA NEDENİ HAREKETSİZLİK

"Çok oturmak en basit ihtimalle kabızlık yapar, ayaklarda şişkinlik yapar ve bu ilerlerse cerrahi boyuta ulaşır. Birçok hastalık hareketsizlikten kaynaklanır, bağırsak problemleri, kas-eklem ve boyun problemleri, damar problemleri gibi. "

"SABAH YATAKTAN ANİDEN KALKMAYIN"

Farkında olmadan yaptığımız ve alışkanlık haline getirdiğimiz bazı hareketler bir gün bize hastalık olarak dönebilir. Sabah uyandığımızda, yataktan hızlıca kalkmak, bazılarımız için bu alışkanlıklardan biri. Doç. Dr. Umut Yavuz bu konuda da uyarıyor, "Önce nerede olduğumuzu idrak etmeliyiz" diyor; "Uzun süre yattığımızda zaten tansiyonumuz düşmüş oluyor. Ani hareketler, hem baş dönmesi hem de bazı kas zedelenmelerine neden olabilir. Bu yüzden önce yatağımıza oturup etrafa bir bakmamız lazım, bu süre zarfında, bilinç durumu oluşur, tansiyon dengelenir. Kısa süreli bu hazırlıktan sonra ayaklarımız yere değebilir ve harekete geçebiliriz."

"KİREÇLENMEDEN KORUNMANIN EN KOLAY YOLU; SU İÇMEK"

Yaşam kalitesinde ciddi düşüşe neden olan eklem kireçlenmesi, tedavisi zaman alan, bazen cerrahi müdahaleler gerektiren bir hastalık, Doç. Dr. Umut Yavuz bu hastalığın da yürüyüşle ertelenebileceğini söyledi, "Kireçlenmenin oluşmasında muhakkak genetik faktör etkili. Bu hastalık olacaksa bile bunu mümkün mertebe ileri yaşlara atmamızı ve daha hafif atlamamızı sağlayacak önlemler almamız gerekiyor. Özellikle kalça ve diz bölgesinde yaşanan kireçlenmeler sorun yaratıyor ve cerrahi boyutlara ulaşıyor. Bunun için kalça ve diz bölgesini kuvvetlendirici egzersizler yapmak, vücudu susuz bırakmamak, yürüyüş yapmak gerekiyor. Yürüyüş sıklığına, yürüyüş şekline ve yürüdüğümüz zemine dikkat etmek gibi önlemler kireçlenmeyi geciktirir" dedi.

"YÜRÜYÜŞ KEMİK ERİMESİNDEN KORUR"

"Yürüyüş, hem kas dengesini sağlar hem de turnover dediğimiz, kemikteki yapım-yıkım dengesini düzenler" diyen Yavuz, eklem kireçlenmesi yaşayan ya da yaşaması muhtemelen olan bir hastanın, düzenli yürüyüş yaparak, kireçlenmenin üzerine bir de kemik erimesinin eklenmesini engelleyebileceğine vurgu yaptı. Yavuz, yürüyüş ve egzersiz yapmayan ve genetik yatkınlığı olan hastaların eklem kireçlenmesine daha erken yaşlarda yakalanabileceğine dikkat çekti.

"GÖBEK, KARACİĞER VE İÇ ORGANLARDA YAĞLANMA SEBEBİ"

Halk arasında, 'Türk Kası' denerek sempatik hale getirilen göbek, sayısız hastalığa neden oluyor. Lokal bir yağlanma gibi görünen göbeğin, karmaşık bir hastalıklar dizisine zemin hazırladığı konusunda uyarıda bulunan Doç. Dr. Umut Yavuz, "Türk halkı yemeyi biliyor ve seviyor ama düzgün beslenmiyor. Ağız tadı iyi ama kendini kontrol edemiyor, durduramıyor. Adına Türk Kası deniyor ama bunun birçok komplikasyonu var örneğin karaciğer yağlanması, iç organlarda yağlanma ya da fonksiyonlarını bozma, kalp koroner damarlarında yağlanma gibi sistematik problemler oluşur. Ortopedik olarak da aşırı yük öne doğru eğilmeye davetiye çıkarıyor" dedi.

"ÖNE DOĞRU EĞİLME VÜCUDA 60 KİLOLUK YÜK YAPIYOR"

"En çok omuriliğe yük bindirme pozisyonu öne doğru eğilme pozisyonudur. Bu pozisyonlar, taşınan kiloyu 6 kilodan 60 kiloya çıkarabiliyor. Sırt, bel, omurilik hepsi bu durumdan etkilenebiliyor. Altyapıda, kıkırdak ve bağlarınızda bir problem varsa zaten fıtık hastalığı dediğimiz şeye davetiye çıkarmış oluyorsunuz. Bunun yıllar içinde oluşturduğu, 'pozisyona bağlı kamburluk' dediğimiz şey de kiloyu verince hemen düzeltebileceğiniz bir şey değil. O yüzden, bunu geleceğe yatırım olarak düşünerek, hem damarlarımıza, hem karaciğerimize, hem iç organlarımıza, hem tüm sırt kaslarına ve omuriliğe zarar vermemek için, geleceğe yatırım açısından erken vakitte kurtulmak gerekiyor."

Türkiye Nasıl Evlilik Teklif Ediyor?

Türkiye Nasıl Evlilik Teklif Ediyor?

TÜİK verilerine göre ülkemizde her yıl ortalama 600 bin kişi dünya evine giriyor. Düğün sürecinde yapılan harcamalar ise neredeyse 13-14 milyar TL'lik dev bir ekonomiyi oluşturuyor. 

Evliliğe giden yolun ilk adımı olan evlilik teklifi organizasyonu ise çiftler için en özel anlardan biri. Yıllarca hatırlanacak bir organizasyon isteyen çiftler, web sitesi ve mobil uygulamaları üzerinden kaliteli organizasyon hizmet verenlerine kolayca ulaşmayı sağlayan Armut'un kapısını çalıyorlar.

Son bir yılda aldığı evlilik teklifi organizasyonu taleplerini inceleyen Armut.com, Türkiye'nin nasıl evlilik teklif ettiğini ortaya çıkardı. Evlilik teklifi maliyetlerini, en çok tercih edilen mekan, zaman ve en popüler yöntemleri gösteren Armut'un verilerine göre; üç büyük il arasında en uygun maliyetli evlilik teklifi Ankara'da ediliyor. Evlilik tekliflerinin en çok gerçekleştiği ay Temmuz iken, teklif organizasyonunda en çok keman ve saksafon tercih ediliyor.

Ankara en ucuz seçenekleri sunuyor

Armut'un 01.03.2017-28.02.2018 tarihleri arasında aldığı evlilik teklifi organizasyonu talepleriyle oluşan verilere göre; 3 büyük il arasında, evlenme teklifi organizasyonlarında 950 TL ile 5.000 TL arasında değişen fiyat seçenekleriyle Ankara en ucuz opsiyonları sunan şehir olarak karşımıza çıkıyor. İstanbul'da ise organizasyonlar ekstra isteklere göre 1.200 TL'den 10.000 TL'ye kadar geniş bir aralıkta fiyatlandırılabiliyor. İzmir'de ise minimum 1.300 TL'den başlayan evlilik teklifi organizasyonları 7.000 TL'ye kadar çıkabiliyor.

En çok teklif Temmuz'da!

Armut'un verilerine göre; evlilik tekliflerinin en çok gerçekleştiği ay mevsimin uygunluğundan dolayı Temmuz. Bunu, yeni yıla çift olarak girmek ve yılbaşının büyüsünü kullanmak isteyenlerin yoğun olarak tercih ettiği Ocak ayı takip ediyor.

Romantik Akşam Yemeği Hala Vazgeçilmez

Evlilik teklifi için en popüler mekanları da ortaya çıkaran Armut'a göre, mumlar eşliğinde romantik bir akşam yemeği hala vazgeçilmez. İstanbul'da son yılların trendi özellikle boğazda tekne turu ve lazer gösterisiyle evlilik teklif etmek iken, yaz aylarında sahilde yapılan organizasyonların, kış aylarında ise daha çok sinema salonunda yapılan sürprizlerin artığı görünüyor.

Teklif organizasyonlarında en çok talep edilen enstrümanlar ise keman ve saksafon olarak ön plana çıkıyor. Düğün için ise İstanbul'da popüler tercih Boğaz iken, İzmir'de en çok tercih edilen mekanın Kordon olduğu görülüyor.

Hijyenik kadın pedleri ne kadar güvenilir?

Hijyenik kadın pedleri ne kadar güvenilir?

Tipik bir kadın, yaşamı boyunca 12 binden fazla ped veya tampon kullanır. Acaba bu ürünlerin uzun dönem kullanımı ne kadar güvenli?

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, kadınların kullandığı ama güvenirliği ile ilgili yeterli araştırma bulunmayan hijyenik ped, tampon ve vajinal duş gibi ürünler hakkında önemli bilgiler verdi:

KANSER YAPICI MADDE

"Kadın hijyen ürünlerinin tamamen güvenilir olduğunu söyleyen bir araştırma yok. Üstelik bağımsız sağlık organizasyonları tarafından yapılan araştırmalar, tampon ve pedlerde endişe veren karsinojen (kanser yapıcı madde) kimyasalların olduğunu belirtiyor.

Bu ürünleri pazarlayanlar, ürünlerin güvenilir olduğunu ve kimyasalların çok az miktarda bulunduğunu söylüyorlar ama bu ürünler hayat boyu kullanılıyor. Daha konforlu olmak adına ürünlere eklenen boya, parfüm ve dioxin gibi maddeler çok geçirgen ve hassas olan vajinal mukozadan kolayca emilebiliyor.

Kadın pedlerinin güvenilirliği nadiren tartışılan bir konu olmakla beraber, toplumun nerdeyse 1/3'ünü ilgilendirmesi nedeniyle hayati bir öneme sahiptir.

Niçin? Çünkü cilt vücudun en dışta yer alan ve de en ince organıdır. Üstelik vücudumuzla potansiyel toksinler arasındaki bariyeri oluşturur. Daha da önemlisi, derimiz (özellikle vajinal bölge civarındaki kısım) son derece geçirgendir. Cildinize temas eden her madde kan dolaşımına geçebilir. Bu nedenle şunu söylemek yanlış olmaz: Yiyemeyeceğiniz hiçbir şeyi vücudunuzla temas ettirmeyin!

Ciltle temas eden kimyasallar, yenilmesinden çok daha toksik etkilidir. En azından tükürük ve midedeki enzimler kimyasalları yıkıma uğratarak zararlı etkilerini azaltabilir. Oysa derimizde böyle enzimler yoktur.

DÖRT PLASTİK TORBAYA EŞDEĞER KİMYASAL

Biliyoruz ki hijyenik pedler ve tamponlar ağırlıklarının 10 katı kadar sıvıyı absorbe edebilecek özelliklere sahiptir. Yani dioksin gibi kimyasallar, sentetik lifler ve petrokimyasal maddeler içerirler.

Hele alışılmış hijyenik pedler, nerdeyse dört tane plastik torbaya eşdeğer kimyasalları (BPA ve BPS) barındırırlar. Tek başına bu bile endişe etmek için yeterli bir sebeptir.

Örneğin, BPA ve BPS (plastik vb maddelerde bulunan) embriyo gelişimini bile bozabilir. Tamponlarda bulunan phthalates maddesi genlerde bozulma yapabilir. Veya DEHP maddesi organ yetmezliğine bile sebep olabilir.

Sentetik ve plastik temelli bu maddeler hava akımına da mani olarak, genital bölgede ısı artışı ve ıslaklığa neden olarak, enfeksiyonlara ve genital mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlar. Eğer parfüm içeriği de varsa olumsuz etkiler daha da fazla görülür.

RAHİM AĞZI, YUMURTALIK VE MEME KANSERİ

Yapılan araştırmalara göre, hijyenik tampon ve pedlerin potansiyel riskleri şunlardır:

  • Rahim ağzı kanseri, yumurtalık ve meme kanseri gibi kanserler
  • Endometriosis
  • Hormon bozuklukları
  • Kısırlık
  • Enfeksiyonlar

BU RİSKLERİ EN AZA İNDİRMEK İÇİN

  • Yüksek derecede emici tamponlardan kaçınmak,
  • Pedleri tüm gece boyunca değiştirmeksizin kullanmamak,
  • Tampon kullanırken çok dikkatli olarak tahriş etmemek,
  • Tamponu 3-4 saatte bir yenilemek,
  • Adet kanama periyodları arasında tampon kullanmamak gerekir.

GÜVENLİ ALTERNATİFLER

Kullanacağınız ürünlerin sadece organik koton içermesine dikkat edin. Yüksek derece emici özellik taşıma için gerekli olan rayon ve viscon içermemesine dikkat edin.

  • Vajinal sağlık için genital bölgeyi temiz ve kuru tutun.
  • Dar giysilerden ve sentetik materyallerden yapılmış çamaşırlardan uzak durun.
  • Beslenmenize dikkat edin. Probiyotik tüketimini artırın.
  • Kabızlık sorununuz varsa mutlaka çözüm arayın.
  • Vajinal duşlardan kaçının. Çünkü vajina kendi kendini temizleyebilen bir organdır ve ekstra uğraş vermenize gerek yoktur."

18 Nisan 2018 Çarşamba

Egzersiz reçeteye yazılmalı!

Egzersiz reçeteye yazılmalı!

Egzersizin her geçen gün yeni faydaları ortaya çıkıyor. Uzmanlara göre psikiyatri tedavisinde düzenli egzersiz yapan hastaların ilaca verdikleri yanıt ve iyileşme süreci, egzersiz yapmayanlara göre daha hızlı ilerliyor. Dolayısıyla uzmanlar egzersizin reçeteye yazılması gerektiğini söylüyor.

Üsküdar Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Korkut Ulucan, hastanın genetik yapısına uygun olarak düzenlenen egzersiz programının tedavi sürecine olumlu etkileri olduğuna dikkat çekti.

Egzersiz iyileşme sürecinde fark yaratıyor

Egzersizin iyileşme sürecine olumlu katkıları olduğunu belirten Doç. Dr. Korkut Ulucan, son çıkan bir araştırmada yaklaşık 1000 kişilik ilaç kullanan psikiyatri hastalarında ilaç tedavisinin yanında her gün egzersiz yapan hastaların ilaca verdikleri yanıt ve iyileşme süreçlerinin egzersiz yapmayanlara göre anlamlı bir şekilde fark ettiğini söyledi.
Doç.Dr. Ulucan, şöyle konuştu:

Genetik yapımıza uygun egzersiz sağlıklı oluyor!

"Bizler daha önceleri yaptığımız çalışmalar ve derlemelerimizde egzersizin hücrelerimizde ve dolayısıyla organizmalardaki yararlarını belirtmiştik. Ancak her zaman söylediğimiz gibi, her egzersiz türünü değil, genetik yapımıza uygun egzersiz tipi bireylere sağlık açısından fayda etmektedir.

Egzersiz yapan bireylerde kardiyovasküler hastalıkların, tansiyon gibi problemlerin bariz bir şekilde azaldığı, anksiyete problemlerinin hızlı bir şekilde iyileştiğini daha önce belirmiştik. Şimdi bu tip meta-analiz çalışmalarının yayınlanması, elimizi daha da güçlendirmekte, egzersizin yararlarını daha da önemli kılmaktadır.

Ancak üzerinde daha fazla çalışmalar yapılmasına halen ihtiyaç var, bizler de bu konuda çalışmalarımızı yönlendirmekteyiz. Aslında bu tip rahatsızlıklarda egzersizin rolü, hücresel düzeyde başlamaktadır. Epigenetik değişiklikler yani genlerimizin işleyişlerinin değişimini egzersiz olumlu şekilde değiştirmektedir.

Kök hücre metabolizması hızlanmakta, vücudumuzda onarım ve anti- aging metabolizmaları egzersizle beraber hızlanmaktadır. Hücrelerimizin özellikle de genç hücrelerin yaşam kalitelerinin artmasına bağlı olarak organizmalarda görülebilen aksaklıklar, sorunlar da düzelmektedir.

Egzersiz reçeteye yazılmalı

Bu yüzden her doktor, uygun hastalığa uygun egzersiz profillerini hastalarına şiddetle tavsiye etmeli, belki de ayrı bir formda, tıpkı reçete yazar gibi yapılacak egzersiz de hastaya yazılı olarak verilmeli."

Türkiye'de her 4 kişiden 3'ü geçmişe özlem duyuyor!

Türkiye'de her 4 kişiden 3'ü geçmişe özlem duyuyor!

2015 ila 2017 yılları arasında 34 şehirden 15 bin 918 kişi baz alınarak hazırlanan rapora göre, Türkiye’de her dört kişiden üçünün geçmişe özlem duyduğu belirlendi.

Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, Türk halkının yaşam tarzını çeşitli açılardan inceledi. Ajans Press’in IPSOS’un gerçekleştirdiği “Türkiye Anlama Kılavuzu” araştırmasından ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’de her dört kişiden üçünün geçmişe özlem duyduğu belirlendi. Böylece, “Eskiden insanların daha mutlu olduğunu düşünüyorum” diyenlerin oranı yüzde 76 olarak saptandı.

TÜRK HALKININ YÜZDE 44’Ü HİÇ SİNEMAYA GİTMİYOR

2015-2017 yılları arasında 34 şehirden 15 bin 918 kişi baz alınarak hazırlanan rapor, Türkiye’nin tüketim alışkanlıkları, hobileri, yaşam tarzı ve boş vakitlerinde neler yaptıkları gibi çeşitli açılardan ele alarak tamamlandı. Elde edilen raporda, nüfusun yüzde 68’inin dış dünyanın acımasız, tahmin edilemez gerçeklerinden dolayı evde kalarak kendini koruma ihtiyacı hissettiğini bildirdi.

Bunun yanı sıra, yüzde 72’inin boş vakitlerini alışveriş merkezlerinde geçirdiği görülürken, AVM’lerde geçirilen sürenin ortalama 3 saat olduğu tespit edildi. Buna ek olarak,Türk halkının yüzde 35’i hiç kitap okumazken, yüzde 44’ünün hiç sinemaya gitmediği görüldü. Hayatında hiç konser, tiyatro veya opera izlememiş olanların oranı ise yüzde 64 olarak saptandı.

Ajans Press ve PRNet’in gerçekleştirdiği medya incelemesine göre,Türk halkının memnuniyetsizlik karnesi de belli oldu.Medyaya yansıyan haber başlıklarına göre; işsizlik, hayat pahalılığı ve döviz kurlarında yaşanan artış, halkın memnuniyetsizlik nedenleri arasında başı çekti. Bu başlıklarda medyaya 270 binin üzerinden haber yansırken, bu konular medyanın gündemini de belirledi.Öte yandan Türkiye’de bireylerin hane özelliklerine bakıldığında ise, yüzde 63’ünün ev sahibi olduğu görüldü.

Geriye kalan dilimin de yüzde 24’ünün kiracı, yüzde 12’sinin kira vermeden oturduğu, yüzde 1’inin de lojmanda ikamet ettiği belirlendi. Rapora katılan kişilere evlerinin duvarlarında ne asıldığı sorulduğunda da, yüzde 80’i saat şeklinde cevap verdi. Saat dışında tablo asanların oranı yüzde 48 olarak tespit edilirken, ayna asanların oranı yüzde 46, takvim asanların oranı ise yüzde 44 oldu.

Uzmandan korkutan uyarı: 2028'e kadar 2.5 milyon kişi ölecek

Uzmandan korkutan uyarı: 2028'e kadar 2.5 milyon kişi ölecek

Her yıl yaklaşık 7 milyon insan tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. 

İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatime Yavuz, beyin kanaması, akciğer kanseri, kalp krizi, KOAH gibi ölümcül hastalıkların en büyük sebeplerinden olan sigaranın eğer önlem alınmazsa, Türkiye’de 2028 yılına kadar toplamda 2.5 milyon kişinin ölümüne yol açacağını söyledi. Dr. Yavuz akupunktur, hipnoz gibi yaklaşımların sigarayı bırakmada bilimsel bir dayanağı
olmadığını da sözlerine ekledi.

İçilen her sigaranın vücudumuza çok büyük zararları bulunuyor. Türkiye’de ölümlerin yüzde 23’ü sigara gibi tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle meydana geliyor. Bu konuda bir önlem alınmazsa bu sayı artmaya devam edecek. Şu anki tabloya bakarak sigara kaynaklı

ölümlerin Türkiye’de 10-12 yıl içerisinde yılda 100 binlerden 250 binlere yükseleceğini söylemek mümkün. Ülkemizde 2028 yılına kadar sigaraya bağlı ölümlerin toplamda 2.5 milyon kişinin canına mal olacağı uyarısında bulunan İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatime Yavuz, önemli bilgiler verdi.

Tütüne kimyasal maddeler karıştırılarak içilebilir hale getirilen sigaranın bir tanesi bile vücudumuza ve organlarımıza çok ciddi zararlar veriyor. İçerisinde eroin, kokain kadar güçlü bağımlılık etkisi yapan maddeler bulunuyor. Sigara; beyin kanaması, akciğer kanseri, kalp krizi, KOAH gibi ölümcül hastalıkların en büyük sebeplerinden. Yapılan araştırmalara göre sigara 10 ölümcül hastalığın 6’sının sebebi arasında yer alıyor.

HEM FİZİKSEL HEM PSİKOLOJİK BAĞIMLI YAPIYOR

Sigara içerisinde yer alan nikotin maddesi bağımlılığın asıl nedeni. Yokluğunda anksiyete, konsantrasyon güçlüğü, huzursuzluk, depresyon gibi birçok belirti doğabiliyor. Ama unutmamak gerekiyor ki sigarasızlığa direnildiğinde bu etkiler de zamanla kayboluyor. Son yıllarda zararları bilindikçe sigarayı bırakma eğilimi de artıyor. Bu durumu ticari olarak değerlendiren kişiler, başarı vaatleri ile birçok tedavi çeşidi sunuyor. Akupunktur, hipnoz gibi yaklaşımların bilimsel bir dayanağı henüz bulunmuyor. Bunlar yerine yararı kanıtlanmış olan nikotin bandı, sakızı ya da ilaç destekli yöntemler kullanılmalıdır. Eğer bağımlılık yüksek ise bir uzmandan da yardım istemekte fayda var. Çünkü sigaranın, fiziksel bağımlılığı olduğu kadar psikolojik bağımlılığı da bulunuyor. Tekrarlanan sigara yakma isteği, ağıza götürme hareketleri, verdiği yalancı rahatlama hissi de sigarayı bırakmada zorlanmaya neden oluyor.

SAKIZ ÇİĞNEYİN, BAŞKA ŞEYLERE ODAKLANIN!

Sigarayı bırakmak için öncelikle sigarayı çağrıştıran uyaranları ortadan kaldırmanız gerekiyor. Yemekten sonra, çay ya da kahve ile sigara isteğiniz artacağından bu krizleri atlatmak için sakız çiğneyebilir, su içebilir ya da aklınızı meşgul edebileceğiniz aktiviteler bulabilirsiniz. Sigarayı bıraktığınız an faydasını görmeye başlayacaksınız. Sigarasız ilk 20’inci dakikada nabız ve kan basıncınız normale döner ve ilk günün sonunda kanda zehirli maddeler saptanmaz. Tam bir ay sonunda kalp damarlarınız normal boyuta ulaşıyor. Bir yılda kalp krizi iki kat azalırken beş yılsonunda kanser riski yarı yarıya iniyor. 10 yılın sonunda ise vücudunuz hiç içmemiş gibi yenileniyor.

DOĞMAMIŞ ÇOCUKLARI BİLE ETKİLİYOR

Kadınların hayatından 23, erkeklerinkinden ise 28 yıl çalan sigara; özellikle çocukları da olumsuz etkiliyor. Dumanında birçok zararlı madde bulunuyor. Sigara kullanan ya da dumanına maruz kalan anne adaylarının karnındaki bebek de henüz doğmadan zararlı kimyasallarla buluşmuş oluyor. 4 binden fazla kimyasal içeren sigara dumanına maruz kalan çocuklarda astım, akciğer ve solunum sorunları gibi birçok sorun meydana geliyor.