Cat-1

Cat-2

Cat-3

Cat-4

Son Yazılar

Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ABD Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Engin Türkmen, yaza sağlıklı ve formda girmenin reçetesini veriyor…

Sağlıklı bir yaşam sürdürebilmemiz için hayatımızın her döneminde yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı edinmek çok önemlidir. Ancak kış ayları soğuk ve gündüzlerin kısa olması nedeniyle bir an önce eve gidip akşam yemeğini yedikten sonra TV koltuğuna uzanıp, daha sonra hiçbir efor sarf etmeden yatağa girdiğimizde alınan kalori direkt olarak yağ şeklinde depolanır. Bütün kış geceleri bu şekilde devam eder ve sonuçta da kilo alırız. Kısaca kışın yağlanırız. Bu yağlardan kurtulmamız ve yaza fit bir vücut ile çıkmamızı sağlayacak sağlıklı bir beslenme ve diyet programı ile beraber egzersiz yapmamızda gerekecektir.

Kilo vermek isteyen kişi de günlük kalori alımını uzman bir dahiliye hekimi ve bir diyetisyen tarafından kendisi için özel hazırlanan beslenme programı ile yapmalıdır. Önemli olan kişinin kış boyunca metabolizmasında oluşan problemleri ortaya çıkarması için bir kan tahlili yaptırması (Şeker, kolesterol tiroid, karaciğer yağlanması ve benzeri) buna yönelik medikal tedavi ile beraber diyet ve spora beraberce başlamasıdır.

Öncelikle, kış aylarında daha sık yediğimiz makarna, pilav, börek, çörek, beyaz unla yapılan mamuller, mısır, çay şekeri, patates, gibi acıktıran ve yüksek karbonhidrat içeren yiyeceklerden uzak durmalıyız. Bunların yerine kan şekerini yavaş ve geç yükselten kompleks karbonhidrat içeren sebzeler, tahıllar, baklagiller ve mideyi tok tutarak hazmı da geç olan protein ağırlıklı beslenmek, bol salata ve yeşillik yemek yerinde olacaktır.

Daha Sağlıklı Bir Yaşam için Yapacaklarınız

• Ya az miktarda sık aralıklı diyet programı beslenin veya alternatif olarak İki öğünlü diyet programı; sabah güçlü bir kahvaltı öğlen yemeğini saat 17:00-18:00'a çekip, bol protein ağırlıklı (Et balık köfte yoğurt) ekmeksiz bol salatalı bir yemek yiyin, aralarda şekersiz çay ve bol su tüketilebilir. Bu durumda akşam yemeğini kaldırmış oluyoruz. İş çıkışı eve gittiğimizde 1 saat yürüyüş yapmalı TV karşısına oturduğumuzda biraz çerez bir kase yoğurt veya bir porsiyon meyve ile günü bitirebiliriz. Gece mide çok dolu olmadığı için kabus görmez rahat bir uyku uyur ve acıkmış bir mide ile güne güçlü bir kahvaltı ile tekrar başlayabiliriz.
• Besinlerimizi alırken daha fazla posa, lif içeren gıdalarla beslenin. Posalı yiyecekler sizi daha uzun süre tok tutar.
• Günlük yağ alımınızı azaltın. Çünkü vücut öncelikle karbonhidratları yakar. Ortamda karbonhidrat yoksa kendi yağlarına saldırır ve onları yakarak enerji elde etmeye çalışır. Bu nedenle aç karna yürüyüş yaparsak yağ yıkımı daha hızlı olur. Yemeklerinizde saf zeytinyağı kullanmak sağlık açısından daha uygundur.
• Düzenli egzersiz yapın. Unutmayın! Egzersiz yapılmadan sağlıklı bir şekilde kilo veremezsiniz. Egzersize önce yürüyüş ile başlamalı sonra yavaş koşu şeklinde devam edilmeli son olarak ta aletlere girilmelidir.
• Şekerden uzak durun! Bu işe çay ve kahvenize attığınız şekeri keserek başlayabilirsiniz.
• Bol su için. Kadınlar en az günde 1,5-2 litre, erkekler 2,5-3 litre su tüketmeli.
• Şekerli meyve suları içmek yerine meyvenin kendisini yiyin.
• Dinlenen metabolizma sorunsuz çalışır. Günde en az 7-8 saat uyuyun.
• Az miktarda sık aralıklı beslenme programı için 2-3 saat aralıkla öğün planlayın.
• Yemeklerinizi yavaş yavaş yiyin, öğünlerinizi 20 dakikadan daha kısa sürede tüketmeyin. Bu hem hazmı zorlaştırır, hem de kabızlık gaz şişkinliğe yol açar.
• Yatmadan iki-üç saat önce yemeğe son verin.
• Kolesterol probleminiz yoksa her gün kahvaltıda bir yumurta tüketin. Varsa sadece beyazını tüketin. Gün boyunca tokluğun keyfini sürün.
• D vitamini depolarınızı kontrol ettirin.
• Haftada bir kez, aynı gün, aynı saat düzeninde tartılmaya özen gösterin. Sık tartılmak diyet motivasyonunuzu düşürebilir.

Az miktarda sık aralıklı diyet programı ile yaza hazırlık için haftalık örnek bir diyet Listesi
Herhangi bir sağlık sorunu olmayan, 25-35 yaş arası, günlük fiziksel aktivite düzeyi düşük olan ve oturarak çalışanlara örnek olarak hazırlanmış bir diyet listesi:

Pazartesi

Kahvaltı: 1 su bardağı organik süt, 6 yemek kaşığı dolusu yulaf ezmesi, 1 küçük boy muz
Kuşluk: 10 adet kavrulmamış kaju fıstık
Öğle: 1 küçük boy tam tahıl ekmeğine ızgara tavuklu sandviç, 1 küçük kutu ayran
İkindi: 1 adet kivi ve 2 adet tam ceviz
Akşam: 8 yemek kaşığı kabak yemeği, 2 dilim çavdarlı ekmek, 1 kase yağsız cacık, istenildiği kadar mevsim salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve limon suyu)
Gece: 1 su bardağı yağsız patlamış mısır

Salı

Kahvaltı: 2 yumurtalı yağsız kabaklı omlet, 2 dilim tam buğday ekmeği, yağsız söğüş sebze, şekersiz limonlu ıhlamur
Kuşluk: 1 su bardağı meyveli kefir
Öğle: Izgara levrek fileto, 1 dilim kızarmış kepek ekmeği, istenildiği kadar yeşil salata (3 adet tam ceviz ve nar ekşisi ile)
İkindi: 1 adet tam tahıl barı veya meyveli pirinç barı
Akşam: 8 yemek kaşığı dolusu pazı yemeği, 4 yemek kaşığı dolusu yağsız haşlanmış makarna, 1 kutu probiyotik yoğurt
Gece: 3 halka dilim ananas ve ½ nar

Çarşamba

Kahvaltı: 1 adet tam buğday ekmeğine dil peynirli yağsız tost, şekersiz limonlu yeşil çay
Kuşluk: 1 su bardağı yarım yağlı süt (ılık ve toz tarçın ile servis edilmiş)
Öğle: 2 dilim ince hamurlu kepekli sebzeli pizza, 1 su bardağı diyet limonata
İkindi: 4 adet mısır-pirinç patlağı, az sütlü şekersiz nescafe
Akşam: Fırında sebzeli tavuk (150 gram, derisiz), 2 yemek kaşığı dolusu buharda pişmiş esmer pirinç, 1 su bardağı ayran, çoban Salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve limon suyu ile)
Gece: 1 avuç dolusu kuru yaban mersini, 4-5 dilim kurutulmuş elma

Perşembe

Kahvaltı: 3 dilim ananas, 1 adet kivi, 1 kutu meyveli probiyotik yoğurt, 1 avuç kurt üzümü, 3 adet tam ceviz
Kuşluk: 4 adet kepekli tatlı bisküvi
Öğle: Hellim peynirli ızgara sebze tabağı (limon ve nar ekşisi ile), 2 adet mayasız kraker, 1 su bardağı meyveli soda
İkindi: 1 dilim peynir veya 1 adet haşlama yumurta, 1 adet mayasız kraker
Akşam: 5 yemek kaşığı dolusu sebzeli bulgur pilavı, 4 yemek kaşığı dolusu yoğurt
Gece: 1 avuç dolusu kabak çekirdeği

Cuma

Kahvaltı: 3 yemek kaşığı dolusu lor peyniri (maydanoz ve kırmızı pul biber ile), 2 dilim bol tahıllı ekmek, yağsız söğüş sebze, şekersiz meyve çayı
Kuşluk: 2 tablet çikolata
Öğle: Yeşil mercimekli ve haşlanmış buğdaylı salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve limon ile), 2 kare dilim mısır ekmeği
İkindi: ½ bol tahıllı simit, 1 su bardağı az yağlı sade kefir
Akşam: 1 porsiyon tavuk şiş, istenildiği kadar mevsim salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve limon ile)
Gece: 3-4 kuru kayısı veya 2 adet kuru incir, 10 adet fındık veya badem veya yer fıstığı

Cumartesi

Kahvaltı: 1 küçük boy hindi fümeli sebzeli sandviç, 1 çay bardağı taze sıkılmış şekersiz meyve suyu
Kuşluk: 1 küçük boy şekersiz light latte veya az sütlü kahve
Öğle: 1 kepçe mercimek çorbası, 2 kare dilim fırında mücver, 2 yemek kaşığı yarım yağlı yoğurt
İkindi: Beyaz peynirli Salata (1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile)
Akşam: 2 yumurtalı yoğurt soslu çılbır, 2 dilim çavdarlı ekmek, roka salatası (1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve limon ile)
Gece: 1 kup karışık meyve salatası

Pazar

Kahvaltı: ½ adet yağsız sade gözleme, 1 dilim beyaz peynir, 4 adet yeşil zeytin, 1 tatlı kaşığı doğal reçel, taze maydanoz ve kekik salatası
Kuşluk: 1 avuç çekirdekli siyah üzüm
Öğle: Izgara bonfile (150 gram), haşlanmış sebze tabağı (brokoli, kabak, karnabahar), 2 yemek kaşığı haşlanmış esmer pirinç
İkindi:1 adet yulaflı kurabiye
Akşam:1 kase metabolizma çorbası, 2 adet mayasız kraker, cevizli yoğurtlu kereviz salatası

Oyunun çocuğun bedensel ve ruhsal gelişiminde çok önemli bir yeri olduğunu belirten uzmanlar, çocuğun anne ile doğru iletişim kurmasında oyunun önemine dikkat çekiyor: Çocuğun kendini en yalın ve en doğru ifade ettiği alan oyundur. Oyun sadece anne ile değil baba ile de oynanmalıdır.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden uzman klinik psikolog Leyla Arslan, oyunun çocuk gelişimindeki yeri ve önemine dikkat çekti. Çocuğun oyunla kendini en yalın ve doğru şekilde ifade etme imkânı bulduğunu belirten Arslan, şunları söyledi:

Oynadığı oyun seçeceği mesleğin habercisi

"Oyun çocuğun hayatında çok önemli bir yer tutar. Günümüz anneleri durumun farkında oldukları için çocuklarıyla nasıl oynayacaklarını sorarlar. Bilirler ki küçükken oynadıkları oyunlar onların büyüdüğü zaman seçeceği mesleğin işaretçisi olabilir.

O zaman kendi kendilerine şu soruyu sormalıdırlar: Gelecekte çocuklarının kariyerlerini nasıl planlamayı düşünüyorlar? Çocuklarının ilgileri ne yönde gelişiyor, uğraşmayı seviyor mu, izlemeyi mi tercih ediyor, yalnız başına mı oyun kuruyor, oyun içinde işbirliği yapabiliyor mu, rekabete girebiliyor mu, paralel ilişki kurabiliyor mu, oyunun kurallarını öğrenip uyum sağlayabiliyor mu? Çocuğumuz oyun oynarken bu sorularımızın yanıtını bulabiliriz.

Çocuk keyif aldığı oyunla gelişir

Çocukla doğrudan iletişim kurmamıza yardımcı olan oyunlarda dikkat edeceğimiz en önemli husus çocuğun gelişim evrelerini bilip seviyesine inebilmek olmalıdır. Çünkü çocuk ancak seviyesine uygun bir oyunda keyif alabilir, keyif aldıkça eğlenir, eğlendikçe öğrenir, öğrendikçe gelişir, geliştikçe özgürleşir, kendine güveni gelir ve sistemli bir öğrenmeye hazır hale gelir ve yetersizlik hissetmez."

Oyun eğitim aracı olabilir

Oyunun çocuğu eğitmede bir araç da olabileceğini belirten Leyla Arslan, ebeveynle güçlü ilişki kurulması konusunda yardımcı olacağını da söyledi. Arslan, şöyle devam etti:
"Eğer anne isterse zorlandığı alışkanlıkları bile oyuna dönüştürebilir. Örneğin yemeği yerken drama yaparak tabağı, kaşığı, yemeği konuşturabilir ve çocukta doğuştan var olan empati duygusunu geliştirebilir. Uykuya geçerken müziği kullanabilir. Masallar oluşturabilirler sonunu çocuk tamamlar.

Çocuk oyunda birey olmayı öğrenmeli

Aynı zamanda çocuk anne arasında olumlu duygular da gelişir. Annenin sevecen, az kontrollü ve oyunu çocuğun yönlendirmesine izin veren tavrı anne çocuk arasında güçlü ve mutlu ilişkiler oluşturur. Dikkat edilmesi gereken dengeli ilişkidir. Ne çocuk ne de anne tamamen oyuna hâkim olmalı. Çocuk oyunda birey olmayı öğrenmelidir."

Oyunda önemli püf noktaları

Leyla Arslan, sağlıklı anne çocuk ilişkileri için oyun oynarken bazı noktalara dikkat edilmesi gerektiğini söyledi:
- Her gün standart oyun saati ayırın ve ön hazırlık yapın. Oyunda gerekli araçları hazırlayın, göz ilişkisi kurarak ve tüm bedeninizle ve zihninizle orada olarak oynayın.
- Sevdiği- sevmediği şeyleri bilin, öğretmek istediğiniz oyunun kazanımlarını bilin. Ne oynatırsanız ne kazanır, hangi zekâ türünü geliştirirsiniz. Fark ederek yapın. Elinin ve dilinin gelişmesi önemlidir. Öz bakım ve öz yönetimi oyunlarla öğretebilirsiniz.
- Sokak oyunlarına önem verin, öncelikle bedensel gelişimi destekleyin, sonra sosyal gelişimi destekleyin. 4 yaşından sonra evde de arkadaşlarıyla sizin belirlediğiniz kurallara uyarak oynamasını sağlarsanız sosyal becerileri artar.
- Doğada gezintiler yapmak ve gördüğünüz şeyler hakkında bilgilendirmek, yaşına göre ateş yakmayı, yüzmeyi, at binmeyi, ok kullanmayı öğretmek, tüm zekâ gelişimlerini destekler.
- Oyun seçiminde fikrini sormak, oyuna ilaveler çıkarmalar yapmasına izin vermek, sabırlı olmak, tekrarlardan sıkılmamak, konuşmak, dinlemek, kutlamak, nazik olmak, güvenmek, iyi ve mutlu bir birey yetiştirmek için kaçınmamamız gereken sorumluluklarımızdır."

Baba da oyun oynamalı

Çocukla sadece annenin değil, babanın da oynaması gerektiğine dikkat çeken Arslan, oyunun anne ve babayla dönüşümlü oynanmasının ideal olduğunu söyledi.

Bir zamanlar yaşlı nüfusta daha sık görülen kalp ve damar hastalıkları, artık orta yaş bireyleri de tehdit ediyor. Stres, zorlaşan yaşam koşulları, sigara ve alkol kullanımı, sağlıklı yaşama ayrılan zamanın azalması tansiyon, yüksek kolestrol ve kalp yetmezliğine neden oluyor. 

Medical Park Ankara Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Bünyamin Yavuz " Bir zamanlar 60 yaş ve üzeri kişilerde görülen kalp ve damar hastalıkları artık yaşlanmayı beklemiyor. 45 yaş üstü herkes risk altında" diyor.

15 DAKİKANIZI AYIRIN, MUAYENE OLUN
Tansiyon, yüksek kolestrol ve kalp yetmezliği hayati risklerle birlikte ortaya çıkıyor. Uzmanlara göre 45 yaş üstü erkekler ve 55 yaş üstü kadınlar risk grubu içinde. Ailede erken kalp hastalığı öyküsü olan herkesin hangi yaş grubunda olursa olsun mutlaka gerekli kontrolleri yaptırması gerekiyor. Doç. Dr. Bünyamin Yavuz yüksek tansiyon ve kalp yetmezliğinin organ hasarı başlamadan belirti vermediğine dikkat çekiyor ve ekliyor " 15 dakikalık bir muayene ile ömrünüze yıllar katabilirsiniz"

TANSİYON DEYİP GEÇMEYİN
Erişkin nüfusta görülen kalp damar hastalıklarının başında yüksek tansiyon geliyor. Yüksek tansiyon 60 yaş üzerindeki yaşlı nüfusun yüzde 70'inde, erişkin nüfusun ise yüzde 30'unda görülüyor. Doç. Dr. Bünyamin Yavuz kalp, böbrek, göz ve beyin damarlarının yüksek kan basıncına uzun yıllar sessizce direnebildiğini, bu nedenle de hastalığın belirti vermeden ilerlediğine dikkat çekiyor. Kontrol altına alınmadığında kalp yetmezliği, kalp büyümesi, damarlarda daralma, felç, böbrek yetmezliği ve körlük gibi ciddi sorunlara neden olan yüksek tansiyonun tekrarlanan ölçümlerle saptanıyor. Tanı kan basıncının bir hafta ara ile yapılan iki ayrı ölçümde 140/90 mmHg ve daha üzerinde çıkması ile konuyor.

YÜKSEK TANSİYONU DÜŞÜRMEK İÇİN:
Sarımsak en çok tanınan tansiyon düşürücüdür, kilo vermek, düzenli spor yapmak ve günde 5gr altında tuz tüketmek tansiyon düşürücü etkisi olan faktörlerdir. Akdeniz tipi dietle beslenmek, alınan alkol miktarını düşürmek kullanılan ilaç dışı tedavi yöntemlerindendir. Bu metotların denenmesine rağmen tansiyon düşmüyorsa mutlaka kalp doktoruna başvurulmalıdır.

KALBİNİZİ NE KADAR YETERLİ?
Kalp hastalıklarından en sık görülenlerinden biri de kalp yetmezliği. Kalp yetmezliği kalbin egzersiz sırasında dokulara kan pompalamada yetersiz kalmasıyla ortaya çıkıyor. İleri safhalarında dinlenme anında bile nefes darlığı, halsizlik, şişlik, gece öksürüğü, düz yatamama gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Kalp yetmezliği her yaş grubunda görülebildiği gibi özellikle 45 yaş üzerinde ölümcül sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle 45 yaş üzeri herkesin ekokardiyografi çektirmesi gerekiyor.

EGZERSİZ YAPIN, İYİ BESLENİN, MUTLU OLUN
Kalbiniz sizin için günde 100 bin kez atıyor. Peki siz onun için ne yapıyorsunuz? Doç. Dr Yavuz kalp sağlığını korumak için şu tavsiyeleri veriyor :

"Düzenli ve uygun egzersiz, kalbi korumak için şart. Fiziksel ve duygusal olarak kendini iyi hisseden her birey, hastalıklarla mücadelesini daha sağlıklı sürdürür. Bu nedenle 45 yaş üzeri herkesin haftada en az iki kere ve en az 20 dakika sürecek yürüyüşler yapması gerekli. İmkanınız varsa yüzün. Yüzmek en sağlıklı egzersizlerden biridir. Burada sağlıklı beslenme, düzenli uyku da çok önemli. Ayrıca yapılan araştırmalar düzenli seks hayatı olan erişkin ve yaşlıların, kalp ve damar hastalılarından ölme riskinin daha az olduğunu ortaya koydu. Bunu da göz ardı etmemek."

Mide hastalıklarında ve mide hassasiyetlerinde beslenme şekli oldukça önemlidir. Çünkü midenin zor sindirdiği besinler rahatsızlıklara neden olabilir veya mevcut şikayetleri artırabilir. 

Uzman diyetisyen İpek Ağaca Özger mide rahatsızlıklarına karşı özellikle mide duvarını tahriş eden alkol, gazlı içecekler, baharatlar ve kızartmalardan uzak durmak gerektiğini belirtiyor.

Sindirim zorluğu; stres ve gerginlik gibi ruhsal bozuklukların yanı sıra böbrek ve karaciğer gibi iç organlardaki rahatsızlıklardan da kaynaklanabilir. Bu nedenle öncelikle sebebin belirlenmesi gerekmektedir. Ancak her durumda beslenmeye dikkat etmek en doğru yol olacaktır.

Genel olarak mide rahatsızlığı olan kişilere 3 ana öğün 3 ara öğün önerilmektedir. Öğünler az porsiyonlar şeklinde olmalı ve atlanmamalıdır. Uzun süre aç kalmak, asitli içecekler içmek, aşırı tuzlu yemek ve kafein almak sindirim güçlüğüne ve mide tahrişine neden olabileceğinden tüketilmemelidir.

Yemek yerken sıvı alımı azaltılmalı, sıvılar öğün aralarında içilmeli diyen Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger 'sigaradan kesinlikle uzak durulmalı, hazır gıda tüketiminden kaçınılmalı, besinler yavaş ve iyi çiğnenmelidir' diyor. Mide hastalıklarına karşı nasıl beslenmek gerektiğini anlatan Özger'in tavsiyeleri şöyle:

• Turşu, soğan, sarımsak, limon tuzu, zeytin, sirke, acılı ve bol salçalı besinlerden kaçınınız.
• Çok ekşi olmadığı sürece tüm peynir çeşitlerini yiyebilirsiniz. Çok tuzlu peynirlerden uzak durunuz.
• Çay, kahve, soda, kola ve alkollü içecekleri toplamda günde 3-4 fincandan fazla içmeyiniz. Süt, ıhlamur, açık çay ve diğer taze bitki çayları, limonata, ayran, salep ve taze meyve sularından içebilirsiniz. Tüketeceğiniz meyve suyunun çok ekşi olmamasına özen gösteriniz.
• Hazır çorbalar ve içeriği bilinmeyen hazır gıdaları tüketmeyiniz. Yağda kavrulmadan hazırlanmış, et suyu katılmamış, kremasız ve az yağlı çorbaları tüketebilirsiniz.
• Tüm sebze ve meyveleri yiyebilirsiniz. Ancak bazı sebze ve meyveler midenizde ağrıya neden oluyorsa diyetinizden çıkarınız.
• Yiyeceklerinizin çok sıcak ya da çok soğuk olmamasına dikkat ediniz.

Besinleri yavaş yavaş ve iyi çiğneyiniz
• Yağda kızarmış ve kavrulmuş etler, sucuk, pastırma, salam, sosis, salamura balık gibi besinlerden uzak durunuz. Haşlanmış, ızgara veya fırında pişirilmiş kırmızı ya da beyaz et yiyebilirsiniz.
• Yemekler pişirilirken yağın yanmamasına dikkat ediniz ve tüm yiyecekleri tencereye çiğden koyunuz, kavurmayınız.
• Kurubaklagil ( kurufasulye, nohut, barbunya, mercimek ) yemeklerinin tüketim sıklığını azaltınız.
• Kremalı, çikolatalı, kızarmış tatlılar ve soslu besinlerden uzak durunuz. Beyaz ekmek, makarna, pirinç, mısır, irmik, erişte, şehriye kraker, bisküvi tüketebilirsiniz.
• Mayalı yapılmış hamurişi besinlerden; ağır şerbetli ve yağlı tatlılardan uzak durunuz. Şeker ve şekerli besinlerden, sütlü tatlılar ve meyveli tatlılar tercih ediniz.
• Sık beslenme programı mide korumada çok etkilidir. Günde en az 6 öğün tüketiniz.


Bahar gençlik gibidir kış gibi yaşlılığı geride bırakır dünyaya renk verir. İlkbahar, doğanın üzerine çökmüş olan kışın rehaveti, yıpratıcılığı ve karamsar psikolojisi sonrası bir yeniden doğuş, bir enerji salınımı ve renklerle bezenme zamanıdır. Bu psikoloji ile kişiler coşar ve bu beden görüntülerine de yansır. Bu yüzden estetik cerrahi merkezlerine bir akın da başlar.

Medicana International İstanbul Hastanesi Plastik, Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Necmettin Kutlu, ilkbahar mevsiminde uygulanan estetik uygulamalar hakkında bilgilendirdi.

Estetik cerrahi için başvuran hastaların en sık sorduğu sorulardan biri, " bu tür bir girişimi yaptırmanın en doğru zamanı nedir?" Acaba şimdi liposuction yaptırsam şişlik ve morluklarım ne kadar sürer? Karın gerdirme ameliyatı olsam yazın denize girebilir miyim? Burun ameliyatı olsam güneş ışınları zarar verir mi?

Aslında bunlar çok doğru ve yerinde sorulardır çünkü bir Plastik cerrah olarak ben de estetik cerrahi girişimlerinde zamanlamanın ortaya çıkacak sonuç açısından bunun akıllıca olduğuna inanırım çünkü bu tür girişimler sonrası güvenilir ve emin bir iyileşme, ödem ve nedbelerin yok olması için belli bir süre geçmesine izin vermek, özellikle de bunu saklı tutmak isteyen kişiler için önemlidir.

İlkbahar, Estetik Mevsimidir
Evrensel olarak bahar, yüz germeden liposuctiona kadar herhangi bir estetik girişimin yapılabilmesi için en uygun mevsimdir. Özellikle de baharı hissetmeye başladığımız bu erken döneminde henüz bol ve nispeten kapalı giysileri üzerimizden atmadığımız için örneğin meme büyütme, küçültme, karın veya kol germe ameliyatlarının vücudumuzda yarattığı değişiklikleri görünmez kılarız. Öte yandan, yüzdeki botox, dolgular, lazer uygulamaları, kimyasal veya mekanik dermabrazyonlar veya iple veya cerrahi yüz germe gibi girişimler, göz derisi sarkması ve torbalaşmanın düzeltilmesi gibi girişimlere zarar verecek güneş ışınlarından sakınmak yine bu mevsimde mümkündür.

Bahar öncesi kış ise baharda yaptırmayı düşünülen estetik cerrahi girişimleri için iyi bir hazırlık mevsimidir. Kişi bir taraftan cerrahı seçmek, bütçesini ayarlamak, yapılacak ameliyatlar ile ilgili birikim kazanmak ile meşgulken öte yandan vücut şekillendirme ameliyatları öncesi kilo vermek için sağlıklı bir diyet programı uygulamak gibi bir şansa da sahip olur. Bu arada zamanı ve olanakları uygun olanlar da kış sporları ve kışın diğer zevklerinden de mahrum kalmadıkları gibi, iş yoğunluğunu da bu dönemde düzenleyip kendilerini baharda yaptıracakları girişimlere hazırlamış olur.

Tüm bu yukarıda anlattıklarımızı bir parola halinde özetlemek ve ifade etmek istersek bu döneme,
"Hazırlan ve kandır" adını verebiliriz…

Hazırlık Döneminden Sonra Bahar Mevsimi İçin Önereceğimiz Ameliyatlar
Vücut şekillendirme girişimleri,
Meme büyütme, küçültme ve toparlama,
Karın germe ve/veya kol germe ,
Liposuction ile adeta bir heykeltraş gibi çalışarak vücudu şekillendirme,
Çarpık bacakların, yağ enjeksiyonları veya protezlerle giderilmesi ve bunlara ek olarak yüzü de fit bir vücutla bütünleştirmek için basit günlük uygulamalar olan botox, dolgu maddeleri, PRP, iple germe, lazer uygulamaları yapılabilir.

Öte yandan, gerektiğinde blefaroplasti ( göz kapağı ameliyatları ) kaş kaldırmaz, rinoplastiler ve hatta yüz germe ameliyatları bunlara eklenebilir.

Yiyecekler doğrudan beyin algımızı ve iş performanısımızı etkilemektedir. Vücuda alınan besinler beyin için enerji üretmek ve gün boyu zinde kalmamız için glukoza dönüştürülmektedir. 

Vücudumuzda glukoz oranı düştüğünde dikkat ve odaklanma kapasitemiz de otomatik olarak azalmaktadır. Bu durum da iş kalitesini ve verimlilğini olumsuz etkilemektedir.

İş Verimini Arttıracak İpuçları
Yiyecekler doğrudan beyin algımızı ve iş performanısımızı etkilemektedir. Vücuda alınan besinler beyin için enerji üretmek ve gün boyu zinde kalmamız için glukoza dönüştürülmektedir. Vücudumuzda glukoz oranı düştüğünde dikkat ve odaklanma kapasitemiz de otomatik olarak azalmaktadır. Bu durum da iş kalitesini ve verimlilğini olumsuz etkilemektedir.

Vücudumuza aldığımız her besin aynı oranda ve hızda sindirilmemektedir. Örneğin; makarna , tahıllı krakerler, ekmek ve ürünleri glisemik indeks yükü fazla besinlerdir. Yani kan şekerini çabuk yükseltirler ve metabolizmaya etkisi hızlıdır. Yağ içeriği yüksek besinler ise daha uzun sürede kan şekerini yükseltirler fakat sindirim sisteminin daha çok çalışmasına ve yorulmasına sebep olurlar.
Öğle paydosunda çalışanlar vakitten tasarruf sağlamak adına ve daha uygun fiyatlı oldukları için fast food ürünleri sıklıkla tercih edebilmektedirler. Peki ne yapmalı ?

1. Kahvaltıyı Sağlam Yapın
Doğru hazırlanmış kahvaltı işyerinde verimliliği arttırmada önemlidir. Güne kahvaltısız başlamak enerji kaybına, poğaça,simit ile geçiştirilen kahvaltılar ise hem gereksiz yağ alımına hem de gün içinde daha çok acıkmanıza sebep olmaktadır. Yumurta, peynir, domates,salatalık ve tam buğday ekmeğinden oluşan bir kahvaltıyla güne başlamak iş verimliliğini ve kapasitenizi arttırmada yardımcı olacaktır.

2. Öğle Arası Öncesinde Menüyü Planlayın
Acıkmadan önce ne yiyeceğinize karar vermek , kısa sürede açken vereceğiniz hatalı alternatiften sizi koruyacaktır. Araştırmalara göre tok iken kişi tuza, yağlı yiyeceklere ve yüksek kalori içerikli besinlere açlık haline göre daha karşı koyabilmektedir.

3. Öğle Yemeğinizi Zenginleştirin
Öğle yemeklerini iş yerinde yiyorsanız besin seçimlerine dikkat etmeniz önemlidir. Mümkün olduğunca tabağınızın yarısını sebze yemekleri veya salata, geri kalan kısmın yarısını tam tahıllar, diğer yarısını da az yağlı et, balık veya kurubaklagillerle çeşitlendirerek hazırlayın. Ek olarak yoğurt, ayran, cacık gibi süt grubu besinleri de tercih etmeyi unutmayın. Öğle yemeklerinize 1 kase çorba ile başlamanız sadece menünüzü zenginleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda doygunluk gelişmesini sağlayarak öğün içinde fazla besin tüketiminizi engellemeye yardımcı olacaktır. Fakat çorbalarda unlu terbiye yapılmamış olmasına dikkat edin.

4. Kan Şekerine Dikkat
Kan Glukoz Seviyesinde gün içinde inişler ve çıkışlar; beyin aktivitesini ve verimliliği olumsuz etkilemektedir. Dikkatli porsiyonlarda, sağlıklı atıştırmalıklarla sık ve az yemek gün içinde glukoz seviyenizi belirli seviyede tutmada faydalı olmaktadır.

5. Masa başınızda Sağlıklı Atıştırmalıklar Bulundurun
Badem,ceviz gibi sağlıklı yağ içeren tohumlar, taze meyveler ara öğün ve kan şekeri kontrolünü sağlamak için iyi seçeneklerdir. Taze meyve, protein barlar yine alternatifler arasında yer almaktadır. Araştırmalara göre gün içinde ara öğün olarak sebze- meyve tüketimi sadece vücuda ve metabolizmaya değil, beyin sağlığı ve odaklanmaya da olumlu etki sağlamaktadır. Gün içinde tükettiğimiz yiyeceklerin vücudumuza etkisinin incelendiği bir araştırmaya göre; günlük beslenmede sebze ve meyveye (6-7 porsiyon) yer vermek kişinin kendini daha motive, mutlu hissetmesine ve yaratıcılık kapasitesini arttırmaya yardımcıdır.

6. Hareketsiz Kalmayın
Oturarak masa başı iş yapan kişilerde kabızlık şikayetleri sıklıkla görülür. Bu sebeple mümkünse arada bir kalkıp yerinizi değiştirin. Sürekli oturmak metabolizma hızınızı inaktif hale getirmektedir. Uzaktaki tuvaleti kullanmak, iş arkadaşınızı aramak yerine, yanına gitmek, kahve ve suyunuzu söylemek yerine gidip almak ve ara ara esneme hareketleri yapmak hem fiziksel aktivitenizi artıracak hem de uzun süre oturarak çalışmaktan kaynaklanan sağlık problemlerinin azalmasını sağlayacaktır

7. Suyu Unutmayın
Su içmek metabolizmanızı canlı tutmaya ve gün içinde toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlayacaktır. Su içmeyi unutuyorsanız masanızda mutlaka bir şişe su bulundurun. Ayrıca, şekersiz ve sütsüz tükettiğinizde enerji içermeyen kahve, siyah çay, yeşil çay veya ıhlamur, adaçayı, papatya gibi bitki çaylarını tercih edin. Kahve, aynı zamanda işlerinize daha kolay bir şekilde odaklanmanıza da yardımcı olacaktır. Fakat çay kahve tüketimi de vücut suyunun kaybedilmesine ve çarpıntıya sebebiyet verdiğinden aşırı tüketiminden uzak durun.

Evde tadilat ve dekorasyon yaparken hastanelik olmayın. Bu yaz evinizdeki tadilatı kendiniz yapmakta kararlıysanız bu haberi okumadan işe girişmeyin.

Türkiye'de yapı marketlerinin çoğalmasıyla birlikte 'evdeki tadilat ve dekorasyonu kendin yap' fikri kulağa hoş gelmeye başladı. Bu işler gerçekten eğlenceli. Fakat dikkat edilmezse hastanelik olabilir hatta ailenizin de sağlığını riske sokabilirsiniz.

Mimar Funda Varlık ve İç Mimar Oya Çavdar, evinizde tadilat ve dekorasyon sırasında karşılaşabileceğiniz gizli tehlikeleri ve almanız gereken önlemleri sizler için kaleme aldı:

EVİNİZİ BOYARKEN KANSER RİSKİNİ GÖZ ARDI ETMEYİN

Evde kullanılan boyaların içindeki çözücüler ve bir takım uçucu organik bileşikler sağlığa zararlı kimyasallar içerir. Boyalar kururken bu kimyasallar havaya karışır ve tarafımızdan teneffüs edilir.

Konut için günümüzde en çok kullanımda olan boyalar; plastik boyalar, su bazlı boyalar ve yağlı boyadır.

Su bazlı boyalar akrilik esaslı. Alerjik ve koku hassasiyeti olan kişiler için üretilmiştir. Su ile inceltilebilmesi ve solvent salgılamaması önemli bir avantaj.

Yağlı boyalar ise daha çok parlak görünüm için kullanılan boyalar. Boyanın eşit şekilde dağılması ve incelmesini sağlamak için çözücü yani tiner eklemek gerekiyor. Ve kuruması sırasında içerdiği kimyasalları ortama salgılıyorlar.

Boyadan çıkan gazların solunması astım ve sinüs problemlerinin körüklenmesine neden oluyor.

Boya yapılırken boya yapısında barınan kimyasal gazlar ve çözücüler açığa çıkmakta. Bunlar akciğerler tarafından emilip kan dolaşımına karışır. Baş ağrısı ve baş dönmesi yapabilir. Havalandırma olmayan bir odada uzun süre boya yaparsanız bayılmanıza bile neden olabilir.

Bu tür uçucu karışımlar teneffüs edildiğinde, göz, burun ve boğaz rahatsızlıkları ortaya çıkabiliyor. Büyük miktarlara maruz kalındığında, hayvanlarla yapılan deneyler; bu kimyasalları doğuştan sakatlıklarla, kanser ve sinir sisteminde oluşan zararlarla doğrudan ilişkilendirmiştir.

Profesyonel boyacılar ne yazık ki büyük risk altındadır. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre boyacıların özellikle akciğer kanseri olma riski normalden %20 daha fazla. Danimarka'da, uzmanlar uzun zaman boya ve çözücülere maruz kalanlarda "boyacı bunaması" dedikleri nörolojik durum tespit ettiler. Sheffield ve Manchester üniversitelerinin çalışmalarında düzenli olarak bu kimyasallara maruz kalan erkeklerin üreme problemlerine daha yatkın oldukları görüldü.

Cilt üzerine bulaşan boya da alerjik döküntü gibi bir reaksiyona neden olabiliyor. Ama bunu ciltten çıkarmak için kullanılan tinerin ciltte yaratabileceği hasar çok daha vahim maalesef..

SU BAZLI BOYALAR, SENTETİK BOYALARDAN DAHA AZ RİSKLİ

ÇÖZÜM: Su bazlı boyalar, çözücü bazlı boyalardan daha az risklidir, kimyasal toksin içermez ve daha az kokarlar. Alternatif olarak uçucu organik karışım içermeyen ve kokusuz doğal boyaların denenmesi gerekmektedir.

Doğal boyalar toksin salınımı yapmazlar. Fırçalar da su ile yıkanabildiği için ayrıca terebentin veya tiner kullanmayı gerektirmez.

Boya yaptığınız odanın sürekli iyi şekilde havalandırılmasını sağlayın ve camları açık tutun. Sık sık temiz hava almak için dışarı çıkın, boya kuruyana kadar odaya girmeyin. Nefes filtreli maske kullanın. Solventler yüksek derecede yanıcıdır, boya tenekelerini ateşten uzak tutun. Yağlı boya bulaşmış bezler de kolaylıkla tutuşabilir. Kullandığınız boyalı bezleri, fırça ve ruloları, boya tenekelerini kimyasal atık olarak uygun şekilde yok edin.

DUVARDAKİ ESKİ BOYAYI KAZIMAYIN, KURŞUN YAYILABİLİR

Günümüzde kullanılmasa da eski evlerdeki boyayı duvardan kazıyarak sökerken kurşun yayılabilir ve bu da teneffüs edilebilir. Eskiden kurşun, boyaya renk katması ve daha çabuk kuruması için kullanılırdı. Kurşun vücutta birikir ve düşük IQ'ya ve çocuklarda davranış bozukluklarına neden olabilir. Duvarları kazırken küflerden çıkacak gazlar da o ortamda solunacaktır. Ardından ciğerlerde birikerek balgam, hırlama, nefes alma zorluğu ve potansiyel astım hastalığına neden olabilir.

Evinizin yaşı boyada kurşun olup olmadığının ipuçlarını verir. Özellikle 1978 yılından önce inşa edilen binalarda istemeseniz de buna maruz kalırsınız. Kapılarda, çerçevelerde, radyatörlerde ve süpürgeliklerde de bulunabilir.

ÇÖZÜM: Boya yaparken kurşunla baş etmenin en kolay yolu eski boyanızın üstünü modern yeni bir boya ile kaplamaktır. Bu kurşunun size zarar vermesini engelleyecektir. Eğer kurşunlu eski boyayı kaldırmaya ihtiyacınız var ise profesyonel yardım almalısınız. Böylece boya kaldırılırken boya partiküllerinin evinizin başka yerlerine yayılmasını da engellemiş olursunuz.

YERLERİ ZIMPARALARKEN CİĞERLERİNİZ ZARAR GÖREBİLİR

Zımpara işi kolaylıkla teneffüs edebileceğimiz ince tozlar meydana getirdiğinden ciğerlerimize zarar verebilir. Bu ince tozlar deri üzerinde de tahribat yapabilir.

ÇÖZÜM: Bu işlem sırasında toz geçirmez maske ve eldiven kullanılmalı. Ya da ıslak zımpara yapmalı, bunun için de özel bir zımpara kağıdı kullanmalısınız. Bu daha az toz meydana getirecektir ve ciğerleriniz ve derinizin daha az etkilenmesine yardımcı olacaktır.

CİLA YAPARKEN ÇOCUĞUNUZ ASTIM OLABİLİR

Boyada olduğu gibi ahşap üzerinde kullanılan cilalar da uçucu organik maddeler içerir. Teneffüs edildiğinde baş ağrısı, göz, burun ve boğaz rahatsızlıklarına neden olabilir. Bu tür kimyasallara maruz kalmış çocukların astım olma riski diğer çocuklara göre dört kat fazladır. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda bu maddelerin kanserle bağlantısı bulunmuştur.

ÇÖZÜM: Odada camlar açık bir şekilde çalışın. Daha iyisi açık alanda solvente dirençli koruyucu eldiven kullanarak çalışın. Kimyasala maruz kalma sürenizi sınırlayın ve sık sık ara verin; yarım saatte bir temiz hava almak için dışarı çıkın.

DUVAR KAĞIDI TUTKALI EGZAMAYI TETİKLER

Duvar kağıdı tutkalları küfü önlemek için mantar ilacı içerir, bu da bazı kişilerde deri problemlerini ve egzamayı tetikler. Ve cilt bir kere alerjik reaksiyon gösterirse aynı ortama her maruz kaldığında bunu tekrar edecektir.

ÇÖZÜM: Duvar kağıdı tutkalına temas etmemek için eldiven kullanınız. Daha da iyisi eğer mümkünse mantar ilacı içermeyen yapıştırıcı kullanmaya özen gösteriniz.

CAM YÜNÜ CİĞERLERİNİZE VE BOĞAZINIZA ZARAR VERİR

Yalıtım malzemeleri cam yününden oluşmaktadır, derinizin içine nüfuz edebilir ve zarar verir. Ayrıca teneffüs edildiğinde ciğerleriniz ve boğazınız da tehlike altındadır.

ÇÖZÜM: Elleriniz ve cildiniz eldivenle, yüzünüz maske ve gözlükle korunmalıdır.

YEMEKLERİNİZİN ÜZERİNE ÇÖKEBİLİR, YILLARCA VÜCUDUNUZDA KALABİLİR

Duvardan duvara halılar yanmayı geciktirici madde içerebilir. Ürünleri yanmaz hale getirmek için kullanılan kimyasallar, insanlar ve yaban hayatı üzerindeki etkilerinin kaygılarından dolayı zaman içinde yasaklandı.

Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda meme kanseri ile bağlantılı olabileceği görüldü. Midyelerde ve deniz salyangozlarında kısırlık, farelerde ise düşüğe neden olduğu tespit edildi. Uzmanların insanlarda da aynı sonuçları doğuracağı ile ilgili ciddi kaygıları oluştu. Bromlu alev geciktiriciler bulundukları ortamda insanlar tarafından solunabilir hatta ev tozu ile karışıp yemeklerinizin üzerine çökebilir. Yağda çözülebilir olduklarından vücuttan atılmaları zordur ve yıllarca vücudumuzda kalabilir.

ÇÖZÜM: Düzenli olarak evinizi süpürerek toz birikmesine engel olun. Yün, pamuk, jüt (hint keneviri) ve rattan gibi doğal ürünlerden yapılan halı satın almayı tercih edin.

GÖZLERİNİZ, BURNUNUZ VE BOĞAZINIZ ZARAR GÖREBİLİR

Çoğu ağartıcılar, küf ve kireç sökücüler Sodyum Hipoklorit adında bir kimyasalı içerir. Yüksek derecede yıpratıcıdır. Salgıladığı zehirli gazlar; gözler, burun ve boğaz için zararlı olabilir.

Ağartıcı ve amonyaklı maddeler içeren ürünleri aynı odada kullanmak çok tehlikelidir. Bu karışım boğaza ve akciğerlere saldıran ölümcül bir gaz olan klorun açığa çıkmasına neden olur.

ÇÖZÜM: Mümkün olduğunca çok pencere açarak odanın iyice havalanmasını sağlayın. Bir maske yardımı ile kendinizi açığa çıkan gazları teneffüs etmekten koruyun.

Mimar Funda Varlık ve İç Mimar Oya Çavdar, son olarak dekorasyon ürünlerinin sağlık ve çevre unsurlarının düşünülerek dikkatle seçilmesi, bütün etiket ve açıklamaların okunması ve bir nevi ilaç kullanır gibi kullanılması gerektiği uyarısında bulundu.

Toplumdaki çiftlerin yüzde 15'i çocuk sahibi olmakta zorlanıyor. Çocuk sahibi olamayan çiftlerin yüzde 40'ında sorun erkekten kaynaklanıyor. Erkek kısırlığının başlıca sebepleri arasında; hormonal ve genetik sebepler, geçirilmiş iltihabi hastalıklar, doğumsal anomaliler ile çevresel ve kimyasal etkenler bulunuyor. 

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Tüp Bebek Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Aydın Arıcı erkek kısırlığının nedenleri ve çözümlerini anlatarak "Eğer bir erkek ilişki kurabiliyor ve meni geliyorsa 'onda kısırlık olmaz' düşüncesi çok yaygın. Bir erkeğin cinsel fonksiyonu mükemmel olabilir ama menisinde hiç sperm hücresi olmayabilir" açıklamasında bulundu.

Her ay tek bir tane üretilen yumurta hücresinin tersine, erkeğe ait üreme hücresi olan sperm sayısı milyonlarcadır. Erkek üreme organlarında bir spermin yapılış sürecinin yaklaşık 75 gün olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Tüp Bebek Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Aydın Arıcı "Bu süre sonunda olgun hale gelen spermler semen içinde dış ortama atılır. Normal şartlarda sperm hücreleri, tek bir yumurta için yarışa girerler ve içlerinden en hızlı, en kaliteli olanı yumurta hücresinin dışındaki zarı delerek döllenmeyi gerçekleştirir. Sağlıklı bir erkek, her boşalmada vajinaya 300 - 500 milyon sperm bırakmaktadır" açıklamasında bulundu.

Böcek ilacı ve tiner erkeklerde kısırlığa neden olabiliyor
Erkeğin sahip olduğu meslek, sigara ve uyuşturucu kullanımının yanı sıra bazı hastalıkların tedavi sürecinde kullanılan ilaçların da kısırlığa neden olabileceğini aktaran Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Tüp Bebek Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Aydın Arıcı "Araştırmalara göre zehirli kimyasal maddeler sperm düzeyinin düşmesine neden olabiliyor. Böcek ilacı ya da tiner gibi maddelerle çalışılıyorsa mutlaka filtreli maske takılması gerekiyor. Çalışılan ortam sık sık havalandırılmalıdır.

Bunun yanında çevresel atıklar, hidrokarbonlar, aşırı miktarda bilgisayar, cep telefonu gibi radyasyon yayan cihazlar henüz tam kanıtlanmasa da kısırlığa sebep olabileceği düşünülüyor. Tümör tedavisi süresince kullanılan ilaçlar, radyoterapi, yaralanmalar ve kazalar da sperm üretimini olumsuz yönde etkiler" açıklamasında bulunuyor.

Erkek kısırlığı vakalarında spermler 6 bin kat büyütülüyor
Tüp bebekte karşılaşılan tüm erkek kısırlığı vakalarında mikroenjeksiyon yöntemini kullandıklarını anlatan Arıcı "Mikroenjeksiyon yöntemi uygulanırken spermler yaklaşık 300 kat büyütülerek seçilmektedir. Son zamanlarda erkek infertilitesinde başarıyı arttırıp daha iyi embriyo gelişimini sağlayan IMSI yöntemiyle spermler yaklaşık 6000 kat büyütülerek seçilmektedir ve bu da şiddetli sperm sorunu olan olgularda gebelik şansını klasik yönteme göre yaklaşık iki kat arttırmaktadır" dedi. Son zamanlarda kullanılmaya başlanan bir diğer yöntemin de mikro akışkan çip ya da sperm çip olarak bilinen yöntem olduğunu belirten Arıcı "Gerek mikroenjeksiyon yönteminde olsun gerekse IMSI yönteminde olsun spermler morfolojileri ve hareketlerine göre seçilmekteyken mikro-çip yöntemiyle bunlara ek olarak DNA yapısı en ideal olan spermlerin seçile bilindiği öngörülmektedir.

Mikro-çipler çok ufak kanalcıklardan meydana gelir ve bu sayede en iyi kalitedeki spermlerin seçimine yardım eder. Bu yöntem ile sağlıklı olmayan, DNA'sı hasarlı spermler ile kaliteli ve hasarsız olan sağlıklı spermler ayrıştırılarak tedavide kullanıma olanak sağlanır. Böylece kaliteli ve DNA hasarı olmayan spermler kullanılarak elde edilen embriyolarda gebelik şansını arttırdığını gösteren çalışmalar mevcuttur" dedi.


Magazin

video

Medya

Cat-5

Reklam

Cat-6