22 Ağustos 2017 Salı

Türkiye’yi kadınlar yüzde 20 büyütecek

Türkiye’yi kadınlar yüzde 20 büyütecek

Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde 145 ülke arasında 130‘uncu sırada. Bu veri ekonomiyi de olumsuz etkiliyor. Çünkü iş yaşamındaki cinsiyet eşitsizliği Türkiye’de kadın emeğinin ekonomiye yansımasını engelliyor. 

Oysaki Türkiye, kadınların çalışma hayatına katılım oranını OECD ortalamasına çekebilirse GSMH’sini yüzde 20 büyütebilir. Genç Yönetici ve İş Adamları Derneği (GYİAD) Kadın Çalışma Grubu’nun KPMG işbirliği ile gerçekleştirdiği etkinlikte “Geleceğin iş kadınları kilidi nasıl kırabilir?” sorusunun yanıtı arandı.

Genç Yönetici ve İş Adamları Derneği (GYİAD) Kadın Çalışma Grubu’nun KPMG işbirliği ile düzenlediği atölye çalışması gerçekleştirildi. “Geleceğin iş kadınları kilidi nasıl kırabilir?” sorusunun yanıtının arandığı çalışmada, KPMG’nin, lider kadınların yönetim katlarındaki engelleri nasıl aştığını araştıran “Kilidi Kırmak” başlıklı raporunun bulguları esas alındı.

Toplantının ev sahipliğini yapan GYİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İlkay Demirdağ, dernek olarak dönüşüme büyük önem verdiklerini ve dönüşümün merkezine de kadını koyduklarını ifade etti. Demirdağ, “Bu ülkedeki dönüşümün kadından başlayacağını düşünüyoruz. Türkiye ve dünyada cinsiyet eşitsizliği problemi var. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin gündeme gelmesi ve bununla ilgili bir farkındalık yaratılması bizim temel hedeflerimizden. GYİAD Kadın Çalışma Grubu olarak diğer temel amacımız; kadının ekonomiye kazandırılması ve çalışma hayatındaki kadınların güçlendirilmesi ve şirketlerde kadınların yönetimde etkinleştirilmesi. Bunu kendimize bir başarı kriteri olarak belirledik. Kadının ekonomi hayatına katılımı GSMH’yi doğrudan etkiliyor. Dolasıyla daha fazla kadının üretiyor olması, etkin olması öncelikli hedeflerimizden biri. Türkiye’nin kadınlar ile erkekler arasında iş gücüne katılım konusunda oluşan farkın 2025 yılına kadar yüzde 25'e düşürme hedefi var. Bu hedefin gerçekleşmesi için çalışıyoruz, OECD ortalamasını mutlaka yakalamamız lazım. OECD rakamlarını yakalayabilirsek, kadınların iş gücüne katılımlarının artması ile Türkiye'nin GSMH'si 2025’te yüzde 20 artma potansiyeline sahip” dedi.

Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Feyza Ak Akyol’un eğitmenliğinde, katılımcılarla etkileşimli bir ortamda düzenlenen atölye çalışması kapsamında toplumsal cinsiyet eşitliği ve ayrımcılık, uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuatta toplumsal cinsiyet eşitliği bakışı ele alındı. Grup çalışmalarında ise cinsiyet ayrımcılığı olarak dil kullanımı, yönetimde cam tavanlar, iş ve yaşam dengesi ile geleceğin iş kadınları İçin anahtar kavramlar gibi başlıklar değerlendirildi.

145 ülke arasında 130’uncu sırada
Doç. Dr. Feyza Ak Akyol, Türkiye’nin Dünya Ekonomik Forumu Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde 145 ülke arasında 130‘uncu sırada bulunduğunu belirterek, bu durumun ekonomiye ve kalkınmaya da olumsuz yansıdığını söyledi. Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde üst sıralarda olan ülkelerin GSMH sıralamasında da üstte olduğuna dikkat çeken Akyol, kadınların iş yaşamındaki varlığının artmasının Türkiye’nin büyümesine büyük katkı sağlayacağını ifade etti. Akyol, “Dünya Bankası’nın yaptığı çalışmalar bize gösteriyor ki, kadın istihdamındaki yüzde 6’lık artış, yoksulluğu yüzde 15 düşürüyor. O yüzden kadınlara pozitif ayrımcılık yapılmalı, üst düzey yöneticiliğin artması için fırsatlar yaratılmalı. Esnek çalışma saatleri ve babalık izinleri ekonomiye katılımı artıracaktır” dedi.

Kilidi kırmanın 10 şartı

  • Toplantıda, KPMG Türkiye Kilidi Kırmak araştırmasına katılan orta ve üst düzey yöneticilerin önerilerinden derlenen, yönetim katındaki kadınların, iş hayatında kalıcı olup kariyer yapmak isteyen hemcinsleri için sıraladığı 10 şart ve kilidin nasıl kırılacağına dair basit formüller şöyle açıklandı:
  • İyi bir eğitim alın
  • Kadın olmakla ilgili önyargıları unutun
  • Kendinize güvenin
  • Cesur olun
  • En iyisini yapabileceğinize inanın
  • Detaycılığı bir kenara bırakın
  • Karar almaktan çekinmeyin
  • Çok ama planlı çalışın; kendinize ve sevdiklerinize mutlaka zaman ayırın
  • Stres başarının en büyük düşmanıdır, sakin olun
  • Hem çocuk hem kariyer yapmak pekala mümkün, hayatı ıskalamayın


GYİAD hakkında:  
Genç Yönetici ve İş Adamları Derneği (GYİAD), 1986 yılında, genç yönetici ve işadamlarının ihtiyaç ve sorunlarına çözüm üretmek ve onları çeşitli platformlarda temsil etmek amacıyla kurulmuştur. GYİAD, toplum üzerinde genç yönetici ve işadamlarının siyasi ve ekonomik etkisini artırmak için çalışmalar yapan, yaratıcı girişimcilik projelerini destekleyen ve hızla büyüyen, etkili ve öncü bir sivil toplum örgütüdür. GYİAD, sosyal sorumluluk projeleri üretmek, üyeler arası ticari ilişki ve işbirliğinin artırılması yönünde çalışmalar yapmak ve sektörel sorunların çözümüne yönelik projeler geliştirmek üzere faaliyetlerini sürdürmektedir.

Türkler tatlı yiyerek sosyalleşiyor

Türkler tatlı yiyerek sosyalleşiyor

Türkiye'nin beslenme ve sağlıklı yaşam alanında faaliyet gösteren öncü kuruluşlarından Sabri Ülker Vakfı, 4. Beslenme ve Sağlıklı Yaşam Zirvesi'nde "Yeme Davranışının Sağlık Etkileri"ni masaya yatırdı. 

Dünyaca ünlü bilim insanları, yeme davranışlarının, sağlık üzerindeki etkilerini bilimsel çalışmalarla gözler önüne serdi. Zirvede Avrupa Gıda Bilgi Konseyi'nin (EUFIC) koordine ettiği, Türkiye dahil 5 ülkede yapılan "Gıda Seçimini Tetikleyen Faktörler/ Driver's Of Food Choice " araştırmasının sonuçları da ilk kez kamuoyuyla paylaşıldı. Araştırma sonuçlarına göre, Türklerin gıda seçimlerini gıdadan aldıkları keyif ve sağlıklı hissetme duygusu belirliyor.

Avrupa Gıda Bilgi Konseyi'nin (EUFIC) koordine ettiği, "Gıda Seçimini Tetikleyen Faktörler/ Driver's Of Food Choice" araştırmasının sonuçları ilk kez Türkiye'de Sabri Ülker Vakfı'nın düzenlediği 4. Beslenme ve Sağlıklı Yaşam Zirvesi'nde açıklandı. Türkiye ayağını Sabri Ülker Vakfı'nın yürüttüğü proje, İngiltere, İtalya, Fransa ve Polonya'da gerçekleştirildi. Bilimsel danışmanlığını Danimarka Aarhus Üniversitesi Pazarlama Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Klaus Grunert'in üstlendiği araştırmada; kahvaltılık gevrekler, hazır yemekler, yoğurt, tatlı atıştırmalıklar, bisküvi ve soğuk içecekler olmak üzere altı farklı ürün grubunu tüketen insanların ne hissettikleri, o ürünü neden tükettikleri sorgulandı. Prof. Grunert,
"Beş ülkede gerçekleştirdiğimiz görüşmeler sonucunda, hem ürün kategorileri hem de ülkeler arasında seçimi etkileyen etkenler bakımından önemli farklılıklar olduğunu gördük. Araştırmayı gerçekleştirdiğimiz bütün ülkelerde üründen alınan keyif, haz ve ürünün sağlıklı olduğu algısı, en önemli seçim etkenleri olarak ortaya çıkarken; güven, marka ve ekonomik faktörlerin de önemli rol oynadığını gördük" dedi.

Araştırma sonuçlarına göre, İtalyanların markaya önem verirken, Türklerin ise lezzet aradığını söyleyen Prof. Grunert, Polonyalıların gıdaya yakıt gözüyle baktığını ve tercihlerinde daha çok ekonomik faktörlerin rol oynadığını belirtti.

Ürün tercihini lezzet belirliyor
Araştırma sonuçları ülkelerin aynı gıdaya nasıl farklı bir bakış açısıyla yaklaştığını da gözler önüne seriyor. Kahvaltılık gevrekler, İtalyanlar için sağlık ve dengeli beslenmeyle eşdeğerken Fransızlar için sağladığı enerjiyle üretkenliği artıran bir gıda olarak görülüyor. Polonyalılar ve Türkler kahvaltılık gevrekleri pratikliği nedeniyle zaman kazandırdığı ve sağlıklı olduğu için tercih ediyor. Soğuk içeceklerde ise İngilizler lezzet ve sağlık arıyor. İtalyanlar bu tarz içecekleri gıda israfını azalttığı, tasarruf ve kilo kontrolü sağladığı için tüketiyor. Fransızlar soğuk içeceklerde meyve ve vitaminler içermesi gibi farklı özellikler ararken Türkler sağlığı ve lezzeti meyveli soğuk içeceklerde buluyor.

Türkler tatlıyla sosyalleşiyor
Gıda Seçimini Tetikleyen Faktörler araştırması, Türklerin tatlı tercihlerinin sosyalleşme ile ilişkili olduğunu da ortaya koyuyor. Araştırmanın yapıldığı her ülkede mutluluğun yolunun dengeli beslenmeden geçtiğini sonucu görülürken İtalyanlar, İngilizler ve Fransızlar için yoğurt tüketmek mutluluk veriyor. Araştırmaya göre, Türkler gıdalarla ilgili farklı bilgiler yüzünden sağlıklı seçim yapmakta zorlanıyor. Avrupalılar bisküvi gibi tatlı atıştırmalıklardan lezzetli olduğu için haz duyarken, Türkler ise lezzetin yanı sıra sosyalleşmeye yardımcı olduğu için de tatlı ürünler tüketiyor.

Gelinliğe 5 kala fit olma rehberi

Gelinliğe 5 kala fit olma rehberi

Hayatınızın en özel gününe, yıllardır hayalini kurduğunuz o beyaz elbiseyi giymenize sayılı günler kaldı ve siz hâlâ kendinizi hazır hissetmiyorsunuz. Kendinize kızmayı bırakın, hiçbir şey için geç sayılmaz

Sevdiğimizle hayatımızı birleştirdiğimiz o gün, şüphesiz biz kadınların hayatındaki en önemli ve unutulmaz günlerinden biri... Haliyle yıllardır hayalini kurduğunuz bu günde kusursuz görünmek hepimizin hakkı. Gelinliğiniz ister straplez, ister uzun kollu, ister kabarık, ister düz bir elbise formunda olsun, fit bir vücut şart! Dahası o elbiseyle çekileceğiniz fotoğrafların hayat boyu önünüze çıkacağını unutmayın ve hemen harekete geçin. Düğün öncesi kısa sürede vücudunuza özgüven kazandıracak pratik çözüm önerilerini derledik...

Olmazsa olmaz 9 püf nokta
Egzersiz programında en çok kollarınıza, omuzlarınıza ve sırtınıza odaklanın. Çünkü gelinlikte bacaklar daha kolay kamufle olabiliyor.

Koşturmaca içerisinde uzun saatler spor yapmaya vaktiniz olmadığını biliyoruz. En azından günde 15 dakika da olsa evde kalp atışınızı hızlandıracak, ter dökmenizi sağlayacak bir spor programı uygulayın. Merdiven inin çıkın, gidebildiğiniz yerlere yürüyerek gidin. Bu, hayatınızın en stresli dönemlerden birinde kendinizi daha iyi hissetmenizi de sağlayacak.

Zayıf görüneceğim derken şok diyetlerle vücut direncinizi düşürmeyin. Almanız gereken besin öğelerinden ödün vermeyin. Her gün yeterli ölçüde süt, yoğurt, peynir, meyve, sebze, protein, yağ ve karbonhidrat tüketmeye gayret edin.

Bol bol su için. Düğününüzde ışıltılı ve pürüzsüz bir cildinizin olması için, günde 2 litre su içmeye, çay ve kahveyi çok fazla tüketmemeye çalışın. E vitamininden zengin olan bademi ortalama olarak 1 avuç olacak şekilde tüketin.

Düğüne sayılı günler kala tuz tüketiminizi kontrol altında tutun. Çünkü tuzlu gıdalar vücutta su tuttuğu için ödem oluşur. Bu arada uzmanlar düğün stresi ve heyecanıyla gelinlerin sıklıkla kabızlıktan mustarip olduğunu söylüyor. Bunun için bitki çaylarından destek alabilirsiniz.

Bu dönemde uzun süre kendinizi aç bırakmayın ama çok sık ara öğün yapmaktan kaçının. Düzenli uyuyun. Araştırmalar 24.00-04.00 arasında uyumanın, zayıflamaya yardımcı olduğunu söylüyor.

Sürekli oturarak çalışıyorsanız en azından her saat başı yerinizden kalkıp hareket edin. Mesela dizlerinizi kırarak çömelip kalkın. Haftada 1-2 kez kese yapın.

Tatlı krizinde küçük bir parça bitter çikolata yiyin.

Haftada en az 1 gün omega 3 alarak vücut direncinizi artırın. Balık ve ceviz tüketmeyi ihmal etmeyin.

Kollarınızı sıkılaştırın, sırtınızı güçlendirin

1- Triceps
Bu hareketi bir su şişesi ya da dumbell ile yapabilirsiniz. Önce iki elinizle tuttuğunuz ağırlığı ensenize doğru, kollarınızı geriye bükerek yaklaştırın ve derin bir nefes alın. Ardından nefesinizi kontrollü bir şekilde vererek, kollarınız dümdüz olana dek ağırlığı kaldırın. Kollarınızı öne doğru çekmeyin, dirsekleriniz de sabit olsun. Kollarınızı başınızın hizasından aşağı düşürmemeye çalışın. Hareketi doğru şekilde yaptığınızda arka kol kaslarınızın çalıştığını hissedeceksiniz. Bu hareketi 10-15 tekrar ile yapın. Başlangıçta 2, daha sonra 3 set uygulayın. Setler arasında 1 dakika boyunca dinlenin.

2- Biceps
Ön kol kaslarınızı geliştirip kollarınızı sıkılaştıracak olan bu egzersizi 1-3 kilo arası dumbell ile ya da su şişesiyle evinizde kolaylıkla yapabilirsiniz. Önce bacaklarınızı omuz genişliğinde açın. Kollarınız, avuçlarınız dışarıya bakacak şekilde yanlarda olsun. Dirseklerinizi yukarıya kaldırmadan, kollarınızı bükülerek ve derin nefes alarak ağırlığı kaldırın. Dirseklerinizi mümkün olduğunca başlangıç pozisyonundan ayırmayın. Ağırlıkları indirirken nefesinizi verin. Bu hareketi 10-15 kez tekrarlayın. Başlangıçta 2, daha sonra 3 set uygulayın. Setler arasında 1 dakika boyunca dinlenin.

Karın bölgenizi sıkılaştırın

1- Makas
Sırt üstü uzanın. Karnınızı içinize çekin. Bacaklarınızı adeta bir makas gibi kapatıp açın. Bu arada elleriniz kalçalarınızın kenarında ve hafif altında olsun. Bacaklarınız da yukarıda ve parmak uçlarınız ileriyi gösterecek şekilde uzatılmalı. Dizlerinizi bükmemeye ve çenenizi göğsünüze yaklaştırmamaya çalışın. 15 kez tekrar edebilirsiniz. İkinci sete başlamadan 1 dakika ara verin. Çok zorlanmazsanız 3'üncü seti de yapabilirsiniz.

2- Crunch
Düzenli olarak uygulanan crunch ile abdominal kaslar ve üst karın bölgesi gözle görülür şekilde sıkılaşır. Yere sırt üstü uzanın ve dizlerinizi kırın. Daha sonra ayaklarınızı topuklarınızın üstünde olacak şekilde hafifçe kaldırın. Ellerinizi başınızın altına doğru alın ve gövdenizi kürek kemikleriniz havaya kalkacak şekilde kaldırın. Burada önemli olan hareket sırasında kürek kemiklerinizin tamamen havaya kalkması, ayaklarınızın topuklarınız üzerinde yerden kesilmesi ve karın kaslarınızın iyice sıkılması...

Libya'ya Nasıl Gidilir?

Libya'ya Nasıl Gidilir?

Afrika kıtasının kuzeyinde yer alan bir ülke olan Libya'nn nüfusu yaklaşık olarak 7 milyon civarındadır. Kuzey kısmında Akdeniz, güney kısmında Nijerya, doğu kısmında Mısır ve batı kısmında Cezayir ve Tunus gibi ülkelerle komşu olan Libya'nın coğrafi olarak bakıldığı zaman dünyanın en büyük 17. ülkesi olduğu görülmektedir. Afrika kıtasında yer aldığı için diğer ülkeler gibi çöl iklimine sahip olan bir ülkedir ve petrol yataklarının yer almasından dolayı da kıtadaki zengin devletler arasında yer almaktadır.

Libya Kısa Tarihi

Yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda ilk tarihinin M.Ö 400'lü yıllara dayandığı görülen ülkede ilk olarak Berberi adı verilen bir topluluğun yaşadığı görülmekte. Berberiler bu ülkeye o zamanlar "Lebu" adını vermiş daha sonrada Yunanca da bu isim "Libya" olarak değiştirilmiş ve günümüze kadar bu isimle gelmiştir. Romalılardan Bizanslılara kadar pek çok ülkenin istilası içerisinde kalan bu sınırlar pek çok halkın kendi etnik özelliklerini de barındırmaktadır. Çoğu uluslarla bu yollardan irtibat kurmuş olan insanların bulunduğu ülke de hala İtalyanca, İngilizce, Arapça ve Berberice dilleri konuşulmaktadır.

Libya Etnik ve Coğrafi Yapısı

Libya ülkesinin genel nüfusunu Araplar oluşturmaktadır. Arapların çoğunluğu da Müslümanlardan oluşmaktadır. Hala varlığını sürdüren Berberiler de bu ülkede varlıklarını sürdürmeye azınlık olarak da olsa devam ettirmektedir. Libya ülkesinin coğrafi şartlarının genellikle çöl olmasından dolayı özellikle yaz aylarında görülen kuralık sebebiyle ziyaret ve gezi amaçlı gidecek olan kişilerin gidiş zamanını kış dönemine getirmeleri daha akıllıca bir tercih olacaktır.

Libya'ya Nasıl Gidilir?

Libya'ya gezi amacıyla gitmek isteyen kişilerin Türkiye üzerinden yapacakları seyahat Sabiha Gökçen Havalimanı üzerinden ya da Atatürk Havalimanı üzerinden direk uçuşlarla gerçekleştirilebilmektedir. Uçuş seçenekleri arasında direk başkent Trablus'a iniş yapılabileceği gibi Bingazi, Misurata ve Sebha kentlerine de iniş seçenekleri bulunmaktadır. Özellikle Sahra çöllerini gezecek olan kişiler adına önce Sebha havalimanına iniş yapmaları gerekir. Libya ülkesinin vizesi 90 günün aşılmaması kaydıyla Türkiye'den gidecek olan kişiler için vizeden muaf tutulmaları esasına dayanmaktadır. Yalnızca pasaport yeterlidir.

Plures Travel
Adres: İstanbul Dünya Ticaret Merkezi - EGS Business Park Blokları No: 9 Yeşilköy - Bakırköy İstanbul / Türkiye
T// +90 212 465 33 32
F// +90 212 465 83 36
https://www.plurestravel.com.tr/libya-ucak-bileti

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Ev satın alırken bunları mutlaka kontrol edin

Ev satın alırken bunları mutlaka kontrol edin

Bahar dönemiyle birlikte ev satışlarında artış yaşandığını belirten ödüllü Gayrimenkul Danışmanı Evrim Kırmızıtaş, yatırım ya da kullanım için ev satın almayı düşünenlerin dikkat ve kontrol etmesi gerekenleri anlattı...

1- DUVAR KONTROLÜ
Satın alacağınız evin duvarlarında hasar olup olmadığını ilk bakışta anlamak zordur. Bu sebeple iyice incelenmelidir. Gereken noktada kuvvetli bir ışık yardımı ile özellikle tavan boyasının dalgalı ya da pürüzlü olup olmadığı kontrol edilmelidir. Eğer duvarlarda boya yerine duvar kağıdı kullanılmışsa, ek yerlerinin düzgün olup olmadığını inceleyin.

2- BİRLEŞİM YERLERİ
Özellikle eski tip ve kullanılmış evlerde pencere ve pervaz arasında ya da duvar birleşim yerlerinde boşluk ya da düz olmayan kısımlarla karşılaşmak olasıdır. İyice kontrol edilmelidir.

3- ZEMİNE DİKKAT
Özellikle zemini parke olan evleri satın alırken iki kere kontrol etmek gerekir. Çünkü parkelerde kabarma, oynama ve esneme olması mümkündür. Bazı bölümlerde zeminde ciddi yükseklikler bile bulunabilmektedir. Eğer seramikler yüzeyler mevcut ise tahribata dikkat etmek gerekir. Ve tabii ki yama yapılıp yapılmadığı da incelenmelidir. Ufak ton farkları ile yapılmış yamaları gözden kaçırmadan sorgulamak gerekir. Kapı ya da dolap arkasına saklanmış olabilecek defoları da unutmayın!

4- AHŞAP ÜRÜNLER
Ahşap malzeme pek çok evde kapılarda ya da mutfak dolaplarında kullanılır. Evet, bu malzemenin görüntüsü sıcak ve hoştur. Ancak ağaç ve işçilik iyi değilse, ileride çok fazla soruna sebep olabilir. Bu yüzden görüntüsüne değil, sağlamlığına dikkat edilmelidir. Öncelikle ürünlerin hangi ağaçtan yapıldığı sorgulanmalıdır. Bu konuda sıkıntı yoksa, işçiliğe bakılmalıdır. Yamukluk, kabarma ya da esneme olup olmadığına dikkat edilmelidir.

5- TESİSATI KONTROL EDİN
Evin su ve elektrik tesisatı çok önemlidir. Eğer eski bir ev satın alıyorsanız, ne zaman yenilendiğini sorgulamalısınız. Banyodaki vitrifiyelerin paslı olup olmadığını ya da su kaçırma durumu olup olmadığını kontrol edin. Aynı şekilde elektrik tesisatına dikkat edilmeli. Prizlerin, aydınlatma anahtarlarının ve tepe lambalarının çalıştığından emin olun.

6- EŞYALARI DENETLEYİN
Eğer ankastre ürün ve marka taahhüdü verilmiş bir yer satın alıyorsanız, bunların kontrolünü yapın. Varsa ankastre ürünlerin çalıştığından emin olun. Ve tabii ki pas, darbe ve çizik olup olmadığını kontrol edin. Satın aldığınızda evde kullanılan ürünler ile ilgili marka taahhüdü mevcut ise bu markaların doğruluğundan emin olun.

Açık Büfe Kahvaltılarda Sahte Bal Riski

Açık Büfe Kahvaltılarda Sahte Bal Riski

Bal adı altında satılan ve içine glikoz şurubu, renklendirici ve esans başta olmak üzere çeşitli katkı maddeleri ilave edilen ürünler tüketicilerin sağlığını tehdit ediyor. Sahte ballar, kahvaltı salonları ve otellerde özellikle açık büfe ile her şey dahil sistemde ambalajsız olarak sunuluyor.

Gıdada taklit ve tağşiş yapılan besinlerin arasında bal ilk sıralarda yer alıyor. Son dönemde bazı üreticiler, bal adı altında satılan ürünlerin içine glikoz şurubu, renklendirici ve esans başta olmak üzere çeşitli katkı maddeleri ilave ederek, tüketici sağlığını hiçe sayan hilelere başvuruyor. Yapılan gıda hileleri, tüketicilerin sağlığı için büyük risk oluşturuyor. Merdiven altı üretilen ve çeşitli katkı maddeleri ilave edilerek satılan ürünlere yönelik tüketiciler dikkatli olmaları konusunda uyarıldı.

"Piyasada Arı ile Karşılaşmamış Bal Var"

Piyasada satılan ballarda, glikoz şurubunun yanı sıra petrol ürünlerinin de kullanıldığını belirten Honeyci markasının kurucusu ve 32 yıllık bal üreticisi Ahmet Bağran Aksoy, "Glikoz şurubunun içine biraz renklendirici ve esans ilave ediliyor, bal adı altında satılıyor. Doğal izlenimi veren petek ballarda ise, saf bal mumumdan yapılmış petek kullanılması gerekirken, çok daha ucuz olan petrol ürünü mumdan petek kullanılıyor. Bal kavanozlarının üzerinde yer alan içindekiler kısmına belli olmayacak kadar küçük harflerle glikoz şurubu yazılıyor. Sahte ballar, kahvaltı salonları ve bazı otellerde, özellikle açık büfe ve her şey dahil sistemde açık bir şekilde sunuluyor" ifadelerini kullandı.

Tüketeceğiniz Ürünleri Kontrol Edin

Merdiven altı üretilen ve bal adı altında satılan ürünlere yönelik tüketicileri uyaran Aksoy, "Tüketiciler içine katkı maddesi katılan ürünleri kontrol imkanı bulamıyor. Maliyeti düşürmek için merdiven altı üretilen ve bilinmeyen ürünleri kahvaltı salonları ile otellere sokmamak gerekiyor. Bal diye kendilerine sunulan şeyin aslında ne olduğunu tüketiciler kontrol etmeli" dedi.

Yaz güneşinden sağlıkla faydalanın!

Yaz güneşinden sağlıkla faydalanın!

Güneş D vitamini emilimi açısından vücut için son derece yararlıyken, bilinçsiz davranışlarla maruz kalınan zararlı ışınları nedeniyle pek çok cilt rahatsızlığına davetiye çıkarabiliyor. Bir yıl boyunca beklenilen yaz tatilinin vücutta istenmeyen sonuçlar bırakmaması için güneşten korunmaya özen gösterilmesi gerekiyor. 

Memorial Etiler Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü'nden Uz. Dr. Zerrin Baysal, yazın cilt sağlığının korunması için önerilerde bulundu.

Güneş hem cilt kalitesini hem de sağlığını bozuyor
Yaz denilince akla ilk olarak tatil yani deniz-kum-güneş üçlüsü gelmektedir. Ancak bu üçlüden güneş cilde önemli zararlar vermekte, kişiyi yaşlandırmakta; deride leke, çillenme, cilt maskesi gibi sorunları da beraberinde getirebilmektedir. Güneş ayrıca estetik ve sağlık açısından zararlı olan bu oluşumların yanı sıra deri kanserinin de en büyük tetikleyicilerinden biri olarak kabul edilir. Bu sorunlarla başa çıkmanın yolu da güneşle olan ilişkiyi doğru ayarlamak yani bilinçlenmekten geçmektedir.

Cilt kanseri ben geliyorum diyor
Ozon tabakasının incelmesi hatta yer yer delinmesi, yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınlarını artırmaktadır. Böylece sağlık kaynağı olarak bilinen güneşin zararlı etkileri ortaya çıkar. Güneş ışığı cilde temas ettiğinde, deride hücre düzeyinde bozulmalara neden olmaktadır. Bu farklılaşmadan etkilenmemek için de deri kalınlaşıp bronzlaşarak yeni hücre yapımını sağlar. Derinin savunma mekanizması olan tüm bu önlemlere rağmen yine de birtakım istenmeyen değişiklikler ortaya çıkabilmektedir. Damarlarda genişleme ve deri kızarıklığı oluşmaktadır. Maruz kalınan sürenin fazlalığı ise güneş yanıklarına yol açar. Kronik maruziyeti ve genetik yatkınlığı olan kişilerde deri kanserleri, alerjik durumlar, deri yaşlanması, kılcal damarlarda genişleme, deride renk değişiklikleri gibi istenmeyen durumlar görülebilmektedir.

Geçtiğimiz sene kullandığınız güneş koruyucuyu değiştirin
Yazın gelmesini heyecanla bekleyen pek çok kişi, tatile çıktığında bu dönemi kendince "en verimli" şekilde geçirmeye çalışır. Oysa birkaç hafta sürecek bronzluk için gelecek yıllarda cilt kanseri başta olmak üzere, kırışıklık ve leke gibi sorunlara davetiye çıkartılmaktadır. Güneş ışınlarının bu zararlı etkilerinden korunmak için güneş koruyucu kullanımı çok önemlidir. Bu ürünler, zararlı UV ışınlarını emerek ya da yansıtarak cildin zarar görmesini engellemektedir. Ancak kullanılacak ürünlerin hem UVB hem de UVA'ya karşı koruyucu olması önem taşımaktadır. Güneş koruyucu ürün kullanmak ve gerekli tedbirleri almak, öncelikle derinin yanarak hasara uğramasını, kalınlaşmasını önleyerek kırışıklıkların oluşmasını yavaşlatmaktadır. Kullanılacak ürünler kimyasal içeriklidir ve son kullanma tarihleri bulunmaktadır; bu nedenle önceki yıllardan kalan güneş koruyucular etkisini kaybetmekte, deriye yarardan çok zarar getirmektedir.

Havuç, kakao ve zeytinyağı ile güneşlenmek cilde zarar veriyor
Daha fazla bronzlaşmak için cilde asitli içecek, kakao, havuç veya zeytinyağı sürülmesi oldukça sık başvurulan uygulamalardır. Hatta aktarlardan alınan karışımların sağlıklı bir bronzluk sağladığına inanılmaktadır. Oysaki sağlıklı bronzlaşma yoktur. Bu ürünlerin bitkisel ve mineral içerikli olduğu, cilde zarar vermeyeceği düşüncesi kesinlikle yanlıştır. Bunlar cildin doğrudan güneşe maruz kalmasına yol açarak deri yaşlanması, leke ve kırışıklıklara yol açmaktadır.

Güneşten korunmak 5 pratik öneri
Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için alınması gereken birtakım tedbirler bulunmaktadır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:

1.Koruyucu ürünleri güneşe çıkmadan en az 20 dakika önce sürün.
2.Ter ve suya girmeyle birlikte deriden atılan bu ürünleri belirli aralılara yenileyin.
3.Güneşin dik açıyla geldiği 11.00-16.00 saatlerinde dışarı çıkmayın.
4.Şapka ve gözlük takıp, uygun kıyafetler giyin.
5.Gölgede ya da şemsiye altında durmaya özen gösterin. Ancak yansıyan ışınların dahi cilde zarar verebildiğini unutmayın.

Pıhtı atması nasıl önlenir?

Pıhtı atması nasıl önlenir?

Beyin ve kalbi besleyen ana damarlarda biriken yağın sebep olduğu pıhtı atma, halk arasında "inme" denilen felce yol açıyor. 

Hipertansiyon ve kontrolsüz diyabetin pıhtı atmada en önemli faktörler arasında yer aldığını belirten uzmanlar, sağlıklı beslenme, egzersiz, karın bölgesindeki yağlarla mücadelenin yanı sıra kardiyolojik kontrolleri ihmal etmemek gerektiği uyarısında bulunuyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beyin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kaya Aksoy, damarlarda biriken yağ ve kolesterol gibi maddelerin bazı bölümlerinin koparak yukarıya kan akımıyla gitmesiyle pıhtı atmanın oluştuğunu söyledi.

Büyük damarlar tıkanınca felç meydana geliyor

Boyun damarlarındaki damar sertliğinde veya boyun damarlarındaki tıkanmalarda bu kan sirkülasyonuyla küçük veya büyük pıhtılar atıldığını belirten Prof. Dr. Kaya Aksoy, şu bilgileri verdi:
"Bu pıhtılar kendi kalibrasyonunda ya da çapında bir damara geldiği zaman onu tıkarlar. Eğer pıhtı küçük olursa periferdeki küçük damarlara gider ve problem yaşatmazlar eğer büyük olursa pıhtılar büyük damarları tıkarlar. O büyük damarın sulandığı veya kanlandırdığı yerde kanlanmayı engelleyecekleri için orada kansızlık meydana gelir. Bu kansızlığa iskemi denir. Beyinde ve kalpte de durum aynıdır. Kalpte Koroner damarlardan bir tanesi tıkanırsa, o koroner damarın beslendiği kalp kasında kansızlık yani iskemi oluşup da orası kanla beslenemezse enfarktüs gelişir. Beyinde de bir damar tıkandığı zaman beynin o bölgesi çalışamaz ve fonksiyonlarını yitirmiş olur. O bölgede hangi merkez varsa, damar nereleri kanlandırıyorsa, o kanlandırdığı yerde hangi fonksiyonel bölgeler varsa, o fonksiyonlar ortadan kalkar. Eğer büyük ana damarlardan bir tanesini tıkarsa ekseriyette ağır felçler meydana geliyor. Biz Türkçede buna inme diyoruz. Büyük damarlar tıkandığında inme miktarı veyahut infarkt miktarı, iskemi miktarı arttığı için ağır tablolar oluşabiliyor."

Damarlar kontrol edilmeli

Prof.Dr. Kaya Aksoy, belirli yaşlarda "karotid damarları" denilen boyunda önden giden beyni besleyen damarlar ve aynı zamanda arkada "vertebral damarlar" denilen iki taraftan boynun arkasından beyne giden damarların, basit bir teknik olan dopler ultrasaundla kontrol edilmesi gerektiğini söyledi.

Hipertansiyon ve diyabete dikkat!

Pıhtıyı önlemek için kandaki lipit oranını, trigliserid oranını ve kolestrol oranını normal seviyeye çekmek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kaya Aksoy, "Damar cidarında en büyük problem oluşturan sorunlardan biri hipertansiyon, diğeri ise diyabet. Diyabeti ihmal etmeden sıkı kontrol altında tutmak gerekir çünkü yeni dengesiz beslenme alışkanlıklarımızla toplumda diyabet çok arttı. Diyabet damar cidarını bozan sinsi ilerleyen, belirtilerini geç evrelerde veren belirti verdiğinde de geriye dönüşsüz hasarları oluşturmuş olan bir hastalıktır. Damarlar bir nevi su borularına benzer. Şebeke suyu ne kadar kalitesizse, barajdan gelen sular ne kadar kalitesizse, suyun içerisindeki içerik borularda ne kadar problem yaratacaksa, damarların yapısı ve kanın yapısı ve akışkanlığı da bu gibi sorunları oluşturur. Su basınçlı gelirse boruları patlatır ya da çamurlu gelirse tıkamalara neden olabildiği gibi, damar yapımızda hipertansiyon tazyikli kan akımı doğurarak damar cidarında bozulmalara ve damar cidarında oturmuş damarı daraltmış pıhtıların koparılıp yukarıdaki damarlara itilmesine ve onların tıkanmasına sebep olur. Aynı zamanda bazen de kontrolsüz hipertansiyon beyin kanamalarına da neden olabilir" dedi.

Pıhtı atmasını önlemek için sağlıklı yaşam önerileri

Pıhtı atmasının önlenmesinde sağlıklı yaşamanın çok etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kaya Aksoy, şu tavsiyelerde bulundu:
"Damar sertliğine neden olmayacak şekilde hipertansiyon ve diyabetten uzak kalmak çok etkili. Kardiyolojik muayeneleri muntazam yaptırmak gerekli. Damarlara baktırmak çok etkili. Rutin tetkikleri yaptırıp düzenli beslenmek ve yağsız gıdalarla, şeker tuz alımını minimale indirgeyerek beslenmek gerekir. Egzersiz, yürüyüş ve spor yapmak kolesterol ve yağ oranını azaltıyor. Göbek çevresindeki yağlanmayı azaltmak yağ profillerini değiştirir. Yağ profilini normale getirirsek, dengeli bir yeme içme alışkanlığı edinirsek, fast food yemek alışkanlığından uzak kalırsak daha sağlıklı yaşam imkânımız olur."

Genetik mirasımızı bozabiliyoruz

Pıhtı atmanın genetik olduğu kadar çevresel etkenlere de bağlı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Kaya Aksoy, "Damar sertliği aileyle de geçebiliyor. Damar sertliği olduğunda o ailede diğer bireylere geçebiliyor. Tansiyon olduğunda ailenin diğer bireylerine de geçebiliyor. Bu bir genetik bir miras diyebiliriz. Anne babadan kalan bir miras. Biz çevresel faktörlerle, yaşam alışkanlıklarımızla iyi olan genetik mirasımızı da bozabiliyoruz, genetik mutasyonlar doğurabiliyoruz. Eskiden genetik olarak geçen şeylerde herhangi bir değişim olmadığı söylenirdi ama şimdi genetik mutasyonun çevresel etkilerle hem de beslenmeyle genetik mutasyonları yarattığı biliniyor" diye konuştu.