21 Haziran 2018 Perşembe

Evinizi hırsızlara karşı korumanız için alabileceğiniz 6 önlem

Evinizi hırsızlara karşı korumanız için alabileceğiniz 6 önlem

Yaz tatilleri, sorumluluklarınıza bir süre ara verip sevdiklerinizle güzel vakit geçirmek için harika bir zamandır. Ancak hiçbir şey geri döndüğünüzde evinizin hırsızlar tarafından talan edildiğini görmek kadar can sıkıcı olamaz. 

Tatildeyken evinizi hırsızlara karşı korumanız için alabileceğiniz 6 önlemi paylaşıyoruz.

Uzun süredir beklediğiniz ve hak ettiğiniz huzuru yaşayacağınız yaz tatilleri, dönüşte siz yokken evinize hırsızın girdiğini fark ettiğiniz anda bir felakete dönüşebilir. Yüksek güvenli kilitleme sistemlerinde dünya lideri olan Mul-T-Lock®, evinizin güvenliğini sağlayarak huzurlu bir şekilde tatilinizi geçirebilmeniz için 6 tavsiyede bulunuyor.

1. İyi bilinen bir kilit markası kullanarak kilidi zorlanmış kapıları ortadan kaldırın. Çoğu hırsız kolay girişleri ya da evleri seçer. Eğer Mul-T-Lock® gibi kopyalanamayan anahtarlarıyla ve maymuncukla açılamayan kilitleriyle tanınan bir kilit seçerseniz, hırsızlar kapınızda bu kilidi gördüğünde evinize girmekten vazgeçerler.

2. Evden ayrılmadan önce tüm kapılarınızı, pencerelerinizi ve varsa garajınızı bir kezdeğil, birkaç kez kontrol edin. Yokluğunuzda evinizin tamamen kilitli olduğundan emin olun ve varsa garajınızı da kontrol etmeyi unutmayın. Bazı odalardaki perdeleri evde birisi varmış izlenimi vermek için biraz açık bırakabilirsiniz. Tamamen kapalı ve terk edilmiş gözüken evler hırsızların daha çok dikkatini çekecektir. Eğer garajınızda değerli eşyalarınızı barındırıyorsanız onları görülmesi zor, pencerelerden uzak kısımlarda saklamaya özen gösterin.

3. Evde olmadığınızı gösteren işaretleri saklayın. Hiçbir şey kapınızdaki mektuplar, boş paketler ve büyük çöp poşetleri kadar evde olmadığınızı belli etmez. Çöplerinizi atıp, market gibi sürekli paket teslim aldığınız yerlerin siparişlerini de iptal edebilirsiniz. Eğer çok posta alan biriyseniz güvendiğiniz bir komşunuza veya apartman görevlinize posta kutunuzun anahtarınızı vererek onları birkaç günde bir toplamasını isteyebilirsiniz.

4. Uzaktan erişim için bir akıllı kilit sistemi kullanın. İçinizin tamamen rahat etmesi için acil bir durumda evinizin güvenliğini sağlayabileceğiniz bir akıllı kilit sistemi kullanın. Akıllı telefon veya tablet gibi cihazlar aracılığıyla gerektiğinde uzaktan müdahale edebileceğiniz ya da başka kişiler için yetkilendirmeler tanımlayabileceğiniz bir sistemle sanki evdeymişsiniz gibi konut güvenliğinizi devam ettirebilirsiniz. Ayrıca siz tatildeyken belirli günlerde evinize girmesini istediğiniz kişilere Mul-T-Lock®’un ENTR® akıllı kilitleme çözümü ile sadece o günler için giriş yetkisi tanımlayabilirsiniz. ENTR® ileri kilitleme teknolojisine sahip erişim kontrolü sistemi ve yetkilendirme yönetimiyle bu konuda paha biçilmezdir.

5. Odalarınızdaki lambalarınızı zamanlayıcıyla çalıştırın. Evinizdeki birkaç odayı seçerek evinizi hedef alabilecek bir hırsızlık riskini azaltın. Zamanlayıcıya sahip lambalar kullanarak veya ek bir zamanlayıcı satın alarak evinizdeki bazı ışıkların özellikle bazı akşam veya gece saatlerinde açık olmasını sağlayın. Ayrıca evinizin girişinin etrafındaki, dışarıda bulunan ışıklarınızın da her akşam yanacak şekilde ayarlandığından emin olun. Eviniz ve çevresindeki aydınlık, istenmeyen ziyaretçileri uzakta tutacaktır.

6. Sosyal medyada tatilde olduğunuz hakkında çok paylaşımda bulunmayın ve evinizin lokasyonunu belirtmeyin. Tatile çıkacağımızı veya tatilde olduğumuzu Facebook, Instagram, Twitter gibi sitelerde yazı veya fotoğraflarda paylaşmayı hepimizi çok severiz ancak bu durum bir felakete yol açabilir. Seyahatinizin heyecanıyla yayınladığınız gönderilerinizle evinizin yakında boş olacağını da ima etmiş olduğunuz aklınıza gelmez ama bu gönderiler kötü niyetli kişilerin dikkatini çekebilir. Bu tip paylaşımlarda fazla bulunmamaya veya en azından evinizin nerede olduğuna dair bir bilgi vermemeye dikkat etmeniz geri döndüğünüzde evinizi hiç istemeyeceğiniz bir şekilde görmenizi engelleyecektir.

Avrupa ülkelerinde "fiyat farkı" katlandı

Avrupa ülkelerinde "fiyat farkı" katlandı

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında mal ve hizmet fiyatlarında büyük farklılıklar olduğu ortaya çıktı.

AVRUPA İstatistik Kurumu'nun (Eurostat) yayımladığı 2017 verilerine göre, üye ülkelerde mal ve hizmetlerin fiyat seviyelerinde önemli farklılık yaşandı.

Söz konusu dönemde, AB üyesi 28 ülke arasında mal ve hizmetlerin en pahalı olduğu ülke Danimarka oldu. Danimarka'nın fiyat seviyeleri AB ortalamasının yüzde 142'sini buldu. Fiyat seviyelerinde Danimarka'yı yüzde 127'yle Lüksemburg, yüzde 125'le İrlanda ve İsveç, yüzde 122'yle Finlandiya ve yüzde 117'yle İngiltere izledi.

Mal ve hizmetlerin en ucuz olduğu AB üyesi ülkesi ise Bulgaristan olarak belirlendi. Bulgaristan'ın fiyat seviyesi birlik ortalamasının yüzde 48'i seviyesinde gerçekleşti. Onu en yakın yüzde 52'yle Romanya ve yüzde 56'yla Polonya takip etti. Bu oranlara göre, AB'deki mal ve hizmetlerin fiyat seviyeleri, en ucuz ve en pahalı ülke arasında yaklaşık 3 kat farklılık gösterdi.

Uzmanlardan korkutan uyarı: 100 bin kişi ölebilir

Uzmanlardan korkutan uyarı: 100 bin kişi ölebilir

Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin olumsuz etkileri ürkütücü boyutlara ulaşmaya başladı. Uzmanlar, aşırı sıcaklar nedeniyle 2100 yılında 100 bin kişinin yaşamını yitirebileceğini söyledi.

21’inci yüzyılın en önemli ve en hayati konularından biri olan küresel ısınma ve iklim değişikliği insanları endişeye sevk ediyor. Yapılan araştırmalara göre 1981 ile 2010 yılları arasında kıta Avrupası’nda her yıl ortalama 3 bin kişi aşırı sıcaklar nedeniyle yaşamını yitirirken, uzmanlar gidişatın bu yönde devam etmesi halinde 2100 yılında 100 bin kişinin hayatını kaybedebileceğini ifade etti. Dünyanın doğal devinimi içinde ortalama 20 ila 25 yılda bir sıcak hava dalgaları ile karşılaşılmasının doğal bir durum olduğunu ifade eden İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Afet Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (AFAM) Koordinatörü Serhat Yılmaz, “Artık günümüzde küresel iklim değişikliğinin de etkisi ile 3-5 yılda bir sıcak havaların neden olduğu olumsuzluklarla karşılaşıyoruz” diye konuştu.

Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi’nin (European Commision Joint Research Centre) yayımladığı araştırmaya göre 1981 ile 2010 yılları arasında Avrupa Kıtası’nda aşırı sıcaklık nedeniyle yılda ortalama 3 bin ölümün gerçekleştiğini kaydeden Yılmaz, “Bu şekilde devam edilirse 2100 yılı itibariyle bu sayının 100 bine çıkacağı tahmin ediliyor. Bu sayılar çok yüksek gibi görünebilir ancak 2003 yılında İtalya, Fransa, İspanya, Almanya, Portekiz, Belçika gibi Avrupa ülkelerinde aşırı sıcaklara bağlı olarak 70 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği raporlandı. Durum Asya’da da farklı değil. Sadece 2015 yılında Hindistan’da sıcak hava koşulları nedeniyle 2 binden fazla kişi yaşamını yitirdi” dedi.

'ASIL SORUN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ'

Bu duruma neden olan unsurları çok uzakta aramamak gerektiğini belirten Yılmaz, “18 ülkeden 116 bilim insanının hazırladığı ‘2016’nın Aşırı Olaylarını İklim Perspektifinden Açıklama’ (Explaining Extreme Events of 2016, From a Climate Perspective) başlıklı raporda bu sıcak hava hareketlerinin iklim değişikliği nedeniyle gerçekleştiği ortaya konuluyor. Durum ülkemiz açısından da kritik bir noktada. Dünya genelinde iklim değişikliğinden etkilenen ülkeler arasında riskli grupta yer alan Türkiye’nin, genel olarak topraklarının büyük bir çoğunluğunda, özellikle yaz aylarında, sıcak hava hareketlerinin olumsuzlukları sıklıkla hissedilir. Bu nedenle sıcak hava koşullarından olumsuz etkilenecek tüm vatandaşlarımızın kendilerini nasıl koruyabileceklerini öğrenmeleri ve bu konuda yetkililerin yaptıkları uyarılar dikkate almaları gerek.

Kısa vadede bireysel olarak sıcak hava dalgasının oluşturacağı olumsuzluklardan korunmak için bu uyarılar önemli. Ancak uzun vadede sadece hava sıcaklığı değil iklim değişikliğinin neden olacağı tüm olumsuzluklarda durumun daha da kötüleşmemesi için iklim değişikliği ile mücadelenin çok daha fazla güçlenmesi gerektiğinin de unutulmaması gerekir” ifadelerini kullandı.

Türkiye sosyal medyadan canlı video izlemede birinci

Türkiye sosyal medyadan canlı video izlemede birinci

21 ülkeden 18 yaş üstü 4 bin 200 kişi baz alınarak hazırlanan rapora göre, Türkiye’nin sosyal medyadan canlı video izlemede birinci sıraya oturduğu belirlendi.

Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, sosyal medya üzerinden canlı video izlenme oranları üzerine yapılan araştırmayı inceledi. Ajans Press’inInteractive Advertising Bureau (IAB) verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin 21 ülke arasında sosyal medyadan canlı video izlemede birinci sıraya oturduğu belirlendi. Avrupa’da ise kullanıcıların yüzde 70’i günde en az bir kere video izlerken, ülkemizde kullanıcıların yaklaşık 3’te 2’sinin günde en az bir kez video izlediği görüldü.

DÜNYA KUPASI MAÇLARINIDA CANLİ VİDEO OLARAK İZLİYORUZ

Ajans Press ve PRNet’in konuyla ilgili gerçekleştirdiği medya incelemesinde sosyal medya ile ilgili basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. 2017 ve 2018 yıllarını kapsayan incelemede, sosyal medya başlığı altında yazılı basına 200 bin 355 haber yansıması tespit edildi.Raporda, katılımcılardan yüzde 47’sinin geçmiş yıllara oranla daha fazla video izlediği tespit edilirken, bu yükselmede akıllı telefonların rolünün büyük olduğu belirtildi.

Kişiler canlı videoları da sosyal medya platformlarından izlerken, Türkiye yüzde 64 oranla hazırlanan listenin ilk sırasına yerleşti. Genel olarak kullanıcıların canlı videoda tercihi diziler olurken, oyun videolarının Türkiye’de revaçta olduğu saptandı. Bunun yanı sıra, Türkiye’deki katılımcıların yüzde 54’ünün 2018 Dünya Kupası maçlarını da canlı videodan izlemeyi planladığı ortaya çıktı. Küresel olarak katılımcıların 3’te 2’si ise Dünya Kupası’nı canlı olarak televizyondan izleyecekleri belirtti. Böylelikle, televizyon ve akıllı telefonların büyük futbol organizasyonlarında öne çıkan iki kanal olduğu belirlendi.

REKLAMLARDAN RAHATSIZIZ

Araştırma kullanıcıların video izlerken reklamlarla etkileşime geçtiklerini de ortaya koyarken, reklamların daha az rahatsız edici olması gerektiğini vurgulandı. Katılımların yüzde 52’si reklamlarda desteklenmiş ücretsiz videoları izlerken, yüzde 64’ü de reklama tıklama, web sitesi ziyaret etme, arama motorlarında ürünü arama, ürün veya reklam hakkında yorum yapma gibi etkileşimlerde bulunduğu belirlendi. Türkiye’deki kullanıcıların ise yüzde 73’ünün canlı video izlerken görülen reklamlarla etkileşime geçtiği saptandı.

Seçim Havası Ruh Halimizi Nasıl Etkiliyor?

Seçim Havası Ruh Halimizi Nasıl Etkiliyor?

Hepimiz hayatımız boyunca birçok kez ve birçok konuda seçim yapmak zorunda kaldık. Birçok gencimiz bu hafta sonu, ilk defa sandık başına giderek seçime katılacak. Peki, seçim yapmaya çalışmak, adayların seçim stratejileri ve ülkeye hâkim olan seçim havası, ruh halimizi nasıl etkiliyor?

Daha çocukluktan itibaren ‘Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı? Hangi takımı tutuyorsun?’ vb. gibi sorularla seçim yapmaya yönlendirildik. Çocukluğumuzdan bugüne kadar; iki takım maç yaparken bir tarafı seçtik, okulda, sınıfta, ya da kulüpte başkan seçtik, apartmanda, sitede yönetici seçtik, oturduğumuz mahallede, köyde muhtar seçtik, ilimiz, ilçemiz için belediye başkanı seçtik, ülkemizi yönetecek kişiyi seçtik.

Seçim Yapanların Yüzde Otuzu Kendi İdeolojisi Dışındaki Adayı Seçiyor

Uzman Klinik Psikolog Merve Saraçoğlu, seçim havasının ruh halimizi nasıl etkilediğini ve karar verme nedenlerimizi şöyle anlatıyor; “ Genellikle insanlar, kendilerini yönetecek insanı seçerken, vaatleri ne olursa olsun büyük oranda kendileriyle aynı ideolojik yapıda olan adayı tercih ediyorlar. Adayların seçim vaatlerinin yanı sıra diğer adayı kötülemeleri, seçmenlerin kafasında ‘iyi’ ve ‘kötü’ olarak iki seçenek oluşturuyor ve seçmenler kendilerine göre ‘iyi’ olanı tercih ediyorlar. Boston Üniversitesi Psikoloji Laboratuvarı’nın 2005 yılında yaptığı ‘seçmen kararları ve değişim’ çalışmasında seçmenlerin % 28’i kendileriyle aynı ideolojide olan aday yerine diğer adayı seçiyorlar. Bunun nedeni olarak adayın; güven veren dış görünüşü ve abartılı olmayan mantıklı vaatler içermesi olarak belirtmişler. Bu çalışma doğru bir stratejiyle farklı görüşten seçmenlerin de ikna edilebileceğini gösteriyor.”

Sosyal Medya Seçim Hakkında Bıkkınlık Yaratıyor

Seçim hakkındaki haberleri eskiden, sadece televizyondan ve gazeteden öğrenirdik ve merakla, heyecanla süreci takip ederdik diyen Uzman Klinik Psikolog Merve Saraçoğlu, günümüzde sosyal medyanın ruh halimizi olumsuz etkilediğini söyledi. Saraçoğlu; “Sosyal medyanın çok etkin kullanılmasıyla birlikte doğru haberlerin yanında yanlış/eksik haberlerin de çok yaygın olması, seçim konusunda ‘bıkkınlık, çok yoğun umut ya da umutsuzluk, endişe, öfke, değişim ihtiyacı’ gibi duyguların yoğunlaşmasına neden oluyor. Soğukkanlılığı korumaya çalışmak, gerekirse gündemden biraz uzaklaşmak, sonuç her ne olursa olsun sakin kalıp karşı fikirlere de saygılı olmak bu süreçte yapılması gerekenlerdendir” dedi.

20 Haziran 2018 Çarşamba

Yumurta saç dökülmesini önler mi?

Yumurta saç dökülmesini önler mi?

Saç dökülmesi, kadın-erkek fark etmeksizin pek çok kişinin sorunu... Vitamin eksikliği, genetik faktörler, bazı iç hastalıkları ve hatalı uygulamalar saç dökülmesine sebep olabiliyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Seher Küçükoğlu Cesur önemli bilgiler verdi…

Saç dökülmesi çok sık karşılaştığımız bir problem. Bunun için mutlaka doktora gidilmesi gerekir. Çünkü saç dökülmelerinin farklı sebepleri vardır. Hastaların mutlaka tetkik edilmeleri gerekir. 'Benim saç dökülmem var krem süreyim, sarımsak süreyim…' demekle olmaz. Mutlaka doktor tarafından saç dökülmesinin tipi belirlenmelidir ve çıkacak sonuca göre tedavi planı hazırlanmalıdır.

Uzmanlar günde yüz tel saç dökülmesini normal olarak kabul ediyor ancak; yüz telden fazla dökülen, kıyafetlerimizden veya yatağımızdan sürekli toplamak zorunda kaldığımız saçlar konusunda uyarıyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Seher Küçükoğlu Cesur, "Saçın günde yüz tele kadar dökülmesi normal olarak kabul edilir. Kişi sabah yataktan kalktığında yastığında dökülmüş saçlar görüyorsa, üzerindeki kıyafetten sürekli saç toplamak zorunda kalıyorsa, saçlarında incelme ve/veya seyrelme varsa mutlaka bir uzmana başvurmalıdır" dedi.

ÖNEMLİ BİR SORUN, CİDDİYE ALIN!

"Tiroit hastalığı da saç dökülmesi yapabiliyor" diyen Yrd. Doç. Dr. Cesur şöyle konuştu: Bazen saç dökülmesi şikâyetiyle gelen hastanın tiroit problemi olduğunu buluyoruz. Lupus dediğimiz bazı bağ dokusu hastalıkları var. Bunlarda da hasta bize saç dökülmesi diye gelir. Yaptığımız bazı tetkikler sonucunda hastada lupus hastalığı olduğunu görürüz ve hastayı o ilgili doktora yönlendiririz. Yani saç dökülmesi deyip geçmemek, mutlaka hekime başvurup, dökülmenin sebebini araştırmak gerekiyor.

SEZARYENDEN SONRA DÖKÜLEBİLİR

Saç dökülmesinin farklı sebepleri vardır. Bunlardan biri doğumdan sonra hormonların değişmesidir. Sezaryen ile doğum yapan kişilerde ise anesteziye bağlı olarak saç dökülmesi olabilir. Doğum sonrası emzirmeye bağlı vitamin eksikliği sebebiyle de dökülmeler oluşabilir. Genellikle doğumdan sonra 3'üncü veya 4'üncü ayda çoğu annede saç dökülmesi görülür.

FÖN-MAŞA DÜŞMAN BAŞA!

Öte yandan jöle, sprey gibi ürünler saç dökülmesine sebep olmaz. Ancak; düzleştirici, maşa veya fön makinesi kullanmak, saçı dışarıdan müdahale ile sürekli çekmeye bağlı olarak dökülmelere sebep olur. Aynı zamanda saça yüksek ısı uygulandığında da saçın yapısı bozulur. Saçın bu tarz uygulamalara çok fazla maruz bırakılmasını önermiyoruz.

VÜCUDUNUZ KADAR SAÇINIZI DA BESLEYİN!

Eğer saç dökülmesi semptomatik alopesi yani genel saç dökülmesi ise; kişiye mutlaka kan tahlili yapılır ve kişinin vitamin değerlerine bakılır. Eksik olan vitaminler belirlenir ve yerine konur. Saç sağlığı için özellikle et grubunda bulunan demir vitamini, tahıl grubunun içerisinde bulunan B12 vitamini, yeşil sebzelerde bulunan folik asit ve yumurtada bulunan biyotin değerleri önemlidir. Ayrıca şu noktalara dikkat edilmelidir…

* Saçlarla çok oynanmamalı ve saçlara sıcak uygulamalar yapılmamalıdır.

* Yaz aylarında, özellikle yoğun güneş sebebiyle kuruyan saçlar mutlaka nemlendirilmelidir.

* Dengeli ve düzenli beslenmeye özen gösterilmelidir.

* Dökülme fark edildiğinde erken müdahale edilmelidir. Çünkü erken müdahale saçların çabucak toparlanmasına yardımcı olur.

*Saç dökülmesi bazı şampuanlar ve damlaların yanı sıra mezoterapi veya PRP uygulamaları ile durdurulabilir.

Obezite bir engel mi?

Obezite bir engel mi?

İş dünyasında şişman olduğu gerekçesiyle işten kovulan, seyahatlerde çift koltuk parası ödeyen, obezitenin sebep olduğu sağlık sorunları yaşayan ve hareket kısıtlılığı olan kişiler, engelli midir?

Obezite bir engel midir sorusunu tartışan tıp dünyasına cevap, Avrupa Birliği Adalet Divanından geldi. Avrupa Birliği Adalet Divanı çocuk bakım hizmetlerinde görevli obez bir kişinin işten çıkartılması sonucu açılan davada, obeziteyi; sağlık sorunlarına yol açarak, engelliliğe sebep olan bir durum olarak niteledi. Seyahat kuruluşları da morbid obeziteyi (Ölümcül hastalıklara sebep olacak kadar obez olmak) bir engellilik kabul ederek, fazla ücret talep edilemeyeceğini ifade etmeye başladılar.

Obezitenin bir engel olup olmadığını açıklayan Lotus Obezite Cerrahi Merkezi kurucusu; Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül; obez olmanın bir tercih meselesi olmadığını belirterek şöyle konuştu: "Obez olmak bir tercih meselesi değildir, aksine obezite ciddi sağlık sorunlarına yol açan bir hastalıktır.

Toplumsal önyargılardan uzaklaşarak, obez insanların günlük hayatta karşılaştıkları güçlüklere anlayış göstermeliyiz. Sanılanın aksine obezitenin tedavisinde az yeme iradesi göstermek ve daha çok spor yapmak yeterli olmuyor. Obezite genindeki bozukluğun etkilerini göstermek üzere yapılan bir deneyde, iki kobay aynı miktarda ve aynı kaloride beslenmesine rağmen, obezite geninde bozukluk olan diğerinin 2,5 katı ağırlığa ulaşıyor. Obezitenin kalıtsal geçişini inceleyen aile çalışmaları ise obezitenin yaklaşık %50 oranında genetik geçişli olduğunu gösteriyor. Bu oran, meme kanserinin genetik geçişinin %25-56, kalp hastalıklarının %34-53 oranında olduğu ile kıyaslanırsa, gerçekten korkutucudur.

Toplumda bir kişi şeker hastası olduğu için nasıl yadırganmıyorsa, obez olduğu için de yadırganmamalıdır. Obezite; kalp hastalıkları, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, yüksek tansiyon, safra kesesi taşları, karaciğer yağlanması, reflü hastalığı, idrar kaçırma, kireçlenme gibi eklem rahatsızlıklarının yanı sıra, kanser gibi 30 dan fazla sağlık sorununa sebep olur ve hareket kısıtlılığına yol açar. İşte bu yüzden obezite bir engellilik halidir."

Diyet ve spor ile kilo vermek mümkünken, bu tavsiyeyi uygulamak neden bu kadar zordur?

Diyet ve spor ile kilo vermek mümkünken, bu tavsiyeyi uygulamanın neden bu kadar zor olduğunu açıklayan Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül; " 3-5 kilo fazlası olanların bu kilolardan diyet ve egzersizle kurtulmaları nispeten kolay. 30- 40 kilo fazlası olanlar için ise maalesef diyet ve egzersiz sonuçları o kadar yüz güldürücü olmuyor.

Aşırı kilolu kişiler dönem dönem yaptıkları diyetlerle 15-20 kilo verip uzun dönemde bunları tekrar alabiliyor. Buna Yo-yo etkisi deniliyor. Aşırı kiloluların diyetle kilo vermesi ve verilen kiloyu geri almadan sağlıklı bir yaşam sürdürmesi 3-5 kilo fazlası olanlara göre çok daha zordur. Bilimsel çalışmalar, aşırı kilolularda uzun dönemde diyetin başarı şansının %3 olduğunu ortaya koyuyor. Aşırı kilolu kişiler için obezitenin mide balonu gibi ameliyatsız zayıflama yöntemleri tedavisi ve mide küçültme ameliyatı gibi tedavileri mevcuttur. Obezite cerrahisinde kilo verme miktarı daha fazla ve hızlıdır. Burada unutulmaması gereken obezite cerrahisi herkes için değildir, aşırı kiloları nedeniyle hastalıkların baş gösterdiği küçük bir hasta grubu ve çok aşırı kilolu kişiler için bir çözüm seçeneğidir. Her halükarda aşırı kilolu kişilerin de en az 6 aylık bir diyet döneminden geçmesi gerekmektedir.

Diyete ve spora rağmen zayıflayamayanlarda obezite cerrahisi gündeme gelebilir. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum ki maalesef obezite cerrahisinden sonra kilo alımı görülebiliyor. Mide küçültme ameliyatı gibi ameliyatlardan sonra kilo almamak için diyetisyen ve psikoloğun, obezite cerrahı ile birlikte çalışması gerekir. Bir obezite cerrahisi ekibinin uzun süreli takibi önemlidir" dedi.

Bu 10 gıda üreme potansiyelinizi artırıyor!

Bu 10 gıda üreme potansiyelinizi artırıyor!

Avokado, balkabağı, turp, somon, yumurta, ceviz, nar, kuşkonmaz...

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, üreme konusunda faydalı 10 gıda hakkında şu bilgileri verdi:

AVOKADO: Mükemmel bir vitamin, lif, esansiyel yağ, mineral, protein ve karbonhidrat kaynağıdır. Özellikle E vitamini açısından çok zengindir. Yapılan çalışmalarda döllenmiş yumurtanın rahme tutunmasında faydalı olduğu görülmüştür. Aynı zamanda folik asit bakımından çok zengindir.

Alırken olgun olanları tercih edilmelidir. İnce ince dilimlenerek tüm öğünlerde kullanılabilir.

BALKABAĞI: Yenebilecek en sağlıklı ve besleyici sebzelerden biridir. Vitamin, mineral ve lif kaynağıdır. Çok iyi bir antioksidandır. Bol miktarda beta karoten içerir ki bu progesteron hormonunun üretimine yardım eder. Sperm sayısını ve kalitesini iyileştirir.

TURP: Mükemmel bir antioksidan olan resveretrol içerir. Bu madde yaşla ilgili kısırlıkta önemlidir. Kan akımını düzenleyen nitrat açısından da zengin olduğu için atletler tarafından da bolca tüketilir.

Bu özelliği sayesinde tüp bebek tedavisinde de embriyonun tutunmasını olumlu etkilemek için bolca tüketilmesi önerilir.

SOMON: Büyük bir protein kaynağıdır, aynı zamanda antiimflamatuar etkiye sahip omega 3 içerir.

Araştırmalar kadın üremesinde omega 3'ün optimal seviyede olmasının çok önemli olduğunu ortaya koymuştur.

Genel sağlık açısından da kalp-damar, beyin ve göz sağlığı konusunda mükemmel bir gıdadır.

YUMURTA: Çok besleyici ve zengin bir gıdadır. İçerdiği "kolin"in fetal gelişim üzerine olumlu etkileri bildirilmiştir. Aynı zamanda vitamin, mineral ve yağ içeriği yoğundur. Mükemmel bir protein kaynağıdır.

CEVİZ: Adeta bir sağlık paketi olan cevizin en önemli özelliklerinden biri, prostat ve meme kanseri riskini azaltmasıdır. Omega 3 ve E vitamini açısından zengin olup, sperm kalitesini olumlu etkiler. Benzeri sert kabukluların adeta kralıdır.

Özellikle günde bir avuç cevizin sperm kalitesini, sayısını artırdığı ve şeklini düzelttiği bilinmektedir.

KİNOA: Çok besleyici küçük taneciklerdir. Gluten içermez, vitamin, mineral açısından çok zengindir. Karbonhidrat içeriği açısından kuskus ve buğdaya mükemmel bir alternatiftir. Gerçek bir "süper gıda"dır.

SU TERESİ: Turpgillerden bir sebze olup, zengin vitamin C, K, kalsiyum, beta karoten ve iyot içeriğine sahiptir. Batı tipi diyette pek kullanılmaz.

Müthiş bir antioksidandır. Serbest radikallerin sebep olduğu hasarı yavaşlatır ve önler. Ayrıca DNA hasarı tamiri sayesinde anti-kanser özellikleri vardır.

NAR: Başta vitamin C ve K olmak üzere folik asit ve diğer minareller açısından da zengindir. Anti aging, anti kanser özellikleri vardır. Kalp damar ve kemik sağlığını olumlu etkiler. Anti enflamatuardır.

Eski Pers'te verimin ve üremenin sembolü olarak da kullanılmıştır.

Aşırıya kaçmadan içilen nar suyu gebelik esnasında da çok faydalıdır.

KUŞKONMAZ: Zengin bir vitamin C ve folat kaynağıdır. Öğünlere eklenmesi oldukça faydalıdır. Hem kadın hem de erkek üreme kapasitesini olumlu etkiler.

Op. Dr. Betül Görgen:

"EĞLENCELİ, LEZZETLİ, RENKLİ VE FANTASTİK GIDALAR TÜKETİN"

"İyi beslenme, üreme sağlığı konusunda çok önemli bir faktör. Ebeveynlerinizin ve onların ebeveynlerinin beslenmesi bile gelecek nesilleri etkileyebilir.

Avokado rahim içi hattı düzeltirken, balkabağı sperm kalitesi ve sayısını artırıyor.

Hepimiz her gün, hormonlarımızı bozan kimyasallarla, yumurta ve sperme zarar veren serbest radikallerle ve vücudumuzu negatif etkileyen stresle karşı karşıyayız.

Çocuk sahibi olmak da bir çiftin alabileceği en büyük sorumluluklardan biridir. Bu yüzden ne yiyip ne yemeyeceğimiz çok önemlidir. Bu nedenle son zamanlardaki çalışmalar iyi kalitede sperm ve iyi kalitede yumurta oluşması, sağlıklı gebelik elde edilmesini hedeflemektedir.

Yapılan araştırmalar büyükanne ve büyük babalarımızın beslenmesinin, iki jenerasyon sonrasının taşıdığı ölüm riskiyle bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Yani gebelik öncesi sağlıklı beslenme programı ile çocuklarımızın gelecekteki sağlığını programlayabiliyoruz.

Tüketeceğimiz gıdalar eğlenceli, lezzetli, renkli ve fantastik olmalı. Yemek için yaşamalıyız, yaşamak için yememeliyiz."