Son Haberler


More

Posted on : 30 Kasım 2010 Salı [0] comments Label: ,

İri gözenekler nasıl görünmez olur?

by : NetWork Grup
Geniş gözenekler cildimizi kötü gösterdiği gibi, sivilce gibi cilt problemlerine de davetiye çıkartır. Gözenekli bir cildiniz varsa, onlardan kurtulmak için tavsiyelerimize göz atın!

Yağlı ciltlerde sıklıkla görülen geniş gözenekler kadınların en büyük cilt sorunlarından biridir. Yazın aşırı güneşlenme ve yaşın ilerleyip cilt dokusunun değişmesi gibi sebeplerle de ortaya çıkabilirler elbette. İyi temizlenmemiş, yağı ve kiri birikmiş ciltlerde gözeneklerin büyümesi kaçınılmazdır. Çünkü gözenekler, çevre ile organizmamız arasında işçi gibi çalışırlar ve bir sorun olduğunda ilk sinyali onlar verirler.

Gözeneklerin büyümesi ayrıca başka cilt sorunlarını da yanına çağırır; sivilce ve siyah noktalar gibi.

Şimdi bu sinir bozucu sorunlara karşı size muhteşem doğal yöntemler önereceğiz. Bunları uygularsanız, gözeneklerinizin küçülüp görünmez olduğunu farkedeceksiniz.

1) CİLDİNİZİ TEMİZ VE NEMLİ TUTUN


Cildi düzenli bir şekilde temizlemek ve tonikle silmek, geniş gözenekleri olan her kadının ilk olarak yapması gerekenlerin başında gelir. Bu şekilde cilt arınır ve cilt düzeyi düzgünleşir.

Öncelikle cilt tipinize uygun ürünler seçmelisiniz. Uygun ürünleri bulduktan sonra düzenli olarak, aksatmadan her akşam, yüzünüzü temizlemeli, tonikle silmeli, maske uygulamalı ve mutlaka nemlendiricinizi sürmelisiniz. Bunları yaparsanız, bir süre sonra cildinizdeki değişimi farkedeceksiniz; sağlıklı ve iyi görünen bir cilt.

Tonik, yüz temizliğimizi tamamlar ve gözenekleri sıkıştırır. Cilt temizliğinin olmazsa olmazıdır.

Yağlı ciltlere gün aşırı "scrub"
Cildiniz yağlıysa yüzünüzü ölü derilerden ve fazla yağdan arındırmak için gün aşırı eksta bakım ürünleri kullanabilirsiniz. Bunun için üzerinde "scrub" yazan temizleyiciler idealdir. Cildinizin yüzeyinde nazikçe ovarak kullanacağınız bu ürünler sayesinde, yüzünüz derinlemesine arınır, temizlikten kaynaklanan anında parlaklığa kavuşur.

Eğer cildiniz normal tipse, haftada bir bu ovma işlemini yapabilirsiniz.

Peeling şart
Peeling, cildinizin dokusunu düzeltir, ona gençlik ve tazelik verir. Cildinizin tipi ne olursa olsun, mutlaka ihtiyacınıza göre bir peeling ürünü kullanmalısınız.

Cildiniz yağlıysa haftada 2-3 kere, normalse 1 kere peeling yapmak yeterlidir.

Nemlendirme majör basamak
Mükemmel ciltler beslenmiş ciltlerdir. O yüzden cilt bakımında nemlendirme önemli bir adımdır, cilt bakımının son basamağıdır.

Güzel, aydınlık ve sağlıklı bir cilt için, cilt tipinize uygun bir nemlendirici kullanmalısınız. Cildinize uygun olmayan nemlendiriciler, cildinizin dengesini bozar, gözenekleriniz iyice açılır. Uygun olmayan bir ürünü kullanmak yerine hiç kullanmayın daha iyi...

2) YÜZÜNÜZE SOĞUK SU ÇARPIN
Yüzünüze soğuk su çarpmak veya bir buzu tüm yüzünüzde gezdirmek, ciltteki gözenekleri küçültmenin basit, masrafsız ve etkili bir yöntemi!

Gerçekten işe yarıyor, 1 hafta düzenli yapın ve cildinizdeki farka bakın.

3) EV YAPIMI BU MASKELERİ UYGULAYIN
Gözeneklerinizi sıkılaştırmanın natürel bir yolunu arıyorsanız, koruyucu, renklendirici ve kimyasal maddeler içermeyen ev yapımı maskeler harika seçeneklerdir.

Evde kendiniz hazırlayacağınız maske ile cildinizin sebum dengesini kontrol altına alabilir, gözeneklerinizi düzgünleştirebilirsiniz.

Maske 1
Bir yumurtanın beyazını bir çorba kaşığı taze sıkılmış limon suyu ile iyice çırpın. Kabarık ve tüy gibi hafif kıvama gelince tüm yüzünüze sürün. Cildinizin iyice sıkılaşıp gerildiğini hissedince yüzünüzü temizleyebilirsiniz.

Maske 2
Diğer bir maske de, domates ve yayık ayranını karıştırıp yüzünüze sürmektir. 15 dakika sonra yüzünüzü yıkayabilirsiniz.
Posted on : [0] comments Label: ,

Stil görünmenin kuralları

by : NetWork Grup
Stil sahibi olmanın ve görünmenin kurallarını biliyor musunuz? Bu önerilerle tişört ve jean'le bile stil sahibi görünmek mümkün...

Stil sahibi olmak konusundaki bu yazı hepimiz için güzel önerilerle dolu...

''Stil görünmek modayı bire bir takip etmek anlamına gelmez. Herkesin kendine göre bir tarzı ve kıyafeti taşıma şekli vardır. Baştan aşağıya trendi kıyafetler giyerek stil oluşturulmaz, bu zaten kolaya kaçmaktır. Ama tişört ve jean'le bile stil sahibi görünebilirsiniz. Nasıl mı?

Kendinize doğru bir planlama yaparsınız yoğun temponuz içinde hem alışverişinizi pratik hale getirebilirsiniz, hem de stil görünebilirsiniz.

Belirli parçalara yatırım yapmak, kârlı alışverişe yönelmek ve trendlerden yararlanmak, kısacası modayı eğlenceli hale getirmek sizin elinizde.

İçinizden geldiği gibi nasıl mutlu hissediyorsanız öyle giyinin trendi ve stil görünmek uğruna modayı bu kadar ciddiye almayın. Ne hep trendlere bağlı kalın ne de hep klasik parçalara yatırım yapın.

Stil görünmek kendinize özgü bir şeydir, birilerini taklit ederek stil oluşturulmaz. Kendi tarzınıza uygun, sizi yansıtan kıyafetlerle stil görünebilirsiniz ve en küçük ayrıntıyla bile farkınızı ortaya koyabilirsiniz.

Unutmayın önemli olan kıyafetin içinde kendinizi iyi hissetmenizdir. İşte sizlere stil görünmenin basit kuralları:

1. Görünüme yatırım yapın


Gardırobunuzu tamamen sezonun ‘in’ parçalarına göre organize etmeyin. Görünümünüzü bir bluz ya da bir elbiseye göre oluşturmayın, her zaman bir bütün olarak düşünün.

Kendinize uygun görünümleri her şeyiyle düşünün; tek bir parçaya değil, görünüme yatırım yapın.

Aldığınız herhangi bir parçayla nasıl kombin yapacağınızı aklınızdan geçirin. Sezonun farklı bir tarzı sizin stil görünmenize yardımcı olabilir, bunu yakaladıktan sonra kendi gardırobunuzdaki diğer parçalarla bu yeni tarzı karıştırabilirsiniz.

2. Yaşa göre giyinin

Yaşa göre stil oluşturmak doğru bir yöntemdir, ancak belirli sınırlar içinde kaçamak yapmak her kadının en doğal hakkıdır.

Yaşınız 40 diye mini etek giymiyorsanız kendinize haksızlık ediyorsunuz, eğer bacaklarınız düzgünse mini eteği çok şık taşıyabilirsiniz.

Önemli olan yaşa göre giyinmenin belirli sınırlamaları dışında stil görünmek için kendinize yakışanı giymektir.


3. Siyahtan vazgeçmeyin

Siyah parçaların sofistike ve tarz bir havası vardır. Siyahınmodası hiç geçmez ve her kıyafetin siyah tonları klasik bir tarzın temsilcisidir. Stil görünmek için siyah parçalara yatırımyapmak akıllıca olabilir. Ancak siyahı en asil şekilde taşımak için kaliteli parçalara yatırımyapmalısınız.


4. Modayı takip edin

Modayı iyi kullanmayı bilmelisiniz, modanın sizi yönlendirmesine izin vermemelisiniz. Sezon trendlerine göre alışveriş rotanızı belirlerseniz yaptığınız alışverişin 1 ay sonra boşuna yapılmış olduğunu fark edeceksiniz.

Bu yüzden genel olarak modayı takip edin, tüm sezonlara göz atın. Bir kaç sezondur trend olan ve artık klasikleşmeye yüz tutan görünümlerden esinlenebilirsiniz. Bunlardan yola çıkarak kendi tarzınızı oluşturabilir, gardırobunuzdaki parçalarla yeni aldığınız parçaları farklı şekillerde kombinleyebilirsiniz.

5. Ayrıntılarla fark yaratın

Stil görünmek farklı görünmeyi beraberinde getirir. İddialı ya da marjinal tarzlardan bahsetmiyoruz. Demek istediğimiz kendinizden bir şeyler katmanız. Önemli olan ufak ayrıntılarla fark yaratmaktır. Farklı bir aksesuvarla hareketlendirdiğiniz elbisenizle farklı ve stil görünebilirsiniz.

6. Tarzınızı yaratın ve arkasında durun

Moda, trendler ve hazır önümüze sunulan görünümler çok cazip gelse de herkese uygun olup olmadığı tartışılır. Podyumda mankenler her şeyi başarıyla taşırken sokakta aynı başarıyı gösteren kadınlar azınlıktadır. Önemli olan trendi parçaların bizim kilomuza, boyumuza, ten rengimize ve tarzımıza uygun olup olmadığıdır.

Bazı tasarımcılar belirli renklerden ve tarzlardan şaşmazlar; bunları bilip ona göre hareket etmek gerekir. Moda kurbanı olmamak, sezonun trendlerine kapılmamak için tarzınızın arkasında durmalısınız. Her sezon gelip geçici tarzlar mutlaka ön plana çıkar bunların önüne geçebilir ve kendi modanıza doğru bir yön verebilirsiniz.

by : NetWork Grup
Burada yazan 10 sağlık kontrolünü her kadının yaptırması gerekiyor. Mutlaka okuyun!

Günümüzde ölümcül hastalıkların tedavisi bile mümkün. Ancak bunun için erken tanı şart. Erken tanıya giden yol ise, yaşamsal önem taşıyan testler. İşte Memorail Hastanesi'nin verdiği bilgilere dayanarak; her kadının mutlaka yaptırması gereken 10 test ve tanı…

Mamografi ile meme kanserinde erken teşhis

Özellikle meme kanseri, erken tanı ile ölümcül bir hastalık olmaktan çıktı. Bunun için kadınların 20 yaşından sonra her iki memesini de ayda bir kez kontrol etmesi ve 2-3 yılda bir doktor muayenesinden geçmesi gerekli. Meme muayenesinin olmazsa olmazı mamografi… Kadınlar, 40 yaşından itibaren her yıl mamografi çektirmeli ve eğer birinci derece akrabalarda meme kanseri varsa, sıkı takip altında olmalı. Mamografide, düşük doz x-Ray, yani iyonizan radyasyon üreten bir tüp ile meme inceleniyor. İnceleme için hasta mamografi denilen röntgen cihazının önüne oturtuluyor. Meme x ışınına duyarlı bir levha üzerine yerleştirilerek sıkıştırılıyor. Ardından radyasyon verilerek, her iki memenin iç yapısının görüntüleri filmde oluşturuluyor. Mamografi, meme kanserini henüz ele gelen bir kitle olmadan, yani kireçlenme aşamasındayken tespit edilebiliyor. Bu sayede meme kanseri çok erken evrede tedavi edilebiliyor.

Tonometre ile körlük engelleniyor

Glokom, halk arasındaki adıyla ‘göz tansiyonu’, yaptığı sinir hasarı ile körlüğe neden olabilen bir göz hastalığı. İlaç tedavisi ve lazer ile körlüğün önüne geçiliyor, ancak bu da erken teşhis ile mümkün. Körlük riskine karşı glokomun rutin muayenelerine en geç 40 yaşında başlanmalı. Ancak ailede glokom hastası varsa bu testler daha erken yaşlara alınmalı. Göz içi basıncında genel adı tonometre olan cihazlara başvuruluyor. Retina kontrolünde, gözün arka bölümünü görebilmek için gözbebeği damla formundaki ilaçlarla genişletiliyor. Göz içi basıncı, tonometre cihazından kontrollü bir şekilde hava püskürtülmesiyle ölçülüyor.

Eforla kalp sorunları belirleniyor

40 yaşını geçmiş her kadın senede bir kez kardiyolojik check-up’tan geçmeli. Ailede kalp krizi hikayesi bulunanlar için ise bu daha erken yaşlarda başlamalı. Efor testi, bu yaşamsal önem taşıyan check-up’ta başvurulan yöntemlerden biri. Test, çoğunlukla koşu bandında uygulanıyor. Yaklaşık 10 dakika süren test sırasında kalp ve kalp kapaklarının durumu ile işleyişi hakkında bilgi veren EKG sürekli izleniyor, belirli aralıklarla damar basıncı ölçülüyor. Efor testi egzersizi ritim ve ileti bozukluklarını araştırmak amacıyla yapılıyor. Bu sayede kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları da ciddi boyutlara ulaşmadan tedavi edilebiliyor.

Smear ile rahim ağzı kanserine son

18 yaşını aşmış ve aktif cinsel yaşamı olan her kadın yılda bir kez düzenli olarak pap smear testi yaptırmalı. Çünkü bu test sayesinde jinekolojik kanserler arasında 2. sırada yer alan rahim ağzı kanseri, çok erken safhada teşhis edilebiliyor. Muayene sırasında, özel bir fırça yardımıyla rahim ağzı bölgesinden hücre sürüntüsü alınıyor. Bu sürüntüler patoloji laboratuarlarında inceleniyor. İnce yayma tekniğiyle, rahim ağzı kanserine yol açan Human Papilloma virüsü tespit ediliyor.

Yılda bir kez ultrason

Kadın hastalılarında erken tanı için gerekli en önemli yöntemlerden biri de vajinal ultrason. Yakınması olsun veya olmasın her kadın yılda bir kez ultrason muayenesinden geçmeli. Vajinal yolla yapılan ultrasonda, iç organlar çok daha net bir şekilde izleniyor. Yumurtalıkları ve rahmi daha iyi görebilmek için ince bir sonda vajinaya yerleştiriliyor. Ekranda beliren görüntü, kadının sağlığı hakkında bilgi veriyor. Jinekolojik ultrason ile karın organları, özellikle de rahim, yumurtalıklar ayrıntılı bir şekilde değerlendiriliyor. Rahmin yapısı, pozisyonu, büyüklüğü, rahimden kaynaklanmış tümörler, miyomlar saptanabiliyor. Bunların yanı sıra rahim içi zarı, yani endometrium değerlendirmesi de yapılıyor. Aynı şekilde yumurtalıkların yapısı, yumurta geliştirme kapasiteleri, yumurtalık kistleri saptanabiliyor.

Yılda bir kez cilt muayenesi kanseri önlüyor

Her yıl düzenli olarak dermatoloji uzmanının kapısını çalmak da, sağlık için yaptırılması gereken testlerin bir parçası. Özellikle vücutta bulunan çok sayıda ben ve ailedeki cilt kanseri hikayeleri, muayenenin önemini daha da artırıyor. Çünkü benler, ölümcül bir kanser türü olan melanom riski taşıyor. Melanomda yeni tanı yöntemi, dijital dermatoskopi. Bu yöntemde yağlanmış deri yüzeyi ışıklı bir büyütme sağlayan dermatoskop ile inceleniyor. Vücuttaki benlerin haritası oluşturularak noktasal lokalizasyonlar belirleniyor. Ardından her bir ben için dermatoskopik görüntü alınıyor ve kaydediliyor. Böylece bir sonraki kontrolde elde edilecek görüntüyle karşılaştırma şansı sağlanıyor. Bunların yanı sıra dijital dermatoskop, benlerde izlenen şüpheli değişiklikleri de gösteriyor. Bu test ile cilt üzerindeki değişiklikler, kanserleşmeden tespit edilebiliyor.

Kan tahlilleri sağlığı ele veriyor

Düzenli olarak yaptırılan kan tahlilleri, genel sağlık durumu hakkında bilgi veriyor. Herhangi bir yakınma olmasa da, kişilerin 35 yaşından itibaren 2 yılda bir kan tahlili yaptırmasında yarar var. Damardan kan örneği alındıktan sonra laboratuarlarda alyuvar ve akyuvarların durumuna bakılıyor, lökositler inceleniyor. Testlerden alınan sonuçlara bakılarak vücutta enfeksiyon ve alerjik bir durum olup olmadığı tespit edilebiliyor. Kolesterol ve kan şeker değerleri hakkında bilgi ediniliyor.

Menopozda kemik yoğunluğu ölçümü önemli

Menopoz ile kendini gösteren kemik kırılmaları riski, osteoporoz tanısı ile konuyor. Özellikle ailede osteoporoz hastasının varlığı, kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemini artırıyor. Kemik mineral yoğunluk ölçümü, hiçbir hazırlık gerektirmeden, vücuda bir zarar vermeden, özel bilgisayar programı ve hassas ölçüm yapan dansitometri cihazlarıyla yapılıyor. Bu yöntemle vücudunuzdaki kemik yoğunluğu ölçülerek kemik erimesi riski tespit ediliyor. Erken teşhis sayesinde, ileri yaşlarda ciddi ve yaşamsal problemlere yol açan kırıkların oluşması önlenebiliyor.

Ağız ve diş sağlığı için tükürük testi

Diş ve diş eti hastalıkları, dünyada ve Türkiye’de önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dişlerde ciddi bir sorunla karşılaşmamak için her yıl düzenli olarak diş hekimi ziyaret edilmeli. Diş ve diş eti problemlerinin tespitinde, doğal bir koruyucu olan tükürüğün teste dilmesi önemli. Bu test için tükürüğünüzün incelenmesi yeterli. Testte tükürüğün kimyasal ve mikrobiyolojik yapılarına bakılıyor. Bu sayede çürüklerin önemli bir sağlık sorununa neden olması önleniyor.

Kolon kanseri önlenebiliyor

Kolon kanseri, en sık görülen kanser türleri arasında 3. sırada yer alıyor. Sinsi tehlike, özellikle 50 yaş ve üzerindekileri tehdit ediyor. Kolon kanseri önlenebilir kanserler arasında. Ancak bunun için 50 yaşından sonra 2 ila 5 yılda bir düzenli olarak kolonoskopi yönteminden yararlanılmalı. Kolonoskopiyle kalın bağırsağın tümü incelenebiliyor. Çekim sırasında hastalar tomografi cihazına yatırılıyor ve kalın bağırsağa hava verilerek iç bölgenin görülmesi sağlanıyor. İşlem sonunda verilen hava geri alınıyor. Kolonoskopi yöntemiyle hekim ileride tümöre dönüşebilecek polipleri teşhis edebiliyor. Poliplerin cerrahi yöntemlerle alınması sayesinde, kolon kanseri oluşma riski önlenmiş oluyor.

Posted on : [0] comments Label: ,

Diyete devam etmek için 4 yöntem

by : NetWork Grup
Diyette olmak çoğunlukla sadece fikir olarak bile yorucu bir şeydir.

İstediğiniz kadar süsleyin... ‘Diyet’ sevimsiz ve tahrik eden bir sözcüktür. Sizi aniden acıktıracak denli sinyaller yollayabilen, hakkında planlar yaptığınız, uğruna acı çektiğiniz bir sürece işaret eder. Peki, başlamak bile zorken sürdürmek nasıl mümkün olabilir? İşte size 4 anahtar...

Amacınızı unutmayın!

Nasıl kilo vereceğinizden önce, ne kadar kilo vereceğinize odaklanın... Hemen ardından da, asla yanlış bir metoda yönelmeden uzmanınızı seçin. Kilo aralığınıza bakarak, içinde bulunduğunuz durumu isimlendirin. Normal kiloda mısınız? Aşırı kilolu musunuz? Yoksa obezitenin kapılarına mı dayandınız? Porsiyon ölçünüzü belirleyin ve günden güne azaltın... Sizin için doğru olan porsiyon miktarını, size ancak sizin medikal geçmişinizi bilen ve yorumlayacak denli donanımlı olan bir doktor söyleyebilir. Sıkı sıkıya inandığınız yahut kısa vadede sonuçlar aldığınız yanlış bilgiler, sizin başarınızı bloke ediyor olabilir. Hareket, sağlıklı beslenme sürecindeki bir insanın hayatına dahil etmesi gereken unsurlar arasında... Her zaman jimnastik salonlarına gidemeyebilirsiniz. Bunun yerine televizyon başından kalkmanız ve yarım saatinizi ev içinde bile olsa yürüyüşe ayırmanız size fayda sağlar. Ancak unutmayın ki düzenli bir spor programı da, diyet programı da işinin ehli olan kişilerin rehberliğinde sonuca ulaşır.

Kişisel gerçeklerinizi göz önünde bulundurun

Kişilik, yiyeceklere yönelimlerimizde doğrudan rol oynar. Eğilimlerinizi bilemek, sizi kendi zaaflarınıza karşı korumanın ilk adımıdır.

Atak: Eğer ataksanız elinizin hemen altında duran ve bir çırpıda ağzınıza atabileceğiniz şeyleri kendinizden uzaklaştırın. Tek lokmalık kurabiyeler, buzdolabında hazır bekleyen börekler, dondurucunun elinden 5 daki kada kurtulabilecek hazır pizzalar gibi...

Unutkan: Eğer yediklerinize dikkat etmeyen biriyseniz (örneğin heyecanla bir program seyrederken önünüze gelen yiyeceğe bakmadan ya da önemsemeden ağzınıza atıyorsanız) sizi o an için ayıltacak bir uyarana ihtiyacınız var. Örneğin belki de siz “Hey! Bu yediğim faydalımı?” diye her defasında kendisine sorması gerekenlerdensiniz...

Gergin: Eğer ileri düzeyde kaygılı bir insansanız, yeme içme konusu sizin için ayrı bir tepki alanı... Çoğu kişi kendisini yiyerek yatıştırır. Çoğu da kendisine zarar verecek denli aç kalır.

İnatçı: Keskin kişilikler, kilo verme konusunda diğer gruplardan daha başarılıdırlar. Çünkü kural koyucular kendileridir. Zamanlama, organize olma ve ayarlama konusuda bu kişilik grubunun üzerine yoktur.

Sosyal: Kendi evlerinde bile sosyal olan kimseler mönülerini misafirlere göre belirlediklerinden düzenli bir liste uygulamaları zorlaşır.

Çift güç

Diyet ve egzersiz Sıklıkla karşılaşılan bir soru vardır: “Önce diyet mi gelir, egzersiz mi?” Diyet, en başta da söylediğimiz gibi sevimsiz bir sözcüktür. Egzersiz ise, caydırıcı ve korkutucu bir anlam taşıyor. Ancak siz sağlıklı olmaya karar verdiğinizde, yaşam tarzınızla ilgili bir şeyleri gözden geçirme niyetini beslemektesinizdir. O halde birini diğerine tercih etmektense, onları etkileştirmek en doğrusu olacaktır. Öyleyse, doğru beslenme ve egzersizin kombine olmuş hali form tutmak için eşsiz bir birleşimdir.

Kendinize verdiğiniz sözü tutmak gibisi yoktur!

Başarılı olmak için kendinizi anlamalı ve kilo kaybetmeyi hedeflediğiniz sürece odaklandırmalısınız. Öyleyse, başlamadan önce kendinize bazı sorular sormak, kendi gerçeklerinizle yüzleşmeniz gerekir. Mesela: Bunu yapmaya hazır mıyım? Bu içten gelen bir motivasyonmu? Aksiliklerle ve olumsuzlarla baş ederek bu süreci devam ettirebilecek miyim? Tastamam hedefime odaklanabilecek bir süreçte miyim? Şayet iş değiştirmek üzereyseniz yahut dikkatinizi dağıtacak bu türde geçiş dönemlerinin arifesindeyseniz, söz gelimi, çözülmemiş uzun vadeli kişisel sorunlarınız varsa bu sizin kilo kaybetme disiplinini doğrudan etkiler. Sonuç olarak, kendinize hazır olduğunuzu her anlamda taahhüt etmelisi niz. Birileri istedi, baskı yaptı, yahut sizi zorladı diye değil, buna ihtiyacınız olduğunu siz düşündüğünüz için... Ve hazır olana dek, ihtiyacınız olan sabrı kendinize gösterin... Hiç bir şeyin jet hızıyla gerçekleşmeyeceğini, uzun süren başarıların uzun süren hazırlık ve çalışmaların ürünü olduğunu daima anımsayın... Ve en önemlisi, kendinizle sözleşin... Çünkü insanın kendisine verdiği sözü tutması kadar nefis birşey yoktur!
Posted on : [0] comments Label: ,

Olgun kadın ve genç erkek ilişkisi

by : NetWork Grup
Bir ilişkide erkek kadından büyük olur da, kadın erkekten olamaz mı? İşte Hollywood dünyasından en genç beyaz atlı prensler ve orta yaşlı kadınların bu tercihleri altında yatan nedenler.

Yaş farkı konusunda yapılmış bir araştırmanın liste başı haliyle bayağı bir uçuk! Rekor yaş farkına sahip olan Malezyalı çiftte Wook Kunder isimli kadın 104, Muhamad Noor Che Musa isimli ‘genç adam’ ise sadece 33 yaşında. Elbet bu tuhaf durumun açıklaması çok zor. Ama daha az bir yaş farkının söz konusu olduğu, erkeğin ise kadından daha genç olduğu birtakım ilişkilere değinmek istedik. Hollywood camiasında bolca rastlamaya başladığımız bu durumun ne gibi açıklamaları oluyor; bunları sizlerle paylaşmak istedik.

Bu aslında şimdilerde rastladığımız bir durum değil; sadece şimdilerde daha ‘sık’ rastladığımız bir ilişki türü. Zamanında Elizabeth Taylor ile Larry Fortensky arasındaki 20, Tina Turner ile Erwin Bach arasındaki 16, Susan Sarandon ile Tim Robbins arasındaki 12 yaş farkı oldukça konuşulmuştu. Ama şüphesiz günümüzde Demi Moore ile kendisinden 15 yaş küçük aktör sevgilisi Ashton Kutcher’ın ilişkisi ‘orta yaşlı kadın – genç erkek’ meselesine damga vurdu. “İlişkide kadın erkekten büyük olabilir mi?” sorusunu gündeme getirdi.

Uzmanlar ne diyor?

Yurtdışında geçtiğimiz yıllarda 40 ila 69 yaş aralığındaki 3,500 kadın ile yapılan bir araştırmada, kadınların yüzde 34’ünün kendinden 10 veya daha fazla yaşta genç olan erkeklerle ilişki yaşadığı ortaya çıkmış. Uzmanlar bu duruma toplumsal açıdan baktıklarında kadınların son yıllardaki konumlarıın güçlenmesinin; kadınların kendi kariyer ve yaşam tarzlarını belirleyebildikleri gibi, kendilerinden genç yaştaki erkekleri tercih etme konusunda da özgür hissetmelerinin neden olduğunu belirtiyorlar.

Uzmanlar aynı zamanda belli bir yaşı geçip, belli deneyimleri yaşadıktan sonra kadınların kontrol altında tutulmaktan ziyade daha özgür olabilecekleri ve daha fazla eğlenebilecekleri ilişkiler yaşamak istediklerini söylüyorlar. Böyle bir durumda da beyaz atlı prenslerini kendilerinden yaşça küçük seçmeyi tercih ediyorlar.

İlişkideki yaş farkı konusunda uzmanların değindiği bir başka konu da var. Yaşımız daha küçükken 2 yıllık bir yaş farkı bile oldukça büyük gelir göze, kulağa… Çünkü hayat deneyimimiz, ilişki tecrübelerimiz, kişisel gelişimimiz de henüz yaşımıza göre gelişmektedir. Buna ek olarak yaş farkı toplumsal açıdan da olumlu karşılanmayan bir durumdur. Fakat yaşımız ilerledikçe; hem duygusal gelişimimiz, hem yaşam tecrübelerimiz ilişki konusundaki yeteneğimizi ve kaynaklarımızı dengelemeye başlar. Böylece 10 yıl ve benzeri yaş farklılıkları sizin ilişkinize iyi bir yön verdiği sürece önemsiz hale gelir. İyi bir iletişim kurabiliyor, birlikte problem çözebiliyor ve birbirinizi tutkuyla sevebiliyor olduğunuzda yaş farkının hiçbir önemi kalmıyor.

Medyada da ön planda

Sex and The City’deki Samantha karakterini düşünün. Veya Desperate Housewives dizisindeki kendinden yaşça küçük erkeklerle ilişki yaşayan umutsuz ev kadınlarını… Televizyon sektöründe kariyer sahibi güçlü kadınlardan, dul ve çocuklu orta yaşlı kadınlara kadar birçok örnekte genç bir sevgiliye rastlamak mümkün. “Bunlar sadece dizi” de diyemeyiz. Çünkü paparazzilerin her geçen gün ortaya çıkardığı birçok ilişkide, yani gerçek hayatta, orta yaşlı kadın ve genç erkek çiftine rastlamak mümkün. Sadece Demi Moore değil; Madonna’nın kendinden 10 yaş küçük eşi Guy Ritchie’den boşanıp, bu kez kendinden 26 yaş küçük Jesus Luz ile ilişki yaşaması da medyada büyük ses uyandırmıştı.

İlişkiler uzun vadeli mi?

Peki bu ilişkilerin ömrü, aradaki yaş farkı kadar fazla oluyor mu? Demi Moore ve Ashton Kutcher örneğine bakarsak ilişkinin istikrarlı bir şekilde yürüdüğü söylenebilir. Ama Janet Jackson’ın kendinden 10 yaş küçük olan yakışıklı oyuncu Colin Farrell’la çok kısa bir ilişki yaşaması gibi hızlı sonuçlanan örnekler de var. Aynı şekilde Jennifer Aniston’dan olaylı bir şekilde ayrılarak hayatının en kötü dönemini onunla yaşadığını belirten 9 yaş küçük John Mayer vakası gibi tatsız sonuçlananlar da oluyor. Kimisi de yaş farkını çok da belli etmeksizin, ilişkisini herkes gibi sürdürebiliyor. Örneğin Gwyneth Paltrow kendinden 5 yaş küçük müzisyen eşi Chris Martin ile mutlu bir evlilik sürdürüyor.

Uzmanlar bu tip ilişkilerde başarının sırrının iki kişinin motivasyonuna bağlı olduğunu belirtiyor. Kimi orta yaşlı kadınlar gerçekten kendilerini çok genç hissedebiliyor ve bu nedenle kendileri kadar aktif genç erkeklerle oldukça sağlıklı bir ilişki sürdürebiliyorlar. Veya genç erkek, orta yaşlı sevgilisine oldukça mantıklı kariyer tavsiyelerinde, duygusal önerilerde bulunabiliyor. Unutmayın; kronolojik yaşın her zaman fiziksel kapasite veya duygusal olgunlukla aynı ilerlediğini söylemek doğru değildir.

Posted on : 29 Kasım 2010 Pazartesi [0] comments Label: ,

Ucuz kıyafetlere kaliteli görünüm katmak

by : NetWork Grup
Gardırobuna daha az bütçe ayırıp bir yandan da şık ve klas görünmek isteyenler için taktikler..

Bazen tasarımcıların hazırladığı giysilerin neden çok pahalı olduklarını anlamakta güçlük çekeriz. Şüphesiz,  bu fiyat uçurumunun en önemli sebebi gösterişli etiketler taşımaları. Yine de kabul edilmesi gereken kimi ayrıcalıklara kavuşuyor tabi bu markaları tercih edenler; kalıpları ve kumaşları oldukça kaliteli özellikle de herhangi bir dükkandan aldığınız sıradan bir parçaya göre çok daha uzun ömürlü olabiliyorlar kaliteleri sebebiyle.

Yine de hepimiz gardırobumuza daha az bütçe ayırıp bir yandan da şık ve klas görünmek istiyoruz. İşte bu amaçta işinize yarayabilecek kimi taktikler:

Düğmeleri değiştirin: 
Hiç de fena olmayan ama pahalı da olmayan bir giysinin üzerinde maliyeti düşürmek adına kullanılan plastik düğmeleri, aldığınız daha şık ve pahalı olanlarla değiştirebilirsiniz.

Değişiklik yapın: 
Ufak oynamalarla tüm görünüme katacağı değişime inanamayacaksınız. Pantolonunuzun paçalarını kısaltmak, sokakları süpürmeye niyetliymişsiniz yerine şık görünmeye önem verdiğinizi düşündürtecektir. Ya da elbisenizin yaka kısmını biraz daha açarak hafif dekolte sağlayın.

Kemer kullanın: 
O çok sevdiğiniz ucuz elbisenizin bir kuşağı varsa, onu çıkartıp yerine deri bir kemer kullanmak elbisenin havasını komple değiştirecektir.

Kumaş kalitesi önemli: 
Stili uydurabilirsiniz ama kumaşı sakın! Kalıbın ne kadar iyi olduğunun önemi yok, ucuz kumaş asla kullanılmamalıdır çünkü kendini fazlasıyla belli eder. %20 sentetikten fazla olan her şeyden uzak durun. Ve parlak olanlardan da!

Pahalı aksesuarlar satın alın: 
Elbise ve ceketi seçerken yeterince tasarruf ettiniz, öyleyse akıllara zarar bir çift ayakkabı alabilirsiniz! İyi görünmeleri bir yana önünüzdeki ay kullanılmaz duruma da gelmeyecekler. Ucuz ayakkabılar, berbat kumaşlar gibi apaçık belli olur. Aynısı çanta ve kemerler için de geçerli. O Yüzden uzun ömürlü olacak bu aksesuarlarınız için para harcamaktan çekinmeyin.

Posted on : [0] comments Label: ,

Botoks mu yaptırmalı, dolgu mu?

by : NetWork Grup
Karaktere göre oluşan çizgilerde botoks ve dolgunun aynı anda kullanılmasının mükemmel sonuçlandığı belirtiliyor.

Doğuştan gelen özelliklerin yanı sıra kişilerin karakterleri de, estetik ihtiyaçlarını belirleyen unsurlar arasında yer alıyor. Botoks ve dolguların doğru uygulamalarda büyük bir fark yarattığını belirten Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel; sert mizaçlı insanların kaşlarını çok çatmaları sebebiyle kaş arasında derin bir çizgi oluştuğunu, güleç mizaçlı insanlarda ise dudak kenarlarında ve göz çevrelerindeki çizgilerde geçen yıllarla beraber artış olduğunu söylüyor.  Prof. Dr. Yücel, botoks ve diğer bir yöntem olan dolgunun aynı anda uygulanması sonucunda, bu tür karaktere bağlı oluşan kırışıklıklarda mükemmel sonuç aldıklarını anlatıyor. Prof. Yücel özellikle vücuttan yağ alınarak gerçekleşen dolguların ise pozitif sonuçlar verdiğine dikkat çekiyor.

Doğanın baharda yenilenmesinin ardından, kadınlar da erkekler de yaza yenilenmiş olarak girmeyi önemsiyor. Bu yenilenmeye yardımcı olarak Botox ve Dolgu işlemine müracaat ediyorlar. Botoks işleminin çok uygun dozlarda, yüz anatomisi iyi incelenerek yapılması ise önem taşıyor. Sürekli kaşlarını çatan bir görüntüye sahip bir kişinin emin olun alnında ve kaş aralığında yatay ve dikey onlarca çizgi oluşur. Ya da zamanın göz kenarlarında oluşturduğu kırışıklıklar da yine botoksa davetiye çıkarıyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Prof. Dr. Akın Yücel, botoks ve dolgu ile ilgili bilinmeyenleri aydınlattı.

Dünyada estetik ve cerrahi operasyonlar üzerine bilgisi sınırlı olanların dahi ilk sırada söyledikleri uygulamaların başında botoks geliyor. Dünyada neredeyse 500 milyon kişinin tercih ettiği bu uygulamalar doğru kullanıldıklarında kişiler üzerinde büyük bir farklılık yaratıyor. Hem güzellik hem de sağlık açısından yararlı olan botoksun yanı sıra, dolgular da insanların kendileri ile barışık ve güzel bir şekilde yaşamalarına olanak tanıyor.

Botoks ve dolguların doğru ve birlikte kullanıldıklarında memnun edici sonuçlar bıraktığını belirten Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel konu ile ilgili olarak görüşlerini paylaştı.

Botoks Nedir?
Botoks genellikle alında,  kaz ayağı ve kaşları çatınca ortaya çıkan çizgiler ve gerdan (dekolte) bölgesi için kullanılan, temel amacı kırışıklıkları ortadan kaldırmak kullanılan bir uygulamadır. Dünyaya tanıtıldığı 1989 yılından bu yana en popüler cerrahi olmayan estetik operasyonların başında gelen bu uygulama, dünyada milyonlarca kişi tarafından kullanılmakta özellikle 40-59 yaş arası kadın ve erkekler arasında tercih edilmektedir. Botoks kırışıklıklarda iki yönlü olarak kullanılır. Birincisi, botoks kırışıklığa sebep olan kası gevşetir, ikincisi ve daha da önemli olanı, kas gevşedikçe, kişi bu kası kullanarak kırıştırma alışkanlığını bırakır. Botoks böylelikle kırışıklıkların daha da ileri boyutlara ulaşmasını engeller. Botoks’un son zamanlarda kullanımlarına eklenen bir başka bölge ise koltuk altıdır. Özellikle fazla terleyen ya da fiziksel işler ile uğraşanlar için bir kurtarıcı olan botoks, bölgeye uygulanarak koltuk altı ve elde, hatta ayakta oluşan terlemeleri önler. Kısacası botoks, hem güzellik hem de sağlık için çok önemli olan bir uygulamadır. Kamuoyunda oluşan bu operasyon üzerindeki kötü şöhret ise maalesef yanlış, aşırı ve ehliyetsiz uygulamalardan kaynaklanmaktadır.

Botoksun kalıcı olması için ne yapmak gerekir? 
Botoks genelde 4 ay sabit kalır, ancak 4-6 ay arasında etkisi hafif hafif azalmaya başlar. 6 ayda bir botoks yaptırmak uygun olabilir. Güneşten korunma önlemlerinin alınması ve nemlendiricilerin kullanılması fazla kırışıklıkların olmasına engel olabilir. Aynı zamanda bu önlemler yapılan botoks işleminin de süresinin ömrünün uzun olmasını sağlar.

Botoks yüzün hangi bölümlerine uygulanabilir? 
Botoks faklı bölgelere uygulanabilir. Genellikle yüzün üst bölgesine, kaz ayağı kırışıklıklarına, kaş arasındaki dikine çizgiler ve alındaki yatay çizgilere uygulanır. Kaş arasında 5-7, alında 4 noktaya, göz kenarında 2-4 noktaya enjekte yapılabilir.

Botoks sonrası mimik hareketleri kaybolur mu?
Bazı mimiklerde kaybolma olabilir. Eğer çok miktarda enjeksiyon yapılmışsa, mimik kaybına neden olabilir, bu daha çok alın ve kaş bölgesinde görülür. Kaş çatma hareketi pek yapılamaz, alın bölgesinde de kaşları kaldırma hareketi yapılamaz. Göz çevresinde hareket sınırlılığı olmaz, çünkü botoks dış köşeye yapılır. Göz kapağı gibi noktalara botoks yapılmadığından o bölgedeki hareketlerde sınırlama olmaz.

Botoks kırışıklılara hemen etki eder mi?
Botoks uygulandıktan 2 – 3 gün sonra etkisini gösterir. Üçüncü hafta yüz tamamen kendine gelir. Genellikle 1 hafta sonra hastalarımızı kontrole çağırırız. Botoksun etkisi ise 4-6 ay sürer.

Botoks acı veren bir işlem midir?
Botoksun ağrısı olabilir ama bu ağrı dayanılmayacak kadar kötü değildir. Hastaya lokal anestezi ya da uyuşturucu kremler de yapılarak, ağrı en az seviyeye indirilir. Botoks, can yakıcı bir işlem değildir. Sonrasında da ağrı hissedilmez.

Estetik dolgu malzemeleri nedir?
Yüzümüzde sarkma sonucu oluşan çizgilerin ve derin kırışıklıkların, yaşlanmaya bağlı oluşan çökmelerin (gözaltında, yanaklarda vb.), ciltteki bazı çukur bölgelerin (yara izi, sivilce izleri gibi) doldurulması ve dolgunluk sağlanması; bazen de kontür düzeltilmesi (dudakların daha canlı kıvrımlı ve dolgun görünmesi gibi) amacıyla cilt altında kullanılan malzemelere dolgu malzemeleri diyoruz. Bunlar, kişini kendisi yağ dokusu olabileceği gibi, çok çeşitli kimyasal maddelerden üretilen ve piyasaya sunulan ürünler olabilir. Vücudun kendi yağ dokusu dışında yabancı maddelerin vücut içine enjekte edilmesi pek çok sakınca doğurabileceğinden, birkaç çok güvenilir ürün dışında (kollajen, hyalüronik asit gibi) tercih edilmezler.

Niçin kendi dokumuz en uygun dolgu malzemesidir?
Yüz kırışıklarının veya çökme, sarkmalarının tedavisinde kullanılan diğer dolgu malzemeleri (kollejen, enjekte edilen silikon, dikiş materyalleri gibi) zaman zaman alerjik reaksiyonlara yol açabiliyor, enfeksiyon riskleri yağ ve doku kokteyline oranla çok daha fazla olabiliyor. Ayrıca bazı dolgu maddeleri ile son derece kötü, doğal olmayan sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Yağ enjeksiyonlarından sonra alerjik reaksiyonlar görülmez. Enfeksiyon riski çok düşüktür. Bu nedenlerle pahalı ve enfeksiyon, apse oluşumu, yara açılması gibi istenmeyen pek çok sonuçlar doğurabilen yapay dolgu malzemelerinin yerine cerrah ve hastaların biyolojik dolgu malzemelerini tercih etmeleri önemlidir.

Estetik dolgu malzemelerinin etkisi ne kadar sürer?
Vücuttan alınan yağlar ile yapılan dolgularda 3 ay sonrasında bile yağlar hala duruyorsa, hayat boyunca duracağı anlamına gelir. Ama yağ erimişse yağ enjeksiyonunu tekrar yapmak gerekir. Özellikle yağ enjeksiyonları verilen bölgede küçük fark olur. Örneğin çene ucuna enjeksiyon yapılıyorsa, bunun kalıcı olma durumu daha fazladır. Çünkü çene kısmında kemik üzerine dolgu verilir, kemik üzeri dokular hareket etmez; bu da kalıcı olmasını sağlar. Elmacık kemikleri de bu şekildedir. Ancak dudağa verilen yağları tekrar etmek gerekir.

Hangi estetik operasyonlarda dolgu malzemeleri verilir?
İlk zamanlarda dolgu maddeleri kırışıklıklarda kullanılırdı. Son zamanlarda ise bu konuda ciddi değişiklikler oldu. Dolgu maddelerini yüzün şeklini değiştirmek için kullanıyoruz. Yüzde zaman içinde kaybolan dolgunluğunu yerine koymak için dolgu malzemelerinden faydalanıyoruz. Gözaltı, üstü ve yanaklarına dolgu işlemi uyguluyoruz. Bu bölgeler zamanla inceliyor ve kayboluyor. Bu dolgunluk kaybını yerine koymak gerekiyor. Şu andaki dolgu maddelerinin kullanmaktaki temel amaç, yanakları, gözaltını doldurmak, göz çevresi ve yüze daha genç ve dinamik bir ifade verebilmektir.

Estetik dolgu malzemeleri yenilenebilir mi?
Eğer fabrikasyon üretim bir estetik dolgu malzemesi ise yenilenmesinde sakınca yoktur. Fabrikasyon dolgu maddesi bir şekilde sona ereceği için ve hasta yapılan dolguyu beğenmişse, aynı şekilde devam etmek mümkündür. Beğenmediği durumlarda ise, hasta yaptırmamayı tercih edebilir. Vücuttan yağ enjeksiyonu alınıp yapılan ameliyatlarda tekrar edilebilir.

Estetik dolgu maddelerinde çökmeler yaşanabilir mi? 
Fabrikasyon olan dolgu maddelerinde erime ve çökmeler mutlaka yaşanır. 4 aylık, 8 aylık, 1 ve 5 senelikler fabrikasyon dolgu maddeleri bulunmaktadır. Ama bunların her biri zamanı geldiğinde erirler. Erken erime gibi bir durum genellikle olmaz. Vücuttan yağ alınıp enjekte edildiği durumlarda ise yüzde 70 civarında kalıcılık vardır. Yağ enjeksiyonları, 3 ay bozulmadan vücutta kalırsa, hayatın sonuna kadar kalma ihtimali vardır.

Dolguların botokstan farkı nedir?
Enjekte edilebilir dolguların botokstan farkı; kalınlık (sıklık) ve uzun ömürlülük ile ilgilidir. Genel olarak dolgu ne kadar sıkıysa kırışık o denli doldurulacaktır, ancak bu tümseklik (bump) ihtimalinin artmasına yol açacaktır. Özellikle bu tür pütürlüklerin düşük göz kapakları ve kaz ayağı gibi daha ince deride görülme ihtimalleri yüksektir. Bundan dolayı bu noktalarda uygulanacak dolgular işlev anlamında başarılı olurken estetik açıdan iyi görünmeyecektir. Bu bölgelerde sıklığı en az olan Zyderm ve Restylane dolguları kullanılabilir, ancak bunların kullanım süreleri kısa olacaktır. Dolgular ayrıca yüz yapısını korumak için farklı kullanımlara sahiptir. Bu kullanımlardan başlıcaları:

Sivilce izlerini doldurmak
Çene kemiklerini daha dolgun ve kesin göstermek
Dudak genişletmek
Dudak asimetrisi ve deformasyonlarını ortadan kaldırmak
Ameliyatsız burun operasyonlarında –özellikle burun kemerinde- kullanmak
Koyu renkteki gözaltı torbalarını ortadan kaldırmak
Hem botoks hem de dolguları ne zaman kullanmalıyız? Her ikisini aynı anda uygulayabilir miyiz?
Eğer sadece belli kaslarımızı sıktığımızda kırışıklıklar oluyorsa botoks tercih edilecek uygulama olacaktır. Özellikle alın çizgileri ya da yüzdeki kasların bilinçli sıkılması ile oluşan çizgiler en yaygın görülen operasyon bölgeleridir. Herhangi bir kası sıkmaksızın oluşan kırışıklıklar içinse dolgular kullanılmalıdır. Eğer kırışıklıklar devamlı gözüküyorsa ve kaslarımızı sıktığımızda bu kırışıklıklar daha da ilerliyorsa, hem botoks hem de dolgular kullanılmalıdır.

Posted on : [0] comments Label: ,

Karnınızı Düzleştirmenin Sırları

by : NetWork Grup
Sıkı bir karın her zaman çekici ve alımlı görünmenizi sağlar. Giydiğiniz her şey üzerinize daha güzel oturur ve imrenilen bir vücudun başı orantılı bir karın ile mümkündür. İşte yapmanız gerekenler:

1)Duruşunuza Dikkat

Ayakta dururken daha iyi bir duruş karın kaslarının doğru çalışmasını sağlar. Kulaklarınız omuz hizasında olmalı ve dizlerinizi kırmamalısınız. Omuzlarınızın ön kısmı askıya gömlek astığınız gibi düz olmalıdır. Öne doğru eğik durursanız kamburunuz çıkar ve zamanla kalıcı olabilir. Ağırlığınızı topuklarınıza verin. Bu sayede hem düzgün bir duruşa hem de sağlıklı karın kaslarına sahip olacaksınız.

2) Resmin Bütününü Düşünün!

Karın kaslarınızı çalıştırırken vücudunuzun diğer bölümlerini ihmal etmeyin. Sıkı bir karın için örneğin sırt ve bel bölümünde bulunan kasların da durumu oldukça önemlidir. Ayrıca dengeli bir biçimde tüm vücudu çalıştırmazsanız karnınız sıkı ancak diğer yerler gevşek kalacaktır.

3) Kano Dönüşü

Dik durun, ayaklarınızı omuz hizasında ayırın. Ellerinizi birleştirin ve kürek çektiğinizi hayal edin. Sağ ve sol tarafınıza doğru birleştirdiğiniz ellerinizi kanoda oturur gibi kürek hareketini 20 kere yapın. Hareketleri yaparken derin nefes almaya dikkat edin.

Gergin bir karına kavuşmak hayal değil! İşte seksi bir vücut için vazgeçilmeziniz olacak ürünler!

4) Kedi Tekmesi

Ayaklarınızı birleştirip dik durun. Kollarınızı uçak kanatları gibi açın. Nefes verin ve aynı zamanda bacağınızı kaldırabildiğiniz kadar yukarı kaldırın. Kollarınız önünüzde paralel olrak durmalı. Her bir bacak için 20 kez aynı hareketi yapın. Bu sayede bu bölgede bulunan kaslarınızın çalışacak ve yağ yakımı artacaktır.

5) Esneme

Dik durun, topuklarınızı birleştirin ve ellerinizi karnınızın altında kilitleyin. Nefes verin ve kollarınızı esnetebildiğiniz kadar aşağı doğru itin. Aynı zamanda parmak ucunuza kalkmaya çalışın. Bu şekilde 10 kez aynı hareketi tekrarlayın.

6) Yemenize Dikkat!

Ne kadar egzersiz yaparsanız yapın, yediklerinize dikkat etmediğiniz takdirde karnınızı istediğiniz şekle sokamazsınız.  Unutmayın mideniz karnınızda bulunuyor ve onun tıka absa dolu olması güzelliğinize gölge düşürecektir.

7) Gerçekçi Olun!

Genleriniz vücudunuzun şeklinde önemli bir rol oynar. Ancak nasıl olsa ailemdeki herkes kilolu diye tatlılara hücum etmek de doğru değildir. İstediğiniz takdirde ve gerçekçi hedefler koyduğunuzda motive olduğunuzu ve çarpıcı bir vücuda sahip olmanın o kadar da zor olmadığını göreceksiniz.

8) Acele Etmeyin!

Kimse bir günde muhteşem bir karına kavuşmuyor. Sabırla çalıştığınızda ve günde sadece 20 dakikanızı ayırdığınızda çok zaman geçmeden istediğiniz ölçülere ulaşacaksınız. Unutmayın! Her şeyin başı sabır…

Posted on : [0] comments Label: ,

Bu oyun ne zaman aldatma sayılıyor?

by : NetWork Grup
Beğenildiğini hissetmek, sadece kadınların değil herkesin arzusu. Hele ki bu karşı cinsten geliyorsa…

Kabul edelim, küçük flörtler kendimizi daha iyi hissettiriyor. Peki, Zarasız görünen bu oyun ne zaman aldatma sayılıyor?

Evlisiniz ya da uzun süredir biriyle birliktesiniz, ilişkinizde her şey yerli yerinde. Sadece biraz heyecan kaybınız var. Son zamanlarda da iş yerindeki biriyle arada bakışlarınız karşılaşıyor, konuşurken ya siz ona ya o size nazikçe dokunuyor, adı üzerinde flörtleşiyorsunuz. Bu da size o anlarda kendinizi iyi hissettiriyor. Ya da tesadüfen karşılaştığınız birini çok beğeniyorsunuz. ‘hmmm hoş adammış’ diye geçiriyorsunuz içinizden. Belki de ayaküstü sohbet edip, güzel vakit geçiriyorsunuz. Ama nedense bir yandan da içiniz huzurlu değil. İçiniz rahat olsun; korkmayın, eşinizi y ada sevgilinizi aldatmıyorsunuz! Yani sizin birini beğeniyor ya da başka biri tarafından beğeniliyor olmanız, var olan ilişkinizin kötü gittiği ya da sevgilinizi aldattığınız anlamına gelmiyor.

Bu tür flörtler, kendinizi iyi hissettiriyorsa hiçbir sorun yok!
Hatta ilişki uzmanları bu tür durumların ilişkiye iyi geldiğini bile söyleyebiliyor. Psikiyatrist Murat Dokur da şöyle destekliyor: “Kişilerin kendilerini daha iyi, daha güzel hissedebilmelerine, sevebilir ve sevilebilir olmalarına yardımcı olan ‘sosyal flört’ aldatma değildir. Hatta bu şekildeki bir iyi hissedişin ilişkilere doğrudan yararı olduğunu söyleyebiliriz.”

Yaşam koçu ve İlişki Terapisti Yeşim Varol Şen ise, uzun süreli ilişkilerde ve evliliklerde bu tür Zarasız flörtlerin egoyu yenilediğini belirtiyor: “Bu tür Zarasız flörtler, bireye ‘ben beğeniliyorum, kendimi iyi hissediyorum’ tarzında olumlu bir motivasyon duygusu veriyor ve kişinin mevcut ilişkisine bu olumlu hisleri yansıtmasını sağlıyorsa, faydalı sayılabilir. Sonuçta birey kendisini özel ve güzel hissetmesini, keyifli hissetmesini sağlayacak ve bu pozitif duygularını ve özgüvenini mevcut ilişkisine de yansıtacaksa bunun ilişkiye olumlu bir katkı olacağını varsayabiliriz.”

Peki, zararsız bir flörtle aldatmanın arasında nasıl bir çizgi var? O çizgiyi ne zaman ihlal etmiş oluyoruz? Bunu da şöyle özetlemek mümkün: Eğer siz bir ilişki yaşarken bir başkasını düşünüyorsanız, ilişkiniz yetersiz kalıyor ve bu boşluğu flört ederek doldurma ihtiyacı duyuyorsanız, o zaman zararsız bir flörtten bahsedemeyiz. Flört, spontanelikten çıkıyorsa ve planlı buluşmalara dönüşüyorsa, artık burada bir ilişkiden söz edebiliriz. İçinizi huzursuz eden, var olan ilişkinize yansıtmaktan kaçınacağınız, görülme ve duyulma korkusu yaşayacağınız bir flört artık zararsız olmaktan çıkıyor. Var olan ilişkinizi zedeleyeceğini bile bile flört etmeye devam ediyorsanız, mevcut ilişkinizde yetersiz noktalar olduğu anlamına geliyor. Yeşim Varol Şen, “Bu durumda da çözüm ihanet değil, ilişkideki yetersiz noktaların farkına varılması ve onarılmasıdır” diyor.

“Özel olduğumuzu hissetmeye ihtiyacımız olabilir”
Yeşim Varol Şen, bu tür davranışlarda egoyu tatmin etme arayışının da etkili olabileceğini söylüyor: “Mevcut ilişkimizde özel olduğumuzu, beğenildiğimizi veya rutinden sıkıldığımızı yeterince hissetmiyor ve bu duyguları Zarasız flörtlerle karşılamaya ihtiyaç duyuyor da olabiliriz. Küçük sosyal flörtler, eğer sonrasında akla takılıp o anı düşündürmüyor ve planlı bir tekrara yol açmıyorsa, bunu aldatma değil de egoyu tatmin etme arayışının da bir ihtiyaçtan doğduğunu yadsıyamayız.”

Posted on : [0] comments Label: ,

Neden kilo alırız?

by : NetWork Grup
Şişmanlama konusunda çevresel etkenlerin rolü vardır. Bu nedenle kilo alımının artmasına ve kalori harcanmasının azalmasına neden olan faktörleri tanımak, doğru beslenme alışkanlıkları kazanmamıza yardımcı olur

Normal kiloda kalmak için yakabildiğimiz kadar gıda almamız gerekir. Eğer yakabileceğimizden daha fazla gıda alırsak, fazla kaloriler vücudumuzda yağ olarak birikir ve kilo sorunu ortaya çıkar. Alınan karbonhidratlar vücutta sadece glikojen olarak depolanır ki bunun miktarı 300- 500 gram kadardır. Vücudumuza devamlı ihtiyacımızdan fazla karbonhidrat alırsak bunlar yağa dönüşerek depolanır ve kilo alırız. Obezitenin giderek salgın halini almasında, kolay yaşam biçimi nedeniyle hareketliliğin azalması, fazla kalori alımı ve fast-food türü yeme alışkanlıklarının artması önemli rol oynar.

Hangi Olaylar Kilo Almamıza Neden  Olmaktadır?

Erişkin yaşlarda kilo almaya veya obeziteye neden olan başlıca faktörler hareketsizlik ve aşırı beslenmedir. Bunun dışında yaşın ilerlemesiyle de kilo almaya başlarız.
Tiroid bezi yetmezliği (hipotiroid), insülin direnci, reaktif hipoglisemi denilen kan şekeri düşüklüğü, böbreküstü bezinin aşırı kortizol üretmesi, yumurtalıklardaki kistler ve hormon bozuklukları da kilo almanın önemli nedenleridir. Evlendikten sonra düzenli yeme döneminin başlaması veya sigarayı bırakınca iştahın artması da kiloyu artıran olaylardır. Az su içmek, aşırı alkol tüketimi, depresyon, bazı psikolojik sorunlar, emeklilik ve gece vardiyasında çalışmak gibi bazı sosyal ve psikolojik nedenler kilo alımında önemli etkenlerdir.

Obeziteyi Tetikleyen Çevresel Etkenler
-Büyük porsiyonlar.
-Yağlı, kalorisi yüksek gıdalar.
-Glisemik indeksi yani kan   şekerini artırıcı etkisi yüksek gıdaların fazlalığı.
-Kolalı içecekler.
-Şeker.
-Fast food türü gıdalar.
-Cips, bisküvi gibi gıdalar.
-Kalsiyum düşüklüğü.
-Gıdalara daha kolay ulaşabilme.
-Gıdaların ucuz olması.
-Seçenek çeşitliliği.
-Stres, üzüntü, sıkıntı.
-Ofis ortamında akşama kadar sandalyede koltukta oturmak.
-Televizyon başında geçen saatlerin artması.
-Bilgisayar bağımlılığı.
-Asansörler, yürüyen merdivenler.
-Az uyuma.

Yapılan araştırmalar son 15 yıldır yenen yemeklerde porsiyonların arttığını gösterdi. Tabakta fazla gıda olunca fazla yenmektedir. Yıllar içinde alınan bu fazla kaloriler obeziteyi tetikler. Glisemik indeksi yüksek gıdaların yenmesinde son yıllarda büyük artış vardır. Ülkemizde beyaz ekmek tüketimi, reçel, börek, çörek, pide yeme alışkanlığı fazladır. Özellikle beyaz ekmek kan şekerini çabuk bozmakta ve insülin direncini artırmaktadır.
Gazoz, kola ve patates cipsi tüketimi de son yıllarda artmıştır. Bu gıdalarda bulunan şeker, fruktoz gibi tatlandırıcılar kilo alınmasına büyük katkısı vardır. Aşırı kilolu kişilerin çoğunda kolalı içeceklerin tüketimini fazladır. Az uyuyan veya  iyi uyumayan kişilerde obezite sık görülür.

Psikolojik Yeme Durumunda Ne Yapmalı?
- Yemek yedikten hemen sonra acıkma oluyorsa tatlı yemeyin, biraz bekleyin. Su için, müzik dinleyin, bir şeyler okuyun.
- Etrafınızda kilo aldırıcı tatlı gıdalar tutmayın.
- Her gün neyi, hangi ruh halinde yediğinizi not edin. Yemeye yönlendiren olayları saptayın.
- Eğer mutlaka yemek yemeniz gerekiyorsa meyve, tam buğday ekmeğiyle yapılmış tost, birkaç çiğ (kavrulmamış) badem veya ceviz, kuru erik, salatalık, yoğurt, müsli yiyin.
- Az ve sık yiyin. Karbonhidratlardan uzak durun. Üç ana öğün ve üç ara öğünde beslenin.
- Dışarı çıkın, yürüyüş yapın.

Stres ve Şişmanlama
Stres, kilo almanın en önemli nedenlerindendir. Hormonlarda bozukluk yaparak kilo alınmasına sebep olur. Strese bağlı fazla atıştırmalar varsa şunları deneyebilirsiniz:
 -Yürüyüş yapın, merdiven inin-çıkın. Spor stresi azaltır.
 -İyi uyuyun. Uykusuzluk stresi ve atıştırmaları artırır.
- Çay, kahve ve alkolden uzak durun. Dengeli beslenin.
-Derin nefes alma egzersizleri deneyin. Müzik dinleyin.
 - Evde veya işyerinde devamlı kapalı yerde kalmayın. Dışarı çıkmaya çalışın. Bahçe varsa bahçe işleriyle uğraşın.

Şişmanlığa Neden Olan Yanlış Yeme Davranışları:
Kilo almada yanlış yeme alışkanlıklarının önemli yeri var. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
-Hızlı yemek yemek, büyük lokmalar halinde yemek, az çiğnemek ve sofrada çatalı-kaşığı elinden hiç bırakmamak.
-Öğün atlamak, öğün aralarında devamlı atıştırmak.
-Televizyon seyrederken, kitap veya gazete okurken yemek.
-Üzüntülü ve sıkıntılı durumda soluğu buzdolabının önünde almak
-Düzensiz ve fazla beslenmek.
-Ziyafet ve davetlere sık katılmak, tatlı ve şeker ikramlarını reddetmemek.
-Akşam yemeğinden sonra, yatıncaya kadar bir şeyler yemeyi sürdürmek.
-Az su içmek.
-Akşam eve gelince yemeğe kadar abur-cubur atıştırmak.

Posted on : [0] comments Label: ,

Atıştırmak masum mudur?

by : NetWork Grup
Şekerli gıdalara saldırmak ve geceleri atıştırmak, kilo almanın başlıca nedenleri arasındadır. Özellikle akşam yemeğinden sonra TV başında atıştıranların zayıflaması neredeyse imkansızdır

Geceleri metabolizma yavaşlar ve atıştırmalar kilo almayı  kolaylaştırır. Bir başka önemli konu da, gün içinde, kan şekerindeki düşmeler nedeniyle ortaya çıkan, şeker, çikolata veya tatlı gibi  şeyler yeme isteğidir. Özellikle kan şekerini hızla yükselten karbonhidratlara dikkat etmek gerekir. Yüksek insülin seviyeleri 2-3 saat sonra kan şekerini normalin altına indirdiği için, bu defa şiddetli bir yeme isteği  ve terleme olur. Kişi bu durumda şeker, çikolata veya tatlı, ne varsa yemek için saldırır. Dengeli diyet uygulamayanlar, kahvaltı yapmayanlar ve düzensiz yemek yiyenler, kan şekeri düştüğü için sık sık atıştırma krizine girer ve kilo veremez hale gelir.

AÇLIK ATAKLARINA KARŞI 

- Gün içinde devamlı su için.
- Kan şekerini düşüren ve şekerli şeylere saldırmaya neden olan sigara, kahve ve kolalı içeceklerden uzak durun.
- Atıştırmalara yol açan stresi azaltmaya çalışın, gevşeme tekniklerini öğrenin, spor yapın veya psikologdan destek alın.
- Atıştırmalara yol açan uykusuzluğun önüne geçin ve en geç saat 22.00’de yatın.
- Kan şekerinde düşüklük devam ediyorsa şeker yüklemesi testi yaptırın.
- Hormonal bir hastalığınızın olup olmadığı araştırın.

Bunlara dikkat: 

-Patates cipsi, bisküvi, çikolata veya şeker yerine, elma, salatalık, kuru erik, badem, ceviz ya da yoğurt yemeye çalışın.
-Açlık hissettiğinizde, önce bir bardak su için.
-Ara öğünleri atlamayın. Az, ancak sık yemek yiyin.
-Egzersiz yapmak ve hareketli olmak da açlık hissinin azalmasına katkıda bulunur, unutmayın.
-Günde 1-2 saat dışarı çıkın, güneş ışığı görün. Stresiniz varsa derin nefes alma egzersizi yapın.
-Doygunluk ve mutluluk duygusunu, beyindeki serotonin hormonu sağlar. Bu hormonun artması açlık duygusunu önler, aklınızdan çıkarmayın.

ADET ÖNCESİ ARTAN YEMEK KRİZLERİ
Bazı kadınlarda adet öncesi, karında gaz, ruhsal değişiklik, baş ağrısı, şekerli ve tatlı gıdalara saldırma, uykusuzluk, yorgunluk ve baş dönmesi gibi belirtiler görülür. Bunu önlemek için beslenmeye dikkat edilmeli. Nişastalı ve şekerli gıda yememelidir. Bu dönemde; tam buğday ekmeği, süt, kepekli pirinç, sebze, meyve ve ceviz yiyin.

Kalsiyum bakımından zengin gıdalarla beslenmek bu şikâyetlerin azalmasına yardımcı olur. Kalsiyum zengini besinler arasında; brokoli, susam, badem, yağsız süt ve ayranı sayabiliriz. Diğer yandan kahve ve çaydan uzak durmalı, yeşil çay veya taze meyve suyu içilmelidir. Günde üç kez ahududu yaprağı çayı ve adaçayı içmeye çalışılmalıdır.

Baharatlı ve tuzlu gıdalar, sert peynirler yenmemelidir. İştahın nedeni kan şekerindeki düşmelerdir. Kan şekeri düşünce yorgunluk ve bitkinlik başlar. Bu nedenle öğün atlanmamalı, alkolden, hamur işlerinden uzak durulmalıdır. Bir şey atıştırmak istendiği doğduğunda yoğurt,  elma veya kivi yiyin.

Ayrıca B vitamini, magnezyum ve potasyum bakımından zengin gıdalar alınmalıdır.

by : NetWork Grup
Şişmanlamanıza sebep olabilecek sağlıklı yiyecekler de var!

Aşırı kilolardan kurtulmak veya daha sağlıklı olmak için tercih edilen bazı besinler, fazla tüketimle birlikte kilo alımına sebep olabilmekte.

Suşi

Son yıllarda ülkemizde de sıkça tüketilmeye başlanan suşi, balık ağırlıklı bir yemek olsa da içerdiği krem peynirler ve soslar kilo alımına neden olabilmekte. Bir tabak suşi, ortalama 500-600 kalori edebiliyor.

Kuru meyveler

Kuru meyveler uzmanlarca tüketilmesi gereken besinler arasında yer alıyorlar. Ancak bilmek gerekiyor ki kuru meyveler, taze meyvelerden daha yoğun olduklarından dolayı sekiz kat daha fazla kaloriye sahipler.

Granola

Yulaf, ceviz ve fındıkla hazırlanan granola, içerdiği yağ ve şekerlerle tam bir kalori deposu haline gelebiliyor. Yağlı ve şekerli bir tabak granolada ortalama 500 kalori olabiliyor.

Sütlü Kahve

Kahvenize kattığınız süt oldukça masum gözükebilir. Ama günde üç kez içtiğiniz sütlü kahve, size günde ortalama 200 kalori daha fazla kazandıracaktır.

Vejetaryen Hamburgeri

Etsiz bir hamburger size daha az kalorili gelebilir ama işin aslı pek de öyle değil. Vejetaryenler için hazırlanan hamburgerler de tıpkı etli hamburgerler gibi fazla fazla kalori kazanmanıza neden olabilir.

Bu tip hamburgerler, içerdiği yağ, peynir ve diğer besin öğeleriyle tek başına, size ortalama 600 kalori kazandırabilir.

Posted on : [0] comments Label: ,

Vücudunuzu güçlendirmenin yolları

by : NetWork Grup
Güçlü bağışıklık sistemi için A, C ve E vitaminlerinden yeteri kadar almak hastalıklara karşı daha dirençli olmayı sağlar

Hava sıcaklığının düşmesiyle soğuk algınlığı, nezle, grip şikayetleri artmaya başladı. Özellikle kalabalık ortamlarda bulunanlar, çocuklar, yoğun seyahat edenler, hamileler ve 60 yaş üzeri bireyler kış hastalıkları konusunda daha dikkatli olmalı.

Kış hastalıklarına karşı ‘sağlam beslenerek’ bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz. Bunun için A, C ve E vitaminleri bakımından zengin beslenmek gerekiyor. Sebze olarak havuç, brokoli, kabak, brüksel lahanası, yeşil biber, karnabahar, maydanoz, ıspanak, roka ve tereyi seçebilir- siniz. Meyve olarak turunçgiller, nar, elma, armut, kayısı ve kivinin tüketilmesi gerekir. B vitaminiyle folik asit , demir, magnezyum, potasyum, selenyum ve çinkonun etkilerini de unutmamak gerekir. Bu için balık, ceviz, keten tohumu ve semizotuna günlük beslenmede yer ayırın.

Araştırmalar balın, kış hastalıkları ve gribe karşı bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini, yarayla iltihapların iyileşmesinde olumlu etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Sağlık açısından faydaları 1930’larda bilimsel olarak kanıtlanan bal, yapısındaki tokoferol, askorbikasit, flavonoidler ve diğer fenolik maddeler nedeniyle antioksidatif etkiye sahip.

Hileli bala dikkat

- Markalı bal alın: Balın kalitesini tadarak anlamak mümkün değildir. Aldığınız balın kalitesinin yıllar içerisinde kanıtlamış, güvenilir olmasına özen gösterin. Ürünün üzerinde parti numarası, dolum ve son kullanma tarihi, firma adı ve adresi, telefonu gibi bilgilerin olmasına dikkat edin. Ayrıca kapakta garanti bandı olmasına önem verin. Tüm bunlara ilave olarak firmanın, kalite kontrol sistemini ve bal konusunda uzman, deneyimli kadroya sahip olup olmadığını, hijyen şartlarda üretim yapıp yapmadığını sorgulayın.  Açıkta satılan ballarda riski tüketici, markalı ballardaysa ambalajlayan firma taşır.
- Süzme bal Alın: Her ne kadar petekli ballarda hile yapılmayacağı yolunda bir inanış varsa da bu ballar da arıya şeker yedirilmek suretiyle imal edilebiliyor. Petekli balda kalıntı riski yüksektir ve her peteğin tek tek analiz edilmesi hem pratik hem de ekonomik açıdan mümkün değildir.

Atalarımızdan ballı tarifler

Sirkencübin şerbeti: Osmanlı dönemindeki tariflerden biri olan bu şerbet, unutulmaya
yüz tutmuş olsa da ilaç niyetine kullanılıyordu. Aşağıdaki malzemeleri karıştırın.
- 4 su bardağı su - 4 tatlı kaşığı bal - 4 tatlı kaşığı üzüm sirkesi

Zencefilli bal: Bağışıklık sistemini güçlendirmek için birebir.
- 1 çay kaşığı toz zencefil  -1 yemek kaşığı balla karıştırılarak her sabah yenmesi öneriliyor.

Karanfilli ballı tarçın: Öksürük ve mide şikayeti olanlar için kullanılabilir.
- 1 litre su -10 karanfil  -1 çubuk tarçın kaynatıldıktan sonra 5 yemek kaşığı
balla tatlandırılıp gün boyu içilebilir
Ballı susamlı gözleme: Bu tarif de eczacılığın babası sayılan Galenos’a ait.
- 1 bardak un - 1 bardak su   - 4 yemek kaşığı bal   -2 yemek kaşığı sıvı yağ   - 1 yemek kaşığı susam
2 yemek kaşığı bal, un ve suyla hamur hazırlanır. Bu hamur elde yuvarlak ve ince gözleme gibi şekillendirilip tavada yağla kızartılır. Üzerine bal ve susam eklenerek servis edilebilir.

Posted on : 28 Kasım 2010 Pazar [0] comments Label: ,

Eski sevgiliye dönmemek için sebepler

by : NetWork Grup
Eski bir sevgili ile tekrar bir araya gelmek, hepimizin farklı süreçlerde değerlendirdiği bir opsiyon.

Eski rahat rutine geri dönmek ve bıraktığınız yerden devam etmek çok kolay olmaz mı? Ya olmazsa?  İşte size eski sevgilinize geri dönmemeniz için geçerli sebepler:

Tuhaflıkları artık sevimli değil, rahatsız edici. Eskiden, zamanında randevunuza yetişememesi bir bakıma sevimli gelirdi, şimdi ise sinirlerinizin zıplamasına neden oluyor. Spagettisini yerken çıkardığı sesler, çizgi romanlara olan ilgisi çocukça ve tatlıydı ama şimdi olgun olmadığının bir göstergesi. Bu tür şeyler zamanla asla daha sevimli gözükmez…

Kavgalar aynı. Sizin hala dırdır ettiğinizi düşünüyor. Sorumsuzca sarhoş olmasına katlanamıyorsunuz.  O sizin en ufak şeylere bile büyük reaksiyonlar verdiğinizi düşünürken, siz de onun tartışma esnasında soğuk davranarak kabalık ettiğini düşünüyorsunuz. Yeniden bir araya gelmeyi gözden geçiren çiftler, genellikle sadece iyi zamanlarına odaklanırlar; peki ama ya birbirinizi öldürmek istediğiniz zamanlar?

Artık fiziksel çekim yok. Bir yere kadar zaten hepimiz eski sevgililerimizi sevmez miyiz? Ama bu hala başımızı döndürdükleri anlamına gelmez. Arzu ve tutku ilişki sürecinde yoğunluğunu kaybeder. Bir de ilk kez dokunduğunuz bir tenin sebep olduğu heyecanı aklınıza getirin.

Diğer seçenekler ilginizi çekmişti. Hala eski sevgilinizle ilgilendiğinize emin misiniz? Ama başkaları ile flört etmediniz mi? Hatta çıktınız ya da çıkmak istemediniz mi? Peki şimdi neden yeniden onu istediğinizi düşünüyorsunuz, çok da fazla seçeneğiniz kalmadığı için mi?

En genel meselelerden birisi üstesinden gelememek. İlişkinin hatırı için bireylerin kendilerine dair değiştirmeyi kabul edeceği şeyler olabilir. İki tarafın da hoşnut olacağı fedakarlıklar… Ama bazı şeylerin konuşularak ya da inkar edilerek üstesinden gelinemez. Örneğin siz çocuk istiyorsunuzdur ama o istemiyordur. Entelektüel olarak sizi tatmin edecek birisine ihtiyacınız vardır, o ise bu konuda kendini yeterince yetiştirememiştir vb.

Birlikte geçirdiğiniz zamanın bir kısmı sizi gerçekten mutsuz etmişti. Eğer “Çok mutluyduk, yani genelde” diye konuşur ya da düşünürken bulursanız kendinizi, yüzde yüz havlu atmalısınız!

Onu zaten çoktan unutmuştunuz. Duygusal olarak yolunuza devam ettiniz. Yeniden birlikte olmanız, zaten gördüğünüz bir filmi tekrar seyretmeye benzeyecektir ve elbette sonunu biliyorsunuz.

Arkadaşlarınız ve aileniz ondan nefret ediyor. Ayrıldıktan sonra onun hakkında etrafınıza anlattığınız kötü şeyleri unutmayın. Ve sonuç olarak, ona geri dönmenizi de kimsenin saygı ile karşılamasını beklemeyin. Siz affedebilir ya da unutabilirsiniz ama sizi seven insanlar bunu yapamayacaktır.

Çünkü yeniden bir araya gelmek her zaman kötü bir fikirdir. Yüzde 99 oranda kötüdür, bu gerçek bir istatistik!

Posted on : [0] comments Label: ,

Doğru bir ilişkinin işaretleri

by : NetWork Grup
Birisi için delirdiğiniz zaman bile, onun sizin için doğru olup olmadığını bilemeyebilirsiniz. Bir sene sonra farklı hissetmeyeceğiniz ne malum? 10 sene? Tüm ömür?

Birisiyle böyle bir bağlılık kurmak zordur ve herkesin farklı kriterleri olabilir. Bununla birlikte, partnerinizin size uygun olup olmadığını bilmeniz için kimi işaretler var:

Başka kimseye söylemediklerinizi onunla paylaşıyorsunuz. Alkol aldıktan sonra çenenizin düşmesinden bahsetmiyoruz, ama hayatınızla ilgili samimi detayları onunla paylaşma isteği ona güvendiğinizi gösterir – başarılı bir uzun-dönem ilişkisi için başlıca unsurlardan biri.

Zayıf anlarınız/yanlarınızı görmesine izin veriyorsunuz. Hayatla ilgili iyi hissederken, birisiyle mutlu olmak kolaylaşır. Peki ya kendinizi o kadar iyi hissetmediğinizde? Beklediğiniz zammı alamadığınızda, kediniz öldüğünde ya da son derece sıkıcı ve kötü bir gün geçirdiğinizde de onu görmek istiyor musunuz? Bu tür zamanlarda sizi rahatlatıyor olması gerekir, ekstra bir yük olarak görülmektense.

Ona saygı duyuyorsunuz. Onu değiştirmek istemiyorsunuz. Gündelik hayatta sizi irrite eden kimi ayrıntılar olabilir – sürekli giydiği halbuki hiç de yakışmayan o kot pantolon, akşam yemeği yerine mısır gevreği yemesi, Pazar sabahları hala geç kalkması gibi- ama bütün olarak onu seviyorsunuz, düz ve basit.

Ailenizle tanıştırmak istiyorsunuz. Onunla ilgili gururlanıyorsunuz ve onu herkesle tanıştırmak istiyorsunuz, tam tersi adına özürler dilemek yerine.

Birlikte bir gelecek hayal edebiliyorsunuz. Adınızı onun soyadı ile kullanarak yeni imza denemeleri yaptığınızı iddia etmiyoruz, ama zihninizin kimi zaman kendinizi onunla paylaşılan bir hayat tablosuna koymasına izin veriyorsunuz. Ve harika değil mi?

Aynı fikirde olmamaktan korkmuyorsunuz. Kavga etseniz de sizi dinleyeceğini ve kabaca başından savmayacağını biliyorsunuz. Sizi ciddiye alıyor, yanlış olduğunuzu düşündüğü zaman bile…

Temel farklılıklarınız üzerinde çalışmak istiyorsunuz. Birlikte bir geleceği etkileyecek büyük farklılıklarınız varsa – farklı dini ya da maddi görüşler gibi- bunların üstesinden gelmek istiyorsunuz ve biliyorsunuz ki ikinizin de tatmin olacağı bir sonuca varabilirsiniz.

Birlikte gülüyorsunuz. Gülmek hayatın en basit zevklerinden birisi, kesinlikle birbirinizi güldürebilmelisiniz.

 İnanılmaz ve tamamıyla çekici buluyorsunuz. Fiziksel kimya, sağlıklı bir ilişki için çok önemli bir unsurdur. Ve eğer o belirlenen standartlara uygun bir güzellik taşımıyor ise? İşte gerçekten doğru insan olduğunu düşünmeniz için daha büyük bir sebep.

Yanında sessiz kalmak mümkün. Gevezelik ederek ya da başka türlü bir etkileşimle aranızdaki boşluğu doldurmak zorunda hissetmiyorsunuz. Bunun yerine, basit bir konfor hissediyorsunuz.
Etrafındayken kendiniz oluyorsunuz. Düşüncelerinizi süzgeçten geçirmek zorunda hissetmiyor; güvensiz ya da huzursuz hissetmiyorsunuz.

Doğru oranda ihtiyaç duyuyorsunuz. Özlüyorsunuz ama çok değil. Bazı ihtiyaçlar iyidir ama çok fazla olursa hoşnutsuzluk yaratabilir.

Çok kıskanç hissetmiyorsunuz. Arkadaşları ile dışarı çıkmasından rahatsız olmuyorsunuz, bayan arkadaşlardan bile bahsediyor olsak. Her ikinizin de kendi hayatları ve hobileriniz var.

Daha iyi bir insan olmanıza sebep olduğunu hissediyorsunuz. Akıllı, komik, çekici, yaratıcı hissetmenize sebep oluyor – halinizin en iyi versiyonu yani. En iyi yanlarınızı ortaya çıkarttığını ve tamamladığını hissediyorsunuz.

Sizi anlıyor. Bazen o kadar kolay ki. Sizin dile getirmekte zorlandığınız şeyleri bile anladığını hissediyorsunuz ve bu son derece sıcak ve rahat bir duygu ve uzun soluklu bir ilişkiye gireceğiniz insanda mutlaka olması gereken bir özellik.
Posted on : [0] comments Label: ,

Göz altı torbaları nasıl geçer?

by : NetWork Grup
Genetik faktörün önüne geçemesek de yaşam biçimimizde hangi değişiklikleri yaparak göz altı torbalarını önleyebiliriz?

Göz altı torbaları neden oluşur? Kullandığımız kozmetik ürünlerin göz altı torbalarına yol açma ihtimali var mı? Annelerimizden bildiğimiz patates ya da salatalık maskesinin göz şişliklerini indirme etkisi var mı gerçekten? Göz altı şişliklerinden kurtulmak için neler yapabiliriz?

Göz altı torbaları neden olur?
Göz altı torbaları genellikle yorgunluk, stres ve en önemlisi genetik faktörlerin yol açtığı yaşlanma belirtisidir. Yorgunluk en sık rastladığımız sebeplerdendir. Uzun süre bilgisayar başında çalışmak, uzun saatler televizyon seyretmek, uykusuz kalmak göz altı torbalarını tetikleyen sebeplerdir.

Göz altı torbaları, göz altındaki yağ keseciklerinin fıtıklaşmasından dolayı kendini gösterir. Bu yağ kesecikleri göz çevresindeki birçok kasın arasında tampon görevi görür. Zaman içinde bunların üstündeki bağ dokusu ve deri gevşedikçe, kaslar da uzun süre kasılı vaziyette kaldığında bu torbalarda fıtıklaşmalar oluşur.

Pudra'nın haberine göre, stresli olmak, kaslarda kasılmayı artırdığından, keseciklerin üstünde basınç yaparak bunların aralarda fıtıklaşmasını tetikler.

Göz altı torbalarının oluşumuna yol açan diğer önemli faktörler de genetik yapıdır. Annemizde, anneannemizde bu tür oluşumlar varsa, bizim de 25-30 yaşından itibaren göz altı torbalarıyla karşılaşmamız kaçınılmazdır.

Göz altı torbalarını geçirmek için evde neler yapabiliriz?
Alabileceğimiz en basit önlem, evde bir göz maskesi bulundurmaktır. Soğuk, buz içeren maskeler genellikle hızlı bir şekilde göz altı dokusunu sıkıştıracağından, hızlı bir rahatlama sağlar. Bunları 10-15 dakika kadar gözlerimizin üstünde tutmak faydalı olur.

Ayrıca, göz altı dokusunu sıkılaştıran birtakım mutfak malzemeleri de vardır. Soğuk patates ya da salatalık dilimlerini maske şeklinde belli bir süre bu göz bölgesinde tutmak gerekir. Soğuk çay maskesi de yapılabilir. Siyah çay ya da papatya çayı aynı etkiyi gösterir.

Göz altı torbaları nasıl giderilir?
Tedavi, göz altı torbalarının hangi aşamada olduğuna bağlı olarak değişir. Başlangıç safhasındaki torbalanmaların neden olduğunu tespit etmek gerekir öncelikle. Eğer yorgunluğa, düzensiz yaşama bağlıysa, yaşantımıza dikkat etmek, dinlendirici ve göz altı dokusunu sıkılaştırıcı dermokozetikleri kullanmak yeterli ve faydalı olacaktır.

Genetik faktörlere ve yaşlanmaya bağlı olarak oluşmuş, ilerlemiş seviyedeki göz altı torbalarının giderilmesi basit yöntemlerle mümkün olmaz. Bunun için bir plastik cerraha başvurmak gerekir. Plastik cerrah bu torbaları bazen çıkarır bazen de bunların bir fıtıklaşmadan kaynaklandığını göz önünde bulundurarak tekrar yerine yerleştirilecek operasyonlar yapar.

Göz altı torbası hangi hastalıkların belirtisi olabilir?
Göz altı torbaları bazen geçici olabilir. Geçici olan torbalar kalıcı bir hal almışsa, dinlenmiş ve rahat olmamıza rağmen geçmiyor ve giderek daha belirgin bir hal alıyorsa, bir hastalıktan şüphelenilebilir. Bunların başında böbrek hastalıkları ve hormonal hastalıklar gelir. Bunlar genellikle vücutta su ve tuz tutulumuna neden olan hastalıklardır.

Böbreklerin iyi çalışmaması göz çevresindeki ödemi artırır. Göz torbaları, doktorları böbrek hastalığı konusunda alarma geçiren ilk belirtidir.

Göz altı torbaları bazen beslenme biçimimizden de kaynaklanır. Çok fazla tuz tüketme alışkanlığı olan kişilerde, zamanla vücutta tuza bağlı sıvı birikimi böbrekleri yoracağından, birtakım hastalıkların belirtisi olabilir.

Ayrıca alerjik faktörler kaşıntıya yol açabilir ve bu kaşıntı göz altı derisini tahriş edebileceğinden, kaşıntı sebebiyle göz altında ödeme oluşabilir.

Posted on : [0] comments Label: ,

Varis riskiniz var mı?

by : NetWork Grup
Hem estetik hem de sağlık sorunlarına yol açan ve özellikle kadınların kâbusu olan varisten korunmanın püf noktası bol bol hareket etmek.

Yüzeysel toplardamarların uzayıp kıvrımlı ve genişlemiş hale gelmesi ‘varis’ olarak nitelendiriliyor. Yerçekimi nedeniyle daha çok bacaklarda görülen bu hastalık, dünyada yaklaşık yüzde 25 oranında, bir başka deyişle her 4 kişiden birinde ortaya çıkıyor.

Sağlıklı bir istatistikî çalışma olmadığı için varisin ülkemizde hangi sıklıkta görüldüğüne dair net bir rakam olmasa da, 10 milyon kişinin bu hastalıktan değişik derecelerde muzdarip olduğu tahmin ediliyor. Varis genellikle sadece estetik bir problem olarak görülüyor. Ancak aslında tedavide geç kalındığı takdirde ciddi sağlık sorunlarına neden olabilen bir hastalık.

Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanı Doç. Dr. Erdal Aslım, bu nedenle varisin mutlaka önlenmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Varis erken dönemde önlem alınmadığında zor iyileşen yaralara, daha da önemlisi nadir olsa da, damarlardaki kanın pıhtılaşmasına neden olabiliyor. Bunun sonucun da ölümcül tablo bile gelişebiliyor. Bu yüzden varisin oluşumun önlemek, eğer sorun başlamışsa erken dönemde tedavi ettirmek şart” diyor.

Varis neden oluşuyor?
Kalp ve Damar Cerrahı Doç. Dr. Erdal Aslım, bu hastalığın kirli kanı vücuttan toplayıp kalbe taşıyan toplardamarların görevlerini yeterince yapamamaları sonucu oluştuğunu belirtiyor. Ntvmsnbc'deki habere göre, bu damarların içinde kan akışının kalbe doğru tek yönlü akmasını sağlayan kapakçıklar yer alıyor. İşte çeşitli etkenler nedeniyle kapakçıklarda hasar, bunun sonucunda da kaçak oluşabiliyor. Kapakçıklarda ortaya çıkan sorun yüzünden toplardamarlar işlevlerini yeterince iyi yapamayınca kan bacaklardaki damarlarda birikiyor. Kanın birikmesi sonucunda damar içinde oluşan basınç artışı kronik hale dönüştüğünde de toplardamarlar elastikiyetlerini kaybederek genişliyor ve dışarıdan gözle görülür hale geliyor.

En etkili ilacı, bol hareket!
Varis oluşumun önlemek veya hastalık gelişmişse sorunun ilerlemesini engellemek için yapmanız gereken en önemli şey, bol bol hareket etmek olmalı. Doç. Dr. Erdal Aslım yürüyüş başta olmak üzere yüzme ve bisiklet gibi sürekliliği olan spor türlerini her gün düzenli olarak yapmanız gerektiğine dikkat çekiyor. Ayrıca varise karşı etkili olan egzersizler de büyük fayda sağlıyor. Ancak bacaklarla yapılan ağırlık egzersizlerinden ise kaçınmanız gerekiyor. Sabit pozisyonlarda ya da ayakta çalışıyorsanız, mümkün olduğunca hareket etmeye çalışın. Örneğin öğretmenseniz dersi gezerek anlatın, masa başında çalışıyorsanız her yarım saatte bir ayağa kalkıp dolaşın. Oturduğunuz yerden ayaklarınızı parmak uçlarınızın üzerine kaldırmayı da ihmal etmeyin.

Risk altında mısınız?
• Ailenizde varis hikâyesi varsa,
• Aşırı kilolu iseniz,
• Sabit pozisyonda çalıştığınız için sürekli yer çekimine maruz kalıyorsanız,
• Östrojen hormonu içeren ilaçlar kullanıyorsanız,
• Zorlu veya sık hamilelik dönemi geçirdiyseniz,
• Günlük hayatınızda sık sık 5cmden yüksek topuklu ayakkabılar kullanıyor iseniz,
• Risk grubundaki mesleklerde çalışıyorsanız ( öğretmen, bankacı, hostes, kuaför, satış personeli, tezgâhtar, sağlık personeli gibi)
• Damar içi kapakçıklarınız doğuştan kısmen ya da tamamen yoksa dikkatli olun, varis oluşumunda risk grubuna giriyorsunuz!

Nasıl belirti veriyor?
• Damarlarda gözle görülen belirginleşme, kıvrımlaşma,
• Bacaklarda ortaya çıkan şişlik,
• Günün ilerleyen saatlerinde artan ağrı, ağırlık dolgunluk hissi ve kramp,
• İlerlemiş dönemlerde ödem, ciltte renk değişimi ve yaralar.

Teşhis için doppler ultrasonografi
Kalp ve Damar Cerrahı Erdal Aslım, sadece gözle bakılarak yapılan muayenenin eksik kalabileceğini, bu nedenle doğru teşhis için mutlaka ‘doppler ultrasonografi’ tekniğine başvurmak gerektiğine dikkat çekerek şunları söylüyor: “Doppler ultrasonografi ile damarların çaplarında bir artış olup olmadığına ve mevcut kapakların fonksiyonlarında bir kaybın olup olamadığına, var ise bu fonksiyon kaybının hafif, orta veya ileri derecelerde olduğu belirlenebiliyor. Bunların yanında doğuştan damar içi kapaklarının bulunmaması, bazı damarların gelişmemiş olması gibi kan akımını önleyen bir durum olup olmadığı tespit edilebiliyor. Bunlara bağlı olarak da, toplardamar yetmezliğinin derecelendirilmesi yapılıyor. Doppler ultrason tetkikinde çıkan sonuca göre de tedavinin şekline karar veriliyor”

HANGİ DURUMDA, HANGİ TEDAVİ?
Her varis aynı olmuyor. Örneğin bazı hastalarda sorun sadece kılcal damarlar ise sınırlı kalırken, bazılarında ise damarlar parmak şeklinde büklüm büklüm dışarı çıkabiliyor. Dolayısıyla tedavinin şekli de varisin evresine göre belirleniyor. Erdal Aslım, varis tedavisinde uygulanan yöntemleri şöyle anlatıyor:

Damarın çapı 1 milimetrenin altında ise Radyofrekans ve lazer: Radyofrekans dalgaları ve lazer ışınları çapı 1 milimetrenin altında olan mavi ve kırmızı renkli kılcal damarlarda etkili oluyor. Problemin yaygınlığına göre değişmekle birlikte bu tedavilerde genellikle 3-4 seans yeterli geliyor.

Damarın çapı 1-3 milimetre ise skleroterapi: Sorunlu olan damara çok ince iğneler ile ilaç verilerek toplardamarın tıkanması esasına dayanıyor. Tedavinin süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte, çoğunlukla her biri 30 dakika süren 3-4 seanstan oluşuyor. İşlemin ardandan kişi günlük hayatına devam edebiliyor. Son yıllarda ülkemizde popülerliği giderek artan ‘köpüklü’ skleroterapi yönteminde damara enjekte edilecek olan ilaçlar köpük oluşturacak bir işlemden geçirildikten sonra kullanılıyor. Yöntemin klasik yönteme olan üstünlüğü ise daha az ilaç ile daha fazla etkiye ulaşılabilmesi ve yan etkisinin çok daha az olması.

Damarın çapı 3-5 milimetrenin üzerinde ise cerrahi operasyon: Günümüzde cerrahi operasyon artık çok küçük 1-2 mm’lik deliklerden sonrasında kozmetik sorunlar yaratacak bir iz kalmayacak şekilde varisli damarların çıkarılması şeklinde uygulanıyor.

Posted on : [0] comments Label: ,

Yüze göre karakter analizi

by : NetWork Grup
Karşınızdakinin kişiliğini yüzüne bakarak çözün!

ALIN:

Kişilerin düşüncelerini geliştirme yöntemi hakkında bilgi veriyor. Geniş alın, güçlü bir hayal gücü ve entelektüel kişilik yapısını simgeliyor. Dar alın ise kişinin dikkatli, zamanlamaya önem veren, matematiksel yetenekleri kuvvetli biri olduğunu anlatıyor. Bombeli bir alna sahip kişiler ise inisiyatif sahibi, uyumlu ve paylaşımcı olarak kabul ediliyor.

GÖZLER:

Hayata bakış açısını ve stres karşısındaki davranış şeklini anlatıyor. Çukur gözlü kişiler ciddi ve gizemli olurken, gözleri yakın olanlar titiz, kararlı ve detaycı kişilik yapısına sahip oluyorlar. Cosmotürk'ün haberine göre, büyük gözler, açık sözlülüğü, kibarlığı ve sözüne güvenilirliği, küçük gözler ise dikkatini kolay toparlamayı ve kapalılığı simgeliyor. Düşük gözlü kişiler hayata iyimser bakmayı sevmezken, patlak göz şekline sahip olanlar hayata karşı hevesli ve alıngan oluyorlar.

BURUN:

İş hayatındaki tercihleri ve para konusuna bakışı simgeliyor. Geniş burun, iş hayatında kendine güvenen ve sosyal yapıyı dar burun, kontrolcülüğü ve garanticiliği, büyük burun, idealistliği ve lider olma isteğini, düşük burun, insanlarla iyi iletişim kurabilme yeteneğini, yuvarlak ve şiş burun ise para konusunda başarıyı ve tasarruf düşkünlüğünü gösteriyor.

DUDAKLAR:

Düşünceleri ifadeyi ve cinselliğe bakış açısını simgeliyor. Geniş ve düşük dudaklar kişinin cömert olduğunu ve cinsel yaşamını geniş hayal gücüyle renklendirebildiğini, ince dudaklar, az ve öz konuşmayı, hırsı ve muhafazakarlığı simgeliyor. Aşırı büyük alt dudak ise kişinin tembel ve zevke düşkün olduğunu anlatıyor.

ÇENE:

Kendini savunma yöntemini ve saldırganlık düzeyini belirliyor. Geniş çene otoriterliği, acımasızlığı ve enerjiyi, sivri çene çabuk sinirlenen yapıyı gösteriyor. İkiye ayrılmış çene, kararsızlığı yuvarlak çene, enerjikliği ve tez canlılığı ileriye doğru çıkık çene, inatçılığı ve hoşgörüsüzlüğü simgeliyor.

KAŞLAR:

Hayata dair önemli kararların nasıl alındığı hakkında bilgi veriyor. Aşağıya doğru kaşlar, kişinin ilişkilerini ciddiye aldığını ve sahiplendiğini, kalkık kaşlar hırslı biri olduğunu ve kolay sinirlendiğini, uzun kaşlar güçlü ve mücadeleci kişilik yapısını, ince kaşlar kolay vazgeçen ve esnek yapıyı, birleşik kaşlar maceracılığı, düz kaşlar ise iyimserliği simgeliyor.

Posted on : [0] comments Label: ,

Cilt gerdiren maskeler!

by : NetWork Grup
1 saat sonra önemli bir randevunuz var ve siz cildinizin ışıl ışıl, gergin görünmesini istiyorsunuz. İşte çaresi...

CİLT SIKILAŞTIRMAK İÇİN YUMURTA MASKESİ

Bir adet yumurtanın beyazını bembeyaz köpük olana kadar iyice çırpın. Göz ve dudak çevreniz dahil tüm cildinize elle veya bir parça pamuk yardımı ile sürün. Kuruyana kadar yaklaşık 10-15 dakika bekleyin ve cildinizi yumuşak bir şekilde durulayın. Oldukça zahmetsiz olan bu maskeyi düzenli olarak haftada iki defa uyguladığınızda pahalı sıkılaştırıcı kremlere boşa para harcadığınızı anlayacaksınız.

CİLDE ANİ GERGİNLİK VEREN MASKE


1 saat sonra önemli bir randevunuz var ve siz cildinizin ışıl ışıl, gergin görünmesini istiyorsunuz. İşte çaresi:

1 çay kaşığı yaş maya ve 1 çay kaşğı süt hepsi bu. İyice karıştırıp göz ve dudak çevreniz hariç yüzünüze sürün. Yarım saat sonra cildinizi bol ılık su ile durulayın. Bu sıkılaştırıcı maskeyi 20’li yaşlarınızdayken ayda bir defa, 30’lu yaşlarınızdayken ayda iki defa ve 40’lı yaşlarınızdayken haftada bir defa uygularsanız mayanın içeriğindeki yüksek protein sayesinde dokularınızın yenilenmesini ve ilerleyen yaşınıza rağmen cildinizin daha pürüzsüz bir görünüm almasını sağlamış olursunuz.

BALIK YAĞI İLE CİLDİNİZİ GENÇLEŞTİRİN


Cildinizin sağlıklı ve genç bir görünüm kazanmasını istiyorsanız balık yağından vazgeçmeyi. Cosmotürk'te yer alan habere göre, eczanelerden kolayca bulabileceğiniz balık yağı kapsüllerini kırarak içindeki yağı tüm cildinize yedirin. Bunu haftada bir defa uygulayın ve farkı fark edin.

GÖZ ALTI MORLUKLARI VE KIRIŞIKLIKLAR İÇİN HEMOROİD KREMİ


Hemoroid kremi içeriğinde bira mayası bulunduğundan kozmetik tezgahlarındaki pahalı sıkılaştırıcı kremlerle aynı işi görüyor. Hem göz altındaki morlukları ve şişliklari alıyor hem de dokuların büzüşmesini sağlayarak cildin gerginleşmesine yardımcı oluyor.

Posted on : [0] comments Label: ,

Soğuk hava romatizmayı tetikliyor!

by : NetWork Grup
Romatizma hastaları, kendilerini rahat hissedecekleri ortamda bulunmalı.

Fizik ve Tedavi Uzmanı Dr. Fusun Sağlam, soğuk havanın romatizmal hastalıkları tetiklediğini söyledi.

Romatizma hastalarının kendilerine rahat hissedecekleri ortamda bulunmalarını öneren Dr. Sağlam, "Romatizma çok soğuk iklimde veya sıcak iklimde de olmaktadır. Romatizması olanlar soğuk ortamda ağrılarını daha fazla hisseder. Soğuk, sadece ağrının daha fazla hissedilmesine yol açar. Onun için bu hastalar kendilerini rahat hissedecekleri ortamı seçmeli. Ancak soğuk, nemli yerde yaşadıkları için hastalığın ilerlemediği bilinmeli. Soğuk havalarda ve nem oranının yüksek olduğu hallerde eklem içinde bulunan az miktardaki kayganlaştırıcı sıvının akışkanlığı ve dağılımı değiştiği için ağrı ve sızı olması doğaldır. Bu durum sağlıklı bireylerde de görülür, kişisel duyarlılıklar önemlidir. Ancak romatizmaya neden olmaz ve tek başına romatizma düşündürmez" dedi.

Yağmurlu havayla romatizmal hastalıkların ortaya çıkması ya da şiddetlenmesi arasında bir ilişki olmadığını kaydeden Dr. Sağlam, "Havadaki elektrik yükü değişimleri ağrı üzerinde etkili olabilir. Hastaların bir bölümü yağmurlu havayla şikayetleri arasında bağlantı kurar. Ama yağmurla şiddetlenen romatizmal hastalıklar genellikle geçicidir ve basit ağrı kesicilere yanıt verirler. Ciddi romatizmal hastalıkların ağrısı da bazen hava değişimlerinden etkilenebilir" diye konuştu.

Dr. Sağlam, bazı romatizmal hastalıklar güneşten ciddi şekilde etkilendiğine de dikkat çekerek "Bu gruptaki hastalar güneşin çok aşırı olduğu dönemden sonra bir alevlenme gösterebilir. Romatizma her mevsim başlayabilir. Her mevsim şikayetler artabilir. Sonbahar ve kış mevsimlerinde şikayetlerin artması romatizmal hastalıkların ortaya çıkması ya da alevlenmesinde etkili değildir. Ancak bu dönemlerde hava şartlarına bağlı depresyon, hareketsizlik ve soğuk gibi faktörlere bağlı geçici şikayetler olabilir" şeklinde konuştu. .

TEDAVİDE ERKEN TEŞHİS ÖNEMLİ
Romatizmalar rahatsızlıklarda tedavinin başarılı olması için erken teşhisin çok önemli olduğunu vurgulayan Dr. Sağlam,"Erken teşhis için uzun bir tetkik süreci ve hastanın takip edilmesi gerekir. Çünkü belirtiler, şikayetin azaldığı dönemde veya arttığı dönemde değişir. Tedavi şekli kişiden kişiye değişir ve her hastaya farklı tedavi uygulanmalıdır. Kronikleşmiş hastalıklar sonucu uzun süren tedavi uygulaması gerekebilir. Doktor kontrolünde yapılan ilaç tedavisi ve fizik tedavi sonucu hastalık tamamen yok edilemez ama ilerlemesi durdurulur ve ağrı kesilerek hastanın yaşamı daha kolay hale getirilir. Fizik tedavi, romatizma tedavisinde önemlidir. Bu sayede eklemlerin hareketleri düzeltilir, kaslar güçlendirilir ve ağrı azaltılır. Böylece günlük işleri yapmak daha kolay hale gelir. Bu sayede hasta romatizmayla yaşamayı ve baş etmeyi öğrenmiş olur" ifadelerini kullandı.
Alınacak tedbirlerle hastalıktan korunabileceğimizi ifade eden Dr. Sağlam bazı uyarılarda bulundu:

"Kilo aldıkça ekleme binen yük miktarı arttığı için beslenmemize dikkat etmemiz gerekir. Aşırı sıcak ve soğuktan uzak durarak, fazla uzun tutmamak koşulu ile yatak istirahati yaparak ve kas ve eklemler için egzersiz yaparak biraz rahatlayabilirsiniz ancak sadece tek bir tedaviyle bu hastalık düzelmez. Hepsine birden dikkat etmeniz çok daha fazla yarar sağlayacaktır."

İHA
Posted on : 26 Kasım 2010 Cuma [0] comments Label: ,

5 adımda gösterişli topuzlu saçlar yapın

by : NetWork Grup
Siz bayanlar kendi kendinize sanki bir kuaförün elinden çıkmışçasına güzel bir topuz yapmayı denediniz mi?

Eğer tavsiyelerimize bir göz atarsanız, aynada karşılaşacağınız görüntünün sizi şaşırtmayacağını ve gösterişli bir topuz yapmanın çok da zor olmadığını farkedeceksiniz.

1. Saçları fazla sertleştirmeyen özellikte bir köpük alın. Avucunuza saçınızın uzunluğuna uygun bir miktar sıkın; başınızı öne eğin ve hafif nemli saçlarınıza bu köpüğü iyice yedirin. Ardından saçlarınızı arkaya atın ve en üstteki saç tellerinin düzgün durması, ancak saçınızın basılmaması için saçlarınızı hafifçe fırçalayın.

2. Tüm saçları geriye toplayın ve -ister tam ortada dilerseniz de hafif yanda- mümkün olan en düzgün şekilde bir at kuyruğu yapın. Saçınızı topladığınız lastiğin saçlarınızla aynı renkte olmasında yarar var. Çünkü gizlemeye çalışsanız bile, çok farklı bir renk aralardan görünebilir.

3. Kuyruğunuzu kendi etrafında kıvırarak düzgün bir topuz yapın. Ve bu topuzu yine saçlarınızla aynı renkte firketelerle tutturun. Dilerseniz, aksesuar mağazalarında bulabileceğiniz yapma saçlardan hazırlanmış tokaları da kullanabilirsiniz. Örneğin bunların örgü şeklinde olanlarını topuzun etrafına dolayabilirsiniz.

4. Şimdi saçlara parlaklık veren bir saç spreyi alın ve bunu tüm saçınıza özellikle de topuzunuza sıkın. Eğer düzgün olmayan yerinden çıkan saç telleri varsa, bunları elinizle ya da bir tarak yardımıyla düzeltin. Spreyi çantanıza atmayı unutmayın; çünkü gecenin ilerleyen saatlerinde ihtiyacınız olabilir!

5. Şimdi süsleme zamanı; eğer bir partiye gidiyorsanız, saçınıza giysilerinizle uyumlu bir çiçek takabilirsiniz. Ancak söz konusu daha şık bir davetse, ışıltılı saç tokaları hatta gerçek mücevherler bile saçlarınızı süsleyebilir. Anneannenizden kalan bir broş, saçlarınızın üzerinde bütün havanızı değiştirecektir.

Posted on : [0] comments Label: ,

Kıskançlık neyin göstergesidir

by : NetWork Grup
Bazen sevginin kanıtı olarak görülse de kıskançlık zaman zaman ilişkileri yıpratan en önemli sorunlardan birisidir.

Peki kıskançlık ne zaman tehlikeli bir hal almaktadır!

Kıskanan aşık seviyordur" cümlesi çoğu zaman ilişkilerdeki sorunları örtbas etmek için kullanılsa da kişinin hayatını kısıtlamaya kadar giden kıskançlık, ilişkilerin bitmesine, cinayetlere kadar gidebilecek ciddi boyutlara ulaşabilir. Bu nedenle kıskançlığı ne zaman tehlikeli bir boyut aldığını bilmemiz gerekir. Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Anadolu Sağlık Merkezi'nden Uzman Psikolog Aylin Sezer, kıskançlık ile ilgili soruları cevapladı.

"Kıskançlık, aşkın gölgesidir"

Kıskançlık nasıl bir duygudur?
Kıskançlık, ilişkilerde, sosyal hayatta ve bilimde ismi oldukça sık geçen bir konu. Kıskançlık, hem başkalarının sahip olduğuna sahip olma isteği, hem de sahip olduğunu, başkasına kaptırma korkusu, bir ilişkinin veya bir kişinin yitirileceği endişesidir. Günlük yaşamımızda, özellikle ikili yakın ilişkilerde kıskançlık kavramıyla sık sık karşı karşıya geliyoruz. "Kıskançlık, aşkın gölgesidir" diyor Ayala M. Pines. Kıskançlık için, yitirilmek istenmeyen bir kişinin ya da ilişkinin yitirileceği ya da tehdit altında olduğu sanısıyla yaşanan karmaşık bir ruhsal yaşantı, acı verici duygu diyebiliriz.

Kıskançlık insanın doğasında mıdır yoksa sonradan mı öğrenilir?
Kıskançlığın insanın doğasında mı olduğu, yoksa sonradan öğrenilen sosyo-kültürel bir kavram mı olduğu hala tartışılmaktadır. Evrim teorisine göre kıskançlık, kadın ve erkek için farklı evrimsel güçler tarafından şekillenmiş doğal bir tepkidir. Cinsiyet farklılıkları da insanın evrimsel tarihi boyunca karşılaştığı farklı üreme bedelleri ve uyum problemlerine bağlıdır. Evrim teorisine göre, döllenme kadın vücudunun içinde gerçekleştiği için anne çocuğun kendisinden olduğundan emindir, oysa baba bundan hiçbir zaman yüzde 100 emin olamaz. Bu yüzden de partnerinin onu cinsel anlamda aldatması erkeğin ilerde hem onun olmayan bir çocuğa imkanlarını sunması, hem de soyunu devam ettirememesi demektir.

Kadının böyle bir problemi olmamakla birlikte, insan yavrusu iki ebeveynin de bakımına ihtiyaç duyduğu için, kadının soyunu devam ettirmesi için o bebeğin yaşaması gerekmektedir. Kadın bunun için partnerinin imkanları ve olanaklarıyla desteğine ihtiyaç duyar. Evrimsel teoriye göre bu yüzden, partnerinin başka bir kadına aşık olup, zaman ve imkanlarını ona yönlendirmesi kadın için bir tehlikedir.

Sosyo-kültürel yaklaşıma göre ise kıskançlık, sosyal ve kültürel bir olgudur. Kişi yaşadıkça, içinde bulunduğu toplumun yarattığı ilişki kurallarına göre kıskanmayı öğrenir. Kendi anne ve babasının ilişkisi o kişinin karşı cinsle ilişkisinde bir model olacaktır. Onların sevgi, saygı, sadakat, kıskançlık tanımlarını öğrenen çocuk, büyüdüğünde kendi ilişkisinde bu tanımlara uygun davranacaktır. Cinsiyet farklılıkları da kadın ve erkek için kıskançlık yaratan durumları ve uygun tepkileri tanımlayan sosyal kurallardan etkilenir.

Sahiplenme duygusunun aşkla alakası yoktur

Aşkın göstergesi midir?
Kıskançlık aşkın göstergesi değildir. Aşk, aşırı sevgi ve bağlılık duygusudur. Olağan sevmeden, kişinin duygularını yönetmede zorluk yaşaması durumuyla ayrıştırılabilir. Özellikle ilişkilerin başında yaşanan bu duygu, zamanla, ilişki olgunlaştıkça yerini daha kontrol edilebilir ve kalıcı duygular olan, sevgi, güven ve sadakate bırakır. İnsanın sahip olduğu bu değerli şeyi kaybetmekten endişe duyması beklenen bir durumdur. Bu sebeple, birbirini gerçekten seven iki insanın arasında bir miktar kıskançlık olması doğaldır, fakat sahiplenme duygusunun aşkla alakası yoktur. Kıskanç kişilerin, sevilmeye karşı aşırı bir ihtiyaçları vardır ve yaşadıkları güvensizlik ve yetersizlik duygularıyla baş edemedikleri için ilişkide bulundukları insanın sevgisini kimseyle paylaşmak istemezler.

Kıskançlık yaşayan kişiler bir yandan ilişkilerini sürdürmeye çalışırken, bir yandan da özgüvenlerini korumaya çalışırlar. İlişkiyi korumaktaki amaç daha fazla yaşantı paylaşmakken, aşırı kıskanç kişiler bunu ancak tehdit ederek, zor kullanarak ya da küserek sağlayabileceklerine inanırlar. İlişkinin bir rakip tarafından tehdit edildiğini hissettikleri zaman da bu rekabette kaybedeceklerini, sevilmediklerini, sayılmadıklarını düşünürler.

Kıskançlık, içerisinde hangi duyguları barındırır?
Kıskançlık, içerisinde özgüven eksikliği ve yetersizlik duygularını barındırır. Kişinin özgüveninde düşme olduğu zaman, kişi kendini yetersiz, değersiz hissetmeye başlar. Sahip olduğu sevgiyi hak etmediğini ve kaybedeceğini düşünür. Bu endişe de kıskançlık duygusuna ve onunla baş etmek için yapılan sağlıksız davranışlara sebep olur. Aşırı kıskanç kişi, eşini devamlı kontrol eder, takip eder, onun yaşantısını sınırlar ve üzerinde bir baskı oluşturarak onu kaybetmeyeceğini düşünür. Oysa sadakat, tehditle değil sevgiyle sağlanır. Kıskançlık sonucu yapılan hareketler (takip etme, baskı altında tutma, öfke, şüphecilik) karşı tarafı daha da uzaklaştırır.

Kadın ve erkeklerin kıskançlık göstergeleri farklı mıdır?
Sadakat kıskançlığı etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Eşlerin birbirlerini cinsel veya duygusal anlamda aldatması çoğu ilişkiyi derinden etkiler. Her iki cinste de kıskançlık görülse de, kadınlar ve erkeklerin kıskançlık bakımından farklılıklar gösterdiği bilinmektedir. Yapılan araştırmalar kadınların duygusal bir aldatma karşısında daha çok etkilenirken, erkeklerin cinsel bir aldatmada daha fazla kıskançlık yaşadığını göstermektedir.

Kıskançlığı engellemenin yolları

Çiftler, zarar verici kıskançlığın önüne nasıl geçebilirler?
Descartes'e göre "Kıskançlık, sahip olduklarını koruma isteğinden kaynaklanan bir tür korkudur". Kıskançlığa, öfke, değersizlik, çaresizlik, yetersizlik, yalnızlık gibi duygular eşlik eder. Birçok kişi geçmiş yaşantılarının yaralarını içinde taşır ve şimdiki ilişkisinde bu yaraları iyileştirmeye çalışır. Önemli olan, bu yaraları tanımak ve bugünkü ilişkiye taşımamaktır. Karşılıklı güven için iletişimin açık olması önemlidir. İmalı sözlerden, üstü kapalı eleştirilerden ve küskünlüklerden kaçınmak gerekir. Bu noktada, kıskançlığa ılımlı yaklaşmak ve eşleri karşılıklı konuşmaya teşvik etmek önemlidir.

Kadınlar mı daha kıskançtır erkekler mi?
Kadınlar ve erkekler arasında kıskaçlık derecesi bakımından bir fark aramak anlamlı olmasa da, kıskançlık, tepkileri farklılaşmaktadır. Kadınların, görece daha yapıcı davranıp, alttan alarak, kendi hak ve isteklerinden vazgeçtikleri, erkeklerin ise tehdit ve kaba kuvvetle kıskançlıklarıyla baş etmeye çalıştıkları görülmektedir.

Kıskançlık ne zaman tehlikeli boyuta ulaşır?
Eşin telefonlarını dinlemek, takip etmek, eve gelince perdeleri, banyoyu, yatak odasını kontrol etmek, eşi akrabalar dahil kimseyle görüştürmemek, her anlatılan olayın altında bir anlam aramak aşırı kıskançlığa girer ve tedavi edilmesi gereken bir davranış bozukluğudur.

Aşırı kıskançlık nasıl tedavi edilir?
Tedavide amaç, kişinin kıskançlık duygularının altında yatan duygu ve düşüncelere ulaşmaktır. Kişiden kıskançlık hissettiği anlardaki düşüncelerini incelemesi ve kıskançlıktan önce gelen duyguları fark etmesi istenir. Bu duygu ve düşüncelerin farkına varmak, onları ayrı ayrı ele almaya ve rasyonel (mantıklı) olup olmadıklarına daha tarafsız bakmaya olanak tanıyacaktır. Kişiye sevilemeye değer bir insan olduğu vurgulanmalı, kendi değersizlik hislerinin altında yatan nedenler araştırılmalıdır. Bu noktada önemli olan, hem kişinin geçmişten getirdiği olumsuz algı ve ihtiyaçları belirlemek, hem de bu olumsuz duygularla baş etmesi için daha sağlıklı yollar bulmasına yardım etmektir.

RSS