Cat-1

Cat-2

Cat-3

Cat-4

Son Yazılar

Tropik bitkileriyle harika manzaralar sunan adaları, bozulmamış bembeyaz kumsalları, yağmur ormanları, mega kentleri, 20'den fazla aktif volkanı, dünya mirası 2.000 yıllık pirinç tarlaları, 100'den fazla etnik topluluğu ve güler yüzlü insanlarıyla Asya'nın kıyısında her türlü seyahat severin beklentisini karşılayacak olan Filipinler, son yıllarda alternatif bir tatil destinasyonu olarak ön plana çıkıyor.

Büyük Okyanus'un batısında, Asya kıtasından 966 km. açıkta bulunan 7.000'den fazla adasıyla dünyanın en uzun kıyı şeridine sahip ülkelerinden biri olan Filipinler; doğal güzellikleri, mükemmel denizi ve kumsallarıyla bu sene alternatif rota arayışına girenleri unutulmaz bir tatil deneyimi yaşamaya davet ediyor. İşte bu muhteşem ülkeyi ziyaret etmek için 5 önemli neden;

1.Eşsiz Doğası
Her biri bir kartpostal görünümünde olan çarpıcı kireçtaşı kayalıklarının olduğu El Nido, Avustralya'daki dünyanın en büyük mercan resifi Great Barrier Reef'ten sonra gelen, dünyanın en büyük 2. mercan resifi Apo Reef, zararsız dev köpekbalığı balinalarıyla dalış yapılabilecek Donsol, turkuaz renkli deniz kıyısında kumları inci gibi parıldayan Boracay, nesilden nesile süren geleneksel benzersiz tarım ile 2000 yıllık UNESCO Dünya mirası Batad ve Banaue çeltik tarlaları Filipinlerin keşfedilecek doğal hazinelerinden sadece birkaçı…

2. Eğlence ve Gece Hayatı
Ülkede hemen her şehrin bar, club, pub ve restoranların yoğun olduğu bir gece hayat caddesi bulunuyor. Ünlü DJ'lerin müzikleriyle bu sokaklarda sabaha kadar parti havasında bir atmosfer yaşanıyor. Gece hayatının çok popüler olduğu iki şehir başkent Manila/Angeles City ve Boracay Adası.

3. Zengin Mutfak Kültürü
Çin, Vietnam, Hindistan, İspanya, Amerika ve Arap mutfağından etkilenen Filipinler mutfağı bulunulan bölge ve şehre bağlı olarak büyük değişiklikler gösteriyor. Ülkenin güneyinde Hint etkileri görülürken orta kesimlerde İspanya ve Amerika mutfağının esintileri fark ediliyor. Deniz ürünleri ve pirinç ağırlıklı orijinal Filipinler mutfağında yerliler ülkeye özgü geleneksel pişirme teknikleri olan kavurma, buharda pişirme ve haşlama tekniklerini kullanıyorlar. Turistlerin ilgisini çeken Filipinler mutfağının en tanınmış yemekleri olan Adobo, Lechon ve Pancit ülkenin kültürel çeşitliliğini de yansıtıyor.


4.Bajaular
Filipinler'in doğal güzelliklerinin ötesinde, son zamanlarda dikkatleri çeken farklı bir unsur var ki, bu da denizde yaşayan insanlar, Bajaular… Bajaular mercan denizlerinde, kazıkların üzerindeki evlerde ve teknelerde yaşıyorlar. Karaya sadece yakıt ve tekne tamiri için çıkan Bajau halkı, tüm geçimini denizden sağlıyor. İnanılmaz çeşitlilikte deniz ürünü tüketen Bajaular için ev demek deniz demek. Bajauların çocukları adeta denizde doğuyorlar ve bu nedenle karadan çok denize adapte oluyorlar. Tüm yaşamlarını denizden sağlayan Bajaular, doğa ve insan uyumunun önemli bir göstergesi.


5. Unutulmaz Festivaller:
Filipinler birbirinden renkli ve eğlenceli festivalleri ile tatil severlere unutulmaz bir eğlence deneyimi yaşamaya davet ediyor. Ati-Atihan, Moriones Madness, Crucifixion Ceremonies, MassKara ve Rodeo Masbateno Filipinlerin en önemli festivalleri… Kostümlü sokak danslarından canlı müzik gösterilerine, kabile geçit törenlerinden rengarenk çiçeklere kadar her türlü unutulmaz gösteriye ev sahipliği yapan Filipinler festivalleri sene boyunca her ay farklı bir konseptte gerçekleşiyor.

Nasıl Gidilir?
Başkent Manila, Cebu ve Clark olmak üzere üç şehre uçuş imkânı sağlayan Emirates ile Filipinlere gitmek oldukça kolay. 1990 yılından bu yana Filipinler'in başkenti Manila'ya seferler düzenleyen Emirates Filipinler'in en hızlı büyüyen iki uluslararası merkezi Cebu ve Clark'a da Boeing 777-300ER model uçakları ile hizmet veriyor.

Manila'ya Emirates Havayolu ile Dubai aktarmalı 15 saat 35 dakika saat süren uçuşlar ile varılabiliyor. Economy Class biletler vergiler dahil gidiş dönüş 674 Dolar, Business Class biletler 2.857 Dolar; Economy Class gençlik fiyatı (18-36 yaş arası) biletler ise 647 Dolar'dan başlayan fiyatlarla satın alınabiliyor.

Bembeyaz kumsalları ve masmavi dalış noktalarıyla turizm açısından büyük bir zenginlik sunan ve geçtiğimiz yıl toplam 1,6 milyon yabancı ziyaretçi ağırlayan Cebu'ya Emirates Havayolu ile Dubai aktarmalı 15 saat 25 dakika süren uçuşlar ile varılabiliyor. Economy Class biletler vergiler dahil gidiş dönüş 732 Dolar, Business Class biletler 2.985 Dolar; Economy Class gençlik fiyatı (18-36 yaş arası) biletler ise 694 Dolar'dan başlayan fiyatlarla satın alınabiliyor.

Filipinler'in Orta Luzon bölgesinde iş süreci hizmetleri ve turizm alanında tanınmış bir merkez olan Pampanga şehrinde yer alan Clark'a ise Emirates Havayolu ile Dubai aktarmalı 18 saat 25 dakika süren uçuşlar ile varılabiliyor. Economy Class biletler vergiler dahil gidiş dönüş 592 Dolar, Business Class biletler 2.515 Dolar; Economy Class gençlik fiyatı (18-36 yaş arası) biletler ise 575 Dolar'dan başlayan fiyatlarla satın alınabiliyor.


Yaz mevsiminde bayanların en fazla muzdarip olduğu estetik problemlerin başında sarkan, yarasa görünümündeki kollar bulunuyor. Estetik cerrahiden yardım almak isteyenlerin kafasına takılan en büyük sorunsa, cerrahinin bırakacağı iz oluyor. Fakat onun da çözümü var

"Kol germe ameliyatları çok fazla talep edilmesine karşın, kollarda kalan iz mevzusundan dolayı yine en fazla vazgeçilen cerrahiler arasında yer alıyor. Fakat Örümcek Ağı estetiği ile kombinlediğimiz yağ transferi uygulaması, tüm sorunları ortadan kaldırıp, kol germe operasyonunu, farklı bir boyuta taşıyor" diyen Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, iz bırakmadan sorunu çözümleyebildiklerini ifade etti.

Yarasa kollara egzersiz de fayda etmiyor

" Kol germe ameliyatı yaşın ilerlemesine ve kilo kaybına paralel olarak sarkan ve gevşeyen üst kol derisine uygulanan bir estetik cerrahi operasyonudur. Bu alanda bulunan üst kol kaslarınızı ameliyat olmadan, kol germe egzersizleriyle güçlendirebilirsiniz ancak bu mevcut elastikiyeti ve yağ birikimlerini ve hatta cilt fazlalığını maalesef gideremezsiniz. Arm fit olarak da geçen kol germe ameliyatı ayrıca tıbbı literatürde brachioplasty olarak bilinir. Kol germe ameliyatlarında koltukaltı ve dirsek arasındaki fazla deri, yağ azaltılarak daha orantılı bir görünüm sağlaması için, üst kol konturları yeniden şekillendirilir. Daha gelişmiş operasyonlarda ise, üst kol içinde boydan boya kesi izi kalır.

Kol germe ameliyatı sayesinde üst kollar daha genç ve sıkı gözükerek, öz güvenin artmasına ve rahatlıkla kısa kollu kıyafetler giyilmesine olanak sağlar. Fakat işte sorun burada başlıyor çünkü hastalar bu izi istemiyorlar. Özellikle en fazla açıkta kalan bir bölgeden bahsettiğimiz için, çok da düşündürücü bir hal alıyor. Yüz bölgesinin gençleştirmesi, kırışıklıklardan kurtulması için kendi geliştirdiğim Örümcek Ağı estetiğini kol germe için kullanabiliyoruz. Yüze kullandığımız iplerden daha uzun ipler kullanıyor ve sarkan deriyi öncelikle toparlıyoruz" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, konunun ayrıntılarına değindi.

Kollara güçlendirme çalışması yapıyoruz

"Kolun sarkmasındaki temel sebep aslında yer çekimine yenik düşen yağ dokusuna bağlıdır" diyen Cihantimur, sözlerine şu şekilde devam etti: "Hemen hemen kollarda genişlemiş bir deri, zayıflamış bir kas örüntüsü ve aşağı çeken bir yağ dokusu kalmıştır. Deriyi çıkarmadan, sürküler yani çepe çevre bir ağ örüyoruz bu derinin aynen yüz bölgesinde olduğu gibi küçülmesine neden oluyor. Bu sırada kolajen üretimi artıyor ve kollar eskisi gibi form kazanıyor. Sadece Örümcek Ağı estetiği yaparsak, zaman içinde tekrar sarkma sorunu yaşaması muhtemeldir. Bu sebeple alttaki kasları da toparlayacak, yerleştirdiğimiz eriyen iplerle etkileşime geçecek şekilde bir de yağ enjekte ediyoruz. Bunu binalardaki güçlendirme çalışması gibi düşünebilirsiniz. Güçsüzleşen aksama takviye kuvvet koyuyoruz yani. Kısaca, Örümcek Ağı tekniği ile toparladığımız kol iç bölgesine, bir de uygun oranlarda yağ transferi yaptığımızda, kollar ameliyatsız, izsiz bir şekilde toparlanıyor.

Hastanın kendi yağı kullanılıyor

"Bu arada kullandığımız yağ ise, yine hastanın kendi bedeninden, kök hücreden zengin yağ enjeksiyonudur. Enjeksiyona hazır edilen yağ, kol derisini aşağı çeken yağ tabakasından alınır. Kısaca sarkma sorununu yaşatan yağı alıp, tekrar yukarı olması gereken yere çekiyoruz, yerleştiriyoruz. Bu sırada tekrar yerleştirirken, dışarıya havasız bir şekilde aldığımız yağı, kök hücreden zengin hale getirdikten sonra tekrar uygun yere veriyoruz. Bu da ekstradan iyileşme sürecinde fayda sağlayan, derhal toparlanma durumunu güçlendiren bir hadisedir. %90'lara varan olumlu sonuçlar alıyoruz. Ayrıca tekrarlanabilen bir uygulama olduğu için de, yine muazzam bir fayda daha sağlıyor" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur Örümcek Ağı estetiğinin sadece kol germe ameliyatlarını değil, çoğu cerrahi estetik uygulamaları da tarihe gömeceği öngörüsünde bulundu.

Öğle saatleriydi... Kadın doğum polikliniğin kapısı açıldı ve içeri 60'lı yaşların başında bir hanımla beraber kumral uzun saçlı hoş, genç bir kadın girdi.

Doktor hanım "Hoş geldiniz" diyerek şikayetlerinin ne olduğunu sorduğunda, anne ağlamaklı bir sesle yanıt verdi;

"Aaah ah... keşke benim için gelmiş olsaydık ama kızım için geldik."

Kızının 35 yaşında olduğunu, henüz evlenmediğini ve resim öğretmenliği yaptığını söyledi. "Kızımın atama sonuçlarını beklerken başımıza neler geldi?" diye devam etti.

Öğretmen hanım da ağlamaklıydı; "Ben kendi sağlığıma çok önem veririm doktor hanım ama şoktayım..."

Ailede daha önce bu kötü hastalığa yakalanan kimse yokmuş. Bekar olduğu için de hiç kadın doğum bölümüne muayene olmamış.

HAMAMDA ÖĞRENMİŞ
Fakat memedeki kitlenin fark edilmesi çok ilginç... Bir gün hamama gitmişler, hamamda kese yapan kadın koltuk altındaki kitleyi fark etmiş. Onun üzerine yapılan tetkiklerde meme kanseri olduğu ortaya çıkmış ve acil ameliyat olması gerektiği sonrasında da kemoterapi yapılacağı söylenmiş.

Öğretmenin gözyaşları dinince doktor, ultrasonla muayenesini yaptı. Ameliyat sonrası ilaç tedavisiyle ilgili bilgi verdi ve bunun yumurtalıklarına vereceği zararı, önlem alınmazsa ilaç tedavisi sonrasında bebek sahibi olma şansının çok düşebileceğini anlattı.

Doktor, yumurta dondurma işleminden bahsetti. Anlattıkları arasında anne-kızın en çok dikkatini çeken bölüm "yumurta toplama işleminin vajinal ultrasonografiyle" yapılacak olmasıydı. Çünkü öğretmen hanım bakireydi ve bu işlem sonrasında bekaretini kaybedecekti!

Anne tam ikna olmuş görünmüyordu. Doktor bu işlemin olması için kızlık zarını bozmak zorunda olduğunu söylediğinde anne ciddi tepki verdi.

Doktor, bu işlem sonrasında bekaretini hastanede yapılan işlem nedeniyle kaybettiğine dair resmi yazı da vereceklerini, bu konuda endişe etmelerinin yersiz olduğunu anlattı.

KANSERLİ ÖĞRETMEN BEKARETİ UĞRUNA...
Bir süre sohbet ettikten sonra, anne ve kızı olayın psikolojik şokundan biraz olsun uzaklaşmışlardı, hatta ameliyat sonrası göğüs estetiği ile ilgili bilgi aldılar.

Doktor, yumurta dondurmanın önemini ve böyle bir fırsatın mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini yineledi. "Yumurtaların dondurulacağı için kanseri yenince istediğin bir zamanda çocuk yapabileceksin" diye devam etti.

Operasyon için gerekli tetkikleri tamamlamaları için anneyle kızını yolcu etti. İki üç gün sonrasına da gün verdi...

Beklenen gün geldiğinde anne ve kızı yeniden geldiler ancak bekaret konusundaki fikirleri değişmemişti. Anne, kızının bekaretinin bozulmamasını tercih etmişti. Her ne kadar eğitimli de olsa öğretmen hanım için de bekaret konusu önemliydi.

Güzel öğretmen kanser tedavisini yense bile ömür boyunca çocuk sahibi olamayacaktı. Evleneceği erkeğe bekaretini sunabilecek ancak çocuk veremeyecekti. Hem evleneceği erkeğin hem de kendisinin soyu da devam etmeyecekti...

O YÖNETMELİK ÇIKTI AMA KIZLIK ZARINA TAKILDI
Sağlık Bakanlığı'nın 6 Mart 2010 yılında Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelik ile Türkiye'de kanser gibi zorunluluk hallerinde "sperm ve yumurta dondurma" işlemine izin verilmişti. 30 Eylül 2014'te yapılan yeni bir düzenleme erken menopoz riski olan henüz ailesini tamamlayamamış bireyler için de umut kaynağı haline geldi.

Birçok kadını ve erkeği sevindiren, hayata bağlayan o yönetmelik, hayatının baharındaki birçok genç kadın için kabus oldu. İşlem sırasında bekaretin kaybediliyor olması nedeniyle ailelerin çoğu bu işleme izin vermiyor. Hastanelerde ve tüp bebek merkezlerinde dramatik tablolar yaşanıyor...

35 yaşındaki öğretmeni, annesini ve daha birçok vakayı ikna edememenin üzüntüsünü yaşayan Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, toplumumuzda bekaret konusunun hala çok önemli bir tabu olduğuna dikkati çekiyor.

Önyargıları ve toplum baskısının yarattığı bakış açısını değiştirmenin zor olduğunu vurgulayan Op. Dr. Betül Görgen, "Ciddi bir kanser ameliyatı ve sonrasında göreceği ilaç tedavisinin doğurganlık üzerine olan olumsuz etkileri bile bekaret söz konusu olunca önemini yitiriyor. Bu konuda bilgilendirmeler yapılıyor hatta devletin sağlık kurumları da yumurta dondurma işlemini yapıyor ama buna karar veren ya da mecbur kalan kişi bakireyse ne olacak sorusuna yanıt ve çözüm yok. Toplumun büyük bir kısmı sağlık sebebiyle de olsa bekaretin kaybına olumlu bakmıyor" diyor.

TOPLUMUN KANAT ÖNDERLERİ DEVREYE GİRMELİ
Günümüzde pek çok kanser türünün ve özellikle de meme kanserinin genç kadınlarda görülme sıklığı artıyor. Genelde kariyer nedeniyle evlilik ve çocuk planlarını ertelemiş olan bu kadınlar zaten olayın şokunu atlatmaya çalışırken, onlara destek olacak ve doğru yönlendirecek kişilere ihtiyaç duyuyorlar.

Op. Dr. Betül Görgen, bilimle gelenek arasına sıkışan insanlara bir çıkış yolu aralamak için sadece yönetmeliklerin ve uzman doktorların yeterli olmadığını söylüyor. Dini kurumların yetkilileri başta olmak üzere toplumun kanaat önderlerinin bekaretin sağlık nedeniyle bozulabileceği konusunda bir söylem geliştirmeleri gerektiğini vurguluyor. Yaşanan dramın yükünün kadın doğum ve tüp bebek uzmanlarının omuzlarında olduğunu anlatan Op. Dr. Görgen, bu gibi durumlarda sadece hastaya değil, hastanın ailesine de psikolojik destek verilmesi çağrısında bulunuyor.

ÜREME HAKKINA DESTEK
Öte yandan, üreme hakkını her şeye rağmen kullanmak isteyen genç hanımlar ve onlara destek olan aileler de var. Bunun kendilerini çok mutlu ettiğini ifade eden Op. Dr. Betül Görgen, yumurta dondurmanın basit süreci hakkında şu bilgileri verdi:

"Yumurta dondurma işlemi 15-20gün içinde tamamlanan bir süreç ve kanserin ilerlemesine yol açmayan ilaçlarla yapılıyor. Kanser tedavisi bitip günlük hayatına dönen genç kadın kendisini eksik hissetmiyor ve geleceğe umutla bakıyor."

Yaz aylarında güneşten korunmanın cilt sağlığı için önemli olduğunu belirten Amerikan Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Erkan Koyuncu; "Güneşe maruz kalmak ciltteki pigment üreten hücreleri uyarır, melazmanın oluşmasına ve tekrarlamasına neden olur. Yaşlılık lekesi olarak bilinen lentigolar ise güneşe maruziyetin en fazla olduğu alın, yanaklar, burun, dekolte ve el üstlerinde daha fazla görülürler," dedi.

Güneş, cilt lekelerinin oluşumunda en önemli etkendir. Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte, özellikle ciltte oluşan lekelere karşı daha duyarlı olunmalı ve tedbir alınmalıdır. Genelde kadınlarda yanaklar, burun, alın ve dudak üstünde kesin oluşum sebebi bilinmeyen kahverengi geniş lekeler (melazma) daha çok buğday ve esmer tenlilerde 30'lu yaşlardan sonra görülmektedir. Son araştırmalarda ise tiroid sorunu olan kadınlarda melazmanın daha sık görüldüğü saptanmıştır. Açık tenli kişilerde güneşin deride yıllar içinde yarattığı etkiyle ortaya çıkan ve lentigo olarak adlandırılan "yaşlılık" lekeleri ise daha geç yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Bunlar güneşe maruziyetin en fazla olduğu alın, yanaklar, burun, dekolte ve el üstlerinde daha fazla görülürler.

Bazı ilaçlara bağlı olarak leke oluşumu artmaktadır. Kalp ve tansiyon ilaçlarıyla antibiyotikler güneşe duyarlılık yaratarak lekeye neden olabilirler. Leke oluşumu ve tedavi yaklaşımında kullandığınız ilaçları dermatoloğunuza belirtmeniz de önemlidir. Ayrıca, melazması olan kişilerde mümkünse doğum kontrol haplarının kullanılmaması önerilir. Leke tedavisinde ayırıcı tanı önemlidir. Dermatoloğunuz tarafından yapılan incelemede lekeyle kendini gösteren birçok hastalık tanısı konulduktan sonra, farklı yaklaşımlarla tedavi edilebilir. Klasik leke tedavi yaklaşımı her hastalık için uygun değildir.

Güneşe maruz kalmak ciltteki pigment üreten hücreleri uyarır ve melazmanın oluşmasına ve tekrarlamasına neden olur. Bu yüzden güneşten ve solaryumdan uzak durmak, uygun ve yeterli miktarda güneşten koruyucu kullanmak melazmanın ve lentigonun oluşmaması için birinci şarttır. Özellikle bahar ve yaz aylarında yüz bölgesine tahriş yaratabilecek işlemlerin uygulanmasından kaçınılmalıdır. Bu tür işlemler leke oluşumunda veya melazmanın tetiklenmesinde rol oynar.

Kimyasal soyucular, renk açıcı özellikli ürünler, (ablatif/nonablatif) lazer uygulamaları leke tedavi yaklaşımları arasında yer alır. Ancak sonuçlar her zaman yüz güldürücü değildir. Kullanılan yöntem ne olursa olsun tedavinin en önemli adımı, yapılan işlem sonucunu korumaktır. Tam iyileşmeden güneşe korunmasız çıkılması durumunda daha ilk günün sonunda lekelerin tekrarladığı görülebilir.

Güneş koruyucuları melazma ve leke tedavisinde vazgeçilmezlerdir. Güneşten koruyucuların UVA ve UVB ışınlarına karşı etkili geniş spektrumlu fiziksel veya kimyasal koruyucuları içeren ürünleri yeterli miktarda ve sıklıkta uygulanmalıdır. Dışarı çıkmadan 30 dakika önce yüz ve boyun için yaklaşık iki parmak boyu sıkılan güneş koruyucu bütün gün güneşin zararlı etkilerinden koruyacaktır. Leke tedavisinde güneşten korunmayla leke açıcı ilaçlı krem kombinasyonları etkili olmakla birlikte, belirgin bir etkinin ortaya çıkması için 3-4 ay gibi bir süre gerekmektedir.

Yeterli yanıt alınamayan çok dirençli lekelerde ikinci basamak tedavi yöntemi olarak glikolik asit ve TCA gibi kimyasal peeling yöntemleri ve fraksiyonel lazer, düşük enerjili Q anahtarlı lazer veya bunların bir arada kullanılması esasına dayanan kombine lazer uygulamaları uygulanabilir. Ancak hiçbir peeling veya lazer uygulamasının leke tedavisinde kesin ve kalıcı bir etki gösterdiği iddia edilemez.

Güneş yanığıyla karşılaşıldığında yapılması gerekenler:

Çocukluk çağında bir ya da daha fazla su kabarcıklı güneş yanığı, kişinin melanom yani deri kanseri geçirme olasılığını iki kattan fazla artırır. Kişiler tüm yaşamları boyunca alacakları toplam UV'nin %50'sine yaşamlarının ilk 20 yılında maruz kalmaktadır. Bu nedenle özellikle çocukların güneşten korunması, ileri yaşlarda gelişebilecek deri kanserlerinin önlenmesi açısından çok önemlidir.

Güneş yanığıyla karşılaşıldığında öncelikle gölgeli bir yere geçilmeli ve yanan bölgeye soğuk suyla kompres uygulayıp sakinleştirici, parfümsüz bir nemlendirici sürülmelidir. Güneş yanıklarında vücuda yoğurt, diş macunu, limon gibi şeyler sürülmemeli ve vücut su toplarsa bir cilt hastalıkları uzmanına danışılmalıdır. Bol sıvı alımı da çok önemlidir. Aşırı su ve tuz kaybı vücudun ısı-ayar sisteminin bozulmasına neden olur.

Güneş çarpması olarak adlandırılan tabloda ise; yüksek ateşle birlikte çarpıntı, bulantı, kusma, baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, yorgunluk, kol-bacak kaslarında ağrılı kramplar, huzursuzluk, bayılma, havale, bilinç bulanıklığı, yürüme ve konuşma güçlüğü, halüsinasyon gibi semptomlar ortaya çıkar. Zamanında müdahale edilmezse ölüme bile neden olabileceğinden bu durumlarda muhakkak acil müdahale gerekmektedir.

Güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmak isteyen kişilerin dikkat etmesi gerekenler:

*Gün ortasında güneşte bulunma zamanını sınırlayın. Özellikle yaz aylarında 10.00-16.00 saatleri arasında dışarıya çıkmamaya çalışın.
*Güneşin beton, su ve kumdan yansıyarak gölgede bile yakacağını bilin.
*Mümkünse sıkı dokunmuş, güneşten koruyucu özellikli giysiler (UPF) giyin ve baş çevresini yaklaşık 10 santimetre genişliğinde çevreleyen geniş kenarlı şapkalar takın.
*Kataraktı önlemesi nedeniyle güneşten koruyucu gözlükler kullanın.
*Cildinize dışarıya çıkmadan 20 dakika önce geniş spektrumlu (UVA/UVB) ve yüksek SPF (güneşten koruma faktörü) içeren koruyucu ürün sürün.
*Güneş koruyucunun üzerinde yazan koruma değerine ulaşmak için ortalama bir yetişkinin bir seferde tüm vücuduna yaklaşık 35 ml güneş koruyucu ürünü sürmesi gerekiyor (2mg/cm2).
*Güneş koruyucu özellikle dudak üstü, burun, yanaklar, kulaklar, boyun, sırt, eller, kolların dış yüzü, ayak üstleri, saçsız baş derisine sürülmeli, yüzme ve aşırı eforlardan sonra her 2-3 saatte bir tekrarlanmalıdır.
*Her gün yarım saat baş, kol ve bacakları çıplak olarak güneşlendirilen bebek, vücudu için gerekli D vitaminini sentezler. Düzenli koruyucu kullanımı sonrasındaysa D vitamini yetmezliği geliştiğine dair herhangi bir laboratuvar sonucuna rastlanmamıştır. D vitamin sentezi olsun diye koruyucu kullanmayıp kansere yakalanma riskini artırmak yerine, yeterli dozda güneşten faydalanmak önemlidir.

Sosyal bilimciler, psikiyatristler, ekonomistler mutluluğun formülünü bulmak için onlarca yıl süren araştırmalar yaptı. Sonunda mutluluğun yüzde 48 oranında genlerimizden kaynaklandığı ortaya çıktı.

Mutluluğun genetik olduğu sonucuna demografik özellikler bakımından aynı olan insanların mutluluk düzeyleri arasındaki farklılıkları araştıran Minnesota Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı ulaştı.

YÜZDE 48'İ GENLERİMİZDEN

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, ilginç araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

"Minnesota Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı tek yumurta ikizi olarak doğup, bebekken birbirlerinden ayrılan ve farklı aileler tarafından büyütülen kişileri takip ettiler. Genetik olarak birbirlerinin kopyası olup farklı çevrelerde yetişmiş bu bireyler, ki böyle ikizler sosyal bilimciler için bir hazine kıymetindedir, genetik ve çevre faktörlerini birbirinden ayrı olarak analiz etmeye çok büyük imkan sağlıyor. Bu araştırmacılar, herhangi bir andaki mutluluğumuzun şaşırtıcı bir oranda -yaklaşık yüzde 48- genlerimizden geldiği sonucuna vardılar. Bunu öğrendikten sonra, ruh halinizin kötü olduğu zamanlar için sakın anne-babanızı suçlamayın!"

YÜZDE 40'I OLAYLARA BAĞLI

Mutluluk düzeyimizi belirlemede genler yaklaşık yüzde 50 rol oynuyorsa, diğer yüzde 50'lik rolü oynayan faktörler nelerdir?

Sosyal bilimcilere en kapsamlı verileri sağlayan Chicago Üniversitesi tarafından yapılan General Social Survey (Genel Sosyal Araştırma/Anketi) ile dünyada mutluluk üzerine yapılan birçok araştırmayı inceleyen Psikolog Mehmet Başkak, şöyle devam ediyor:

"Tek seferlik olayların -hayal ettiğiniz işi bulmanız ya da piyango çıkması gibi- aradığımız mutluluğu daimi olarak getireceğini düşünmek çok mantıklı görünüyor. Araştırmalar da münferit olayların mutluluğumuzun büyük bir kısmı üzerinde etkisi olduğunu gösteriyor, yaklaşık yüzde 40 kadar.

Fakat münferit olaylar mutluluk düzeyimiz üzerinde önemli oranda rol oynasa da bu olayların etkisi kısa süreli oluyor. İnsanlar maaşlarına yüksek bir zam gelmesi gibi büyük değişikliklerin kendilerini daimi olarak daha mutlu edeceğini varsayıyorlar. Ama durum öyle değil. Büyük hedeflerinizi gerçekleştirmek için yıllarca çok çalışmanız gerekebilir ve harcadığınız çaba sonuç vermiş de olabilir ama hedeflerinize ulaştığınız anda oluşan mutluluk birkaç ay sonra kayboluverir.

O nedenle mutluluğunuzun büyük, tek seferlik olaylara bağlı olduğunu düşünmeyin. Büyük bir başarı ya da prestijli bir iş daimi mutluluğun sırrı değildir.

Özet olarak, kişilerin mutluluğunu yüzde 48 oranında belirleyen genetik faktörlerdir. Yüzde 40'a kadar belirleyici olan yakın zaman önce olmuş olan olaylardır fakat bunların etkisi uzun sürmez."

YÜZDE 12'Sİ İNANÇ, AİLE BAĞLARI VE ARKADAŞLIK

Mutluluk seviyemiz üzerinde etkili olan yaklaşık yüzde 12'lik role sahip başka faktörler kalıyor geriye. Psikolog Başkak, bunu değerlerimizle açıklıyor.

"Bu oran fazla büyük görünmeyebilir ama sevindirici olan şu ki bu yüzde 12'yi kendi kontrolümüz altına almamız mümkün. Belli bir oranın genetik olduğu ve bir şekilde kontrolümüz altında olmadığı bilgisinden yola çıkarak inanç, aile bağları, toplumsal ilişkiler ve iş dört temel değer olarak mutluluğa giden en kesin yollar olarak karşımıza çıkıyor.

Bu dört temel faktörden ilk üçü tartışma götürmez öğeler. Emprik kanıtlara göre inanç, aile bağları ve arkadaşlık ilişkileri mutluluğu arttırıyor."

ÇOK PARA MUTLU ETMİYOR

Ekonomistler, yaptıkları araştırmalarda paranın gerçekten ihtiyaç sahibi insanların günlük hayatlarında yaşadıkları sıkıntılara çare olduğu sürece -mesela yeteri kadar yiyeceğinin olması, yaşayacak bir yerinin olması ya da çocuğunu doktora götürebilme imkanının olması gibi- onları daha mutlu ettiği sonucuna ulaşmışlar. Nobel ödülü sahibi psikolog Daniel Kahneman gibi araştırmacılar da insanların bir kez ortalama orta-sınıf gelir düzeyinin birazcık üstüne çıktıktan sonra, sonradan çok büyük finansal kazanımları olsa da, bunun mutluluk düzeylerinde bir artışa sebep olmadığı sonucuna varmışlar.

Psikolog Başkak, "Sevindirici olan şu ki fakirlik büyük mutluluk getirebiliyorken, yüksek gelir tek başına bunu garanti etmiyor" diyor. Hayatlarının geri kalan kısmında lüks içinde yaşamalarını sağlayacak yüklü miktarda bir para beklenmedik bir şekilde ellerine geçse bile, Amerikalı'ların yaklaşık 3/4'ü işlerini bırakmayacaklarını söylüyorlar. Böyle bir durumda, eğitim seviyesi ve gelir düzeyi daha düşük olan ve daha az prestijli işlerde çalışanlar daha çok işlerine devam etmeye meyilliyken, elitler daha çok parayı alıp, kaçacaklarını belirtiyor.

ARTIK ERKEKLER DAHA MUTLU  
Kadınlar mı daha mutlu erkekler mi?Psikolog Başkak'ın verdiği bilgiye göre, yıllar boyu yaptıkları araştırmalarda, bilim insanları kadınların erkeklerden daha mutlu olduğu sonucuna vardılar. Fakat en son yapılan araştırmalar iki cinsiyet arasındaki farkın azaldığı, hatta durumun tersine dönmüş olabileceğini ortaya koyuyor. Özellikle muhafazakar kadınların yüzde 40'ı "çok mutlu" olduklarını söylüyorlar. Bu kadınlar muhafazakar erkeklere göre bir miktar daha mutlu, liberal kadınlara göreyse ciddi derecede daha mutlular. Bütün bu gruplar arasında, en mutsuz grup liberal erkekler, bu erkeklerin sadece 1/5'i kendisini "çok mutlu" görüyor.

Bahar aylarının gelişiyle zayıflama çabaları hız kazandı. Ancak aman dikkat! Kısa sürede fit görünmek amacıyla uygulanan şok diyetler, sağlığınıza zarar vermenin yanı sıra saçlara da şok etkisi yapıyor ve hem kadınlarda hem de erkeklerde ciddi şekilde dökülmelere neden oluyor. 

Acıbadem Taksim Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Polat, "Proteinler vücudumuzun olduğu gibi saçlarımızın da yapı taşlarını oluşturuyor. Hızlı kilo verme ve güzellik uğruna proteinden eksik beslenmek, saçların da beslenememesine neden oluyor ve dökülmelere yol açıyor. Proteinler yerine konulmadığı taktirde saç dökülmeleri hızlanıyor" diyor.

Sağlıklı saçların yolunun sağlıklı ve dengeli beslenmeden geçtiğini vurgulayan Dr. Emel Polat, saç dökülmesine yol açan 8 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

• Saçları sıkı toplamak
Gerek yüz güzelliğinin ortaya çıkarılması gerekse günlük yaşantıda kullanımının kolaylığından dolayı atkuyruğu ve topuz sıkça yapılabiliyor. Oysa saçları sıkı sıkı geriye doğru toplamak saç dökülmesine yol açtığı gibi, saç çizgisinin kalıcı olarak geri çekilmesine neden olabiliyor. O nedenle saçlar toplanmak istenirse de çok sıkı olmadan, saç köklerini strese sokmayacak şekilde pay bırakarak yapılmalı.

• Bilinçsiz diyet yapmak
Zayıflama uğruna yeterli ve dengeli beslenmemek, saçların da beslenememesine neden oluyor ve dökülmelere yol açıyor. Proteinler vücudumuzun olduğu gibi saçlarımızın da yapı taşlarını oluşturuyor ve beslenmemizde mutlaka yeterli protein alımına dikkat etmemiz gerekiyor. Özellikle şok diyetlerle kısa sürede kilo verme isteği saçları da şoke ediyor ve sıvı ağırlıklı sağlıksız beslenme saç dökülmelerine yol açıyor.

• Saçları her gün yıkamak
Saçları sık yıkamak saç tellerini olumsuz etkileyerek saçların kırılıp dökülmesine neden oluyor. Özellikle yağlı saça sahip kişiler saçlarını her gün yıkamak durumunda kalabiliyor. Oysa her gün yıkandığında saç derisi tahrişe karşı kendini korumak için daha fazla yağlandırarak tepki veriyor. Yağlı saça sahip olanların saçlarını gün aşırı yıkamaları, kuru saça sahip olanların ise haftada iki kere yıkamaları yeterli.

• Saç bakım ürünlerini yanlış kullanmak
Saçları nemlendirmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Hele de bahar ve yaz aylarında yüzünü gösteren güneşe havuz ve deniz suyu da eklenince saçların yıpranması, kırılıp dökülmesi hızlanıyor. Bu nedenle saçları vücudunuz gibi nemlendirmek son derece önemli. Ancak saç ürünlerini hem saç derisini hem de saçı nemlendirecek şekilde seçmek gerekiyor. Yaz ayları için koruma faktörü olan ürünlerin tercih edilmesi saçın göreceği zararı en aza indiriyor. Saç kremleri ise deriye değil saçların uçlarına sürülmeli.

• Sağlıklı ve dengeli beslenmemek
Çoğu kez günlük hayatın koşuşturmacasında ana öğünleri bile düzenli şekilde yapmak mümkün olmayabiliyor. Pratik ve ayak üstü atıştırmalıklara yönelmek, sebzesinden meyvesine, yoğurdundan et ve balık tüketimine beslenmemizde yer alan öğelere önem vermemek vücudun bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Vücutta vitamin, mineral ve demir eksikliği sadece vücudumuzu değil saçlarımızı da güçsüz düşürüyor ve dökülmesine yol açıyor.

• Fön çektirmek, sık kimyasal işlem yaptırmak
Özellikle iş hayatında yer alan kadınlar kendilerini gün aşırı hatta her gün fön çektirmek zorunda hissedebiliyor. Ancak güzel ve bakımlı görünme isteği ve çabasıyla saçları her gün fön ve maşa derken yüksek ısıya maruz bırakmak, sık kimyasal işlem yaptırmak saçların dökülmesine neden oluyor.

• Saç telini koparmak
Bazı kişilerde saç tellerini koparma alışkanlığı bulunuyor. Oysa saç tellerini çekip koparmak saçlarda dökülmelere yol açan nedenlerden biri.

• Gelişigüzel ilaç kullanmak
Gelişigüzel ve sık ilaç kullanmak sağlığa olduğu kadar saçlara da zarar veriyor. Dr. Emel Polat, antidepresanların da saç dökülmesine yol açabildiğini söylüyor.

Güneşin gittikçe kendini gösterdiği ve yaza girmeye yaklaştığımız bugünlerde, tatile ve yaz mevsimine gölge düşürmemek için güneşin cilde vereceği zararlara karşı önlem almak gerekir. 

Liv Hospital Ankara Dermatoloji Uzmanı Sevil Özdöl "Güneş ışınlarına fazla maruz kalmak yüz ve vücuttaki benlerin sayılarını ve kansere dönüşme riskini artırır. Ben tanısı ve takibi özellikle bugünlerde mutlaka yapılmalı, benlerde değişiklik görüldüğünde ya da yeni bir ben fark edildiğinde önemsenmelidir" diyor. Uzm. Dr. Sevil Özdöl yaz mevsiminde özellikle dikkat edilmesi gereken benlerle ilgili bilgi verdi.

Erken evrede farkına varmak önemli
Cilt lekeleri özellikle yaz aylarında artış gösterir. Cilt üzerindeki mevcut bir benin büyümesi, kanaması, renk değiştirmesi veya benin üzerinde kanayan yaralar oluşması kanser belirtisi olabilir. Erken evrede teşhis edilen melanomda tümörün olduğu alanın cerrahi olarak çıkarılması yeterlidir. Melanomlar hızla lenf düğümlerine kadar gidebilir ve kısa sürede tüm vücuda yayılarak ölümle sonuçlanabilir. Bu yüzden vücudunda çok sayıda beni olanların yıllık olarak dermatolojik muayeden geçmeleri son derece önemlidir.

Cilt kanseri habercisi olabilir
Benlerin neden olduğu cilt kanseri bakımından riskli grubu, doğuştan olan, doğumsal (konjenital) adı verilen benler oluşturur. Yeni doğan bebeklerin yüzde birinde görülen bu benlerin doktor tarafından dikkatli şekilde takip edilmesi gerekir. Benler genellikle sağlığı bozmaz fakat kanıyorsa, kaşınıyorsa, şekil, renk ve boyut açısından hızlı bir değişime uğruyorsa melanom olma olasılığı nedeniyle ciddi sağlık problemlerini de beraberinde getirir.

Halk arasında benin alınmasına karşı olumsuz inanışlar olmasına karşın herhangi bir sağlık sorunu ile karşılaşılmaz. Ben alındıktan sonra mutlaka patolojik (mikroskobik) değerlendirmeye gönderilmesi gerekir. Çünkü cilt kanserinin habersisi olabilir.

Kanada'da 940 kişi üzerine yeni yapılan bir araştırmada, hiç diyet yapmadan sadece 1 öğünde 1 porsiyon kuru baklagil yenerek 1,5 ayda yarım kilo kaybedildiği gösterildi.

İç hastalıkları uzmanı Dr. Ayça Kaya, zayıflarken kuru baklagilleri daha sık tüketmek için 5 önemli nedene dikkat çekiyor.

1- Kuru baklagiller protein, demir, mineral açısından çok zengindir. Vücutta diyetsel eksiklik yapmadığı için metabolizmayı çalıştırır.
2- Kuru baklagiller beslenme ile birlikte vücuda giren kötü yağların emilimini azaltır. Dolayısı ile daha az yağlı yemeyi sağlar
3- Yağ emilimini azalttığı için vücut yağını azaltır. Kötü kolesterolü düşürür. Kan yağlarının iyi bir şekilde dengeye getirir.
4- Lif oranı çok yüksek olduğu için kişiyi çok tok tutar ve iştah kontrolü sağlar.
5- Kan şekerini hızlı yükseltmez. Yani glisemik indeksi düşük besinler olduğu için sindirim sistemi tarafından daha yavaş yıkılırlar. Bir sonraki öğünde daha az yemek yemeyi sağlarlar. %31 oranında tokluk hissini arttırır.

Dr. Ayça Kaya zayıflarken kuru baklagillerin etkisini maksimize etmenin 10 yolu hakkında bilgi veriyor;

• Kuru baklagili salçalı ve yağlı olarak tüketmeyin.
• Her gün 1 öğünde sadece maksimum 4 yemek kaşığı olarak haşlayarak salatalarınıza ekleyerek tüketin.

Kuru baklagil tokluğu arttırır
• Aynı gün üst-üste iki öğünde yemeyin.
• Demir emilimini yükseltmek için C vitamini kaynağı olan limon ve yeşilliklerle birlikte tüketin.
• Açlığınıza cevap olarak ara öğünlerde haşlanmış olarak yiyebilirsiniz. Dikkat 4 yemek kaşığını geçmeyin. Leblebi olarak da tüketilebilir.
• Ara öğün olarak yediğinizde yanına 1 bardak ayran veya sütlü kahve tercih ederseniz daha tok kalırsınız.

Vücudun ihtiyacı olan besin ögelerini sağlar
• Haşlanmış yumurta ile birlikte tüketildiğinde metabolizma hızını arttırır. Yağ yakımını güçlendirir.
• Zerdeçal, kırmızı biber ve karabiberle karıştırarak baharatlayarak yediğinizde yağ yakımını hızlandırır.
• Haftada 1-2 gün sadece akşam yemeğinde haşlanmış 4 yemek kaşığı kuru baklagile yoğurt, çiğ semiz otu, 2 tane ceviz ve kırmızı biberle karıştırarak tek çeşit olarak tüketilebilir. Bu şekilde tüketmek damar koruyucu etki gösterir. Çünkü semiz otu ve ceviz omega -3 desteği sağlarken, yoğurt ve kırmızı biber metabolizmayı hızlandırır, kuru baklagilde tokluğu arttırır, vücudun ihtiyacı olan besin ögelerini sağlar.
• Bizim kültürümüzde genellikle sebze yemeklerinin içine bulgur yada pirinç (ıspanak, pazı, pırasa, lahana…) eklenir. Dr. Ayça Kaya,sebzeleri haşlanmış kuru baklagil ekleyerek pişirilmesini öneriyor. Bu yöntemle pişirilen sebzelerin hem protein değeri artar hem de kilo vermeye yardımcı olur

Magazin

video

Medya

Cat-5

Cat-6