Cat-1

Cat-2

Cat-3

Cat-4

Latest Posts

Günümüz kent yaşamında hemen herkesi olumsuz etkileyen gürültü kirliliği, sağlığımızı 35 kritik etki ile tahrip ediyor.

Gürültü kirliliği konusunu Türkiye’de ilk kez düzenlenen ‘Ses Yalıtımı Zirvesi’ ile gündeme taşıyan İZODER (Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği), kontrolsüz ses ve gürültünün, sağlığımızı olumsuz etkilediğine ve yaşam kalitesini düşürdüğüne dikkat çekiyor.

“Gürültü, toplumsal uyum ve verimliliğimizde derin yaralar açıyor”
İZODER olarak, kontrolsüz ses ve gürültü kirliliğine karşı farkındalık seferberliği başlattıklarını belirten İZODER Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ertuğrul Şen, gürültünün sağlığımıza etkileri konusunda şunları söylüyor: “Gürültünün, hem ruh hem beden sağlığımızda yüksek ve kalıcı bir etkisi var. Ses ve gürültü kirliliği başıboş kaldığı sürece artacak. Gürültü, ruhsal ve fiziksel açıdan sağlığımızı 35 kritik etki ile tahrip ederek, toplumsal uyum ve verimliliğimizde derin yaralar açıyor. Gürültü kirliliğinin yıkıcı ve kalıcı etkileri göz ardı edilmemeli, alışma eğilimine kapılmamalı, kontrolsüz ses ve gürültüyü önlemeyi başarmalıyız.

Gürültünün sağlığımıza 35 olumsuz etkisi
Sağlığımızı tehdit eden 35 kritik etki şöyle sıralanıyor; ‘korku’, ‘depresyon’, ‘işitme kaybı’, ‘öğrenme bozuklukları’, ‘dikkat azalması’, ‘çocuklarda okuma, anlama ve öğrenme düzeylerinde gerileme’ ‘öfke’, ‘saldırganlık’, ‘yorgunluk’, ‘uyku bozukluğu’, ‘kalp’, ‘kemik erimesi’, ‘sıkıntı’, ‘gerilim’, ‘baş-kas ağrısı’, ‘tahammül ve hoşgörünün azalması’, ‘tedirginlik’, ‘iletişim zaafı’, ‘çatışma eğilimini artırma’, ‘motivasyon düşüşü’, ‘hayal kırıklığı’, ‘çaresizlik’, ‘akyuvar azalması’, ‘bağışıklık sisteminde değişim’, ‘sindirim sistemi güçlükleri-mide, bağırsak şikayetleri’, ‘iş verimini azaltması’, ‘rahatsızlık’, ‘sinir bozukluğu’, ‘karamsarlık’, ‘uzun dönemli bellek sorunu’, ‘konsantrasyon düşüklüğü’, ‘zihinsel faaliyetlerde yavaşlama’, ‘yüksek tansiyon’, ‘ani kızgınlık’, ‘tatminsizlik.’

“Gürültü kirliliği hem kendimiz hem çocuklarımızın sağlığını tehdit ediyor”
Kulak Burun Boğaz Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Hakan Yenice, Klinik Psikolog İrem Erdem Atak ve Gelişim Psikolojisi Uzmanı Ayşegül Cebenoyan, gürültü kirliliğinin hem kendimiz hem de çocuklarımızın sağlığını tehdit ettiğine dikkat çekiyor. “Dünyada ve Türkiye’de, meslek hastalıkları arasında en yaygın olanı, gürültü kaynaklı işitme kayıplarıdır” diyen Dr. Hakan Yenice, şunları söylüyor; “Gürültü aynı zamanda önemli bir çevresel patolojik etkendir. Ülkemizde büyük şehirlerimizin pek çok semtinde yapılan gürültü ölçümlerinde elde edilen değerlerin eşik değerleri geçtiği saptanmıştır. Kabul edilebilir gürültü düzeyi kişinin sessiz bir ortamda 1,5 metreden günlük konuşmaları anlamakta güçlük çekmeye başladığı sınırdır. Bu sınır 500, 1000 ve 2000 Hz frekanslarda ortalama 25 dB değerine karşılık gelmektedir. Gürültü, insanlarda işitme kayıplarının yanı sıra önemli bir stres ajanı olarak psikolojik, nörovejetatif ve kardiyovasküler sistemleri etkileyerek çeşitli hastalıklara yol açmaktadır.”

“Gürültü herkesi etkileyen önemli bir sorun”
Gürültünün, istisnasız herkesi etkileyen önemli bir sorun olduğunun altını çizen Klinik Psikolog İrem Erdem Atak, “Böyle bir olumsuzluğun, insan ruhsallığı üzerinde olumsuz etkileri olması da beklenir bir durumdur. Gürültünün en belirgin olumsuz etkileri, rahatsızlık, sıkıntı ve gerilim duygusudur. Gürültüden kaynaklanan sinir bozukluğu, korku, tedirginlik, yorgunluk ve zihinsel etkilerde yavaşlama önemli belirtiler olarak fark edilmektedir. Psikosomatik belirtiler dediğimiz organik hiçbir nedeni olmayan ancak bedende hissedilen ve kişiye sıkıntı veren baş ve kas ağrıları ile sindirim sistemi güçlükleri görülebilir. Bu rahatsızlıklar daha da olumsuz hissetmeye neden olur ve bu olumsuz duygulanımlar arttığında; rahatsızlık, aşırı tepkilere ve davranışlara dönüşebilir: Ani kızgınlıklar/parlamalar, öfkeye hakim olamama/öfke patlamaları ve saldırgan davranışlar gibi. Bu bağlamda gürültünün kişilerarası ilişkilerde de zorluklara yol açtığı görülüyor” diyor.

“Gürültü, çocuklarda öğrenilmiş çaresizlik hissi yaratır”
Çocukların her şeyden önce bulundukları ortam üzerinde çok daha az kontrole sahip olduğunun altını çizen Gelişim Psikolojisi Uzmanı Ayşegül Cebenoyan, “Gürültülü ortamlarda bulunan çocuklar maruz kaldıkları gürültünün şiddetine ve bireysel kırılganlıklarına bağlı olarak rahatsız olur ama ne bu rahatsızlıklarının nedenini söyleyebilir ne de içinde bulundukları durumu değiştirecek bir şeyler yapabilirler. Tam da bu nedenle gürültünün çocuklar üzerindeki uzun dönemli etkilerinden birinin ‘öğrenilmiş çaresizlik’ olduğu belirtiliyor. ‘Öğrenilmiş çaresizlik’, organizmanın gösterdiği tepkilerin sonuca ulaşmaması durumunda, sonucu değiştiremeyeceğine karşı oluşan inançtır. Bu inancı genelleştiren bireyin ulaşmaya çalıştığı hedefleri yoktur.

Yine küçük çocukların konuşma becerilerinin geliştiği dönemde gürültüye maruz kalmaları, konuşma becerilerinin gelişiminde, okuma yazmayı öğrendikleri dönemlerde de okuma yazma becerilerinin gelişmesinde olumsuz etki yapar. Örneğin cephesi tren yoluna bakan bir ilkokulda yapılan bir araştırmaya göre, tren gürültüsüne maruz kalan cephedeki sınıftaki çocukların okuma düzeyinin, diğer cephedekilerden 3-4 ay geride olduğu anlaşılması da gürültünün olumsuz etkilerini gözler önüne seriyor” diyor.

Hamilelik döneminde egzersiz yapmak annenin kas ve bağ dokularını güçlendiriyor. Egzersiz sadece anneye değil, karnında taşıdığı bebeğine de iyi geliyor. Egzersizler bebeklerin beyin ve zihinsel gelişimine önemli katkılar sağlıyor. Egzersiz yapan anne adayına karnındaki minik bebeğinin de eşlik ettiğine dikkat çeken uzmanlar, doğru seçilmemiş egzersizlere karşı da anneleri uyarıyor!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yıldız Erdoğanoğlu, hamilelik döneminde yapılan egzersizin anne ve bebek sağlığı üzerinde çok önemli etkileri olduğunu söyledi.

Bebeğiniz de sizinle spor yapıyor

Hamilelik döneminde yapılan egzersizin anne adayını daha az ağrılı doğuma hazırladığını belirten Yrd. Doç. Dr. Erdoğanoğlu, bebeğin zihinsel gelişimini de olumlu etkilediğini ifade ederek şöyle konuştu:
“Hamilelik esnasında egzersiz yapmak, oksijen kaynağını artırarak ve kan dolaşımını uyararak kas ve bağ dokularınızı güçlendirir, sizi daha az ağrılı bir doğuma hazırlar. Yapılan EEG (beyin dalgaları aktivitesinin elektriksel etkinliğinin değerlendirilmesi) araştırma sonuçları, hamilelik dönemi egzersizlerin faydalarının sadece annelere değil, yeni doğanların beyin gelişimi ve bilişsel faaliyetleri üzerine de olduğunu göstermiştir. Çalışma sonuçları, yüksek beyin aktivitesinin ileri yaşlarda da çocukta kaldığını göstermiştir. Normalde anne karnında dakikada 140 atım yapan bir fetüs kalbi, anne egzersiz yaptığında dakikada 160 atıma çıkar, annenin egzersizi sonlandırması ile bebeğin kalp atımları da normale döner. Yani anne egzersiz yaparken karnındaki minik bebek kendisine eşlik etmektedir.”

Hamilelikte doğru egzersizi seçin

Hamilelik sırasında salınan relaksin hormonu etkisi ile anne adaylarının eklem ve bağ dokusunun normalden daha gevşek olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Erdoğanoğlu, “Doğru seçilmemiş egzersizler sizi bu nedenle yaralanmalara açık hale getirir. Hamilelik döneminde risksiz olan, haftada 3 gün, 30-45 dakika arasında süren yürüme, yüzme, yoga, pilates ve ani dönme, hoplama ve sıçramayı içermeyen dans gibi egzersizlerdir” tavsiyesinde bulundu.

Anne adayının daha önceden egzersiz yapma alışkanlığı yoksa veya riskli bir gebeliği varsa egzersize başlamadan önce mutlaka sağlık kontrolünden geçmesini, bebeği ve kendisi için güvenli bir zemin oluşturması gerektiğine dikkat çeken Yrd.Doç.Dr. Yıldız Erdoğanoğlu, anne adaylarına şu önerilerde bulundu:

Uygun kıyafet seçin: Egzersiz yaparken vücut ısınızın fazla yükselmemesi için kıyafetlerinizi buna uygun seçin. Aşırı artmış vücut ısısı, bebeğe yeterince kan gitmesini engeller. Koltukaltından yaptığınız ölçümlerde vücut ısınızın 38,2 °C’yi geçmemesi gerekir.

Doğru spor ayakkabı kullanın: Bağ dokunuzu ve tendonlarınızı tam destekleyen spor ayakkabı kullanın. Ödem nedeniyle ayakkabı numaranızdaki olabilecek değişiklikleri göz önünde bulundurarak gerekirse yeni bir spor ayakkabısı alın.

Mutlaka ısının: Isınma egzersizleri ile başlayın. Eğer ısınmayı ihmal eder ve egzersize geçerseniz, burkulma ve diğer yaralanma riskini artırırsınız.

Uzun süre aynı pozisyonda kalmayın: Bir pozisyonda uzun süre kalmayı gerektiren hareketsiz egzersizler plasentaya (bebeğin eşi) kan akışını yavaşlatabilir ve sizde baş dönmesine sebep olabilir. Bu nedenle uzun süre aynı pozisyonda kalmayıp hareketliliği devam ettirin.

Sırtüstü pozisyondan kaçının: Sırtüstü pozisyonda yapılan egzersizler baş dönmesine neden olabileceğinden bundan kaçının veya yan yatış pozisyonunu tercih edin.

Kalp atım hızına dikkat edin: Kalp atım hızınızın dakikada 130 atımın üzerine çıkmasına müsaade etmeyin. Egzersiz yaparken nefes nefese kalmadan yanınızdaki konuşabilmeyi sürdürdüğünüz şiddet sizin için kolay bir belirleyici olabilir.

Vücudunuzu dinleyin: Vücudunuzun alarm sinyali olabilecek ağrı veya rahatsızlık hissi gibi seslerini iyi dinleyin.

Su için: Egzersiz boyunca her 15-20 dakikada bir veya iki bardak su için.

Yerden kalkarken dikkat edin: Yerden ayağa kalkarken dikkatli ve yavaş kalkın. Hamilelik nedeniyle vücudunuzun ağırlık merkezinin yer değiştirdiğini unutmayın.

Sıcak havada egzersiz yapmayın: Nemli ve yüksek sıcaklıktaki günlerde egzersiz yapmaktan kaçının.

Bu sporları yapmayın: Eklemlerinizin normal zamandan daha gevşek olduğunu unutmayın. At binme, kayak, tenis, squaş, tırmanma ve basketbol gibi temas sporlarını yapmayın.

Soğuma egzersizi yapın: Egzersiz sonrası kalp hızı ve kan basıncınızın normale dönmesi için soğuma egzersizleri yapın ve kendinize zaman verin.

Cilt sorunları içinde en sık karşılaşılan problemlerden biri olan cilt kuruluğu, özellikle kış aylarında daha da artıyor. Çünkü soğuk hava, cildin nemini azaltan en önemli faktör. Kış aylarında cildin açık alanlarında kızarıklık ve pullanma sık görülebilirken, kuruluk kaşıntıyı da artırıyor. 

Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanları Dr. Figen Akın ve Dr. Mehmet Coşkun Acay, konuya dair merak edilenleri ve yapılması gerekenleri anlattı.

Cildimizin doğal nemi, deri bütünlüğünü sağlayan en önemli faktör. Cildin doğal nemlendiricileri hylüronik asid, seramidler gibi deri hücrelerinde bulunan maddelerdir. Yaşla birlikte bu maddelerin ciltteki miktarı da azalıyor. Tabii doğal nem faktörü, hücrelerin içinde bulunduğu üretim ihtiyacına göre değişen bir faktör. Kuru iklim ve kış ayları gibi ortam nemi azaldığında doğal nem faktörü üretimi artıyor.

Birçok kişinin özellikle kış aylarında ellerinde kuruma, kızarma ve çatlak oluşmasının nedenlerinden biri de doğal nemin yeteri kadar hızla artamaması olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Figen Akın “Soğuk havalar cildimizi her zamankinden daha fazla kurutabiliyor. Ancak alınacak önlemlerle kış mevsiminin olası etkileri en aza indirilebilir” açıklamasında bulunurken, Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay ise “Kuruluk en sık kol ve bacaklarımızda görülmekle beraber gövdemizin her yerinde oluşabilir. Kış aylarında şiddetin artması sıklıkla kuruluğa eşlik eden başka problemleri de beraberinde getirebileceği unutulmamalıdır” dedi.

Tek suçlu soğuk havalar değil
Cilt kuruluğunda tek suçlunun soğuk havalar olmadığını söyleyen Dr. Figen Akın ve Dr. Mehmet Coşkun Acay “Sorunu ortaya çıkaran ya da artıran başka sebepler de mevcut. Yaş ilerledikçe derinin su tutma kapasitesi azaldığından, kuruluk yakınması da sıklaşabiliyor. Ayrıca; çevresel nem oranının azalması, aşırı güneşte kalma, sık banyo yapma, uzun süreli su teması ve soğuk hava cildimizde nem kaybına neden olarak kuruluk problemini ortaya çıkarabiliyor ya da şiddetini artırabiliyor. Kuruluk en sık kol ve bacaklarımızda görülmekle beraber gövdemizin her yerinde oluşabilir. Kış aylarında şiddetin artması sıklıkla kuruluğa eşlik eden başka problemleri de beraberinde getirebileceği unutulmamalıdır. Örneğin aşırı kuruluk, balık pulu görünümü başka deri hastalıklarını da düşündürür” açıklamasında bulundu.

Cildi nemlendirmek önemli
Soğuk havanın neden olduğu kuruluğu önlemek için cildimizi nemlendirmemiz gerektiğini belirten Dr. Figen Akın ve Dr. Mehmet Coşkun Acay “Cilt nemlendirmede kullanılan nemlendiriciler iki farklı mekanizma ile çalışır. Bazı nemlendiriciler, deri yüzeyinde bir katman oluşturur ve derinin doğal neminin buharlaşarak yitirilmesini engeller. Bu tür nemlendiriciler arasında vazelin, lanolin gibi yağlar bulunur. Etkili nemlendiriciler olmalarına karşın sürülmeleri zordur. Diğer grup nemlendiriciler ise havadaki nemi ya da derinin alt katmanlarındaki nemi yüzeye çekerek derinin nemlenmesini sağlarlar. Bunlara örnek gliserin ve bitkisel yağlardır. Cilt bakımında pahalı ürünler, iyi ürün demek değildir. Cilt bakımında ürün seçerken PH’ının deri PH’ına yakın olmasına, renksiz ve kokusuz olmasına (parfümsüz), kolay sürülebilmesine, katkı maddesi (paraben, fragnencea gibi) içermemesine dikkat edilmeli. Kuru ciltlerde krem, yağlı ciltlerde su bazlı losyon formülasyonları tercih edilmeli. Alerjik cilde sahip olanlar mutlaka doktor tavsiyesi ile ürün almalı” dedi.

Cilt kuruluğuna eşlik eden diğer sorunlar
Kaşıntı: Kuru cildin en önemli özelliğidir.
Deri kalınlaşması: Cilt kaşındıkça kalınlaşır ve renk değişiklikleri olur.
Kızarıklıklar-sulantılar: Derinin kuruması ve kaşınması deride egzamaları da beraberinde getirir.
Mikrobik enfeksiyonlar: Derinin kuruması ve kaşınması derinin koruyuculuk görevini yapamamasına, deri bütünlüğünün bozulmasına neden olur. Bu ortamda bakteriyel ve viral etkenler kolayca hastalık yapabilir.

Cilt kuruluğunu nasıl önleyebiliriz?
Soğuk havalarda temel cilt bakımımızda bazı değişiklikler yapmalı ve cilt kuruluğuna yol açmamak için şunlara dikkat etmeliyiz:
Sıcak su, cilt kuruluğunu artıran en önemli faktörlere biridir. Sıcak su ile yıkanmayın.
Yıkanırken kurutmayan sabunlar, yağ içeren şampuanlar kullanın.
Her banyo sonrası özellikle cildiniz çok kurumadan etkin vücut nemlendiricilerini tercih edin.
El ve yüzünüz için günlük temizliğinizi ılık su ile yapın.
Her el yıkamanın ardından mutlaka bariyer özelliğinde nemlendiriciler kullanın.
Cilt temizliğinde PH’ı deri PH’ına yakın ürünler tercih edin.
Yaşadığınız ortamlarda nem oranını artıracak önlemler alın.
Biotin, çinko, folik asit, omega -3 yağ asitlerinden zengin beslenin.
Güneşe çıkmadan önce güneş koruyucularını uygulayın. Aşırı güneşte kalma durumunda ise uygun nemlendiricileri kullanın.
Soğuk havalarda dışarı çıkarken eldiven kullanın.
Giysilerinizde yün veya sentetik ürünler yerine pamuklu olanları tercih edin.
Bol su için.

Cilt için en önemli vitaminler en çok hangi besinlerde var?
A vitamini: Ispanak, pazı, mercimek, pırasa, brokoli, havuç
C vitamini: Kivi, portakal, greyfurt, karnabahar, brokoli
E vitamini: Ispanak, fındık, badem, yeşil zeytin, kekik, kuru kayısı, brokoli

Her 5 öğrenciden 1’i flört şiddetine maruz kalıyor. Psikolojik ve sözel başlayan şiddet, evlilikte ise fiziksel şiddete dönüşüyor. 

Flört şiddetinin uygulanma sıklığı ve alanının teknoloji ile birlikte daha kolay bir hal aldığını belirten Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu İpek Özaktaç, “Sürekli telefonla aramak, kısa mesajları ve sosyal medya sayfasından kimlerle iletişim kurulduğunu kontrol etme gibi davranışlar en sık karşımıza çıkan eylemler arasında bulunuyor.

Sosyal medya hesaplarının şifresini isteme, video ya da fotoğraf göndermek için zorlama, en son saat kaçta çevrimiçi olduğunu kontrol etme gibi teknolojik davranışlar da flört şiddeti yaşandığına işaret ediyor” dedi.

Son günlerde oldukça gündemde olan ve toplumsal bir sorun haline gelen şiddet, fiziksel boyutunun yanı sıra psikolojik boyutuyla korkutucu noktalara geldi. Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu İpek Özaktaç da daha çok ergen ve genç yetişkinlerin romantik ilişkilerinde görülen ve sosyal bir problem haline gelen “Flört şiddeti”nin görülme sıklığı ve ortaya çıkardığı sorunları değerlendirdi. Özaktaç, flört şiddetinin çoğunlukla 16-24 yaş arasındaki lise ve üniversite çağı gençlerinde görüldüğünü kaydederek, şu bilgileri, paylaştı;

“Flört şiddeti, duygusal ilişki içerisindeki evli olmayan çiftlerin karşılıklı şiddet veya tehdit içeren davranışları olarak da tanımlanır. Yalnızca bir partnerin diğerine uygulaması gibi, her iki partnerin de birbirine flört şiddeti uyguladığı görülebilir. Genelde erkekler tarafından uygulandığı bilinse de kızlar da flört şiddeti uygulayabilir. Flört şiddetinin altında fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ve teknolojik boyutları vardır. Kontrol etmek, güç göstermek, baskılamak, ilişkiye hükmetmek ve değersiz hissettirmek en belirgin örneklerindendir.

KISKANÇLIK ŞİDDETİN BAŞLANGICI OLABİLİR
Giyilecek kıyafetlere, gidilecek yerlere ya da kimlerle buluşulacağına partneri yerine karar vermek de flört şiddeti kapsamına girer. Şiddet uygulanan taraf genelde bu durumu "Beni seviyor, beni kıskanıyor, bana sahip çıkıyor" diyerek sevgi göstergesi olarak kabul eder. Fakat kıskançlığı içinde bulunduran bu tür davranışlar flört şiddeti yaşandığına dair en net örneklerdendir. Kıskançlık, karşısındaki kişiyi kontrol etme ve baskıcı tutumlarda bulunma gibi olumsuz davranışlara dair güçlü bir uyarıdır. Ayrıca, "Yalnızca bir kere yaşadık, her şey düzelecek" inanışı da gençlerin ilişki problemlerinde gözlemlenen yanlış inançlardandır. Bir ilişkide şiddet başladıysa, bir müdahalede bulunana kadar bu durum daha kötüye gidebilir. Ergen ve genç yetişkinlerin sorunla nasıl başa çıkacaklarını ve istenmeyen davranışları ortadan kaldırmaya yönelik yeni alışkanlıkları öğrenmeye ihtiyaçları vardır.

İLİŞKİDEKİ PSİKOLOJİK ŞİDDET EVLİLİKTE FİZİKSEL ŞİDDETİN HABERCİSİ
Günümüzde flört şiddetinin uygulanma sıklığı ve alanı teknoloji ile birlikte daha kolay bir hal aldı. Bu sayede partnerler bir arada değilken bile birbirlerine baskıcı ve kontrol edici tutumlar sergileyebiliyor. Partnerini sürekli telefonla aramak, kısa mesajlarını ve sosyal medya sayfasında kimlerle iletişim kurduğunu kontrol etme gibi davranışlar en sık görülen eylemlerden. Aynı zamanda, sosyal medya hesaplarının şifresini isteme, video ya da fotoğraf göndermek için zorlama, en son saat kaçta çevrimiçi olduğunu kontrol etme teknolojik flört şiddeti yaşandığına işarettir. Flört şiddetini kapsayan birçok eylem ve tutumun bir sevgi göstergesi olarak algılanması ya da mağdurların şiddete maruz kalmalarından utanması durumu pekiştirir. 2008 yılında Ankara'daki iki ayrı hemşirelik yüksekokulunda öğrenim gören öğrenciler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, her 5 öğrenciden 1’i flört şiddetine maruz kalıyor. Baskıcı ve kısıtlayıcı davranışlar psikolojik, sözel şiddettir. En önemlisi ise evlilik yaşamında fiziksel şiddete dönme ihtimali oldukça yüksektir. Eğer kendinizin ya da bir arkadaşınızın flört şiddetine maruz kaldığını düşünüyor ve baş etmekte zorlanıyorsanız, bu alanda bir uzmandan yardım almakta fayda var.

BU DAVRANIŞLARA DİKKAT!
İzniniz olmadan e-maillerinizi ya da sosyal medya hesaplarınızı (Facebook, Twitter, İnstagram, Whatsapp) kontrol ediyorsa
Sizi küçümseyecek davranışlarda sıklıkla bulunuyorsa
Aşırı derecede kıskanç davranıyorsa
Sizi olduğunuz kişiden farklı bir kişiye dönüştürmeye çalışıyorsa
Her an tartışmaya açık bir tutumdaysa
Sizi ailenizden ya da arkadaşlarınızdan uzaklaştırıyor ve görüşmelerinizi kısıtlıyorsa
Size haksız suçlamalarda bulunuyorsa
Ruh hali çok çabuk değişiyorsa (Örneğin, gülüyorken bir anda sinirlenmek gibi)
Fiziksel olarak canınızı yakan davranışlarda bulunuyorsa
Sizi kimseyle paylaşmak istemiyorsa
Ne zaman ne yapacağınıza o karar veriyorsa

NASIL BAŞA ÇIKILIR?
Sizi baskı altında tutan davranışlarda bulunan partnerin değişeceğine ve düzeleceğine inanmak, yaşadıklarınızı yok saymak ya da kabullenip ilişkiye devam etmek durumu daha da zorlaştırırken tarafları bir çözüme ulaştırmaz. Kendinize yakın hissettiğiniz ve güvendiğiniz bir kişiyle durumu paylaşmak ve destek almak, sorunla başa çıkmak konusunda atılacak önemli bir adımdır. Bu sayede yalnız olmadığınızı fark ederek kendinizi daha dayanıklı ve güçlü hisseder ve alternatif çözüm yolları bulma konusunda daha emin adımlar atabilirsiniz.

Fiziksel şiddete maruz kalıyorsanız Polis, Jandarma, Alo 183 (Kadın, Çocuk, Özürlü, Aile Danışma Hattı) ya da Mor Çatı gibi dayanışma merkezlerinden destek alabilirsiniz. Diğer yandan, şiddet uygulayan taraf olduğunuzu düşünüyor, olumsuz duygu ve davranışlarınızı sonlandırmak istiyorsanız psikoloji ya da psikiyatri alanında uzman kişilerden yardım alabilirsiniz.

Stres hormonu olarak bilinen kortizol hormonunun vücutta aşırı yükselmesi, Cushing sendromuna neden olabiliyor. Yüzde pembeleşmeyle birlikte damarların belirgin hale gelmesi, anormal kilo alınması, sivilcelenme ve saç dökülmesi gibi belirtilerle kendini gösteren Cushing sendromu, tedavi edilmediği takdirde beyin felci ve kalp krizi riskini artırabiliyor. 

Memorial Hizmet Hastanesi Endokrinoloji Bölümü’nden A. Ender Yılmaz, Cushing sendromu ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Farklı hastalıkların tedavisi sırasında da ortaya çıkabilir
Kan basıncının düzenlenmesine, kalp damar sistemi fonksiyonlarının normal tutulmasına, strese cevapta, karbonhidrat, yağ ve proteinlerin enerjiye dönüşümünde yardımcı olan kortizol hormonunun böbrek üstü bezlerinden fazla üretilmesi Cushing sendromuna neden olabilmektedir. Beyindeki hipofiz bezinin böbrek üstü bezini uyaran hormonunun fazla üretildiği durumlarda da ortaya çıkabilmektedir. Kortizol hormonu bazı romatizmal hastalıklarda, eklem iltihaplarında, organ nakli yapıldıktan sonra organ reddini engellemek için kullanılan kortizon ilaçlarının etkisiyle yaşanabilmektedir. Tedavi amaçlı kullanılan kortizonun Cushing sendorumuna neden olabilmesi için uzun süre ve yüksek dozlarda kullanılması gerekmektedir.

Yüzde “Ay dede” görünümü oluştuysa…
Cushing sendromunun en belirgin belirtisi “ay dede” yüzü denilen yüzün kilolu, şiş ve pembe bir görünüm almasıdır. Bunun yanında;
Anormal kilo alma
Adet düzensizlikleri
Bel çevresinde anormal kalınlaşma
Kemiklerde erime ve kaslarda zayıflık
Tansiyon yükselmesi
Sivilcelenme, saç dökülmesi ve tüylenme
Yorgunluk ve bitkinlik
Omuzlar arasında yağ dokusu
Kolay moraran zayıf ve narin cilt
Damarların belirginleşmesi
Bel ve diz ağrıları
Tansiyon ve kolesterolün yükselmesi
Karaciğer yağlanması, mide ülseri, bağırsak hareket bozuklukları
Kalp krizi riskini artırabilir

Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla ortaya çıkan Cushing sendromu, genellikle 20-40 yaş aralığında görülmektedir. Kesin tanıyı koyabilmek için kortizol ve ACHT hormonlarının ölçülmesi gerekmektedir. Hormon oranlarında anormal bir yükseklik belirlenirse bunun geçici bir durup olup olmadığı tespit etmek için ikinci bir tetkik yapılmaktadır. Kortizol hormonunun nereden salgılandığını bulmak için ayrıca test ve MR gibi görüntüleme yöntemlerinden faydalanılmaktadır. İç organlardaki yağ dağılımını değiştirebilen yüksek oranda kortizol; karaciğer yağlanması, insülin direnci, şekere eğilimi, yüksek tansiyon, beyin felci ve kalp krizi riskini artırabilmektedir.

Tedavide ilk tercih cerrahi
Cushing sedromunun tedavisi rahatsızlığın nedeni ortaya konulduktan sonra yapılmaktadır. Radyoterapi, kemoterapi ve ilaç tedavisi uygulansa da ilk tercih cerrahi yöntemle rahatsızlığa neden olan adenomun çıkarılmasıdır. Cerrahi yönteme uygun olmayan hastalarda diğer yöntemler tercih edilebilmektedir. Farklı hastalıkların tedavisi için kullanılan kortizonun neden olduğu Cushing sendorumunda verilen kortizon miktarı düşürülerek tedaviye yardımcı olunabilmektedir. Kontrol sağlandıktan sonra ilaç miktarı tekrar düzenlenebilmektedir.

Kış mevsimi tüm sert yüzüyle etkisini gösteriyor. Soğuk havalara karşı dayanıksız olan bağışıklık sistemleri ise çeşitli hastalıklarla karşı karşıya kalıyor. Soğuk algınlığı, grip, ishal ve kusma bu hastalıkların başında geliyor. Bilhassa ishal, kış hastalıkları içinde normal karşılanıyor ancak tekrarlayan ishal büyük dikkat gerektiriyor. Çünkü sık sık yaşanan ishal kolon kanserinin habercisi olabiliyor. 

Central Hospital’dan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. M. Rafet Yiğitbaşı, kolon kanseri ile ilgili bilinmeyenler hakkında uyarılarda bulunuyor.

Kolon kanseri, hayli ciddi sonuçlar doğurabilen ve sıkça görülen bir hastalık. En fazla 50 yaş ve üzeri bireylerde karşılaşılan kolon kanseri, obezite, hareketsizlik, alkol, kırmızı et ve hayvansal yağların aşırı tüketimi sonucu ortaya çıkıyor. Ayrıca çoğunlukla batı bölgelerinde karşılaşılıyor. Kadın veya erkek demeden etkisi altına alan kolon kanseri, yaygınlık oranıyla sıralandığında diğer kanser türleri arasında 3. sırada yer alıyor. Erken teşhis ve doğru cerrahi müdahale ise hastalara uzun yaşam fırsatı verebiliyor.

Yaş ilerledikçe risk oranı yükseliyor
50 yaşından sonra her kişiye, kolorektal tetkikler öneriliyor. Burada aileden gelen bağırsak polip hastalığı, ülseratif kolit ve bazı konjenital sendromlar, yüksek risk grubu olarak kabul ediliyor. Kolorektal kanserlerde ortalama tanı koyma yaşı 62’dir. Yaş ilerledikçe risk oranı yükseliyor. Kolon kanseri çocukluk yaşlarında seyrek görülürken, genç yaştaki hastalarda genellikle ailevi - genetik faktörler etkili oluyor.

Sabah ishalleri yaşanıyorsa dikkat!
Kolon, anatomik olarak bakıldığında sağ alt karından yukarı ve sola doğru dolanıp anüste sonlanır. Yaklaşık 1 metre uzunluğuna sahip kolon yani kalın bağırsak; sağ, yatay (transvers), inen (sol) ve son bağırsak (rektum) bölümleriyle değerlendirilir. Kökenini bu anatomik bölümlerden alan kanserler; klinik, patolojik ve tedavi yaklaşımlarına göre farklı özellik ve davranışlara sahiptirler. Sağ ve sol kolon kanserlerinin alarm verici belirtileri de farklılık gösterir. Sağ kolon kanserleri lümen içine doğru yavaş büyüyen kitleler oluşturur. Bu özelliği nedeniyle sağ kolon kanserleri gizli kan kaybına bağlı anemi, rektum kanserleri dışkıda kan görülmesi ile birlikte görülürken, sol kolon kanserleri dışkılama düzeni bozulması ve tekrarlayan ishal ile kendini hatırlatır. Bu şikayetleri olan hastalara dikkatle yaklaşılması gerekiyor. Sabah ishalleri bir uyarıcı olabilir. Sık dışkılama ve dışkı çapında değişiklikler, gaz, kötü koku ve kilo kaybı eşlik eden diğer klinik bulgulardır.

Bağırsak tıkanmaları dışkılama düzenini bozuyor
Sol kolon kanserleri kolon duvarını sıkıştırıcı tarzda çepeçevre saran bir özelliğe sahiptir. Değişik derecelerde bağırsak geçişinde tıkanmalara neden olabilmektedir. Bu tıkanma belli bir dereceye ulaştığında, gelip geçen kıvrandırıcı karın ağrıları ve dışkılama düzeninde bozulmalar ortaya çıkar. Sol kolon kanserlerinde başlangıçta kabızlık ön plandadır. Bir durgunluğa maruz kalan bağırsak muhtevası, ortamdaki bakterilerin faaliyetleri sonucu sulu kıvama dönüşerek ishal tarzında boşalabilir. Özellikle öncesinde kramp tarzında karın ağrıları ve seyrek dışkılama ile ardından görülen ishal tablosu, bir sol kolon tümörünün habercisi olabilir.

Tekrarlayan ishal yaşanıyorsa uzman desteği şart
Bir gıda zehirlenmesi ve ishalin diğer nedenleri dışlanabildiği takdirde, özellikle orta yaşın üstündeki kişilerde, yukarıda tanımlandığı gibi tekrarlayan ishal durumu mevcut ise, kolon tümörü olasılığını aydınlatabilmek için mutlaka kolonoskopik incelemeye başvurulmalıdır. İnceleme ihmal edilirse, kolonun tam tıkanması sonucu ile yüz yüze kalınabilir.

Kolonoskopik tarama altın standart
Dünya Sağlık Örgütü, kolon kanserinin erken tanısı için kolonoskopik incelemeyi altın standart olarak önermektedir. Kolonoskopi testleri, teknolojinin gelişmesi ile birlikte daha kolay, ağrısız ve kısa sürede yapılabilmektedir. Kolonoskopi, 50 yaşından sonra herkese yapılmalıdır. Ancak ailede birden fazla kişide kalın bağırsak kanseri veya yaygın polip sorunu var ise, kolonoskopik taramanın 20 yaşından itibaren yapılması önerilir. Polip tespit edildiyse en geç senede 1 kere kolonoskopi yapılmalı, polip kaybolduysa tarama 3 seneye indirilmelidir. Kanser tanısı mutlaka biyopsiyle konulmalıdır.

Kolon kanseri taraması için 50 yaş üstü kişilerde, Ulusal Kanser Enstitüsü’nce yılda bir kez parmakla rektal muayene ve gaitada gizli kan testi önerilmektedir. Şüphe çeken durum saptananlarda ise kolonoskopi ve biyopsi eklenmelidir.

Erken teşhis ve doğru cerrahi müdahale önemli
Kolon kanseri tedavisinde başarılı olabilmek için erken tanı büyük önem taşımaktadır. Öncelikle hastalığın belirtilerini yaşayan kişinin doktora başvurması, hastalığa neden olan sebeplerin özellikle poliplerin araştırılması ve belirlenmesi gerekir. Kolorektal tümörlerin tedavisi ise; hastalığın boyutuna, yerleşim yerine, evresine, hastanın genel sağlık durumuna ve diğer faktörlere bağlı olarak planlanır.

Kolon kanserinin tedavisi cerrahidir. Tümörlü olan kısım cerrahi yöntemlerle çıkarılarak, bağırsak devamlılığı yeniden sağlanır. Bu sayede tümörün yayılması engellenir. Eğer kanser güvenlik mesafesi olmayacak kadar anüse yakın bir yere yerleşmiş ise, anüsün tamamen çıkarılması ve bağırsağın karın duvarında ağızlaştırılması gerekebilir.

İlaç tedavisi korkutmasın
Tedavi sürecinde kullanılan ilaçlar, kişinin hastalıkla savaşmasına yardımcı olması açısından çok ağır değildir. Operasyon sonrasında hasta mutlaka dinlenmelidir. Kolon kanserleri, erken tanı konulduğu ve yeterli bir cerrahi işlem uygulandığı takdirde, başarıyla tedavi edilebilen ve hastaların uzun yaşam fırsatı elde edebildiği bir hastalıktır. Tedavi sürecinde ailenin desteği, hastayı daha hızlı bir iyileşme sürecine sokacaktır. Yapılan tedavilerin dışında morali yüksek olan hasta, kısa zamanda tedaviye olumlu cevap verecektir.

Hareketsizlik, obezite ve aşırı sigara tüketimi hastalığı tetikliyor
Araştırmalar bazı davranış biçimlerinin kolorektal kanserle ilişkili olduğunu göstermektedir. Fiziksel olarak hareketsizlik, obezite, aşırı alkol tüketimi, kırmızı veya işlenmiş et, rafine edilmiş tahıl ve hayvansal yağlar başta olmak üzere yağ açısından zengin beslenen kişilerde kolon kanserine yakalanma riski artmaktadır. Ayrıca, sigara içen kişilerin kolorektal kansere yakalanma olasılığı içmeyenlere göre yüzde 30-40 daha fazla olmaktadır.

Kış ayı sık sık bahçelerde ihmal edilen bir mevsimdir ama iyi tasarlanmış bir kış bahçesi yılın en soğuk günlerinde sizi sarmalayarak biraz taze hava almanızı sağlar.

Sonbahar bitmek üzere. Soğuklar kışı hissettirmeye başladı. Peki bahçenizi bu mevsim için hazırladınız mı? Eğer hazırlamadıysanız hemen kolları sıvayın…

Bireysel ve toplu yaşam alanlarına peyzaj hizmetleri sunan Astra Yönetim’den İzzet Benveniste ve İbrahim Al, kış bahçesi dekorasyon fikirlerini sizler için kaleme aldı.

KIŞIN MÜKEMMEL GÖRÜNEN BİR BAHÇE İSTİYORSANIZ…
Keyifli bir kış bahçesi tasarlamak için ilhamı dışarıda arayın. Mahallede evinizin yakınlarındaki bir park ya da doğa koruma alanlarında bir notebook ve kamerayla yürüyüşe çıkın. Tohumları, dalları ve kış yaprakları olan resmedilmeye değer görünen bütün bitkileri not edin. Bilmediğiniz bitkileri tanımaya yardımcı olacak fotoğraflar çekin. Eğer hangi tür bitki olduğunu keşfedemezseniz, internet, iyi bir bahçe kitabı size yardım edebilir.

Bunun dışında Maryland Üniversitesi, Kolombiya Üniversitesi ve Smithsonian Enstitüsü araştırmacıları tarafından geliştirilen çektiğiniz bitki fotoğrafları tanımlayan Leafsnap mobil uygulamasına da göz atabilirsiniz.

RENK, AHENK, DOKU VE BİTKİ KOMBİNASYONU
Kış bahçesi tasarımı için sizin en iyi aracınız basitçe gözlem yapmaktır. Bazen farkına varamayacağınız şeylerin kış bahçesinde gerçekten de iyi görünebileceği eğlenceli sürprizler vardır. Bir örnek, Hibiskus bitkisi. Tohumları açıldığında ve sonbaharın sonlarında tohumlar verince, içerisine kürklü kapsüller bırakır. Güzel ama farketmeden de yürüyemeyeceğiniz bir bitkidir.

BİR YERİNE ÜÇ ADET DİKİN
Kışın bitkilerin çiçekleri ve yeşilllikleri kaybolduğunda çok az görünmektedir. Örneğin kırmızı gövdeli kızılcık ağacı gibi. Bir yerine üç adet dikin. Daha büyük grup bitki, rengi yoğunlaştırarak daha büyük bir etki yapacaktır.

ÇİÇEK AÇAN BİTKİLERİ TERCİH EDİN
Mevsimlerin birinden diğerine geçisi net değildir ve aralarında, heyecan verici olan belirsiz ara geçiş alanları vardır. Erken çiçek veren ve geç açan saksı bitkileri dikerek, uzun bir kış sezonunun üçte ikisi boyunca bahçe uğraşısı yaratabilirsiniz. Birçok bitki, yapraklarını kış ortasında tamamen kaybedecek olsa da, kışın ilk zamanlarında bitkiler yapraklarına tutunurlar ve sonbahar geçmiş olmasına rağmen hala aynı renklere sahip olabilirler. Ayrıca, kışın son zamanlarında çiçek açabilecek bazı bitkiler vardır. Örneğin Cadı Fındığı gerçekten erken çiçek verir. Çiçek açan herşey çok etkileyicidir.

BAHÇENİZİ RENKLENDİRİN
Daha fazla renk üretmek için kış bahçesi bitkilerini beceriyle kullanabilirsiniz. Eğer rengi korumayı isterseniz kışın renkli gövdeye sahip kızılcık ağacı ve söğüt gibi ağaçlarla bitkilerinizi yönetmeniz gerekir. Birçok bitki gövdesinin yılın ilk iki mevsiminde parlak renkleri vardır. Sonrasında onların rengi griye dönüşür. Çalıların tomurcuğu şişmeye başladıklarında, her kış bitkisini sert bir şekilde budayarak yeni, parlak ve renkli büyümeyi sağlayabilirsiniz. Bunu çok erken yapmamaya dikkat edin çünkü, kışın bütün mesele kırmızı bir gövdeye sahip olunmasıdır. Kış bahçesi bitkilerindeki dalları sayın, her yıl üçte birini kaldırın ve her yıl en eski dalları kesin. Ardından bitkileri budayıp organik bitkileri dikin.

KIŞ BAHÇESİNDE BOSTAN
Neredeyse her kış ikliminde hindiba, kırmızı hindiba, lahana ve acı marul gibi doyurulmuş yeşiller, yıl boyunca gelişebilir. Diğer kış ürünleri brokoli, Brüksel lahanası, karnabahar, lahana, rezene, yaban turpu, yer lahanası ve kış kabağıdır. Ağır malç, bahçe battaniyeleri ve sıra örtüleri ile koruma eklenmesiyle, gıda yetiştirme başarınızı artırabilir.

Kış boyunca besin ürünlerini yetiştirmeyi planlamıyorsanız, sebze dikim yerlerinde çavdar, sorgum veya karabuğday gibi bitkisel ürünlerin yetiştirilmesi akıllıca olacaktır. Örtü bitkileri, güzel bir doku ve hareket sağlarlar ayrıca, bahar için malç materyali sağlayarak toprağın daha sağlıklı olmasına yardımcı olurlar. Onları tohumlanmadan önce budayın.

YABAN HAYATINI UNUTMAYIN
Size sunduğu güzelliğin yanı sıra, kış bahçeniz aynı zamanda bölgenizdeki yaban hayatı için yiyecek ve yaşam alanı sağlamaya yardımcı olur. Kuşlar, kışın hayatta kalmak için tohumlara güvenir ve yararlı böceklerin kış uykusuna yatacak yerlere ihtiyacı vardır. Kuşları ve diğer hayvanları bahçenize çekmekle ilgileniyorsanız, doğal bitkileri seçmek iyi bir başlangıç noktasıdır. Bölgenizdeki böceklerin kış uykusu için malzemeler ve doğal olarak kuşlara besin sağlayan bitkiler kullanın. Kışın meyvelerini muhafaza eden ve çok tohumlu herşey soğuk aylarda kuşlara taşınması için iyidir. Eğer bir kuş meraklısıysanız, bir adım ileriye gidin ve kış bitkilerini hem iç hem de dış mekana konumlandırılmış yüksek bir yerde tahta kuş evleri veya kuş yemlikleriyle beraber takviye edin.

BANKLAR, MASALAR, BAHÇELER, ÇEŞMELER, ÇARDAK
Son olarak, yapısal tasarımın miktarını, stilini ve sıralamasını göz önünde bulundurun. Örneğin, banklar, masalar, bahçeler, çeşmeler, çardak, balkon basamak taşı veya döşeme ve patika vb.
Bahçenizdeki çardak, havuz gibi yapısal tasarımları, en çok fayda sağlayabileceğiniz yerlere yerleştirip yerleştirmediğinizi düşünün. Yeni bir kat boya ya da eklemek istediğiniz herhangi bir parça var mı? Şerit şeklinde kesilmiş kabarık çimenlerle çevrili renkli bir bahçe tezgahı, oldukça hoş bir oturma alanı sağlar. Taş, kaya veya tuğladan yapılmış ve sarmaşıklarla çevrili bahçe duvarları ilginç bir doku karışımı sergiler ve karla kaplı güzel görünürler. Fakat düzenlediğinizden emin olun, yoksa muhteşem kar manzaralarını ve narin tohumları mahvedecek banklar ve verandalar istemezsiniz.

Parlak renk ve ilginç dokularla, heykelsi ağaçlarla ve sağlam köklerle, her daim yeşil ağaçlarla ve çalılarla, taş, tuğla, kaya veya ahşap ile birlikte kışlık cephanenizi eksiksiz kullanın.
Boşlukları tanımlamalı ve odak merkezinizi yaratmalısınız. Hangi unsurları seçerseniz seçin, kış mevsiminin güzelliklerinin bahçenize ilham vermesine izin verin.

BAHÇENİZE BUNLARI EKEBİLİRSİNİZ
Çin Taşkıran Çiçeği, Yaban Elması, Washington Akdiken, Turuncu ve Kırmızı Kirazlar, Ekinezya, Ebegümeci, Sibirya Zambağı, Sumak.

Huş Ağacı, Coral Embers Söğütü, Akçaağaç, Sepetçi Söğüdü, Adaçayı, Sarıçam, Kızılcık Kirazı.

Kamış Çim, Kakone Çimi, Ortanca, İran Sarmaşığı, Kardelen, Düğün Çiçeği, Kış Şimşiri, Güvercin Ağacı, Porsuk ağacı.

“Akıllı Şehirlere Dönüşüm Hareketi” kapsamında 2023’e kadar belirlenen iller akıllı şehir haline dönüştürülecek!

Kamu kurumlarının hizmetlerini ileriye taşımak için, yenilikleri takip ederek entegrasyonlarını gerçekleştirmek üzere akıllı şehirler konusunda çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşu Kamu Teknoloji Platformu (KTP) tarafından başlatılan, “Akıllı Şehirlere Dönüşüm Hareketi” tüm hızıyla ilerliyor. 2023 yılına kadar akıllı şehirlere dönüşüm özelinde çalışma yapılacak iller Sakarya, Gaziantep, Kayseri, Ankara ve Antalya olarak belirlendi. Seçilen illerden 3 tanesinin 2023’e kadar bu dönüşümü tamamlaması öngörülüyor. Öncelik ulaşım olacak.

Belirlenen illerin Büyük Şehir Belediyeleri’nin binalarına kurulacak Akıllı Çözüm Merkezi ile ulaşımdan enerjiye, güvenlikten sosyal yaşama kadar birçok alanda şehir yönetimi tek merkezden sağlanacak. 2023 yılına kadar Sakarya, Gaziantep, Kayseri, Ankara ve Antalya özelinde projelerin hayata geçirileceğini belirten Kamu Teknoloji Platformu Başkanı Erdem Akçıl, “Hedef: 2023 yılında Türkiye’den 3 akıllı şehir çıkarmak…” dedi.

Trafik sorunu yüzde 25 iyileştirilecek

Seçilen 5 şehirde başlatılacak akıllı şehir projeleri kapsamında kavşakların akıllanması ile trafik sorunun yüzde 25 iyileştirilmesi hedefleniyor. Proje kapsamında kurumlararası işbirliği sağlanarak akıllı kavşaklar ile araç sayıları belirlenecek, sensörler ile trafik lambalarının süreleri ayarlanacak. Ambulans ve itfaiye gibi acil durum araçları GPS ile takip edilerek geçiş üstünlüğü sağlanacak.
Bisikletlerin toplu taşımayla entegrasyonunun da sağlanacağı projede, akıllı bisiklet durakları kurulacak. Proje kapsamında, ulaşım kartlarının birleştirilerek standart hale getirilmesi, akıllı duraklar ile duraktaki engelli ya da yaşlı yolcudan otobüs şoförü önceden haberdar edilmesi gibi birçok alt proje yer alıyor.

Kamu Teknoloji Platformu Başkanı Erdem Akçıl, akıllı şehirlere dönüşümün Türkiye’nin teknolojik dönüşümünün en önemli parametrelerinden biri olduğuna değindi: “Toplumumuz ve gezegenimiz için sürdürülebilir bir yaşam sağlamak üzere, var olan şehirleşme ve çevresel sorunlara yenilikçi çözümler üretmek için harekete geçerek geleceği planlamak zorundayız. Bu anlamda teknolojinin etkin kullanımı çok önemli. Enerji, güvenlik, ulaşım gibi farklı 6 alanda yatırım projesi ile hayatı kolaylaştıracağız. Akıllı kavşaklar trafiği rahatlatacak, belediye binasını akıllı hale getirerek ile %20’den fazla enerji tasarrufu sağlayacağız. Ulaşımda bisikleti yaygınlaştırarak, metro istasyonlarında akıllı kütüphaneler kuracağız.

Amacımız; bu çalışmalar ile sorunların çözümüne katkı sunmak ile beraber, uygulamaların tüm Türkiye’de yaygınlaşmasını sağlamak. Bu nedenle bu sene itibariyle Belediyelerde görev alan uzmanlara akıllı şehirlere dönüşüme yönelik eğitimler vermeye başladık. Bunun yanı sıra belediyelerin gerçekleştirdiği akıllı uygulamaları www.akillisehirler.org portali üzerinden paylaşarak, örnek teşkil etmesini sağlıyoruz. Geçtiğimiz yıl ilkini düzenlediğimiz Uluslararası Akıllı Şehirler Konferansı’nın ikincisini bu yıl 1 Mart 2017’de gerçekleştirerek bu dönüşümün tüm taraflarını yine bir araya getireceğiz…”dedi.

Magazin

Haber TV

Medya

Cat-5

Cat-6